Yeni Komünizm

Bugünün Faşistleri ve Konfederasyon Arasındaki Direkt Bağ, Bütün Baskılar Arasındaki Doğrudan Bağlantı

Anayasa

Editörün Notu: Bob Avakian’ın çevirisini aktardığımız bu makalesi 29.06.2020 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmıştır.

Kaynak için bkz: https://revcom.us/a/654/bob-avakian_fascists-today-and-the-confederacy-a-direct-line-a-direct-connection-between-all-the-oppression-en.html


Geçtiğimiz günlerde Lynchburg Virginia’daki Liberty Üniversitesi rektörü Jerry Falwell Jr.’ın (tıpkı diğer Hristiyan faşistleri gibi) maske takmayı reddetmesiyle ve kendisinin bir ‘’blackface’’ (siyahi olmayan insanların kendilerini siyah olarak göstermeleri için kullanılan makyaj, maske) fotoğrafıyla beraber poz vermesi bazı hengamelerin kopmasına neden oldu. Aslında bu ‘’kara surat’’ fotoğrafı Virginia eyaletinin Demokrat valisi Ralph Nortam’ın üniversite yıllarına aitti ve Falwell’in bu fotoğrafı kullanmaktaki amacı bariz bir şekilde Northam ile alay etmek ve böylelikle onun uzantıları olan; Demokratları, ‘’liberalleri’’ ve Falwell gibi Hristiyan faşistlerin diğer düşmanlarını da tiye almaktı. Falwell, tabiri caizse tam da “kulağı herşeye tıkalı” bir heriftir, çünkü bu “kara surat’’  imajı Siyahi halk ve ırkçılık karşıtı herkes için bir hayli rahatsız edici bir imajdır. Falwell, eleştirileri engellemeye çalışarak bu durumu yanıtlamaya çalıştı. Ve nihayetinde geri adım atarak “özür” dilemiş gibi görünse de, bu bir özeleştiriden ziyade yine Northam’a saldırılarının devamı niteliğindeydi. Bütün bu olayların zincirleme bir şekilde gelişmesiyle beraber on binlerce öğrencisi olan, majör bir eğitim kurumu haline gelmiş ve öğrencilerin de akademisyenlerin de büyük çoğunluğunun Hristiyan köktendinci veya aşırı derecede “muhafazakar’’ olduğu üniversitede bir velvele koptu ve ardından bazı istifalar geldi.

Bütün bu olup bitenlerle ilgili okurken aklıma Trump/Pence Rejimi Gitmeli! konuşmasından şu bölüm geldi :

Bugünün faşistleri ile Konfederasyoncuların doğrudan bağlantısı vardır; beyazların üstünlüğünü savunmalarının, LGBT bireylere ve kadınlara karşı açık nefretlerinin, ısrarla bilimi ve bilimsel yaklaşımı reddetmelerinin, “Amerika önce gelir” jingoizmlerinin, devamlı olarak “Batı medeniyetinin üstünlüğünün” çığırtkanlığını yapmalarının, saldırgan bir şekilde askeri güç kullanma isteklerinin, nükleer silahlarla diğer ülkeleri tehdit edip yok etmek istemelerinin, bunu büyük bir istekle dile getirmeleriyle doğrudan bağlantısı vardır.1

Konfederasyon İle Direkt Bağ

Tam da burada, Afrikalı-Amerikalı bir teolog olan Hubert Locke’un şu aydınlatıcı gözlemlerini tekrar etmekte fayda var:

Bugün dinci sağ ile verilen bu savaşta hata yapmamalıyız. Bu hareketin gücünü ve desteğini ağırlıklı olarak ulusun sözde kalbi olan yerlerden ve Güney bölgelerinden alıyor olması bir rastlantı değil. Burası İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika’nın hiç de rahat olmayan bir bölümüydü. Savaş sonrası yaşanan kısa normalleşme evresinde özellikle Güney’de yüzyılların kültürünü ve geleneklerini tersine çeviren ırksal devrimler ve başkaldırılar izledi. Yirmi yıl sonra gelen hayal kırıklığı ise Güneydoğu Asya’da izlenen popülerlik kazanamamış savaştı ve klasik/konvensiyonel Amerikan vatanseverliğine büyük darbe vurmuştu. Bunu ise bir on yıl sonra gelen kadının toplumdaki orantısız yerinden ve gay, lezbiyenlerin toplumda yer edinememesinden rahatsızlık duyan bir cinsel devrim izledi. Bu politik, kültürel ve toplumsal yenilgiler şimdi bir cephe savaşına dönüştü ve zamanı geriye sararak Amerika’yı savaş öncesi püriten konumuna geri getirmek istiyor. Dinci sağın ajandasının önemli kısımlarından birinin okullarda tekrar yaratılışçılık derslerinin verilmeye başlanması olması bu noktada şaşırtıcı değildir. Bu durum, sağın 1920’lerde kaybettiği ancak kaybettiğini asla kabul etmediği, tıpkı bazı tutucuların İç Savaşı kaybettiklerini kabul etmemesi türünden bir savaştı. Sonuç olarak dinci sağın bugün tekrar getirmeye çalıştığı hayat tarzı bu ülkede yarım yüzyıl önce kaybolmuştu. 2

Bu açıklamanın içerisinde yoğunlaşmış çok fazla şey var, o yüzden bunu biraz daha irdeleyelim. Locke, öncelikle Hristiyan faşizminin bu ülkede en çok Güney eyaletlerinde güçlü bir şekilde etkisini gösterdiğinden bahsediyor.(buna ek olarak kırsal alanlardan, banliyölerin bir kısmından ve ülkenin başka taraflarından da destekçileri var.) Peki neden en güçlü üsleri, beyazların ağırlıkta olduğu güneydedir?

Tüm Tanrılardan Kurtulun adlı eserimin üçüncü bölümünde, Tutucu Güney (İncil) Kuşağı Linç Kuşağıdır: Amerika’da Kölelik, Beyaz Egemenliği ve Din diye bir kısım vardı ve burada Kevin Phillips’in Amerikan Teokrasisi adlı eseriyle ilgili önemli analizler vardı. Özellikle şu bölümü konumuzla alakalı ve önemli :

Phillips bütün bunlarla bağlantılı olarak dini bir mitolojinin ortaya atılıp Güneydeki beyazlar arasında yaygın biçimde kök saldığına işaret etmektedir. Buna göre (beyaz) Güney Tanrı ile özel bir ilişkiye sahiptir ve Tanrı, İç Savaş sırasında yapılan korkunç hatayı düzeltecek özel bir planla Güneyi yeniden olması gereken yere yerleştirmiştir. Phillips ABD’deki güneyli beyazlar, Kuzey İrlanda’daki Protestanlar ve İsrail devletini kurup yöneten Siyonistlerin yanı sıra Güney Afrika’daki beyaz yerleşimciler arasında çok yerinde ve çarpıcı bir karşılaştırma yapmaktadır. Bu karşılaştırma okur okumaz aklıma yattı, zira Kuzey İrandalı bir Protestan’ı, beyaz bir Güney Afrikalıyı veya (Batı Şeria’dan) İsrailli bir sözcüyü her dinleyişimde, bunların yalnızca ortaya attıkları iddialar açısından değil, aynı zamanda duruş ve tutumlarıyla da Güneylilere çarpıcı biçimde benzediğini düşünürüm. Phillips güneyli köktendinci beyazlar da dahil olmak üzere, bütün bu grupların kendilerini Tanrıyla bozulan ilişkileri adaletli ve haklı bir biçimde yeniden tesis edilecek, özel, ilahi yazgısı tecelli eden halklar olarak gördüklerine işaret etmektedir.

Ancak bütün bunlar sürekli bir güvensizlik hissi, suçluluk ve mağduriyetin tersine çevrilmesinin eşliğinde olur ki, bu baskıcılar ve terör estirenler -güneyde bulunan beyaz üstünlenmeciler de dahil- zulme uğramışların sahte haçını (sanki kendileri zulme uğruyormuş gibi) bağnazca taşırlar ve kendi tercih ettikleri pozisyonlarındaki en küçük değişimi bile esasen sanki kendi varlıklarını tehlikeye atacakmış gibi veya en azından kendi amaçlarını tehlikeye atacakmış gibi görürler. Phillips’in söylediği gibi (Tüm Tanrılardan Kurtulun! kitabında alıntılanan başka bir kısımda) bu, “dindar kitle, kendilerini korumak için Eski Ahit’in savaş tanrısına tapınma isteği” gibi İncil’e bağlı davranışları içerir.” 3

Ve Katherine Stewart’ın The Good News Club kitabında da sonradan liberal Hristiyan bir papaz olan eski bir Hristiyan köktendinci Rich Lang’in görüşlerini özetleyen şu kısım yer alır:

Modern köktendincilik daha erken dönemlerdeki faşizm gibidir, genellikle dinsiz liberaller ya da dindar “diğerleri” tarafından güçlü bir zulme uğrama duygusu; birinin geçmiş harikaları yaratmış, şu an adaletsiz baskıya uğrayan ve dünyanın haklı lideri olan saf bir ırka ya da milliyet grubuna ait olduğu inancı; mutlak otoriteye sorgulamadan boyun eğme eğilimi; ve güç ve kontrol için sonu gelmeyen bir mücadele etme isteği taşır. Bu bir tür üstünlenmeci harekettir ve merkezindeyse ırk yerine din bulunur. 4

Söylediğim gibi: “bunlar, Hristiyan Faşistlerine son derece aşina birinin görüşleridir. Ve gerçek şudur ki, bu ülkede, bütün kölelik, ırkçılık ve soykırım tarihiyle, her çeşit faşizm, kendini ‘Hristiyan üstünlenmeciliği” temeline oturtan da dahil herhangi bir ‘eski güzel günlere’ dönme isteği- beyaz üstünlenmeciliği ile bağlantı kurmadan edemez.”5

Beyaz üstünlenmeciliği, en grotesk halinde bile sağ görüşlü kuvvetlerin “dünya görüşünün” ve aksiyonlarının her zaman bir parçası olmuştur. Bunu anlamak için, sağcı politika ve ideolojinin iki ataerkil şahsının ırkçılığına göz atalım: Jerry Falwell Sr. (Liberty University’nin kurucusu ve şu anki başkanının babası) ve William Buckley.

Daha erken zamanlarında eski güney ayrılıkçılığı ile iç içe geçmiş bir Hristiyan köktendinciliği benimseyen Falwell (Sr.), 1950’ler ve erken 1960’lar Sivil Haklar hareketlerine acımasızca karşıydı. Sonradan, o zamanın ayaklanmaları sona erince, bu karşıtlığı için “özür diledi”. Ancak sonra, 1980’lerde Güney Afrika’da acımasız ırk ayrımı (apartheid) karşıtı siyahi insanların mücadelesinin tepe noktalarına ulaşıldığında Falwell tekrardan bu mücadeleye karşı durdu ve mücadeleyi kınadı.

William Buckley, sağcı National Review magazininin kurucusu olmasına, zengin kuzeyli bir aileden gelmesine ve kaba güney taşrası “hödüğü” şeklinde değil de iyi eğitimli sofistike bir entelektüel şeklinde yetiştirilmesine rağmen başından beri bariz bir ırkçıydı. Falwell (Sr.)’e çok benzer bir yolu takip etti: Buckley de Sivil Haklar hareketinin en yüksek noktasında beyaz üstünlenmeciliğine ve açıkça bölünmeye karşı bu mücadeleye aktif ve acımasız biçimde karşı çıktı (ve o da sonradan “fikrini değiştirdi”). Ve aynı bariz ırkçılıkla, Afrika’da Avrupa koloniciliğini ve Güney Afrika ırk ayrımını (apartheid) destekledi. Buckley 2. Dünya Savaşı sonrasında kolonici baskıcılardan bağımsızlık için savaşan Afrikalı insanları insandan aşağı seviyede barbarlar gibi gördü. Gerçekçi olmak gerekirse, eğer barbarlık aramışsa, kendi ülkesinden ve bu ülkede desteklediği ve meşru gördüğü korkunç baskıdan daha uzağa bakmasına pek de gerek yoktu. Eski köle ve kölelik karşıtı Frederick Douglass tarafından cesurca söylenen şu cümlelerden değerli bir ders alabilirdi: “İğrenç barbarlık ve utanmaz ikiyüzlülük konusunda Amerika’nın eline kimse su dökemez” -vurguladığım gibi bu öyle bir beyan ki “zamanının ötesinde yankılanmakta ve günümüzde derin bir gerçeği ifade etmektedir.” 6

Bu iki sağcı ataerkilin ırkçılığını birbirine bağlayan şey, çok farklı kişilikleri ve arka planlarına rağmen ikisinin de vahşice baskıcı kapitalizm-emperyalizm sisteminin, daha spesifik olarak da “özellikle” bu ülkedeki sistemin Afrika kökenli insanların köleleştirerek (ve kıtanın ilk yerlilerine yapılan soykırımla) gelişiminin ve bu spesifik kapitalist-emperyalist ülkenin dünyanın egemeni olarak kalması gerektiğine olan inançlarının coşkulu savunucuları oldukları gerçeğidir.

Ülkenin tarihine ve kuruluşundan beri gelişiminde köleliğin oynadığı önemli rol gerçeğine bakıldığında ve bütün bunlarda Güneyin spesifik rolü göz önünde bulundurulduğunda, Güneyin beyaz üstünlenmeciliğini ve ona bağlı her şeyi yaymakta özel bir rol oynamaya devam edeceği açıktır. Ve ülkenin her tarafında kapitalizm-emperyalizmin bu spesifik Amerikan “tarzının” temsilcilerinin, Sivil Savaş’ın ardından köleliğin kaldırılmasından sonra bile bu sistemin yaygınlaştırılmasında ve bu ülkede yerleşik “düzenin” korunmasında önemli rol oynamaya devam eden beyaz üstünlenmeciliğini el üstünde tutacakları, bunu savunacakları ve farklı şekillerde yayacakları doğrudur.

Bunun gücü elinde tutanlar arasındaki “sol” (“liberal” ya da “ilerici”) versiyonları, bu sistemin içinde yerleşik olan, eşitsizlik ve baskıyı yayan, bunları kabul ettirmek için şiddetli baskıyı sürekli olarak kullanma ihtiyacı duyan toplumsal ilişkilere önderlik edip bunları yayarken “eşitlik”, “çeşitlilik” ve “kapsama” terimlerini kullanmaya devam ederler.

Şu an bariz faşizmin tüm boyutlarını uygulamaya başlayan Sağcı versiyon ise, daha açık ve daha agresif bir biçimde mutlak beyaz üstünlenmeciliğini, erkek üstünlenmeciliğini ve başka baskıcı ilişkileri  destekler ve bunların bu ülkeyi bir arada tutan ve onu “yüce” kılan gelenekleri oluşturdukları konusundaki ısrarlarını sürdürür; ve bunları sadece baskıya karşı sınırlı geri adımlar şeklinde bile olsa baltalamanın bu ülkenin dünyaya egemen olma konumuna gelmesini (ve şu ana kadar bu konumda kalmasını) sağlayan her şeyin kaybı olacağını söylerler. Bu nedenle, geçmişleri ve kişilikleri arasında ne kadar önemli farklar olursa olsun, William Buckley ve Jerry Falwell (Sr.) bu ülkedeki Sivil Haklar hareketine ve Afrika’da beyaz koloni egemenliğine karşı mücadeleye karşı aynı duruşu (meydan okuma duruşunu) sergilerdi -ikisi de bunu içselleştirdikleri ırkçılık ve bu ülkenin “gücüne” ve “birleşmişliğine” ve ABD kapitalizm-emperyalizminin dünyadaki elebaşı pozisyonuna zarar vereceği kaygısının bir birleşiminden ötürü yapmıştır. Bu yüzden, özellikle de günümüzde, kapitalist-emperyalist sistem dünya üzerindeki ülkelerin ve insanların etrafında farklı yollarla yıkımlar gerçekleştirirken, doğayı sömürürken ve bunlardan ötürü devasa göç dalgalarına sebep olurken; göçler -yani göçü engelleme ve tersine döndürme, özellikle de Avrupa-dışı ülkelerden (Donald Trump’ın “bok çuvalı ülkeler” dediklerinden gelen göçler)- zehirli ve vahşi beyaz üstünlenmeci aksiyonların önemli bir yoğunlaşma noktası ve hedefi haline gelmiştir.

Bütün bunlar, Buckley ve Falwell’ın politik nesillerinin günümüzde neden sadece bu sistemi korumakla yetinmeyip, bu sistemi ve başından beri bu ülkeyi karakterize eden “geleneksel” baskıcı ilişkilerin her türlüsünü acımasızca daha da ileriye götürmek istediklerini açıklar. Ve George Floyd’un polis tarafından katledilmesinin ateşlediği devasa ayaklanmalara, güçlü bir biçimde anlamsız “konuşma” ve ırk eşitliği için kibar taleplerin sınırlarının ötesine geçerek ve bu ülkenin tarihi ve bu toplumun doğası hakkında büyük soruları keskince sorarak baskıcı “yerleşik düzeni” sarstıkları için Trump/Pence rejimi ve faşist “temeli” tarafından delice ve vahşice karşı çıkılmıştır ve bu ülkenin derin çatlaklarından sızmaya başlamasına -dizginlerinden boşanan ırkçıların kudurmuş çığlıklarla protestolara, siyahi halka ve karşılaştıkları diğer beyaz olmayan insanlara rastgele saldırmaları da dahil- sebep olmuştur.

Direkt Bağlantı: Beyaz Üstünlenmeciliği, Erkek Üstünlenmeciliği, Amerikan Üstünlenmeciliği

Beyaz üstünlenmeciliği tıpkı bu ülkede sistemin temeline işlenmiş olduğu gibi, aynı şekilde erkek üstünlenmeciliği de kapitalist-emperyalist sisteminin ve diğer tüm sömürücü sistemlerin, her çağda ve dünyanın her yerinde temel bir parçası olmuştur. 7 Ve beyaz üstünlenmeciliği her zaman aleni ve agresifken ve böyle olmaya da devam ederken, bu ülkede sağcı güçlerin ideolojisinin ve programının temel bir parçası da kadınların aşağılanmasındaki ısrar olmuştur. ABD gibi ülkelerde ve Üçüncü Dünya ülkelerinde de (Latin Amerika, Afrika, Ortadoğu ve Asya), kadının baskı altına alınmasının farklı biçimleri olmakla beraber bu ülkedeki ve diğer ülkelerdeki kapitalist-emperyalist sistemin birbirleriyle benzeri güçleri ve varlıklarının en büyük kaynağı özellikle de Üçüncü Dünya ülkelerinde kadınların aşırı şekilde sömürüsüdür.

Bütün bunlar yüzyıllar süresince dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde geliştirilmiş erkek üstünlenmeciliği ilişkilerinin korunması ve dikte edilmesini gerektirir. Ve burada da din -ve köktendincilerde daha yoğun biçimde- önemli bir rol oynar. Gerçek şu ki, metinler ve yazıtlarda tanrı kavramı, temel “monoteist” (tek-tanrılı) dinlerde -Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık- ataerkil ve erkek üstünlenmecidir (“tanrıdan” erkek şeklinde, ataerkil terimlerle bahsedilir: “Tanrı Babamız” vb.). Burada tanımlanan ve ısrarcı olunan ilişkiler kadınların daha alçak görüldüğü ataerkil – erkek üstünlenmeci ilişkilerdir. Bu yazıtlar, ataerkil – erkek üstünlenmeci toplumlarda yaşayan insanlar tarafından yazılmıştır ve yazıtlar bunu yansıtmaktadır. 8

Bu yüzden Hristiyan köktendinci faşistler açısından, kadına boyun eğdirilmesi (kocalarına ve genel olarak erkeklere karşı boyun eğdirilmesi) dinin bir parçasıdır. Kürtaj hakkına fanatikçe karşıdırlar (Bir avuç kadının kürtaj karşıtı Hristiyan faşist girişimi ve genel olarak kadının sistematik değersizleştirilmesi ve ezilmesini içeren programı desteklemesi gerçeği yeni bir fenomen değildir. Baskıcı ilişkilerin mağdurları ve hedefleri arasında, bu ilişkilere ve bunlarda vücut bulan “geleneklere” kendini alıştıran -ve bunu dikte edenler arasında yer alan- kişiler hep olmuştur, çünkü bu ilişkilerin onları ittiği alçak pozisyonu kabul etmenin yanı sıra gerçekten bu “gelenekleri” ihlal etmenin kaos ve yıkım getireceğine inanacak şekilde sindirilmiş ve buna şartlandırılmışlardır) Hristiyan faşist fanatiklerin kürtaj karşıtlığı, gerçekte kürtajın “bebek öldürme ile” eşit olduğu şeklindeki düzmece düşünceyle ilgili değildir (kürtajların çok büyük kısmı hamileliğin erken dönemlerinde, fetüsün küçük ve son derece gelişmemiş olduğu bir zamanda yapılır -ve hamilelik sürecinin tamamında, fetüs kadının vücuduna ve vücut aktivitelerine bağımlı ve tamamen entegredir: yani fetüs henüz gerçekten bağımsız bir insan değildir). Gebelik önleyici doğum kontrolüne de aynı fanatizmle karşı çıkmaları gerçeği, kürtaja karşıtlıklarının “bebek öldürme” ile ilgili olmadığını (başka şeylerin yanı sıra) gösterir.

Karşı çıkılan gerçek mesele, kürtaj ve doğum kontrolünün kadınlara belirli bir bağımsızlık kazandırmaya yardımcı olmasıdır. Kadınların çocuk sahibi olup olmama ya da olma zamanına kendilerinin karar vermesi şeklindeki özgürlüğe karşıdırlar. Ve evet, kadınları kendi istekleri ve kendi  özgür iradeleri temelinde, hamile kalma korkusu olmadan kendi seçtikleri cinsel ilişkileri yaşama konusundaki özgürlüklerine karşıdırlar. Bu görece bağımsızlık ve özgürlük durumu, Hristiyan faşistleri arasında çılgınlığa yol açar. Çünkü kadının rolünü ataerkil – erkek tarafından domine edilen ailelerde kocanın “yardımcısı” olarak görürler. Kadınların bağımsız ve özgür olması, kocalar için çocuk doğurucuları olmaya ve kadını genel olarak toplumda boyun eğdirilmiş ve bastırılmış pozisyona indirgeme isteklerine doğrudan ters düşer.

Özellikle Eski Ahit’te bunun için oldukça güçlü bir temel bulunur (İncil’in Yeni Ahit’inin de erkek üstünlenmeciliğini “meşrulaştırıcı” kısımları bu noktada düşünülebilir – örneğin köleliği destekleyen kısımlar böyledir) Kadına boyun eğdirilmesi ve baskı uygulanması konusunda da aynı durum mevcuttur. Ve bu yüzden, İsa’nın coşkulu yakarmalarına rağmen, Eski Ahit (ve Kevin Phillips’in yerinde sözlerini kullanmak gerekirse, Eski Ahit’in “savaş tanrısı”) Hristiyan faşistlerinin gerici fanatizminin temel aldığı kaynaktır.

Bu amaç doğrultusunda, LGBTQ bireyler tarafından verilen mücadelenin içeriği sadece ataerkil toplumu yıkmaya indirgenemeyecek olsa da, ataerkilliğin ve erkek üstünlenmeciliğinin dayatılması LGBTQ haklarına karşı Hristiyan faşistlerin söylemleri içerisinde önemli yer tutmaktadır: sadece iki, tamamen farklı ve ayrılmış cinsiyet olduğu konusundaki, düzgün olan “tanrının istediği” erkek ve kadın kavramları şeklindeki, ve dominant bir erkek ve boyun eğmiş bir kadınla sınırlanmış cinsel ilişkilerdeki ısrar (Hristiyan faşist mantrada söylendiği gibi: “Tanrı Adem ve Havva’yı yarattı, Adem ve Hamza’yı değil”) *.

Köktendinciliğin olduğu yerde, sadece ataerkilliğin ve misojininin (kadına karşı nefret) şiddetle dayatılmasını değil, agresif vatanseverliği de bulacaksınız -ve dikkat edin, İngilizce’de vatanseverlik yani “patriotism” ve ataerkillik (patriarka) yani “patriarchy” sözcüklerinin ikisi de “patri” yani baba anlamına gelen aynı kökten türer; father(land) yani babaya(father) / vatana (fatherland) bağlılık ve otoriteye boyun eğme yemini.** Ve gördüğümüz üzere, beyaz üstünlenmeciliği ve ırkçılığı da burada bulacaksınız.

Bu Hristiyan köktendinci yobazların (ve onlarla ittifak halindeki faşistlerin) zihinlerini kaplayan zehirli kaos içinde “bir delilikten hemen sonra bir başkası gelmektedir”: Önce eşitlik isteyen ve adaletsizliğin sona ermesini talep eden Siyahi halk… şimdi de bütün beyaz olmayanlar ırkçılıktan şikayet ediyor… şimdi de “yasadışı yabancılar” sınırlara akın ediyor… şimdi de kadınlar bağımsız ve eşitlikte ısrar ediyor…şimdi de queer insanlar yani evlenmek isteyen, çocuk yetiştirmek isteyen, istedikleri tuvaletleri kullanmak isteyen “yaratıklar” ve “sapıklar” ortaya çıktı…şimdi de Konfederasyon heykellerini yıkıyorlar…şimdi de Milli Marş’ın peşindeler ve Amerikan bayrağını yakıyorlar… ve kim bilir daha neler olacak?! – “bizim ve kutsal gördüğümüz her şey için geliyorlar!”

Bütün bunları faşist fanatiklerin düşünme -ya da düşünmeme- yöntemini birbirine bağlayan, sadece bilimsel yöntemden ve eleştirel rasyonel düşünmeden uzaklaşmak değildir; bilimsel yöntemi ve rasyonel düşünmeyi agresif biçimde reddederler, yerine kaçık komplo teorilerine ve kendi önyargı ve paranoyalarını desteklemeye hizmet eden kaçık kavramlara sarılırlar.

Bütün bunlarda Trump/Pence rejiminin ve faşist destekçilerinin erkek üstünlenmeciliği ve “LGBT bireylere ve kadınlara karşı açık nefretleri, bilimi ve bilimsel yöntemi kararlı biçimde reddetmeleri, yavan ‘Önce Amerika Gelir’ şovenizmi ve ‘batı medeniyetinin üstünlüğü’ ilanları, savaş çığırtkanlığı yaparak ülkeleri yok etmek için nükleer silah kullanma konusundaki arzulu ifadeleri ve açık tehditleri de dahil askeri gücü ellerinde tutmaları” arasındaki “direkt bağı” görebiliyoruz.

Önceden alıntılanan Hubert Locke beyanının da vurguladığı üzere, bütün bunlar birbirine bağlıdır. Ve faşistlere göre, özellikle de Hristiyan köktendinci faşistlere göre, bütün “kötülük” “Tanrıyı okullardan çıkardılar” gerçeğinde yoğunlaşmıştır (1960’ların başlarında Yüksek Mahkeme kararıyla din ve devlet ayrımı temelinden yola çıkarak okul-destekli toplu duanın yasaklanmıştır).

Bütün bunlar Trump/Pence rejiminin programında, Amerika’nın iddia edilen “yüceliğini” geri getirme (ve elde tutma) ifadelerinde vücut bulur. Bütün bunlar sadece bu ülkenin insanları üzerinde değil, bütün dünya ve insanlık üzerinde dayatmaya kararlı oldukları son derece gerçek dehşetlerdir.

Baskı Zincirlerini, Bunlardan Sadece Bir Tanesine Başkaldırarak Kıramazsınız – Zincirlerin Hepsini Kırmak Zorundasınız!

Başladığım yere geri dönüyorum ve şunu söylüyorum: Jerry Falwell (Jr.) ve Liberty Üniversitesi, özgürlüğün ve üniversite eğitiminin barındırması gereken özelliklerin hepsinin karşısında durur. Liberty Üniversitesi’nin kurucusu Jerry Falwell (Sr.), bilimsel evrim teorisinin (ayrıca genel anlamda bilimsel yöntemin) şiddetli bir karşıtıydı. Dünyada yaşayan her varlığın, insanlar da dair olmak üzere, milyarlarca sene süren çoktan kanıtlanmış ve varlığına dair sürekli yeni kanıtlar keşfedilen bir evrim süreci sonucunda var olduğu olgusuna karşı çıkan Falwell, dünyadaki her şeyin, Tanrının tek seferde yaratmasıyla varlığa kavuştuğu konusunda ısrar etmiştir. Bu bilim düşmanı tehlikeli deliliği ile ve buna ek olarak, iklim değişikliğine inanmayanların arasında yer almaktadır ve özellikle de bu sürecin insanların aldığı kararlarla bağlantılı olarak değişiklik gösterdiğine inanmamaktadır. Başında Falwell’lerin olduğu ve böylesi bir bakış açısından oluşan bilim karşıtı doktrinleştirmenin bulunduğu bir kurumun bir üniversite sayılabilmesi akıl almaz bir şeydir. Ama bundan da öte, bütün bu olanları meşru kılan; sadece narsist sosyopat manyak Trump tarafından değil, yüksek mevkiye sahip Mike Pence, William Barr, Mike Pompeo, Ben Carson, Betsy DeVos gibi zıvanadan çıkmış Hristiyan köktendinci faşist lejyonlar tarafından yönetilen faşist bir rejimi var eden bu ülkedeki sistemin bütününün iflas ettiğinin bir kanıtıdır.

Eğitimde bilim düşmanı bir oryantasyon ve yaklaşıma, böylesi bir anlayışa karşı olunmalıdır. Ve Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet için Anayasa olabildiğince farklı ve çok daha iyi bir toplumu öngörür ve bunun nasıl yapılabileceğinin elle tutulabilir bir taslağını barındırır.

Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet için Anayasa’daki eğitim sistemi, hakikati, nereye varırsa varsın hakikati kovalamak için insanları ikna ve teşvik eder ve bunu eleştirel düşünmenin ve bilimsel merak ruhuyla yapar. Bu, sürekli olarak dünya hakkında öğrenmek ve bunu insanlığın temel çıkarlarını göz önünde bulundurarak değiştirmeye katkıda bulunmak için yapılır. 9

Jerry Falwell Jr.’in ırkçılığının teşhirine, Liberty Üniversitesi öğrenci ve mezunlarının (ve diğer pek çok kişinin) öfke ve protestoyla karşılık vermesi çok olumlu bir şeydir. Fakat bu öfke sınırlıdır ve bu ırkçılığın Liberty Üniversitesi’nin pozitif “değerlerine” (ve temelini oluşturan Hıristiyan köktenciliğine) uymadığı fikrinden yola çıkarak ilerlenirse -ki bu değerler gerçekte oldukça negatiftir ve bu fikirden yola çıkarak hareket etmek çok hatalı bir eğilime yol açar- bu, öfkenin dinmesine yol açmakla kalmaz, Falwell ve onun çok yakın olduğu ve desteklediği Trump/Pence rejiminin gerici ve faşist perspektifini ve amaçlarını da güçlendirmiş olur.

Konfederasyon ile günümüzün faşistlerinin; güçlendirmek ve acımasızca uygulamak istedikleri her tür baskıyla doğrudan bir bağı, bunlarla doğrudan bir ilişkisi vardır. Ataerkillik, erkek üstünlüğü ve beyaz üstünlüğüyle bağı bulunan her tür baskı ilişkisinden kurtulmadan ırkçılıktan da kurtulamazsınız. Ve bütün bunlardan, bu faşistlerin en ekstrem boyutlara taşımak istediği, insanların ve çevrenin üzerinde kurdukları baskı ilişkileri, sömürü ve yağmalamanın sorumlusu olan kapitalist-emperyalist sistemden gerçek bir devrim yapmadan kurtulamazsınız. 10


Referanslar:

1 TRUMP/PENCE REJİMİ GİTMELİ! İnsanlık Adına Faşist Bir Amerika’yı Kabul Etmeyi Reddediyoruz. Daha İyi Bir Dünya Mümkün. Bob Avakian’ın bu konuşma videosu 2017 Ekim ayında yayınlanmıştır ve revcom.us web sitesinde mevcuttur.

2Reflections on Pacific School of Religion’s Response to the Religious Right,”  – Dr. Hubert Locke. Ayrıca revcom.us web sitesinde de mevcuttur.

3 Bob Avakian, Tüm Tanrılardan Kurtulun!, ss. 141-42. Kevin Phillips’in burada aktarılan alıntıları için bkz; Kevin Phillips, American Theocracy: The Peril and Politics of Radical Religion, Oil, and Borrowed Money in the 21st Century, Viking Press, 2006.

Phillips’in, Cumhuriyetçi Parti’nin “güney stratejisini” ni formüle etmekten sorumlu ana insanlardan biri olduğu gerçeğinde kesin bir ironi var. Phillips’in burada eleştirel olarak tanımladığı görünüşe göre Phillips daha sonra bu “güney stratejisinin” yol açtığı yerlerden en azından pişmanlık duymaya başladı ve bu kitabı bu konuda önemli bir açıklama ve analiz içeriyor.

4 Katherine Stewart, The Good News Club, The Christian Right’s Stealth Assault on America’s Children, PublicAffairs, 2012.

5 TRUMP/PENCE REJİMİ GİTMELİ! İnsanlık Adına Faşist Bir Amerika’yı Kabul Etmeyi Reddediyoruz. Daha İyi Bir Dünya Mümkün.

6 Bknz: “İğrenç Bir Barbarlık Arsız Bir Riyakarlık” – Bob Avakian. Douglass’ın açıklamasına vurgu eklenmiştir. Kaynak için: http://yenikomunizm.com/igrenc-barbarlik-arsiz-bir-riyakarlik/

7 Pek çok çalışmada ve belirgin olarak da “Break ALL The Chains! Bob Avakian on the Emancipation of Women and the Communist Revolution (revcom.us içinde mevcuttur ) çalışmasında, Bob Avakian, ezen ve ezilenlere ayrılmış toplumlarda, kadınların ezilmesinin tarihsel ve maddi kökenlerini, kadınların bu eziyetten kurtulmasına giden yolu ve bunların hepsinin kurtuluşu nihai hedefi ile komünist devrim ile önemli ilişkisini analiz eder.

8 “Dinin Olmadığı Bir Ahlak Gerçek Kurtuluştur” – Bob Avakian. Kaynak için bkz: http://yenikomunizm.com/dinin-olmadigi-bir-ahlak-gercek-kurtulustur/

*ç.n. (Hristiyan faşist mantrasında şu şekilde belirtilir: “God created Adam and Eve, not Adam and Steve”)

**ç.n. Orjinali: — ve bu iki kelimenin aynı köke sahip olduğunu ve babanın (toprağın)

9 Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa – Bob Avakian tarafından yazılmıştır. Yenikomunizm.com web sitesinde e-book formatında yer almaktadır: http://yenikomunizm.com/kuzey-amerikada-yeni-sosyalist-cumhuriyet-icin-anayasa-tasari-onerisi/

10Niçin Gerçek Bir Devrime İhtiyacımız Var ve Nasıl Gerçek Bir Devrim Yapabiliriz” konuşması içinde Bob Avakian önemli meselelere değinir – gerçek bir devrimin gerçekte neleri içerdiğini, bu devrimin gerekliliğini ve temelini, bu devrimin nasıl gerçekleştirilebileceğini, kapitalizm-emperyalizm sisteminin güçlü sömürücü ve baskıcı güçlerine karşı bu devrimin hedeflerini somutlaştırır. Video ve konuşma metni revcom.us sitesinde mevcuttur.

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER