Yeni Komünizm

Çakıcı’dan Kanal İstanbul’a, Hakim Sınıflar Arasındaki Çatışmalara Dair Bazı Notlar

BAsics

Hakim sınıflar arasındaki çatışma yakın zamanda bir “hukuk” şöleni biçiminde patlak verdi. Erdoğan’ın “hukuk reformu” konuşmasına paralel olarak, CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Alaatin Çakıcı tarafından tehdit edildi. Erdoğan’a hakaret gerekçesiyle 120 binden fazla soruşturmanın ve 30 bin üzerinde davanın olduğu bir ülkede, bir çete lideri tarafından açık tehdit edilmek “yargıyı” çok fazla harekete geçirmedi -2 gün sonra göstermelik bir soruşturmayla “hukuk” şölenine devam edildi-. Hakim sınıflar arasındaki çatışmalarda, devreye “dava arkadaşlarının” girmesi bilindik “geleneksel” sahnelerin tekrarlanmasına yönelik sinyaller veriyor -çeteler aracılığıyla hakim sınıf kliklerinin bir birlerini “hizaya” sokmaya çalışmaları, çoğu dönem baş vurdukları bir yöntemdir-. Beri yandan ise hakim sınıflar arasındaki tüm bu çelişkiler neyin zeminini hazırlıyor? Bu kutuplaşma hangi temelde gerçekleşiyor?

Son bir kaç yıldır toplumun çeşitli kesimlerinden daha fazla yükselen memnuniyetsizlik sesleri ve yerel yönetim seçimlerinde AKP’nin yaklaşık olarak 20 yıldır elinde bulundurduğu büyükşehirleri AKP karşıtı muhalefete kaptırması, çok güçlü olmamakla birlikte AKP içerisinde bir takım çelişkilere yol açmıştır. Covid-19 pandemisinin tamamen yanlış yönlendirilmesi ve insanların ölüme terk edilmesi, ekonomik krizin orta ve orta üst kesimlerde dahi net bir şekilde hissedilir hale gelmesi ekonomi bakanı ve göz nuru damadın istifasıyla sonuçlanmıştır. Uluslararası ekonomik güçlerin Türkiye’ye ekonomik yatırımlarını devam ettirebilmesi için gerekli “huzur” ve ‘’stabilite’’ ortamının olmaması ve AKP’nin dolaysız olarak “adalet” sistemi üzerindeki mutlak etkisi, ekonomik gidişatı olumsuz etkileyen faktörler arasındadır. Tabii ki bu tabloya AKP-MHP hükümetinin, Akdeniz’den Libya’ya ve Suriye’den Azerbaycan’a olan askeri ve siyasi hamlelerini de eklemek gerekmektedir. Tam da bu noktada damadın görevden alınması ve Abdülhamit Gül’ün “hukukun üstünlüğünden” bahsedip, “adaletin tam ve kamil tesis edileceğine” dair bir “reformu” dillendirmesi ve akabinde Erdoğan’ın bu reform konusunu desteklediğini beyan etmesi gündeme geldi. Yandaş medyanın “Erdoğan her zaman adil yargıdan yana” açıklamaları ve günlerdir televizyon kanallarında yürütülen tartışmalar ise bu sürecin çok spontane ortaya çıkmadığını göstermektedir.

Devlet Bekası” ve Çete ilişkisi

Olayın ironik olan yani ise– ki ironi aynı zamanda bir çelişkidir- tüm bu “adalet” patırtılarına paralel olarak MHP başkanı Devlet Bahçeli’nin “dava arkadaşı” Alaatin Çakıcı’nın, Kılıçdaroğlu’na tehdit dolu mektubunun eşlik etmesidir. Herkes hükümetten tehdit karşıtı açıklama beklerken Bahçeli atağa geçerek, Çakıcı’yı “ülke ve millet sevdalısı” Kılıçdaroğlu’nu ise “teröristlere” destek vermekle suçlamıştır. Burada anlaşılması gereken bir kaç husus bulunmaktadır.

Birincisi bahsi geçen “dava dostluğu”, bir ülkücü faşistin adam öldürmeden, uyuşturucuya uzanan çete liderliğinin hakim sınıf kliklerinin bir kesimi tarafından tüm muhalefete, ilericilere ve devrimcilere karşı neredeyse resmi katiller olarak kullanılmasıdır. Bu faşist katiller sürüsünün geçmişi cumhuriyetin kuruluşuna, Yahya Kaptan’a ve Topal Osman’a kadar dayanır. Devleti yöneten klikler çoğu zaman bu çete/mafya unsurlarını besler büyütür ve kullanırlar. Bunlar “istenmeyen” unsura dönüştüklerinde ise sistem kendisini “temizler” ve kirlenen unsurların yerini yenileri alır1.

İkinci husus AKP ile MHP’nin hakim sınıflar arasındaki çelişkileri nasıl ele aldıklarına dair benzerlikleri göstermektedir. Benzer olan yanı, kendi sınıf çıkarını savunan “muhalefeti” dahi kabullenememe ve “istenmeyen unsur”, “düşman” ilan etme yöntemleridir. Kendi gemisinde olanlara dahi böyle davrananlar aynı zamanda, toplumun ileri unsurlarına, ezilen Kürt ulusuna, devrimcilere ve komünistlere nasıl davrandıklarının ve davranacaklarının zeminini hazırlar.

Bu onların -İslamcı, Türkçü, faşist hakim sınıfların- temelini ve sınırını belirlemektedir. Fakat yine ironiye dönecek olursak, tüm bunlar reform dillendirmelerine paralel olarak cereyan etmektedir.

Ya Kanal Ya İstanbul” çatışmalarının söyledikleri

Hakim sınıfların kendi aralarındaki çatışmanın bir ayağı ise İBB (İstanbul Büyükşehir Belediyesi) üzerinden yaşanmaktadır. Erdoğan’ın her fırsatta “ilk göz nurum” dediği şehri, 2019 seçimlerinde İmamoğlu’nun başkan olması, İslamcı faşist kitle temelinde bir demoralizasyona neden oldu. Kemalistlerin cephesinde de moral depolama ve AKP karşıtlığını büyütmek için daha elverişli bir saha hazırladı. Erdoğan da benzer şeyleri yaşadığı -1994 İstanbul yerel yönetim seçimleri- ve tecrübeli olduğu için 31 Mart seçim sonuçlarını kabul etmemişti. Lakin bu durum Haziran’da tekrar yenilerek demoralizasyonun etkisini güçlendirmeye katkıda bulunmuştu. Erdoğan bu süreçten sonra “Cumhurun başı” ve “Başkumandan” sıfatlarına yaslanarak, daha önceden “çılgın proje” diye bahsettiği Kanal İstanbul projesini hızlandırdı.

Şüphesiz Kanal İstanbul tam bir rant projesidir. İki denizi birbirine bağlayan bir boğazın olmasına rağmen, sözde boğazdan geçişleri azaltmak için -ki son 3 senede boğazlardan geçen gemi trafiği devamlı düşmektedir- İstanbul’a bir kanalın yapılmasının hiçbir rasyonel açıklaması yoktur. Boğaza rağmen Kanal İstanbul’un yapılmasının diğer bir nedeni ise ideolojiktir. Erdoğan, Kemalistler üzerinde “Devletin başı benim, benim dediğim olur” mesajı vermekte, İstanbul’da hakimiyet oluşturabilmek için de bu projeden vazgeçmek istememekte. Kemalistler ise “Ya Kanal, Ya İstanbul” diyerek iki türlü göndermede bulunmakta. Birincisi kendi ideolojik kurucu babası olan Kemal Atatürk’ün “Ya İstiklal Ya Ölüm” söylemine işaret etmekte ve AKP karşıtlığında Kemalizm ideolojisi üzerinde kitleleri buluşturmaya sevk etmek istemektedirler. İkincisi ise, Kanal diyenlerin İstanbul karşıtı olduklarını söyleyerek, toplumu AKP karşısında Kemalist saflarda kutuplaştırmak istemektedirler.

AKP’nin ise buna cevabı “devletin kamu kaynağını kullanarak muhalefet” edilmesini gerekçe göstererek İmamoğlu şahsında soruşturma başlatmasıdır. Kamu kaynağını kullanarak hareket etmek hakim sınıfların ortak bir yanıdır ama söz konusu “kamu kaynağı” olunca bu meselede kimsenin AKP’nin eline su dökemeyeceği de kesindir. Ama meselenin ana yoğunlaşma noktası bu değildir. Mesele, Kanal İstanbul projesi üzerinde dönen çatışmanın, derinlerde yatan hakim sınıfların kendi aralarında günbegün artan çatışmasıdır ve “kamu kaynağını kullanarak muhalefet etmek” bu çatışmanın üzerini örtememektedir.

Sonuç olarak, hakim sınıflar arasındaki çatışmalar, ABD seçimlerinin tehlikeli gölgesinde kalan dünya arenasının belirleyiciliğinde, mevcut ekonomik krizin de derinleşmesiyle birlikte daha fazla keskinleşmiş bir hal almıştır. Bir yandan orta sınıfları tekrardan rejimin ardına çekmek isteme eğilimleri belirirken diğer yandan ise faşist çeteler üzerinde gönderilen tehdit mesajları, CHP’nin “aynı gemideyiz” şeklindeki ılıman tavırlarına rağmen, hakim sınıflar arasındaki makası açmaktadır. Beri yandan ise ilerici insanların bir kısmı devrim için asla elverişli olmayan bu kutuplaşmanın parçası olmaktadırlar. Kemalistlerden hiçte olmayacakları şeyleri, bu toplumda yaşayan insanlar için çok daha iyi bir geleceğin siyasi kanadı olmalarını beklemek siyasi sefaletten de öte ahmaklıktır! Bu kesinlikle yapılmamamlıdır! Hakim sınıflar arasındaki çatışmanın ne olduğu ve neyin zeminin hazırladığı daha derinden analiz edilmeli, aralarındaki farklar ve halk kitlelerinin nasıl ve neden kutuplaşmış olduğu daha iyi anlaşılmalıdır. Ama tüm bunlar devrim temelinde yeniden kutuplaştırmanın hazırlığını oluşturmalıdır, daha azı değil!

Mehmet Seyhan

"Gerici olan her şey aynıdır; vurmazsan düşmez. Bu aynı zamanda yerleri süpürmek gibidir; süpürgenin erişemediği yerden toz kendiliğinden gitmez" - Mao Zedong

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER