Yeni Komünizm

Ağırlaşan Pandemi Koşulları ve Göçmenler: İnsanlığın Komünist Devrime İhtiyacı Var

BAsics

Vuhan’da, 1 Aralık 2019’da ilk vakanın tespit edilmesinden bu yana, Covid-19 pandemisini tam 1,5 yıldır yaşıyoruz. Resmi rakamlara göre 3 milyonun üzerinde insan yaşamını yitirmiş. Yine on milyonlarca insan virüse yakalanmış ve iyileşmiş. Covid-19’un uzun vadede insanlar üzerinde nasıl olumsuz yan etkilerde bulunacağını bilim insanları henüz bilemiyorlar. Lakin bilinen bir hakikat var ki, Covid-19 ile uzun süre yaşamasını öğrenmemiz gerekiyor. Virüsün devamlı mutasyona uğraması ve hiçbir sınır tanımaması gerçeği, bu virüse karşı sürekli teyakkuzda olunmasını ve bunun sadece şu ya da bu ülkede değil DÜNYA çapında olması zorunluluğunu bizlere gösteriyor. Peki ezenler ve ezilenler olarak bölünmüş bir dünyada, ezen “ayrıcalıklı”, “büyük” ülkeler ile, “geri kalmış”, gelişmekte olan (ama nasıl gelişip gelişmeyeceği kapitalist-emperyalist dünya sistemine bağlı olan) ülkelerin olduğu bir dünyada, Covid-19 pandemisiyle, TÜM İNSANLARIN çıkarlarını ön planda tutarak mücadele yürütmek mümkün mü?

Pandemi Hangi Koşullar Altında Devam Ediyor

Covid-19 insanlığı uçurumun kenarında yakaladı: Kapitalist-emperyalist sömürü düzeninin daha fazla yaygınlaşması ve merkezileşmesi sonucunda, sayıları on milyonları bulan çocuk işçi de dahil olmak üzere yüz milyonlarca insanın, kapitalist üretim “çarklarının dişlileri” arasında ruhlarının ezilmesi;  gezegenin iklim kriziyle karşı karşıya olduğu ve her ne kadar yakın bir gelecek olmasa da, insanlık dahil olmak üzere birçok türün varoluşsal tehditle burun buruna geldiği; emperyalist güçlerin, bölgesel gerici güçlerin Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya kadar birçok ülkede, kanlı savaşlar yürüterek, on binlerce insanı katletmesi ve milyonlarcasını ölümle yüz yüze bırakması; ister dini gericilik altında isterse “demokratik tercih” ilişkileri içerisinde, kadının ikinci cins olarak sömürülmesinin ve baskı altına alınmasının, patriyarkaya ve kadın düşmanlığına bağlı olarak LGBTQ bireylere yönelik ağır saldırılar; dünya çapında yükselen aşırı sağ ve faşist hareketler ve toplumun sağa kaydığı gerçekliği; tüm bu toplumsal fay hatlarına bağlı olarak milyonlarca insanın topraklarından sürülmesi, göçe zorunlu kalması… Bu saydıklarımız, insanlığın yaşadığı büyük temel problemlerdir ve kapitalist-emperyalizmin suçları sadece bunlarla da sınırlı değildir.

Daha önceden de sıklıkla söylediğimiz üzere “COVID-19 doğal-biyolojik bir fenomendir. Aynı zamanda çok kolay bulaşabilen ve öldürücü de olabilen bir virüstür. Ancak bu sağlık krizinin nasıl gözler önüne serildiği ve buna nasıl yaklaşıldığı, bu tamamen içerisinde yaşadığımız sistemle alakalıdır. Ve bu sistem kapitalizm-emperyalizm sistemidir.”[i] İnsanlığın yaşadığı ve gelecekte yaşaması olası pandemilere yönelik mücadelenin en büyük engeli bu sistemdir. İnsan sağlığı, gezegenin sağlığı, türlerin hayatta kalması gibi temel sorunlardan bahsettiğimizde, sürekli olarak üzerine geri dönmemiz gereken temel, tüm bu sorunların ve sorunlara dair çözümlerin hangi sistemin zemininde yükseldiği ve neyi hedeflediğidir.

Sağlık, insanların yaşamının devam ettirilmesi için hayati önemdedir ve temel bir ihtiyaçtır. Fakat bu temel ihtiyaç kapitalist özel mülkiyet ilişkilerinde, fikirlerin serbest piyasası, bir meta olarak alınıp satıldığı koşullarla temelden çelişkilidir. Bu sistem içerisinde insanlar bir fikir bulduklarında, ondan en elverişli biçimde kazanılması gerektiği, ve aslında patentin “temel hak” olduğu düşüncesi işlenir. Ve bu anlayış tamamen bu sisteme yerleşiktir. İnsanların kendisi için “daha karlı” olanı araması anlayışı, determine edilmiş bir “insan doğası” safsatası [ii] sonucunda değil, yaşadığımız kapitalist-emperyalist sistemin yapısı ve sürekli işleyişi temelinde gerçekleşir. O yüzden, Covid-19 aşısının insanlığın karşı karşıya kaldığı problemi çözmesinden önce, kapitalist üretim ilişkilerinin “gereksinimlerini” yerine getirmesi zorunlu kılınır. Bu bazı bilim insanlarının patent hakkına karşı olması ve hatta istememesine rağmen böyle vuku bulur.

“Milli ve Yerli” ya da Önce Ben Ölümcüllüğü

Pandeminin bir kez daha bütün çirkinliğiyle açığa çıkardığı diğer bir sorun ise “aşı milliyetçiliğidir”. Aslında burada milliyetçi olan aşı değildir, zira aşı aynı türün yaşadığı -insan türünün- soruna karşı temel bir çözüm sunmak için bilim insanları tarafından yapılmaktadır. Faşist Trump’la başlayan aşağılayıcı ve ırkçı “Çin virüsü” mottosu, Demokrat Parti yönetimi altında, başka bir biçim alıyor. ABD’li ilaç firmaları tarafından sınırlı üretilen aşının büyük bir kısmı “kendini kurtarmak” üzere kullanılıyor. Yine benzer “gemisini yürüten kaptandır” anlayışı, pandeminin ilk aylarında, maske ve dezenfektan üretiminde de yaşanmıştı.

“Aşının gücü”nü elinde bulunduran emperyalist ülkeler, bunu bir yaptırım şekli olarak kullanmaktan da geri durmuyor. Örneğin İran İslam Devleti, Ortadoğu’da bölgesel bir gericilik olup, başta kadınlar olmak üzere, ezilen halk kitleleri üzerinde, teokratik faşizmle estirdiği diktatörlük sonucunda, bir karabasan gibi çökmektedir. Bununla birlikte, dünyanın her yanında olduğu gibi İran’da da insanlar, Covid-19’a karşı ölüm kalım mücadelesi vermektedir. İran, ABD’nin ambargo uygulaması sonucunda, ABD’li şirketlerden aşı alamamaktadır. Ve bu örnek ilk değildir. ABD’nin daha önceden de uyguladığı ambargolar yüzünden gerekli tedaviye erişemediklerinden dolayı yüzbinlerce insan önlenebilir hastalıklardan yaşamını yitirmişlerdir.

Trajedinin “Görünmeyen” Yüzü Göçmenler

İnsanların, tüm bir insanlık tarihi boyunca yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldıklarını biliyoruz. Lakin emperyalizm çağında, insanların göç etmesi, göçe zorlanması sayıları 10 milyonları bulan devasa rakamlara ulaşmıştır. Siyasi nedenler (savaşlar, katliamlar, ezen ulus baskısı vb), insanların yerlerini değiştirmesinde hep birincil nedeni oluşturmaktayken iklim krizinin günbegün derinleşmesi sonucunda her yıl milyonlarca insanı göç ettirmiştir. Şayet karbon salınımı “öngörülür” düzeyde seyrederse -ki bilim insanları bunun katiyen olmayacağını söylüyorlar- 2050 yılına kadar 142 milyon insan sadece iklim değişikliğinin neden olduğu sonuçlardan dolayı göçe zorlanacaktır.

Göç, kapitalist-emperyalist sistemin sosyal, siyasal, iklimsel ve ekonomik olarak sürekli beslediği, güçlendirdiği ve bazı dönemlerde ise -Suriye’de süregiden iç savaşta olduğu üzere- patlama noktalarına ulaştığı bir insanlık trajedisidir. Göç her ne kadar “bir bölgede” yaşansa bile, kapitalist-emperyalist sistemin dünya çapında işlemesinin sonucu olarak meydana gelir.

Tarihin ironisi şu ki, Batılı emperyalist ülkeler, Aydınlanmadan bu yana “insan hakları”, “sivil haklar” altında “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” sloganlarını, burjuva demokrasisinin kurucu unsurları olarak dillendirseler bile, insanların sadece hayatta kalabilmek için Akdeniz’i ufak plastik botlarla geçmeye kalkmalarına büyük gemilerle karşılık veriyor, tüm Avrupa sınırlarını dikenli-jiletli tellerle çevirerek, yüzbinlerce insanın, “Kale Avrupası’na” girmesini engelliyorlar. Tüm bunları da ırkçılık ve şovenizmi daha derinden besleyerek ve harekete geçirerek yapıyorlar.

Pandemi süreciyle göçmenlere yönelik saldırılar misliyle artmış durumdadır. Schengen Birliği ülkeleri 2020’de sınır güvenliklerini pandemiyi bahane ederek, daha da fazla kontrol altına aldılar. 20 ülkeyle sınırlarını tamamıyla kapadılar. Halbuki uluslararası mülteci haklarına göre, bu ülkelerin kendi ülkelerine iltica başvurusu için gelen insanları alı koymaları suçtur. Hiç de şaşırtmayan bir ülke olarak Macaristan, pandemi sürecinde bütün iltica başvurularını durdurmuştur. Göçmen derneklerinin ve STK’ların çalışmalarını yasayla “askıya” almıştır. İtalya ve Malta “pandemi nedeniyle” limanlarına gelen ve yaşama şansı çok az olan göçmenleri geri çevirmekteler. Tüm bu sonuçlar, pandemi sürecinde dolaşım ve iltica hakkının büyük oranda sınırlandığını ve bazı yerlerde ise yok sayıldığını çok açık bir şekilde göstermektedir.

Yine yakın zamanda yaşanan başka bir trajedi ise, binlerce Suriyelinin, Edirne’den Yunanistan’a gönderilmek üzere, İslamcı faşist rejim tarafından araçsallaştırılmasıdır. Rejim, mültecileri otobüslere bindirip, Yunanistan sınır kapısına bırakmış, pandemi koşullarında insanların hayatlarıyla oynamış ve iki yüzlü bir biçimde “İnsanlıktan nasibini almamış Avrupa” pozları takınmıştır. AKP’nin başını çektiği bu faşist rejiminin en belirgin özelliklerinden biriside, insanları acımasız koşullara sevk etmek ve aynı zamanda mağduru oynamak, mağduriyetten faydalanmaktır. Bunları yaparak hem AB ile bir pazarlık masasını kurabilmenin zeminini hazırlamak istemekte, elini güçlendirmekte diğer yandan ise kendi tabanını faşist ideolojisi temelinden kutuplaştırmaktadır

İnsanlık için Gerekli Olan Vizyon

Göçmenler pandeminin görülmeyen yüzü, ya da unutulmak istenilen bir hakikati olarak görülmektedir. Diğer yandan ise yine azımsanmayacak derecede insan göçmenlerle olan dayanışmasını dile getirmekte, kendi yöneticilerinin insanlık dışı yasalarına karşı, göçmenler için mücadele etmektedir. İnsanlıklarını bu temelden gösterenler taktir edilmelidir. “Sadece ben” demeyen, kayıtsız bir bireyselliğe savrulmayan ve buna karşı direnen herkesin çabası önemlidir.

Önemli olan diğer bir husus ise, gerek pandemi koşullarının yönetimini gerekse göçün sürekli olarak açığa çıkmasını ve milyonlarca insanın yerlerinden etmesinin temelini ve bu temeli ortadan kaldıracak olan radikal çözümün ne olduğunu bilimsel bir yaklaşımla analiz etmek ve gerçekleştirmektir. Gezegenimizin yaşadığı dehşetler ve insanlığın içerisinden geçtiği trajedinin ana kaynağı ve beslenme hattı kapitalist-emperyalist sömürü sitemidir. Son birkaç on yıldır kapitalizmin aşırı küreselleşmesi ve merkezileşmesi altında yoğunlaşan bu devasa eşitsizlikler, ağırlaşan sömürü ve baskı ilişkileri, milyonlarca insanı felakete sürükleyen bölgesel savaşlar ve emperyalistlerin kendi aralarındaki rekabetin sonucu doğan vekalet savaşları, bu sistemin doğası ve işleyişinin sonuçlarıdır. Tüm bunlardan geri dönülmemek üzere kurtulmak, bu sistemden kurtulmayı gerektirir

Her bir halka da kendi özgünlükleri olmakla birlikte, dünya çapında süregiden bu kapitalist-emperyalist sistemin alaşağı edilmesi bir “seçim” sorunu değildir, devrim sorunudur! Bu devrim, insanlar arasındaki tüm sınıfsal eşitsizlikleri, sömürüyü, baskıyı ve sınırları kaldırmayı hedefleyen komünist bir devrimdir. Bu devrimi gerçekleştirmek, muzaffer kılmak ve insanlığı felakete sürükleyen zincirlerden özgürleştirmek için, bu devrimin bilimi, stratejisi ve önderliği Bob Avakian’ın mimarı olduğu ve bilfiil liderlik ettiği Yeni Komünizm’i tarafından daha materyalist bir temelde sunulmaktadır. Yaşanılan tüm bu çirkinlikten eşi benzeri olmayan bir güzellik doğabilir. Bunun için insanların Yeni Komünizmi analiz etmeli, takip etmeli, yaymalı ve bu temelde zorunlulukları özgürleştirmeleri gerekmektedir.


[i] http://yenikomunizm.com/kuresel-olcekli-covid-19-salgini-baslayali-4-ay-oldu-kapitalist-emperyalist-sistemin-tiksindirici-anlamsizligi-ve-mutlak-acimasizligi-uzerine-notlar/

[ii] Burada tekrardan Marx’ın şu ünlü sözünü hatırlamakta fayda var “Bütün insanlık tarihi, insan doğasının sürekli değişimini içerir”

"Bilgi kuramınızın ne olduğu ve hakikat belirlemeye nasıl devam ettiğiniz meselesi -veya objektif realite olarak neyi düşündüğünüz- meselesi, bilimsel bir yaklaşıma sahip olup olmamanız açısından oldukça önemlidir ve merkezi konumdadır" Bob Avakian

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER