Yeni Komünizm

31 Mart Yerel Seçimlerinin Ardından

Editörün Notu: Bu makale, 31 Mart 2019 Pazar günü Türkiye’de gerçekleştirilen yerel seçimler ardından beliren manzaraya yönelik yazılmıştır. Seçimlerin halk kitleleri üzerindeki etkisi ve Türkiye’deki egemen sınıfların güncel konumlanmalarına yönelik yeni komünizm taraftarlarının analizleri ilerleyen süreçte devam edecektir.


Hakim sınıflar tarafından, baskı ve sömürünün adeta halka onaylatılıp, meşrulaştırılmasından başka bir şey ifade etmeyen bir seçim aldatmacası daha nihayetinde sona erdi. 16 senedir adım adım İslami ideolojisini topluma empoze eden Erdoğan ve AKP’si bir kez daha bu seçimin “kazananı”, karşısında mevzilenen diğer hakim sınıf partileri ise seçimin “kaybedeni” oldu. Aslında emperyalist sermayenin gazetesi Financial Times, 21 Mart’ta malumu ilan etmiş ve “31 Mart’taki yerel seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde seçimsiz geçecek dört yıl gibi bir süre olduğunu” duyurmuştu.

Seçim sonuçlarına yakından bakıldığında, her ne kadar komünist bilince ve gerçek bir devrimin gerekliliğine yönelik belirgin bir kavrayışa sahip olmasalar da, toplumda hatırı sayılır ölçüde  (yaklaşık 10 milyon kişilik) rejimden memnun olmayan önemli bir kesimin, “ne değişecek ki?” diyerek sandık başına gitmediği ve seçimleri bireysel temelde de olsa “boykot” ettiği görülmektedir. Bu gözardı edilmemesi gereken önemli bir gelişmedir.  Seçimlerin bir diğer önemli göstergesi, AKP-MHP ittifakının bütün devlet gücüne, baskısına ve tehdidine rağmen yerelde iktidarını artık zar zor muhafaza edebilme “başarısıdır”.

Öte yandan dikkat edilmesi gereken bir durum, genel olarak Kürdistan’da “seküler” ve “Kürt milli” oylarının HDP nezdinde düşüş göstermesidir. “İslami” ve “Kürt milli” oyları ise AKP, HDP ve Saadet Partisi arasında paylaşılmıştır. Bunun yegane nedeni, devletin geçtiğimiz dönemde buradaki belediyelere kayyum atayarak gasp etmesi ve her zaman önemli bir etken olan Kürdistan’daki mevcut terörünü sürdürmüş olması değildir. Aşiret ve toprak ağalığından Kürdistan kompradorluğuna terfi eden sınıfların, bölgedeki gerici otoritelerini, yüzlerini tekrar döndükleri Ankara lehinde kullanmaları da bir başka “eksen” kaymasıdır. Özellikle “hendekler” sonrası alınan ağır siyasi yenilginin HDP’yi destekleyen orta ve alt sınıflar arasında Kürt milli hareketine karşı ciddi bir hoşnutsuzluğa neden olduğu göz ardı edilmemelidir. Burada kaygı verici en önemli husus Kürdistan’da, milli aktörden boşalan siyasi arenanın siyasal İslamcı aktör(ler) tarafından dolduruluyor olmasıdır.

Seçimin ortaya koyduğu bir başka gerçek ise, her seçim sonucundan sonra artık aşina olunan, Türkiye haritasının batısı olarak bilinen Ege ve Akdeniz kıyı şeridinde “kırmızı” renkle tasvir edilen CHP’li bölgeler hinterlandına, İstanbul ve Ankara gibi AKP’nin yerleşik eski kalelerinin de eklenmiş olmasıdır. CHP bu süreçte, MHP ve muhafazar çevrelerden gelen sağcı adaylarıyla, başta HDP olmak üzere “solun” da desteğini arkasına alarak bu büyük kentleri ele geçirmiş durumdadır.

Tüm bu sonuçlar, umudunu seçime ve hakim sınıf partilerine bağlamış, kendini iktidara karşı muhalif olarak tanımlayan fakat gerçek kurtuluş konusunda en ufak bir bilgisi ve kavrayışı bulunmayan insanlar arasında kâh müthiş bir coşkuya, kâh derin bir hayal kırıklığına neden olmuştur. Ve gene bu ortamda -kimileri düzenin meşruluğunun krize girmemesi için, kimileri de tercihini doğrudan bu mekanizmadan yana kullandığı için- Türkiye hakim sınıflarının kahir ekseriyetinin şimdilik bir dizi çelişkiden ötürü arkasında durduğu Erdoğan ve onun rejimi, “yerel seçimler” sayesinde bir kez daha elde ettiği meşruiyetle, içeride insanı çileden çıkartan muazzam faşist bir baskı, dışarıda da gericiliğini, asalaklığını ve saldırganlığını cisimleştirdiği Osmanlıcılık ihtirasıyla dolu dizgin bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yılına doğru koşmaktadır.

Bundan Sonra Ne Olacak?

“Bundan sonra ne olacak?” sorusu, kapitalist üretim ilişkilerinin atomize edip sınıflara böldüğü bütün bir toplumu baştan aşağı meşgul etmektedir. Her sınıf bu soruyu kendi penceresinden bakarak cevaplamaya çalışmaktadır.

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında İshak Baran’ın şu isabetli tespitini bir kez daha hatırlayalım:

“AKP’nin İslamist siyasetin partisi olarak ortaya çıkması, ve partinin siyasi kurumlar ve toplum üzerindeki hükmünün pekiştirilmesi ve köklü tahkimatı, kapitalizm-emperyalizmin temel dinamiği üzerinden gerçekleşmiştir – küreselleşmenin ‘modern’ kapitalist gelişmeyi ilerleten aman vermez güdüsü, ve bunun geleneksel değerler ve dinci ideolojinin yeniden güçlenmesinin kışkırtılmasına götüren gelişmelere yol açması, AKP’nin ‘dindarlık siyaseti’ni beslemesi. Emperyalizm ile elele vererek palazlanmış olan AKP ‘serbest piyasa’ kapitalizmini savunmuş ve bununla gelişip boy atmıştı, ancak iktidar ele geçirme güdüsü ile seferberlik, etrafında topladığı siyasi güçlerin ideolojik dirayet sahibi olmalarının sağlanması ve halkın bazı kesimlerine etkin tarzda hitap edebilmesi, bu bir ve aynı kapitalist gelişmenin temellerini alttan oymakta olduğu dini ideolojiye (İslam’a) ısrarla dayandırılmaktadır. Başka bir deyişle, mutaassıp ve gerici romantik savunması ve propagandası yapılan, geleneksel yaşam tarzının temellerini bilfiil alttan alta oyan, bizzat AKP ve onun temsil ettiği eski ve yeni kapitalist girişimcilerin geniş kesimlerinin, içinde daha büyük bir yer ve rol elde etmek için can attıkları kapitalist dünya düzeninin dinamiğinin ta kendisidir.”

Baran’ın AKP hakkındaki saptamasını akılda tutarak, ne zamandan beri, yerel seçimler öncesi iktidar mahfillerinden verilen demeçlere bakıldığında, gelişmeler ve gidişat, kapitalist emperyalist sistemin dünya çapında kızışan çelişkileri, bu çelişkilerin Ortadoğu ve Türkiye’deki yansımalarından hareketle, İslamcı-Kemalist kutuplaşmasınının dinamik bir tezahürü olarak, seçim sonrasında rejimin, “güçlü devlet olmak” ve “istikrar” sağlamak için “iki partili bir sisteme” doğru gittiğini göstermektedir. Adeta bir piramide benzeyen bu “iki partili sistemin” bir tarafında AKP, diğer tarafta ise CHP yer alacaktır. Hakim sınıflar arasındaki ayrışımı yansıtan 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’yle başlayan ikili ittifak cephesinin geleceği, gidişatın bu piramide doğru evrildiği yolundadır. Zira bu evrilişin “Cumhur İttifakı” içerisindeki Türkçü MHP’yi ve İslamcı-Türkçü BBP’yi AKP içerisinde eritmesi; “Millet İttifakı”nın Türkçü İYİ Parti’yi, İslamcı Saadet Partisi’ni ve gayri resmi destekçisi HDP’yi de, CHP içerisinde eritmesi çok büyük olasılıktır. Egemen sınıfların umudu, ister AKP ile olsun, ister CHP ile olsun, sömürücü ve baskıcı rejimlerini 2071 Türkiyesine taşıyabilmektir.

Ancak, her ne kadar rejim içeride Kürtleri, kadınları ve kendisine hınç bilemiş diğer toplum kesimlerini muazzam bir faşizmle ve İslami gerici ideolojisiyle baskı altında tutsa, Osmanlıcılık ihtiraslarıyla Suriye topraklarının onbir bin metre karesini işgal etmiş olsa, övündüğü ama her geçen gün eriyen hazinesine bulduğu sıcak paralar ve dış yatırımlarla “ekonomik krizin” şimdilik üstesinden geldiğini düşünse de, bu “iki partili” piramidin kendisi devasa bir barut fıçısının üzerinde kurulmaktadır. Dünyada ve özel olarak da Ortodoğu düzleminde, emperyalistlerin ve bölgedeki gerici rejimlerin kendi aralarındaki amansız rekabeti ve bu rekabetten kaynaklanan emperyalist üretim dinamiğinin anarşik yapısı isteklerden, arzulardan bağımsız bir şekilde işlemektedir. Tüm bu canavarlar kendilerini bu anarşik anafora kaptırmış durumdadır. Yapılacak hiçbir ittifakın, cakası satılacak hiçbir kabadayılığın belirsizlikleri ve tesadüfleri kendi içinde barındıran bu anarşik dinamikten kendisini kurtarabilmesi mümkün değildir. Zira hepsi aynı kapitalist üretim ilişkilerinin, aynı emperyalist ve gerici ideolojilerin hem ürünü hem de çelişkisidirler. Egemen sınıflar elbette ayakta kalmak ve yaşamak için var güçleriyle baskı ve sömürüye ve canavarca uygulamalarına devam edeceklerdir. Ancak bunu yaparken toprağa ektikleri binlerce çelişki onların sonunu getirebilecek fay hatlarına, gerçek bir kurtuluşu sağlayacak gerçek ve kökten bir devrim için de potansiyellere sahiptir. O potansiyelin varlığını idrak etmek, bu dinamikleri devrim için güçlü ve gerekli bir seferberliğe dönüştürmek günümüz dünyasının en öncelikli görevidir.

Gerçek Bir Devrim İçin…

Bob Avakian’ın mimarı olduğu yeni komünizmin taraftarları olan bizler, dilimizin döndüğünce, elimizden geldiğince Gezi döneminden bu yana bu rejimin ve onun seçim aldatmacasının mahiyetini anlatmaya, halk kitlelerinin gerçek çıkarlarını savunmaya çalıştık. Bu rejimin, bu kapitalist sömürü ve baskı düzeninin reform edilemeyeceğini, bilakis bu kan emici canavar sistemin temelden yıkılmak zorunda olduğunu açık açık söyledik.

Seçimlere dair daha dün yazdıklarımızın mürekkebi kurumadan, yaptığımız tespitler bugün bir kez daha kendisini ispat etti. Bir kesim dikkat çektiğimiz gerçeklere ve devrimin örgütlenmesinin acil gerekliliğine dair tespitlerimize gülüp geçti, kimileri ise bilinçli şekilde görmezden geldi. Kimseye bu yüzden öfke duymuyor ve kin beslemiyoruz. Çünkü insanlığın gerçek kurtuluşu için çıktığımız komünizm yolunda, bir avuç sömürücü hariç, halk kitlelerini oluşturan farklı sınıfların, nesilden nesile aktarılan yanlış tecrübelerden, gelenek-göreneklerden ve kendilerine bu toplum ve ideolojik aygıtları tarafından sistemli olarak empoze edilen fikirler ve önkabullerden ötürü bu şekilde davrandıklarını bilmekteyiz. Ve yine bu fikirlerle ve bu fikir ve tutumların kaynaklarını oluşturan kapitalist-emperyalist sistemin mekanizmaları ile kararlı şekilde mücadele ederek, her seferinde kitlelere önderlik etmek zorunda olduğumuzu da bilmekteyiz. Bugün karşı karşıya olduğumuz bu köhne hayat, devrimden daha azının mümkün olmadığını dafaatle bizlere göstermektedir.

Burada bir kez daha yoldaş İshak Baran’ın şu isabetli sözlerini hatırlatmak isteriz:

“Görünümün altındaki gerçeğe nüfuz edip onu kavramak – bölgedeki ve şimdi Türkiye’deki çirkin ve tahrip edici gelişmelere yol açan derinde yatan çelişkilerin nasıl aynı zamanda köklü bir devrim için maddi temel teşkil ettiğini görebilmek – komünizm bilimini gerektirir. Bugün bunun anlamı, dünyayı kavramak ve değiştirmek için gereken daha bilimsel bir yaklaşım ve metoda ilişkin olarak Bob Avakian’ın gerçekleştirmiş olduğu çığır açıcı ilerlemeyi idrak etmek, anlamak demektir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri şudur ki, bugünün dünyasında insanların karşı karşıya olduğu belli başlı meselelerden biri olan iki miadını-doldurmuşlar dinamiğini doğru kavrayabilmenin bütünsellikli çerçevesini bir tek Bob Avakian’ın ortaya koymuş olduğu yeni sentez bize temin etmektedir. Buna karşılık, yeni sentez ile donanmış olmamak ve ustalıkla kullanma becerisine sahip olmayış, bunun yerine uzun zamandır komünist hareketin başına bela olan bilim dışı anlayış ve unsurlara sarılmak, insanların siyasi İslam’ın yükselişi gibi yeni gelişmeleri doğru kavrayamamasına (mesela, ya emperyalizmin entrikalarının doğrudan bir ürünü ve enstrümanı olarak görmeye ya da içinde desteklenebilecek ‘anti-emperyalist’ bir öğe tespit etmeye) yol açmış ve iki miadını-doldurmuşlar arasındaki çelişki karşısında felç olmayı beraberinde getirmiştir.”

“Avakian, komünizmin yeni sentezi hakkında şu izahatı yapıyor, ‘Esas itibariyle daha önceden elde mevcut olanlar üzerine inşa ederek, ama aynı zamanda daha önceki komünizm anlayışında onun esas olarak bilimsel olan niteliğine karşı giden, buna tezat karakterdeki bazı tali yanların çıkarıp atılması yoluyla, komünizm biliminin nitel olarak daha da geliştirilmiş olması işte bu yüzden önemlidir… Dolayısıyla komünizmin yeni sentezinin önemi, bilim olarak komünizmin, ve birçok sahada uygulanmasının, yeniden icat edilmişliği değil, komünizmin bu kilit alanlarda daha da geliştirilmiş olduğudur, ve bu da, sadece burada değil, bütün dünyada, bugün içinde yaşadığımız dehşet dünyasının ötesine erişme mücadelesini sürdürmek için insanlara nitel olarak yeni bir temel tedarik etmektedir.”

“Ortadoğu’daki ve dünyadaki duruma tahammül edemeyen herkesin acil olarak komünizmin bu yeni sentezi hakkında kendilerini bilgilendirmesi ve yeni sentezi kavrama cebelleşmesine girişmeleri ihmal edilmeyecek bir ihtiyaçtır. Türkiye’de ve başka yerlerde, yeni sentezde ustalaşmak ve onu kullanmak için mücadeleye girişecek çekirdek grupların, devrim için bir hareket ve – bu hedef ve kavrayışla giderek artan sayıda insan mücadeleye seferber ederek – devrimci insanlar üretme görevini üstlenecek öncü bir güç yaratmaya kendini adayacak insanların – hızlı bir şekilde – ortaya çıkması gerekmektedir.”

“Bugün halkı ezen durumun içinde yatan devrim ihtimallerini ortaya çıkarabilmek, onlar üzerinden harekete geçebilmek ve devrim potansiyellerini yakalayabilmek bu şekilde mümkündür.”

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın