Yeni Komünizm

Boğaziçi: Bir Direnişin Kronolojisi

BAsics

Her şeyi 1 Ocak 2021 tarihli Tayyip Erdoğan’ın onayladığı kararname ile iktidar çevresinin akademi alanındaki bir temsilcisi olan Prof. Dr. Melih Bulu’nun kayyım rektör olarak Boğaziçi Üniversitesi’nin en tepesine atanması ile başlatmak, şüphesiz buz dağının yalnızca görünür kısmı ile ilgilenmek olacaktır.

AKP faşizminin toplumda LGBTQ bireyler, kadınlar, başta ezilen Kürt ulusu olmak üzere ezilen milletlerden, azınlık olarak tanımlanan inanç gruplarından, farklı etnisitelerden, yoksul emekçi kitlelerden, ilerici ve sosyalist çevrelerden birey ve topluluklara yönelik baskıcı uygulamalarının derinlikli bir tarihi bulunuyor. Buna Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren -ve elbette önceki uzunca bir tarihsel evreye damgasını vuran gerici imparatorluk evresinde kendini çok yönlü şekilde gösteren geleneğin ağır baskıcı zincirlerini de bu halkaya eklemek gerek- sistemli ve azgın bir şovenizmin ve dini ideolojinin bütün bir siyaset ve düşünce çevresini belirlediğini; kuruluş sürecinin doğrudan bu baskı ve eşitsizlikleri içerdiğini, topluma giydirilecek harcın yani bunun ideolojisinin bizzat Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadroları tarafından bilinçli bir şekilde inşa edildiğini ve sonrasındaki bütün bir evrenin ise egemen sınıfların rekabet halindeki başı çeken iki temel kanadının belirgin uygulamaları ile daha da yapılanan ve kökleşen bir biçime büründüğünü belirtmek gerekiyor.

Ve elbette son 17 yıllık iktidarları süresince her ne kadar -egemen güçler arasındaki ilişkilerin ve en temelde dünya arenasındaki belirleyici etmen olan kapitalist-emperyalist sistemin değişen dinamikleri ile birlikte- kendi içinde farklı evreleri bulunsa da, hakim sınıfların iktidar bileşenlerinden biri olan Gülen cemaatinin darbe girişimi sonrasında Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde konsolide olan Türkçü-İslamcı mevcut faşizmin nasıl bir ideoloji olduğunu, hangi tarihsel dinamiklerden beslenerek yapılandığını, hangi üretim biçiminin hangi somut durumuna tekabül ettiğini, kapitalist-emperyalist dünya sistemi ile olan seyrini ve gerek bu coğrafya gerekse insanlık açısından yarattığı tehdit ve tehlikeyi görebilmek gerekiyor.

-1-

Yine de ölçeğimizi biraz daha yakın bir geçmişe yerleştirerek Boğaziçi Üniversitesi direnişine giden sürecin arka planına odaklanmak, bu fenomenin gelişim seyrini somutlaştırmak açısından verimli olacaktır.

Anımsanacağı üzere, henüz geçtiğimiz Ramazan döneminde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, koronavirüs pandemisi vesilesi ile yaptığı Cuma hutbesinde eşcinsel bireyleri ve kadınları doğrudan hedef alarak şu sözleri söylemişti:

“İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslami literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu HIV virüsüne maruz kalıyor.”

Hutbeye Ankara Barosu’ndan yapılan açıklama ile tepki gelmiş sonrasında gelen baskı karşısında çelişkili açıklamalarla geri adım atmak durumunda kalmışlardı. Erdoğan ise doğrudan Diyaneti sahiplenerek “Diyanet İşleri Başkanımıza yapılan saldırı doğrudan devlete yapılan saldırıdır” diyerek bu meselenin esas taraflarından birinin bütün bir değer ve kaynak dağıtan ve silahlı zor gücü tekelini elinde bulunduran bir baskı aracı olan devlet yapısı olduğunu açıkça itiraf etmişti.

Yeni Komünizm web sitesinde diyanetin hutbesinin ne anlama geldiğini ve iktidarın yol haritasına dair dosyamızı 1 Mayıs 2020 tarihinde paylaşmıştık. [1]

Yine aynı dönemde yayınlanan bir diğer makalemizde LGBTQ bireylere ve kadınlara yönelik baskı ve zulmün niçin toplumun kritik bir fay hattı olduğunu ve bu meselenin bu sistem sınırları içinde niçin reformlarla düzeltilemeyeceğinin altını çizmiştik.

“Gerici faşistlerin homofobik olmalarının yanında aynı zamanda güçlü birer kadın düşmanı da olmaları, buna ilaveten kadının kurtuluşu ve LGBTQ bireylerin kurtuluşunun birbirleriyle iç içe geçmiş üretim ilişkileri ve erkek egemen sistemin alaşağı edilmeden böyle bir kurtuluşun bir hayalin ötesine geçemeyeceği hakikatini göstermektedir.” [2]

Yukarıdaki alıntıyı aktardığımız bu dosyada LGBTQ bireylerin niçin bu sistem içerisinde ve özellikle de şu an Üçüncü Dünya olarak anılan ülkelerde tam olarak özgürleşemeyecekleri ele alınmış ve Bob Avakian’ın “iki miadı dolmuşlar” olarak formülleştirdiği, toplumların kapitalist-emperyalist sistemin işleyişi ile dinci gerici ideoloji arasına hapsedilerek, bu iki demode dinamik arasında kutuplaştırıldıkları ve bunun bütün baskı ve sömürü ilişkilerini ortadan kaldıracak gerçek bir devrimin önünde oluşturduğu zorluğun da altı çizilmişti.

-2-

Arada geçen süreçte durmayan kadın cinayetleri, burjuva demokratik haklar çerçevesine daha kuvvetli vurulan darbeler, belediyelere yapılan müdahaleler, koronavirüs pandemisinin yönetilmesinde yaşanan ağır problemler ve anti-bilimsel yaklaşımlar, toplumda gittikçe derinleşen yoksulluk ve her seferinde kendini gösteren üstün-büyük ulus şovenizmi yaşanmaya devam etti.

Melih Bulu’nun kayyım rektör olarak Boğaziçi Üniversitesi’ne Erdoğan tarafından yerleştirildiği [3] Ocak 2021 evresine işte böylesi bir arka planda gelindi. Dolayısıyla, öncelikle içinden geçilen bütün bir siyasi atmosferi ve toplumun hangi yönde götürüldüğünü açık bir şekilde ortaya koyabilmek gerekiyor. Eğer bu çerçeve doğru şekilde oturtulup, bu gelişmeler bilimsel şekilde yani en altta yatan itici dinamikleri ile tanımlanıp ortaya çıkartılamazsa; mesele ne yazık ki son günlerde ilerici çevrelerde öne çıkmaya başlayan bir fenomenle -benzeri durumlarda neredeyse her zaman yaşananan bir fenomenle- haklı ve son derece güzel bir direniş sergileyen öğrenci hareketinin kendiliğindenci ve sistem içi reform talepleri bağlamı ile sınırlı kalacaktır. Ve meselenin tam da bu şekilde ele alınması, yani toplumsal bir fenomenin bilimsel şekilde analiz edilmemesi durumu, son kertede gerekli olan çözümü de ister istemez eksik veya hatalı bırakacaktır. Ve daha da trajik olanı, talepler ve çözüm konusunda yaşanan bilimsel olmayan, sistemsiz, kendiliğindenci yönelim sürecin karşı tarafını, yani Türkçü-İslamcı Erdoğan faşizmini toplumu kendi istedikleri temelde kutuplaştırabilmek için ihtiyaç duydukları koşulları da hazırlamış olacaktır. Bu durum oldukça tehlikelidir ve kabul edilemez. Oysa bu haklı ve güzel direniş hareketi, eğer doğru bir yöntem ve yaklaşımla ve doğru bir önderlik altında ele alınırsa, toplumu geriye çeken bütün kiri pası ve bunların kurumlarını temelden ortadan kaldırabilecektir; ve bu hareketin doğru temelde geliştirilmesi ile yepyeni ürünler ortaya koyması ve bugünden kökten farklı -karşılıklı sevgi ve saygının ve yine bugünkünden niteliksel açıdan farklı, insanların çok daha kapsamlı tutarlı etik ilişkilerle içinde yaşamaktan gerçekten keyif alacakları- yepyeni toplumsal ilişkilerin açığa çıkması mümkündür. Bu önemli meseleye yeniden döneceğiz.

-3-

Yeniden içinden geçilen sürecin gelişim seyrine dönelim. Kayyım rektör Melih Bulu’nun atama kararına sürecin başından itibaren önce üniversite öğrencileri ve toplumun ilerici kesimleri ve hemen ardından üniversite öğretim üyeleri tepki gösterdiler. Atama kararının hemen ardından öğrencilerin oluşturduğu Boğaziçi Dayanışması, boykot ve eylem çağrısı yaptı. Bu çağrıyla birlikte günlük olarak farklı protesto gösterileri düzenlenmeye başlandı. Öğretim üyeleri de her gün rektörlük binası önünde cüppeleriyle toplanmaya başladılar. Son dönemde düzenlenen operasyonlarla bazı öğrencilerin tutuklanmasının ardından bu taleplere tutukluların serbest bırakılması eklendi. Melih Bulu’nun atamasına yönelik ilk geniş kapsamlı protesto 4 Ocak Pazartesi günü yapıldı. Kampüs etrafında geniş güvenlik önlemleri alan polis, öğrencilerin içeriye girmesine izin vermedi. Bu eylemlerde üniversite kapısına kelepçe takıldığına dair görüntüler sosyal medyada birçok kişi tarafından paylaşıldı. Bu gösterilerde 20’den fazla kişi gözaltına alındı.

-4-

Okulda 5 Ocak günü devir-teslim töreni düzenlendi. Rektörlük binası önünde toplanan öğretim üyeleri binaya arkalarını dönerek, protesto eylemi düzenledi ve gözaltına alınanların serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Aynı gün, üniversitenin Güney Kampüsü’nde başlayan eylemler Kadıköy’de devam etti ve Boğaziçi dışından gelenlerin de katıldığı daha geniş kapsamlı bir protesto düzenlendi. O tarihten bu yana da hem öğrencilerin hem de öğretim üyelerinin protestoları, kampüs içerisindeki farklı eylemlerle devam etti. Bununla birlikte geçen haftasonu bu süreçte önemli bir dönüm noktası yaşandı.

5 Ocak 2020 tarihinde yenikomunizm.com sitesinde Melih Bulu’nun esasen neyi temsil ettiğine, mevcut sistemin alternatifinin ne olduğuna ve bugünden kökten farklı bir bilim yapma anlayışının mümkünlüğüne dair önemli notlar içeren bir makale yayınlandı. Protestolarda talepleri daraltan yaklaşım ve düşünce biçimlerine -meselenin tek başına seçim ve şahıs meselesi olmadığına- dikkat çekildi.

“Melih Bulu gibilerin ağzından dökülen “bilimsel üretimin” ve “inovasyonun” ne anlama geldiğini bunun insanlık için getirdiği ve getireceği felaketlerin neler olduğunun çok daha yüksek sesle tartışılması gerekiyor. Belirttiğimiz gibi Melih Bulu, AKP faşizminin bilim/eğitim alanındaki sayısız temsilcisinden biridir. Esas görevi insanların yaşamlarını ve ruhlarını un ufak eden, her şeyi acımasız bir rekabetin nesnesi haline getirmiş miadı dolmuş bir sistemin güçlendirilmesi/tamiri konusunda gerekli kadroları yetiştirmektir. Toplumdaki zihinsel emek ile kol (manuel) emek arasındaki ayrımın daha da derinleştirilmesi, halk kitlelerinin mesleklerine göre, yaşlarına göre, inanç durumlarına göre, konuştukları dile göre, cinsel yönelimlerine göre, cinselliği yaşama biçimlerine göre, medeni durumlarına göre hatta çocuk sahibi olup olmamalarına göre her an her saniye devamlı olarak kategorize edilerek -segmente edilerek- ayrıştırıldıkları ve temel olarak metalaştırıldıkları bir sistemin bilimden ve inovasyondan kastının ne olduğunu çok daha açık bir şekilde görmek durumundayız.” [4]

-5-

Sosyal medyada faşist güçlerin uygulamalarına karşı #AşağıyaBakmayacağız etiketi ile büyük bir protesto dalgası başladı. Bu evrede yenikomunizm.com sitesinde yayınlanan bir makalede [5] aşağıdaki şu tespite yer verildi:

“Evet Boğaziçi Direnişi de, faşist iktidarın zapturapt altına alma girişimlerinin hepsine karşı direnişler de meşrudur, ve evet aşağıya bakmayacağız! Ancak ‘’aşağıya bak’’ gerçekten ne anlama geliyor? Bu aslında çok da uzak olduğumuz bir ‘’talimat’’ değil. Bundan birkaç yıl öncesinde ortaya çıkan rezil görüntülerde Kürt işçileri arkadan kelepçeleyerek yere yatıran ve ‘’Bana bakmayın aşağıya bakın!’’, ‘’Size Türkün gücünü göstereceğiz!’’ diye kuduz salyalar akıtan faşist ile, öğrencilere ‘’aşağıya bakın’’ diyen faşist, aslında aynı zihniyetin aynı düşünüş biçiminin ve aynı dünya görüşünün birer yansımalarıdırlar.”

İlerleyen günlerde, Boğaziçi Üniversitesi direnişi bu süreçte önemli bir gelişme ile karşı karşıya kaldı. Kampüs içerisinde açılan ve 300’den fazla kişinin eser gönderdiği bir sergide yer alan bir sanat eserine (LGBTQ bayrakları eklenmiş Kabe referanslı bir kilim) gösterilen tepkiler, doğrudan LGBTQ topluluğunun hedef alınmasına ve yaşananlardan sorumlu gösterilmesine yol açan bir süreç başlattı. Yazımızın başında da bahsettiğimiz genel çerçeve düşünülecek olursa, toplumda şeytan gibi gösterilen ve doğrudan ötekileştirilen LGBTQ bireyler bir kez daha “terörist” damgası yediler. Ve Boğaziçi Üniversitesi direnişi bir terör eylemi olarak devlet tarafından kodlanarak “dinsiz” “ahlaksız” “terörist” etkinliği şeklinde hızla topluma lanse edildi. Toplumda -içlerinde daha ilerici, seküler kesimler de dahil olmak üzere- LGBTQ bireylerin “sapıklığı” ve “azıtması” üzerinden son derece negatif bir kamplaşma yaşandı. Bu meselede toplumdaki geniş kesimlerin oldukça zehirli ve kendilerini devamlı olarak iktidarın  ve egemen baskıcı söylemin bağlamına geri çeken bir bakış açısına sahip olduğu bir kez daha açığa çıktı. [6]

Geçen haftasonu düzenlenen operasyonda beş kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri olduğu açıklanan ikisi tutuklandı, ikisine de ev hapsi verildi. Bu tutuklamaları protesto etmek için 1 Şubat Pazartesi günü düzenlenen eylemler sırasında polis üniversite kampüsü içerisinde sert bir müdahalede bulundu. Eylemlerde 159 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden yedisi polis sorgularının ardından serbest bırakıldı ancak daha sonra Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı polislerce tekrar gözaltına alındı.

-6-

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, öğrencilerin eylemini “rektörlük ablukası suçu” olarak tanımladı ve Bulu’nun LGBTİ Çalışmaları Aday Kulübü’nün adaylık statüsünü kaldırdığı için eylemler düzenlendiğini öne sürdü. Altun’un bu iddiasına rağmen öğrenciler ve Boğaziçi Dayanışma, protestolarının amacını Bulu’nun istifası, yeni rektörün seçimle belirlenmesi ve tutuklu öğrencilerin serbest bırakılması olarak sıraladı. Altun ayrıca, “Biz reform dedikçe, daha fazla demokrasi dedikçe, yeni anayasa dedikçe, büyüme dedikçe, refahın tabana yayılması dedikçe onlar sokakları karıştırmaya çalışıyor, darbe çığırtkanlığı yapıyorlar” dedi.

Süleyman Soylu ise geçtiğimiz Salı sabahı attığı mesajda, olaylardan LGBTQ topluluğunu sorumlu tuttu ve daha önceki ifadesini yineledi. Bunun üzerine Twitter, Soylu’nun her iki mesajına da nefret davranışı hakkındaki” kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle uyarı ekleyerek, gizledi.

Faşist koroya son bir katkı da bu kez Trakya Üniversitesi’nden geldi. Trakya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı ve üniversite genel sekreteri Prof. Dr. Cevdet Kılıç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini hedef alarak, “Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir ertesi gün işe gideriz bilin istedim” ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Şentop ise Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olaylara ilişkin, “Burada başka bir tablo var. Başka bir hazırlığın ipuçları görülüyor, seziliyor. Buna devlet müsaade etmez.” ifadelerini kullandı. [7] Görüldüğü üzere sürecin aktif bir tarafı olarak yeniden “devlet” vurgusu öne çıkartıldı.

5 Şubat 2021 tarihinde yenikomunizm.com web sitesinde Boğaziçi Üniversitesi direnişine yönelik 7 maddelik bir oryantasyon açıklaması yayınlandı. Faşizm tehlikesinin ve bunun temsilcilerinin toplumu nasıl kutuplaştırdıkları ve bu durumun yarattığı negatif çerçevenin bir kez daha altı çizildi:

“Gerici rejim sadece, direnen genç insanları hedef almamakta, aynı zamanda onları destekleyen ve sempati duyan herkesi “düşman” unsur olarak ilan etmektedir. Toplumun “biz ve düşmanlarımız” temelinde kutuplaştırmakta ve gerici temelde yeniden ideolojize etmektedir.

LGBTQ bireylere yönelik tüyler ürperten saldırılar, ataerkilliğin ve ortaçağ ideolojisi olan dinin ağır ve kokuşmuş bir bileşimi olarak tezahür etmektedir. “Değerlerimiz” safsataları altında, “biz ve düşmanlarımız” gerici konsepti daha da harlanmakta, yüzyıllardır olduğu gibi “toplumsal cinsiyet normlarına” uymadıkları iddia edilen herkesi, aleni olarak terörize etmekte ve saldırılarının temel argümanları haline dönüştürmektedirler.”

-7-

Riskleri Görebilmek, Engelleri Aşabilmek ve Bilimsel Temelde Cüret Etmek

Şu an gelinen noktada sosyal medya kanallarında ve alternatif medya kuruluşlarında öğrencilerin ve akademisyenlerin taleplerini görmeye devam ediyoruz. Gerek AKP faşizminin temsilcilerinin ve egemen sınıfların diğer kesiminin temsilcisi olan çeşitli sistem partilerin, gerekse daha çok kendini sistem içi reformlarla sınırlı tutan gençlik kitlelerinden çeşitli kesimlerin meseleye yaklaşımlarındaki oldukça problemli bir ideolojinin varlığı kendini açıkça göstermektedir. [8] Buradaki mesele yalnızca taleplerin daraltılması veya öğrencilerin uslu durmaları söylenerek pasifize edilmeleri de değildir. Sürecin ciddi risklerinden bir tanesi, yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, ancak bilimsel bir şekilde kökleri ve dinamikleri anlaşılması gereken ve bu doğrultuda gerekli olan çözüme yönelik bir vizyonun burjuvazinin dar ufku çerçevesi içinde görmezden gelinmesi ve bu pozitif sinerjinin yine bu ufkun içine hapsedilip heba edilmesi ihtimalidir. Baskıya uğrayan, tutuklanan, ev hapsine çarptırılan, okulundan uzaklaştırılan, cinsel yönelimlerinden ötürü açıkça terörist veya sapık ilan edilen insanların bu son derece haklı mücadelelerinde nasıl bir toplumsal fay hattı üzerinde olduklarını, buradaki çelişkilerin nasıl yapılandığını ve nasıl çözülebileceğini etraflı şekilde incelemeleri ve bu doğrultuda fenomenlere cesurca müdahalede bulunabilmeleri gerekiyor.

Gençler başta olmak üzere toplumdaki tüm ilerici kesimlerin hangi sürecin hem nesnesi, hem de onun aktif birer özneleri olduklarını daha sistemli ve kapsamlı bir şekilde görebilmeliler. Gençlik kitlelerinin en temelde bütün bu zalimce uygulamaların ve baskı biçimlerinin gerçekten kökünün kazınmış olduğu yepyeni ilişkiler ve değerler üzerinden kurulacak bir toplumu hayal edebilmeleri gerekiyor. Evet, böylesi bir toplum gerçekten de mümkündür. Üstelik sanılanın aksine bu bir ütopya da değildir. İnsanlık tarihinde çok da uzak olmayan bir geçmişte hayata geçirdikleri çok büyük atılımları ile sınıfların olmadığı bir dünyaya yönelmiş, bu doğrultuda gerekli uygulamalar yapmış, burjuvazinin evrensel değerler olarak kabul ettirmeye çalıştığı pek çok kavramı ve yaklaşımı kökten sorgulamış, yepyeni bir insanlık anlayışı filizlendirmiş bambaşka toplumsal pratikler de mevcuttur.

Adını net bir şekilde koymak gerekiyor. Bu uygulamaların daha da geliştirilmesi, derinleştirilmeleri, eksikliklerinden öğrenilmesi doğrudan bilimin, bir bilim olarak komünizmin işidir. Bu bilim, günümüzün en radikal Marksisti Bob Avakian tarafından 50 yılı aşkın bütünlüklü ve sistemli bir çalışma doğrultusunda komünizmin yeni sentezi şeklinde geliştirilmiş ve başta en çok ezilen halk kitleleri olmak üzere bütün bir insanlığın hizmetine sunulmuştur.

5 Şubat 2021 tarihinde yenikomunizm.com sitesinde yayınlanan 7 oryantasyon noktasında da [9] belirtildiği üzere:

“Bu sistemden ve onun caniyane sonuçlarından rahatsızlık duyan, sorgulayan herkesin insanlığın dünya çapında nihai kurtuluşu için, bilimsel bir yöntem ve yaklaşıma, Yeni Komünizme ihtiyacı var. 

Bob Avakian’ın mimarı olduğu ve önderlik ettiği bu Yeni Komünizm, komünizmin, insanlığın baskısız ve sömürüsüz bir dünya için nasıl bir devrim yapılması gerektiği ve bunun gerçek stratejisini bizlere sunmaktadır. Bu Yeni Komünizmi ve onun taşıdığı muazzam potansiyeli görmezden gelmek, ona gereken önemi vermemek insanlığın gerçek kurtuluş için ihtiyacımız olan temel yönelimden bizleri uzaklaştırır. Bu köhnemiş dünyadan bıkıp usanmış herkes, ivedi ve ciddi bir şekilde Bob Avakian’ın Yeni Komünizmine bakmalı ve onu incelemelidir.”

*****

Bu makalede aktardığımız tahliller ve referans verdiğimiz çeşitli dosyalar, Devrimci Komünist Parti ABD Başkanı Bob Avakian’ın mimarı olduğu bu bilimsel çerçeveyi bütün baskı ve sömürü ilişkilerinin -her tür ayrımcılık biçiminin ve değersizleştirmenin ortadan kalkacağı, bunları devamlı üreten ilişkilerin- kökünün kazınacağı sınıfsız bir toplum doğrultusunda tüm insanlığın kurtuluşu sorumluluğunu üstlenmiş yeni komünizm taraftarlarına aittir.

Sizler de Boğaziçi Direnişinin gelişimine ilişkin ve toplumdaki acımasız baskı ve ayrımcılık biçimlerinin nasıl tamamen ortadan kaldırılabileceğine dair görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz.


Referanslar:

[1] Diyanet Hutbesinin Gerçek Yüzü ve İktidarın Yol Haritası | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

[2] Faşizm, Din, Homofobi… İnsanlığın Devrime İhtiyacı Var! | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

[3] Melih Bulu, 2016 yılında yayımlanan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile getirilen sistem çerçevesinde Erdoğan tarafından atandı. Bu KHK’ya göre, devlet üniversitelerine rektör ataması Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor.

[4] Sistemi ve Temsilcilerini Süpürüp Atmak | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

[5] Boğaziçi Direnişi, “Sapkın LGBT” ve Gerici İktidara Dair | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

[6] Yalnızca geleneksel düşünce ve onun bağlamındaki burjuva demokratik çevrelerde değil, ilerici-sosyalist çevrelerde de LGBTQ meselesine ilişkin kendini gösteren bu derin bilgisizlik durumu ile -ve bu ikinci çevrelerde bilimsel düşünme ve çözüme ket vurabilen zararlı bir fenomen olarak yapılanan kimlik siyaseti ile- sistemli bir şekilde mücadele edilmesi gerekiyor. Düşüncelerin, tutumların ve davranışların değiştirilmesi kolay süreçler değildir, ancak imkansız da değildir. Şeylerle sistemli bir şekilde yüzleşmek, onların üzerine yoğunlaşmak, doğru soruları sorabilmek, anlamak, etkileşime geçmek, derinlikli ve daha etraflı bir şekilde öğrenmek, öğrenmeye hevesli olmak, açık bir zihne sahip olabilmek gerekiyor. Sonuçların hoşumuza gidip gitmemesinden ve faydasından bağımsız bir şekilde her seferinde hakikati kovalamaya devam edebilmek gerekiyor. Bu doğrultuda yenikomunizm.com sitesinde yayınlanmış iki önemli dosyanın incelenmesini ve paylaşılmasını okurlarımıza öneririz:

*Komünistler ile LGBTQ ve Yeni Bir Dünya Üzerine Röportaj | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

*Eşcinsellik Konusunda Yeni Taslak Programındaki Konumumuz Üzerine | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

Ayrıca Bob Avakian’ın mimarı olduğu komünizmin yeni sentezinin bileşenlerini ve bilimin topluma uygulanmasının önemine ilişkin ilgili kategorideki makaleleri dikkatli şekilde incelemenizi öneririz:

*Komünizmin Yeni Sentezi | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

[7] Bkz: Son dakika haberi: TBMM Başkanı Mustafa Şentop: Buna devlet müsaade etmez – Son Dakika Haber (hurriyet.com.tr)

[8] Sosyal medyada yayınlanan “Ülkem Adına Çok Üzgünüm” videosu reformist talepler ve düşünceleri belirleyen sistemin ufku noktasında bu noktada düşündürücü ve dikkate alınması gereken bir örnektir: https://www.youtube.com/watch?v=JsWxmo00Mmo

[9] Boğaziçi, Gençlik ve Direniş Üzerine Oryantasyon Notları | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER