Yeni Komünizm

3 Alternatif Dünya

İnsanların değiştirmeye çalıştığı, özellikle de toplumun sosyalist dönüşümünü gerçekleştirmeye çalıştığı dünyanın bugünkü var olan durumuna yönelik, temelde üç alternatifin bulunduğunu görüyorum. İlki dünyanın şu anki mevcut hali. Bu konuda yeterince şey zaten söylendi [Gülüşmeler]

İkincisi, bir anlamda harfi harfine ve mekanik şekilde dünyayı altüst etmektir. Başka bir deyişle, şu an sömürülen insanlar artık aynı şekilde sömürülmeyecekler, şu an bu toplumu yöneten insanların toplumu önemli ölçüde yönetmeleri veya etkilemeleri önlenecektir. Toplumun temel ekonomik yapısı değişecek, bazı sosyal ilişkiler değişecek ve bazı siyasi yönetim biçimleri değişecek, bazı kültür ve ideoloji biçimleri değişecek, fakat temel halk kitleleri toplumu birbiri ardına giderek artan şekildeki atılımlarla gerçekten dönüştürme sürecinde bulunmayacaktır. Bu gerçekten revizyonist bir toplumun vizyonudur. Sovyetler Birliği, ismen sosyalist fakat özünde kapitalist ve emperyalist, revizyonist bir topluma dönüştüğü günlerde, insan haklarına yönelik sözde veya gerçek olan ihlallerinden ötürü eleştiriler geldiğinde sıklıkla şu şekilde yanıt verilirdi: “Batıda yaşayan biri olarak sen kim oluyorsun da insan haklarından bahsediyorsun – kendi toplumunuzdaki işsiz insanlara bir bakın önce, bir işe sahip olmaktan daha temel nasıl bir insan hakkı olabilir ki?”

Peki, haklılık payları var mıydı? Evet, bir noktaya kadar vardı. Ancak temelde öne sürdükleri şey, esas olarak halk kitlelerinin rolünün kapitalizmin klasik biçiminden farklı olmadığı bir çeşit sosyal refah toplumunun vizyonundan yansıyanlardı. İnsan haklarına yönelik verilecek yanıt, bir iş sahibi olma ve gelir elde etme hakkına indirgenemez. Kapitalist toplumdan gerçekten üstün olacak bir toplum için, toplumu yalnızca ekonomik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal, siyasi, ideolojik ve kültürel alanlarda gerçekten her yönden dönüştürecek miyiz şeklindeki bir soru ortada durmaktadır. Yalnızca halk kitlelerinin ihtiyaçlarını karşılayan bir toplum değil, aynı zamanda kitlelerin artan şekilde bilinçli ifadeleri ve inisiyatifiyle karakterize olacak bir toplum…

Bu durum, yalnızca bir tür sosyal refahtan, halk kitlelerinin rolünün halen büyük ölçüde zenginlik üreticilerine indirgendiği, halkın devlet meseleleri, toplumun yönü, kültür, felsefe, bilim, sanat vb. ile ilgili daha büyük meselelerin çözümünde yer almadıkları, ismen sosyalist fakat özünde aslen kapitalist olan bir toplumdan çok daha temel bir dönüşümdür. Revizyonist model, dar ve ekonomist bir sosyalizm görüşüdür. İnsanları yalnızca yaptıkları faaliyete ve toplumun ekonomi alanına indirger ve bununla sınırlandırır, insanların sosyal refahını yalnızca ekonomi ile ilişkili görür. Halkın dünya görüşünü çevrelerindeki dünya ile birlikte dönüştürmeyi düşünmez.

İnsanlara aynı görüşün aşılandığı ve dikte edildiği böylesi bir toplumla yeni bir topluma ve yeni bir dünyaya sahip olamazsınız. Eğer insanlar halen şimdi olduğu gibi, yani koşullu, sınırlı ve zoraki şekilde yani aynı şekilde dünyaya yaklaşıyorlarsa, toplumun gerçekten devrimci dönüşümünü gerçekleştiremez ve toplumsal, ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki eşitsizlikleri ortadan kaldıramazsınız. Eğer halk kitlelerinin bakış açıları ve dünyaya yaklaşımları, bu sistemde olduğu gibi aynı şekilde kalırsa, dünyayı bilinçli bir şekilde değiştirme görevini nasıl üstlenebilirler? Bu imkansızdır ve bu durum, bahsettiğim toplumun her alanında büyük eşitsizlikleri yeniden üretecektir.

Üçüncü alternatif ise gerçek bir kökten kopuştur. Marx ve Engels, Komünist Manifesto’da, komünist devrimin geleneksel mülkiyet ilişkileri ve geleneksel fikirlerden radikal bir kopuş olduğunu söylediler. Biri olmadan diğeri de mümkün değildir. Bunlar bir şekilde karşılıklı olarak birbirlerini pekiştirirler.

Kadınların temel rolünün çocuk doğurmak olduğu bir topluma sahipseniz, kadınlarla erkekler arasında eşitliğin bulunacağı bir topluma nasıl sahip olacaksınız? Olamazsınız. Ve eğer bu rolü pekiştiren geleneklere, ahlâka vb. hücum etmez ve bunları ortadan kaldırmazsanız, kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkileri nasıl dönüştürebilirsiniz? Buradaki toplumda ezenle ezilen, sömürenle sömürülen şeklindeki ayrışmalardan kaynaklı köklü eşitsizlikleri nasıl ortadan kaldırabilirsiniz? Kaldıramazsınız.

Dolayısıyla, üçüncü alternatif her alanda gerçek bir kökten kopuş ve kökten farklı bir sentez ortaya koymaktır. Ya da başka bir deyişle, insanların büyük çoğunluğunun içinde yaşamak isteyecekleri bir toplum ve dünyadır. İnsanların bir sonraki yemeklerini nereden temin edecekleri konusunda endişelenmek zorunda kalmayacakları, hasta olduklarında kendilerine ödeme yapamadıkları için sağlık hizmeti verilemeyeceğinin söylenmeyeceği, gerçekten içinde faaliyet yürütecekleri, tartışacakları, gittikçe artan bir şekilde kendi alanlarını toplumun bütün farklı kesimlerini oluşturan alanlardan biri yapacakları bir toplum ve dünya…

Bu tür bir topluma ve bu tür bir dünyaya ulaşmak çok derin bir meydan okumayı gerektirir. Ekonomide mülkiyetin şeklini değiştirerek bu temelde insanların sosyal refahının sağlanacağını sanmaktan çok daha derin bir şeydir; halk kitleleri için bununla ilgilenecek insanlarınız bulunsa da bilimin tüm alanları, sanatlar, felsefe ve geri kalan her şey temelde çok az kişinin alanıdır, ve siyasi karar alma süreci birkaç kişinin alanında kalmaya devam etmektedir.

Bunun ötesine gerçekten sıçramak, Rus devriminden başlattığımız (çok kısa ömürlü ve sınırlı olan Paris Komünü’nün tecrübesini saymıyorum) ve Çin devrimi ve özellikle de Kültür Devrimi ile en üst noktasına ulaşan -ancak geçici olarak geriye itildiğimiz- muazzam ve tarihi önemde bir mücadeledir.

Bu yüzden, tüm bu deneyimlerin derin bir özetine dayanarak ileriye doğru bir sıçrama daha gerçekleştirmemiz gerekiyor. Geçmişin en iyi yönlerini alarak ancak bunun da ötesine geçerek ve gelecekte daha iyisini yapmak için yüzleşmemiz ve geliştirmemiz gereken bazı çok gerçek ve sıkıntılı problemlerimiz bulunuyor.

Şimdi bu bağlamda totaliterlik hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Burada bir ilave olarak, Stalin’in, Lenin’in ya da Mao’nun ruh haline yönelik sayısız kitabın okunabilmesini oldukça ilginç buluyorum – “Bu insanların dengesiz zihinlerinden geçen neydi de tüm dünyayı kendi delirmiş imajları üzerinden yeniden kurmaya yöneldiler, ve bazı büyük ahlaki iyilikler için insanlığa müdahale edip felaket getirdiler?” [kahkahalar] Bu şekilde kaç kitap gördüğümü inanın bilmiyorum. Fakat daha önce hiç -belki de biraz vardır fakat ben hiç görmedim- Thomas Jefferson’un veya George Washington’un dengesiz zihinleriyle [kahkahalar] ilgili şöyle diyen bir çalışma görmedim: “Bir insan nasıl olur da, ‘yalnızca genel olarak insanlığa değil, aynı zamanda efendisi olduğum diğer insanlara da fayda sağlıyorum’ diyebilen kendi aklına inanmaya başlar? [kahkahalar] Burada ne derinlikte bir ruhsal dengesizlik mevcuttur? [kahkahalar] Başka insanlara sahip olmaktan daha totaliter bir şey ne olabilir?”

Ya da çok sayıda çocuk da dahil olmak üzere milyonlarca insanı öldüren Lyndon Johnson veya Ronald Reagan’ın zihinlerindeki dengesizliğin derinliği üzerine yapılan çalışmalara ne dersiniz? “Çocukluklarında veya yaşamlarında bir yerde bir şeyler yanlış gitmiş olmalı? [kahkahalar] Tepedeki parlayan şehir adına ya da her neyse [gülüşmeler], binlerce ve milyonlarca masum insanı katletme hakkı ve yükümlülüğüne sahip olduklarına inanmaları için bu kişiler hangi dengesizce fikirleri bir şekilde içselleştirdiler? ”

Böylesi çalışmaları hiç görmedim. New York Times Kitap İnceleme bölümünde onlar hakkında bir şey de okumadım. [Kahkahalar]

Yine de, ideologlar ve emperyalistler tarafından yönlendirilen “entelektüel kamp takipçileri” tarafından totaliterlik hakkında ortaya atılan bazı gerçek soruların ele alınması gerekir. Özellikle, totaliter olarak adlandırdıkları gerçekte proletarya diktatörlüğü olan bir toplumda, toplumda yer alabilmek için öncelikle herkesin dile getirmek durumunda olduğu resmi bir idelojinin varlığından söz ederler. Ve bu topluma ayak uydurmak ve başlarını belaya sokmamak için herkesin benimsemesi gereken resmi bir politika vardır. Peki buna ne diyeceksiniz?

Bu temel olarak, sosyalist toplumlarda neler olup bittiğinin çarpıtılmış bir şeklidir: Öncelikle bu devrimler niçin gerekliydi, neyi başarmak ve üstesinden gelmek istediler ve bunu nasıl yapmaya çalıştılar. Gerçek şu ki, kapitalist toplumda (ve kesin olarak feodal toplumda) büyük halk kitlelerinin, resmi politikaya, devletin işleyişine ve toplumun yönünü fiilen etkileyecek meselelere gerçekten etkin bir şekilde dahil olmaları yasaklanmıştır. Ve bu kitleler kendilerini kısıtlayan -onları cesaretsiz kılan ve aktif olarak önlerini tıkayan- dünyayı olduğu gibi kavramalarını ve bilinçli olarak değiştirmelerini engelleyen bir bakış açısı, metodoloji ve ideoloji ile aşılanırlar. Sosyalist devrimlerin değiştirmeye çalıştığı, ekonomide ve toplumsal ilişkilerde köklü değişimler meydana getirmeye çalıştığı şey de tam olarak budur.

Peki ya herkesin bilmesi gereken bu resmi ideoloji meselesi? Evet, şu ana kadarki sosyalist toplumların tarihinden ve proletarya diktatörlüğünden bu konuyu özetleyebilecek pek çok şey olduğunu düşünüyorum.

Parti meselesiyle ilgili olarak, iki şeyin kesinlikle doğru olduğunu düşünüyorum. Birincisi, bu devrime öncülük etmek ve yeni devlete liderlik etmek için öncü bir partiye ihtiyacınız olduğudur. İkincisi, bu parti onu birleştiren bir ideolojiye, insanların bilinçli olarak gerçekliği değiştirmelerini sağlayacak ve bunu doğru bir şekilde yansıtacak bir ideolojiye, yani komünist ideolojiye sahip olmalıdır.

Ancak daha geniş anlamda, toplumdaki herkesin bu ideolojiyi benimsemesi zorunlu mu? Hayır değil. Bu ideolojiye ikna olanlar onu benimsemeli ve bunun için mücadele etmelidir. Buna ikna olmayanlar da kendi düşüncelerini söylemeliler. Buna hiç katılmayan kişiler de kendi düşüncelerini söylemeliler. Ve bir mücadele olmalı. İnsanların hakikate ulaşmaları ve ilgi alanlarına göre bir şeyler yapmalarını sağlayacak doğru bir ideolojinin önderlik etmesi gerekiyor, fakat bu durum herkesin bunu savunması gerektiği anlamına da gelmiyor. Bu benim görüşüm. Fakat bu konu biraz daha inceleme yapmaya, araştırmaya ve cebelleşmeye değer bir meseledir.


Dipnotlar

1. Bu kesit, Diktatörlük ve Demokrasi ve Komünizme Sosyalist Geçiş konuşmalarından alıntılanmıştır. Düzenlenmiş metin revcom.us web sitesinde mevcuttur. Bu kesit 31 Ekim 2004 tarihinde Revolutionary Worker #1257 [şimdiki Revolution] yayınlanmıştır.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

1 Yorum

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER