Yeni Komünizm

12 Nisan “Şakası”, Ataerki ve İfade Özgürlüğü

BAsics

“Kadın düşmanlığının tarihi, binlerce yıl sürdüğü için eşi görülmemiş bir nefretin tarihidir. Öyle bir tarih ki, Aristoteles’i Karındeşen Jack’e, Kral Lear’ı James Bond’a bağlar.”
-Jack Holland

12 Nisan sabahı Türkiye’de başta kadınlar olmak üzere bütün insanlar için sinirleri inanılmaz şekilde bozan, şirazesi kaymış ve bir o kadar da aşağılık tweetlere sahne oldu. Twitter üzerinden bazı kullanıcılar 12 Nisanı ‘’Tecavüz Günü’’ ilan ederek kan donduran; erkek üstünlenmeci, kadın düşmanı ve tecavüzü olumlayan paylaşımlar yaptılar; yetmedi daha sonra bunun ‘’kara mizah’’ olduğunu söylediler. Nitekim yaptıkları şeyin yanlış olduğunu düşünmek bir yana erkek üstünlenmeciliğinin her veçhesinde olduğu gibi kadınları kendilerine tabi olarak görmekte bir beis de bulmuyorlardı.

Her gün en az bir kadının öldürüldüğü, cinsel saldırıya uğradığı ve hemen bütün kadınların sistematik bir şekilde cinsel tacize kaldıkları; erkek egemen ideolojinin başta İslami köktendincilik eli ile hayatın her alanında kök saldığı Türkiye/Kürdistan coğrafyasında bu hadise münferit bir olay olarak görülüp göz ardı edilenebilecek bir olay değildir.

Mizojini ve Bunun En Ağır Yansımaları

Mizojini kadınlara karşı cinsiyet ayrımcılığını, şiddeti, cinsel obje haline getirmeyi de içeren, bütün kadınlara karşı duyulan antipati, düşmanlık ve nefrettir. Mizojini, basit bir şekilde cinsiyetçilikle aynı kefeye konulamaz nitekim cinsiyetçiliğin en grotesk ve şiddetli biçimini ifade eder. Bu cinsiyetçiliğin bir şekilde ‘’daha kabul edilebilir’’ bir şey olduğu anlamına gelmez! Kadına karşı örtük veya aleni; fiziksel veya duygusal şiddetin hiçbir türlüsü kabul edilemez! Öte yandan aralarında, burjuva demokrasisi ve faşist diktatörlük arasında olduğu gibi nitel farklar da vardır. Yani cinsiyetçilik ve mizojini aynı özü paylaşırlar ama nitel olarak da birbirlerinden farklıdırlar. Ataerkil ideoloji kapitalizmden bin yıllarca önce gelişmiş ama kapitalizmin kendinden önceki baskıcı ve sömürücü sistemlerden miras aldığı ve kendisine içkin hale gelen bir fenomendir, bu bağlamda bakıldığında mizojini de tarihi binlerce yılı bulan bir ideolojidir.

Mizojinin yaşatılmasının ve gündelik hayatın bir parçası olarak tekrar tekrar yaratılmasının çeşitli biçimleri vardır ve bu fenomende ‘’iki miadı dolmuşlar’’ çerçevesinde vuku bulur, bir yanda Batı emperyalizminin ‘’evrensel değerlerinin’’ yansıtıldığı kültür endüstrisi ve diğer yanda dinci köktendincilik (bunlar yöresel olan kültürlerle önemli ölçüde iç içe girmişlerdir). Bunu biraz detaylandırmakta fayda vardır.

Mizojinin binlerce yıllık bir ideoloji olduğunu söyledik, tarihe baktığımızda karşımıza mizojini örneklemesine uyan bariz pek çok mit belirir. Bunlardan birisi jus primae noctis yani ilk gece hakkıdır. Bu mite göre Ortaçağ Avrupası’nda bir derebeyi, idaresi altında yaşayan kadınlarla düğünlerinin olduğu gece cinsel ilişkiye girme yetkisine sahiptir. Bir diğer mit ise ‘’bakire arınma mitidir’’, ilk olarak 16. yüzyıl Avrupasında ortaya çıkan bu mite göre bakire bir kızla seks yapmanın cinsel yolla bulaşan hastalıklardan tedavi edeceğine inanılmıştır; mit temellerini şeytanlarla savaşarak saflıklarını koruma görevi üstlenen bakire şehitlerin olduğu Hristiyan köktendinciliğinden alır; günümüzde bu mit varlığını özellikle Güney Afrika ve Sahra altı Afrika’da HIV pozitif erkeklerin çocuklara ve engellilere tecavüz ederek tedavi olacaklarını düşünmeleriyle varlığını sürdürmektedir. Özellikle feodalizmin baskın örgütleyici sistem olduğu çağlarda kadınların cadı olarak yakılmasına kadar bu tarihsel mitlerin pek çok anlatısına yer verilebilir. [i]

Ancak mizojini salt geçmişe özgü bir ideoloji değildir, günümüzde kadın sünnetinden, ‘’düzeltici’’ tecavüze, göğüs ütülemeye, cinsel köleliğe, gündelik hayatında bir parçası haline getirilen pornografiye dek pek çok pratiği bulunmaktadır. [ii]

Kapitalizminin Dinamiklerinin En Çirkin Tasavvurları

Yazımızın başında da söylediğimiz üzere 12 Nisan günü yaşanan bu aşağılık olay münferit değildir aksine; bu ve benzeri söylemler, pratikler kapitalist-emperyalist sistemin dinamiklerinin en çirkin dışavurumlarıdırlar. Tıpkı homofobinin, trans cinayetlerinin, ırkçılığın ve nefret suçlarının her birisi gibi mizojini de bu tasavvurlardan sadece bir tanesi olduğu gibi başlı başına kapitalizmin kara gölgesi üzerinde yaşamamak için de yeterli bir nedendir.

Bu tasavvurlar en temelde toplumun örgütlenme biçimiyle alakalıdırlar, kapitalist-emperyalizmde tıpkı feodalizm gibi bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Örneğin bu bağlamda bakıldığında antisemitizm kapitalist üretim dinamiklerinin bir yaratımı değildir, antisemitizmin kökleri Roma İmparatorluğuna kadar uzanır nitekim burada belirleyici olan Roma İmparatorluğunda toplumun örgütlenmesi, bu örgütlenmeyi güdüleyen üretim biçimi ve meta değiş-tokuşunun dinamikleri, bu örgütlenmeye bağlı olarak gelişen düşünüş biçimleri, baskın sınıfların ahlakı, fikirleri ve bunların toplumdaki tezahürleri bütün bunlarla beraber hakim sınıfların çıkarlarıdır. Antisemitizm de toplumun örgütlenme biçimlerinin değiştiği farklı çağlar boyunca bu örgütlenme biçimlerince miras alınmış, yukarıda bahsedilen bütün bu fenomenlere tekabül ettiği ölçüde baskın bir ideoloji olarak kendisini hissettirmiştir. Ancak şunu belirtmekte bir sakınca yoktur ki, antisemitizmin en grotesk biçimi, en az 6 milyon Yahudi’yi katleden Hitler faşizmi ile yaşanmıştır. Hitler faşizmi ise kapitalist-emperyalist üretim dinamikleri ve buna tekabül eden üstyapı aygıtlarının bir ürünüdür. İşte tam da bu bağlamda mizojini gibi aşağılık bir fenomene yaklaşımımız da aynı metodu içermelidir; bunun yukarıdaki bütün şeylerle olan ilişkisi, bunun kapitalist sisteme bu halde içkin olması ve kapitalist-emperyalizmde en grotesk biçimlerde tasavvurları.

Kültür Endüstrisi* ve Sosyal Medyada Mizojini

Baskın olan ideoloji ve baskın olan üretim dinamikleri belirli bir düşüncenin ve siyasanın normatifliğinde belirleyici olandır. Örneğin köleci toplumlarda köle sahibi olmak ve köle emeği ile üretilen meta toplumsal olarak kabul edilebilir ve ‘’normaldir’’. Veya feodal toplumda derebeylerine tabi olan serfler baskın siyasalara tekabül etmekte oldukları için gayet ‘’normal’’ görülmüşlerdir. Ancak üretim dinamiklerinin belirgin ölçüde değişerek evrilmeye başladığı Amerika’da köleci ekonomi Kuzey burjuvazisi tarafından bir alternatif olarak görülmemiş, keskinleşen bütün çelişkiler bir İç Savaş’ın patlamasıyla çözülmüştür. Mizojini ise bütün bu toplumsal örgütlenme biçimlerinde kendisine yer bulmuş ve kendisini bunlara içkin halde tutmuştur. Bugünse küresel bir sistem olan kapitalist-emperyalist sisteme içkindir ve kapitalist-emperyalist sistem devrilmediği müddetçe de bu içkinlik kendisini korumaya ve kimi biçimlerde güçlendirmeye devam edecektir.

Yazımızın başında mizojinin mevcudiyetinin gündelik hayatta devamlı olarak kendisine yer bulduğunu ve kendisini tekrar tekrar yaratarak normalleştirdiğinden bahsetmiştik, bu durumun farklı veçheleri vardır. Mizojini başta rap müzik olmak üzere müziğin farklı türlerinde kendisine yer bulur ve özellikle rap müziğinde baskın olarak vardır. Örneğin Rolling Stones grubunun 1976 yılında çıkan albümünün reklam resminde sandalyeye bağlanmış ve dövülmüş bir kadın varken, tanınmış rapçi Ice Cube’ün sadece birkaç şarkısına bakmak, ‘’fahişe’’, ‘’sürtük’’ ve ‘’tecavüz’’ kelimelerinin ne sıklıkla kullanıldığını görmek bu konuda bir fikir edinmeye yardımcı olacaktır. Açık mizojini genelde kapalı/örtük bir mizojini ile kadın bedeninin endüstri içerisinde tamamen metalaşması ve sözde olumlanması üzerinden yaratılan metalar ile de sürdürülür, kadın ve kadın bedenine ait yaratılan bu imaj topluma en başta pornografi ve reklamcılık aracılığıyla devamlı olarak pompalanır; buna maruz kalmamak mümkün değildir. Televizyon, sinema, video oyunları ve video-iletişim mecralarında mizojini genelde aleni olarak karşımıza çıkar; gerici şarkıların video kliplerinden, ana akım filmlere, buradan kitlelerin gündelik hayatında yer bulan pembe dizilere ve pek çok video oyununa kadar karşımıza çıkar. Kadın düşmanlığı ve nefreti her yerden çağlarcasına akmaktadır. Bu kadar grotesk olan bir şey örneğin tecavüz, pornografi sunan web sitelerinde bir kategori olarak yerini alır, insanlar para vererek/ya da vermeyerek bir kadının aşağılanarak bir erkeğe tabi kılınmasını, bedeninin şiddet ile tahakküm altına alınmasını izleyebilir ve baskın olan siyasalar ve ideolojinin etkisiyle bunu olumlayabilir ve hatta bunun özgürlükleri olduğunu abes bir şekilde savunabilirler. [iii]

Mizah ve İfade Özgürlüğü

12 Nisan’da yapılan mizojinist paylaşımlara başta kadınlar olmak üzere toplumun ilerici kesimleri sert tepkiler gösterdi, kullanıcıları teşhir etti ve kınadı. Ancak burada çok problemli olan bir nokta daha vardı ki o da bu şirazesi kaymış paylaşımları yapan mahlukatların bu yaptıklarında bir yanlış olduğunu düşünmüyor, bunun ‘’kara mizah’’ ve ‘’ifade özgürlükleri’’ olduğunu söylüyor olmalarıydı, hatta kendilerini teşhir edenlere de sosyal medya üzerinden aymazca saldırmaları da bu yüzdendir.

Burada değerlendirilmesi gereken iki önemli durum vardır. Bunlardan birincisi Türkiye’de faşizmin niteliğini belirleyen Türkçü/İslamcı faşizmin açık bir şekilde erkek üstünlükçü bir ideolojiye sahip olması ve bu erkek üstünlenmeciliğinin toplumdaki etkisinin korkunç seviyelerde olmasıdır, bu büyük ölçüde ifadesini şeriat nezdinde bir dünya tahayyül eden İslami köktendinciliğin savunucularının söylemlerine içkin iken rejimin ve temsil ettiği ideolojinin farklı savunucularının söylemlerine de içkindir. Öte yandan mizojinist söylem tamamen Türkçü/İslamcı faşist rejimle alakalı da değildir -rejim bunun uygulanmasını, söylemini ve pratiklerini nitel olarak etkilese de- burada bir ikinci durum belirir, toplumdaki diğer baskın ideolojilerin ve düşünüş biçimlerinin yansımalarıdır bunlar. Bir önceki paragrafta bunun çeşitli veçhelerine değinilmişti, bunların içselleştirilmesinin söylemden pratiğe geçirilmesinin tezahürü ise 12 Nisan’da yapılan paylaşımlardır. Ve tabii ki bunlarla beraber bir başka mesele de tartışmaya açılmalıdır. Bu bir ‘’mizah’’ mıdır veya ifade özgürlüğü olarak kabul edilebilir mi? Basitçe cevaplayalım: Hayır. Mizojini, homofobi, ırkçılık, zenofobi (yabancı düşmanlığı), cinsiyetçilik, ayrımcılık söylemleri sadece söylemsel değillerdir semantik olarak nefrete ve kine bağlıdırlar, söylemleri pratiğe içkindir, içkin olmasıyla beraber bu durum insanlığı büyük acılara ve dehşetlere mahkum eden zincirlerin halkalarıdırlar.

İkincil olarak ise insanlık düşmanı bu söylemler ifade özgürlüğünün kapsamında değildir, bunun sebebi de bizatihi özgürlük kelimesinin konseptleştirilmesinden kaynaklanır. Özgürlük kendinden var olan idealist bir kavramsallaştırma ya da öznenin subjektif duyularının ürünü bir şey değildir, özgürlük en yalın haliyle zorunluluğun dönüştürülmesi olduğu gibi özgürlük üzerine yapılacak tartışma temellerini maddi dünyadan almak zorundadır. İşte tam da bu nedenle öznenin insanlık düşmanı fikirlerini paylaşması, kendisini bu nefret söyleminin içerisinde konuşlandırarak bu insanlık suçunun söylemini devamlı bir şekilde yaratmaya devam etmesi; başlı başına söylemsel olanın pratikleşmesi anlamına gelir ve kabul edilebilir değildir. 12 Nisan’da bu paylaşımları yapanlar ‘’mizah’’ yapmadıkları, ifade özgürlüklerini kullanmadıkları gibi insanlık suçlarının, nefret suçlarının en aşağılıklarından birisini de işlemişlerdir.


Referanslar:

[i] İlk gece hakkının gerçekten olup olmadığı o dönemin tarihçileri arasında süregiden bir tartışmadır, kimi tarihçilere göre bu hak varolmamakla beraber Fransız Devrimi sonrası feodalizmin değerlerinin kötülenmesi için eğitimlerde kullanılmaya devam etmiştir. Olmadığını iddia eden tarihçilerin bir kısmı meseleyi resmi kaynak azlığına dayandırsalar da dönem içerisinde bulunan pek çok ikincil kaynak da bu hakkın olduğuna işaret etmektedir. Popüler kültür içerisinde Cesur Yürek gibi filmlerde bu mesele kendisine yer bulmuştur.

[ii] Düzeltici tecavüz (İng. Corrective rape) kişinin cinsel oryantasyonunun tecavüz ile düzeltilebileceği şeklindeki kuruntudur. Feodal bir ideolojiyi imlemekle beraber başta Güney Afrika, Lesotho olmak üzere pek çok ülkede yaygın bir uygulamadır. İlk kez uluslararası medyanın dikkatini çekmesi 2009 yılında Güney Afrika futbol takımından lezbiyen kadın bir oyuncunun tecavüz edilerek öldürülmesi sonucu olmuştur. Mağdurların çoğu yetkililere bildirmekten çekindikleri gibi kimi aileler de yapılan bu dehşeti onayladığı için tam olarak elimizde yeterli bir veri bulunmamaktadır. Göğüs ütüleme ise ergenlikle beraber kız çocuklarının göğüslerinin büyümesine karşılık göğüslerinin bastırılması ile durdurulmaya çalışılmasıdır. Kamerun’da nüfusun %25’inin bu uygulmaya maruz kaldığı belirtilirken Afrika ülkelerinin kimilerinde ailelerin kızlarını tecavüzden ’’korumak’’ için bu uygulamaya başvurdukları söylenmektedir. Bkz. https://www.vice.com/en/article/4wbqdj/cameroon-tradition-flattening-chests-876

[iii] Bununla ilgili daha detaylı bir inceleme için bkz. Avakian, B. (2014). Break all the chains!: Bob Avakian on the emancipation of women and the communist revolution. Chicago, IL: RCP Publications.  

*Kültür endüstrisi kavramı başta Adorno ve Horkheimer tarafından kullanıma sokulmuş, Frankfurt Okulu içerisinde kullanılan yaygın bir ifadedir. Temelde altyapı-üstyapı arasındaki ayrışımın yerine yeni bir durum tespiti olarak altyapı-üstyapı kaynaşmasını önerir. Biz bu görüşe katılmasak ve altyapı-üstyapı arasındaki ilişki başta Mao Zedong ve daha sonra Bob Avakian tarafından çok daha diyalektik bir temelde ele alınmış olsa da, kültür endüstrisi kavramı burada daha ziyade herhangi bir kültür ürününün meta haline gelirken kültürün kendisinin aslında endüstrileşmesi ve bu sırada bu üretimin ve dağıtımın kapitalist sistemin kendisini meşrulaştırdığını, yeniden yarattığını ortaya koyar. Kavramsallaştırmanın aslında altyapı-üstyapı ilişkisinde istemsizce bir indirgemeci poizsyon almasına rağmen özellikle üretim ve tüketim sürecinde yabancılaşmanın nasıl olduğunu ele alması bağlamında değerlidir.

"Teori ideolojinin en dinamik faktörüdür" - Zhang Chunqiao

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER