Yeni Komünizm

Cinsel Sömürünün “Endüstrileşmesi”, Emperyalist Küreselleşme ve Cehenneme İniş

BAsics

Editörün Notu: Raymond Lotta’nın aşağıdaki makalesi 2 Ağustos 2021 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmıştır. Türkçe çevirisini takipçilerimizin dikkatine sunarız.

Kaynak için: The “Industrialization” of Sexual Exploitation, Imperialist Globalization, And The Descent into Hell (revcom.us)


Bu araştırma makalesi, Bob Avakian’ın son 50 yılda sınıfsal yapıdaki değişimleri ve politik-ideolojik gelişmeleri, özellikle faşizmin yükselişini etkileyen büyük küresel sosyo-ekonomik değişimler ve toplumsal mücadelelerin analiziyle desteklenmektedir. Spesifik olarak benim hareket noktam, bu çok daha geniş analizin bir bölümünden temellenmektedir:

Üçüncü Dünya’daki geleneksel küçük ölçekli çiftçiliğin büyük bir kısmının mahvolması ve orada (aynı zamanda ABD ve diğer bazı emperyalist ülkelerde olduğu gibi) çok sayıda “kayıt içi ekonomide iş bulamayan kentsel nüfustaki çarpıcı artışı” – bu aynı zamanda yasadışı bir ekonominin ve bu yasadışı ekonomiye, özellikle uyuşturucu ticaretine dayalı çetelerin (ve özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde kartellerin) büyümesini teşvik etmiştir; fakat aynı zamanda insan ticareti, özellikle fuhuş, “seks endüstrisi” ve kelimenin tam anlamıyla cinsel kölelikte şiddetle kurban edilen kadınlar ve kızlar buna dahildir. [vurgu eklenmiştir] (1)

Bu makale, fuhuşun ve fahişelik için kadınların kaçırılmasının küresel büyümesinin boyutlarını incelemekte, bunun temel dinamiklerini ve tarihsel faktörlerini araştırmaktadır.

1) Giriş: Açıklama Notu

Kadınların (ve genç kız ve erkek çocukların) ticari olarak cinsel sömürüsü muazzam boyutlara ulaşmış durumdadır. Örtülü bir şekilde “küresel seks endüstrisi” veya “küresel seks ticareti” olarak adlandırılan şey, tekil ulusal ekonomilerin ve bir bütün olarak dünya emperyalist ekonomisinin son derece kârlı bir kesimine dönüşmüştür. “Seks endüstrisi” genelevleri, sokak ve eskort fahişeliğini, ayrıca striptiz kulüplerini, masaj salonlarını, pornografiyi, ordudaki fuhuşu ve küresel “seks turizmi” sitelerini kapsar.

Giderek daha entegre ve eşitsiz olan bu emperyalist dünya ekonomisinde, yoksul Üçüncü Dünya ülkelerinden gelen kadınlar, zengin emperyalist ülkeler tarafından ayartılıp kaçırılmakta; askerler ve çeteler tarafından satılmakta veya kaçırılarak cinsel istismara uğratılmakta; emperyalistlerin egemenliğindeki kalkınmanın baskıcı ve çarpık işleyişinin bir sonucu olarak, hayatta kalma stratejisi olarak fahişeliğe sürüklenmektedirler.

Bu cinsel sömürünün ölçeği ve dehşeti, biri maddi, diğeri kültürel-ideolojik olmak üzere iki ana faktör tarafından kapsanır.

İlk örnekte, küreselleşmiş cinsel sömürünün tedarik, pazarlama, parasallaştırılmasının karmaşık ve örtüşen yasal ve yasadışı araçları vardır: İnternet ödeme mekanizmaları, küresel Güney hükümetlerine denizaşırı “seks işçilerinden”, pornografi sağlayan telekomünikasyon şirketlerinden akan döviz. Genişleyen “seks turizmi” ile bağlantılı uluslararası bir “otel eğlence” endüstrisi ve bu turistleri taşıyan havayolu şirketleri, bu sektörlere sermaye ödünç veren bankalar, “kargoları” aynı anda küresel ucuz işgücü tedarik zincirlerine ve ticari cinsel sömürüye hizmet eden kaçakçılar yer alır.

Aynı zamanda ve bu sömürünün üstünü örten ikinci faktör, kadınların cinsel aşağılanması ve şiddetle boyun eğdirilmesi, çağdaş ekonomik yaşam ve kültürün bir verisi olarak giderek normalleştirilmesidir: Moda olarak, kazançlı pornografi olarak, “seks eğitimi” olarak ve istihdam olarak. Politik-entelektüel söylem alanında, cinsel boyun eğdirme, kadınların bireysel “tercih” ve “eyleminin” bir ifadesi olarak zehirli bir şekilde rasyonelleştirilmiştir. Tecavüz, cinsel zorlama ve cinsel aşağılamalar “seks işçiliği” mesleki kategorisi içine sıkıştırılır ve bu şekilde maskelenir.

Bu makale -ister “rızaya dayalı” isterse “rıza dışı” olarak tanımlanmış/kendi kendini tanımlamış olsun- özünde kadınların erkek egemenliğine pazarlanması, aşağılanması ve organize bir şekilde cinsel olarak boyun eğmesi olan “seks işçiliği” anlayışından hareket etmektedir. Makale bunun neden gerçek olduğunu göstermektedir ve analiz sırasında “seks işçiliği” tartışmasındaki bazı konulara kısaca değinmektedir.

2) Küresel Ticari Cinsel İstihdam Hakkında Önemli Gerçekler

*Mevcut tahminlere göre, dünya çapında yüzde 75’i 13 ila 25 yaşları arasında yaklaşık 40 milyon fahişe var. (2) Seks ticareti, kadınları ulusal ve uluslararası ticari cinsel sömürüye sağlamada esastır. Uluslararası seks ticareti, kişilerin kaçırma, güç, zorlama, dolandırıcılık veya aldatma yoluyla köleleştirilmesini ve bireylerin bir veya daha fazla ülkenin sınırlarının ötesine taşınmasını ifade eder.

Seks ticareti büyük ölçekli, organize, oldukça konsantre ve yaygın küresel dağılıma tabi bir hale gelmiştir.

“Fuhuşun endüstrileşmesi”, bu sömürünün büyük ölçekli, örgütlü ve yoğunlaşmış (hem yasal hem de suç teşebbüsü yoluyla) ve “yaygın küresel yayılmaya” tabi olması koşuluna atıfta bulunur. Yaygın şekilde -insanların, nesnelerin, doğanın ve fikirlerin- “her şeyin metalaştırılması” ile emperyalist küreselleşme, fiyatlandırılan, sevk edilen ve satılan insanoğlunun küresel ticareti için bir katalizör olmuştur.

Hem bilimsel ekonomi politiğin dilinde hem de korkutucu bir metaforla, cinsel sömürü ve köleleştirme için kadın ve çocukların bir “tedarik zincirinden” söz edilebilir.

*21. yüzyılın başlangıcında, ticari cinsel sömürü Filipinler, Malezya, Tayland ve Endonezya’nın milli gelirinin yüzde 2 ila 14’ünü oluşturuyordu. (4) 2000’lerin başında Tayland’da yaklaşık 800.000 “seks işçisi” 18 yaşın altındaydı. (5)

*2010’a gelindiğinde, Çin’de tahminen dört ila altı milyon fahişe vardı, bu rakam 1985’te 25.000’di. (6) 1976’da Çin’de sosyalizmin devrilmesi ve kapitalizmin restorasyonu ve ardından Çin kırsalının kapitalist yeniden yapılanması, ekonomik ve sosyal kutuplaşmaya yol açtı. Çin’in kırsal alanları, kadınlara ağır yüklerin yüklendiği alanlardır. Bu karışıklık durumu, aynı zamanda tarihteki kırsaldan şehre en büyük göçe de katkıda bulundu. Çin’deki fuhuş, hızla büyüyen kıyı bölgelerinde güçlü bir şekilde yoğunlaşmıştır; ve kırsal alanlardan gelen kadın göçmenler cinsel sömürü için önemli bir arz kaynağıdır.

*Dünya çapında seks ticareti mağdurlarının yaklaşık yüzde 70’i Asya’dadır. Önde gelen ülkeler Hindistan, Çin, Pakistan, Tayland ve Bangladeş’tir. (7)

*1990-91 yılları arasında eski Sovyet (sosyal-emperyalist) bloğunun ekonomilerinin çöküşü, iş arayan ve uluslararası tacirlerin avı haline gelen yeni ve büyük bir umutsuz kadın kaynağıyla sonuçlandı. 1991 ve 1998 yılları arasında, 500.000 Ukraynalı kadın cinsel sömürü için Batı ülkelerine kaçırılmıştı. (8)

*2000’lerin başında Fransa’da fahişelerin tahmini yüzde 60 ila 70’i göçmendi – birçoğu Afrika ve Doğu Avrupa’dan geliyordu. (9) Nijerya ve Gana, çok sayıda kurbanın cinsel sömürü amacıyla Avrupa’ya kaçırıldığı Afrika ülkelerinden ikisidir. Kadınlar defalarca satıldılar, müzayedelerde ihale edildiler, eğitim kamplarında “hazırlandılar”, fiziksel ve psikolojik olarak kırıldılar, köle düzeyine indirildiler: Üçüncü bir şahsın malı ve bir pezevenk tarafından kontrol edilmektedirler.

*2016 yılında tespit edilen modern kölelik/insan ticareti mağdurlarının toplam sayısının 40 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir, bunun yüzde 70’i kadın ve kızlardan oluşuyor.

Yaklaşık 25 milyon insan zorla çalıştırılmakta ve 15 milyon insan zorla evlendirilmektedir. Zorla çalıştırma kategorisinde, yüzde 99’u kadın ve çocuk olmak üzere yaklaşık beş milyon insan, bir milyondan fazlası çocuk olmak üzere (zorla) cinsel sömürüye tabi tutuluyor. (10)

*Gelirle ölçülen insan ticareti, dünyanın en büyük ikinci suç eylemidir (yasadışı uyuşturuculardan sonra). (11)

*Seks ticareti son derece kârlıdır. Zorla cinsel sömürü, 2010’ların başında yılda 99 milyar dolar kazandırıyordu. (12) Modern kölelik konusunda BM danışmanı olan bir bilim insanı, British Observer’a 2019 yılında yaptığı bir röportajda, “seks ticareti için yatırım getirisinin” inşaat, tarım veya madenciliğe kaçırılan emek için “düşük sömürü getirisine” kıyasla %1.000 civarında olduğunu tahmin etmektedir. Böylesi bir kârlılık, “kurbanın günde 20 defaya kadar satılabilmesi ve kurban başına yüzbinlerce dolar olmasa da on binlerce dolar kâr sağlaması” ile bağlantılıdır. (13)

*2019’da ABD’de tahmini 9.000 yasadışı spa salonu faaliyet gösteriyordu. Milyarlarca dolarlık yasadışı masaj salonu “endüstrisi” ABD’de hızla büyüyor. (14)

Hem ABD’de hem de dünya çapında insan ticareti mağduru kadın ve kız çocukları için önemli bir “talep” kaynağıdır. ABD’ye kaçırılan insan ticareti mağdurlarının sayısı güvenilir bir şekilde bilinmiyor. Bazı tahminler, Asya, Latin Amerika ve Doğu Avrupa’dan 50.000 kadın ve çocuğun her yıl ABD’ye getirildiğini ve hizmetçi veya fahişe olarak çalışmaya zorlandığını gösteriyor. (15) Bildirilen insan ticareti mağdurlarının çoğunluğu Çin ve Güney Kore’den gelenler. (16) ABD’li genç kızlar, genellikle istismarcı ebeveynlerden ve akrabalardan kaçarak insan ticareti ağlarına hapsoluyorlar.

3) Üçümcü Dünyadaki Kadınların Marjinalizasyonuna ve Umutsuzluğuna Dair Sosyo-Ekonomik Faktörlere Bakış

Kadınların cinsel olarak boyun eğdirilmesi, sömürücü, sınıflara bölünmüş, ataerkil toplumun tarihsel ve yapısal bir özelliğidir. Kadınların bu tabi kılınmasının özel biçimleri ve toplumsal cinsiyete dayalı bir işbölümündeki somut tezahürleri, gelenek, kültür, hukuk ve ataerkil aile ile etkileşime giren egemen üretim tarzından kaynaklanmaktadır.

Uygun çalışma belgelerine sahip olmayan Ugandalı kadınlar Kenya’nın Nairobi havaalanında durduruldular. Doğu Afrika’da istihdam büroları kisvesi altında faaliyet gösteren bir insan kaçakçılığı çetesinin kurbanlarıydılar. Fotoğraf: Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü

Çağdaş “küresel seks endüstrisi”, basitçe veya esas olarak, modern ataerkil toplumdaki “asırlık fahişelik pratiğinin” devamı olarak kavranamaz. Daha spesifik olarak, kadınların bu cinsel boyun eğdirme ve aşağılanma biçimi, zengin ezen ülkeler ile ezilen yoksul ülkeler arasındaki ayrımın belirleyici olduğu bir dünya sömürü sisteminde geç emperyalizmin uygulamaları tarafından, emperyalist birikimin özelliği olarak derinden şekillendirilmiş, kitlesel olarak büyütülmüş ve küresel olarak bütünleştirilmiştir. Bu durum Üçüncü Dünya’daki kaynakların yağmalaması, pazarlara nüfuz etmesi ve emeğin aşırı sömürüsü ile, ve kapitalizm-emperyalizm dünya sistemine bağlı sosyal-kültürel faktörler tarafından gerçekleştirilmiştir.

A) Arazi Gaspı, Kırsal Yoksulluk ve Kadın

Üçüncü Dünya’da geleneksel geçimlik ekonomilerin baltalanması ve yok edilmesi -yeni insanların aile ve yerel hayatta kalma ihtiyaçlarını karşılamak için çiftçilik yaptığı ve çalıştığı yerlerin yok edilmesinin- kadınlar üzerinde muazzam bir etkisi oldu: Bakıcılar olarak, yerinden edilmiş yerli toprak sakinleri olarak, kırsaldan kasabaya, kasabadan şehre, şehirden şehre sınırlı istihdam olanaklarıyla hareket eden ve küresel göçmen akışlarına giren göçmenler olarak… umutsuz koşullar veya insan ticareti mağduru olarak… Köylü ve çiftçi topraklarının kaybı önemli bir faktör olmuştur.

2003-13 yıllarında, küresel Güney’de 81 milyon akreden fazla arazi -kabaca Portekiz’in büyüklüğüne eşittir- hem kurumsal hem de devlet kurumları olmak üzere yabancı yatırımcılara satıldı. (17)

Bu arazi gaspının çoğu (büyük ölçekli satın alma olarak tanımlanır) genellikle ihracat için, palmiye yağı, soya ve diğer karlı gıda ürünleri gibi ticari ürünler üreten endüstriyel ölçekli plantasyonlara dönüştürülmüştür. Bu “müdahalelerin” bazıları, biyo-yakıt (şeker kamışı gibi) yetiştirmek veya karlı karbon “dengeleri” olarak hizmet edecek ağaç dikmek amacıyladır (bu durum, emperyalist şirketlerin ve ülkelerin fosil yakıtları üretmeye ve yakmaya devam etmelerini sağlayan bir dolandırıcılık oyunudur, sözde küresel Güney’e karbonu emecek ağaçlar dikerek hasarı “dengeliyorlar”). Bu arazi gaspının bir kısmı, arazi fiyatlarındaki artış beklentisiyle satın almalar yapmak için yapılan spekülatif yatırımlardır.

Üçüncü Dünya’nın ezilen ülkelerindeki yoğun ucuz işgücü talebi ve arayışı, günümüz insan ticaretinin itici gücüdür. Kolombiyalı kadınlar ABD’ye gönderilmek üzere gül yetiştiriyorlar.

NOT: Bu tarım arazisi anlaşmalarının üçte ikisi, ciddi gıda güvensizliği yaşayan ülkelerde gerçekleşti. (18)

20. yüzyılın ikinci yarısının büyük bir bölümünde, Üçüncü Dünya’daki hükümetlerin barajlara ve yollara yaptığı yatırımlar, endüstrinin genişlemesi ve madencilik-minerallerin çıkarılması -emperyalistlerin egemen olduğu finans kuruluşları olan Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun mali desteği ve teşvikiyle- köylüleri topraktan uzaklaştırmada öncü rol oynadı. Daha yakın tarihli arazi gaspı, küresel Güney’de “kalkınma” adına ikinci bir kitlesel yerinden etme dalgasını temsil ediyor.

Geçimlik çiftçiler (aile tüketimi için gıda yetiştiren veya haneleri geçindirmek için satılık ürünler yetiştiren) çiftçilik yaptıkları arazi üzerinde yasal olarak tanınan mülkiyete sahip olmadığı için topraksızlık durumu yayılmaktadır; diğer köylüler ve çiftçiler devlet desteğiyle zorla tahliye ediliyorlar. Kadınlar geleneksel balıkçılık ve toplayıcılık faaliyetlerinden uzaklaştırıldılar. Aynı zamanda, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası, genellikle tarımın yerel geçimlik gıda gereksinimlerine yönelik tarımdan özel ihraç ürünlerine, kesme çiçeklere, vb. yeniden yönlendirilmesi gibi koşulları taşıyan ezilen ülkelere kredi verilmektedir.

Bütün bunlar, kırsal kesimdeki kadınları ekonomik olarak daha da marjinalleştirme etkisi yarattı. Ve önceden var olan kadına boyun eğdiren ilişkileri ve yeni cinsiyet ayrımcılığı biçimleriyle etkileşime giren bu yıkıcı ekonomik güçler, kadınlara yeni yükler ve baskılar getirdi. (19)

Kırsal yoksulluk; küçük ölçekli tarımın tarım işletmeleri tarafından yönlendirilen dönüşümü ve yıkımı (bu konu hakkında daha fazlası Bölüm III’te verilmiştir); toprak, su ve kaynaklar üzerindeki çevresel baskılar; ve askeri çatışmalar, geleneksel iş ve aile kalıplarını derinden değiştirdi ve insanlığın küresel Güney’in kırsalından kitlesel göçlerini körükledi.

B) Fuhuş ve Kayıt Dışı Kent Ekonomisi

Yasal ve yasadışı biçimleriyle, zorla veya “gönüllü” çalıştırma olarak fuhuş, küresel Güney’in ezilen ülkelerinde baskın istihdam ve hayatta kalma biçimi olan düzensiz emeğin küresel kayıt dışı ekonomisinin ayrılmaz bir unsurudur.

Fahişelik, gecekondularda ve gayri resmi yerleşim yerlerinde, fabrika yerleşkelerinde, tarımsal tarlalarda ve genişleyen turizm alanlarının çevresinde (turist rehberleri, uyuşturucu satıcıları, sokak satıcıları ve diğerleri ile birlikte) bulunur. Yabancı madencilik ve ağaç kesim şirketlerinin işçilere “hizmet” olarak fuhuş alanları kurdukları biliniyor. Yabancı sermayeye hizmet veren özel ekonomik (veya ihracat-işleme) bölgeler fahişeliğin başlıca merkezleri olmuştur. Şu an yaklaşık 4.000 lokasyon mevcuttur. (20)

Hindistan’ın ikinci büyük şehri Mumbai’de, kırsal kesimden gelen kadın göçmenler, genelevlerde ve sokakta cinsel hizmetler satıyor. Ancak en yaygın “değişim” biçimleri, inşaat ve ev işleri gibi diğer gelir getirici faaliyetler sunan kayıt dışı günlük ücretli işgücü piyasalarındadır. Fahişelerin şehirlerde kendilerini ve ailelerini beslemek, barınak ve suya erişmek için verdikleri mücadele, polis zulmü ve gecekondu yerleşimlerinin amansız yıkımı ortamında gerçekleşmektedir. (21)

C) Göç, Ticaret ve Fuhuş

Güneydoğu Çin’deki Xiamen’deki paramiliter subaylar, Tayvan’a yapılan bir kaçakçılık operasyonu durdurulduğunda yakalananlar arasında bulunan genç kadınları gözaltına aldı, 2003. Fotoğraf: AP/Chinatopix

Üçüncü Dünya’da geleneksel geçimlik ekonomilerin kökünden sökülmesi ve dünyanın belirli bölgelerinde, özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da kazançlı istihdamın ve sabit gelirin “çekilmesi”, yoksullaştırılmış emeği göç akımlarına ve insan kaçakçılığına çekmiş durumda. İnsan kaçakçılığı ile örtüşse de, kaçakçılık, tuzağa düşürme ve köleleştirmeyi içeren insan ticareti ile aynı şey değildir.

Tarım işletmeciliği, iklim krizi, bölgesel ve yerel çatışmalar ve aşırı yoksulluk nedeniyle geleneksel ekonomilerden yerinden edilen kadınların hayatta kalma stratejileri için sınır ötesi göç önemli hale geldi. Ve bu göç akışları, düşük maliyetle sömürülecek “potansiyel seks köleleri” arzını “artırıyor”.

(2015-17’deki Avrupa “mülteci krizinin” zirvesinde, kaçakçılar Avrupa’ya “gayri resmi” göçün yüzde 95’ini ve güvenlik ve yaşam için umutsuzca sınırların geçişini kolaylaştırdı.) (22)

Üçüncü Dünya göçmen işçilerinin denizaşırı çalışmaları da “para transferleri” yaratıyor -kazançların bir kısmı- ailelere evlerine gönderiliyor. Bu havaleler, küresel Güney’in ekonomilerini canlandırmaya yardımcı oluyor. 1970’lerden Bugüne ABD’de Asalaklık ve Sınıfsal-Toplumsal Yeniden Düzenleme makalesi, göçmen ve göçmen işçi dövizlerinin günümüzün emperyalist dünya ekonomisinde oynadığı büyük rolü ayrıntılarıyla anlatmaktadır. Bunun ezilen ekonomilerde yıllık doğrudan yabancı yatırımı aşan bir yönü vardır. (23)

Üçüncü Dünya’nın ezilen ülkelerindeki ve bu ülkelerden gelen yoğun ucuz işgücü talebi ve arayışı, günümüz insan kaçakçılığının itici gücüdür. Bu ucuz işgücü talebi, bu kaçakçılığı yürüten ve “düzenleyen” suç örgütlerinin operasyonları için büyük bir itici güç olmuştur. Gerçekten de, inşaatta, imalatta, “konaklamada”, tarımda ve balıkçılıkta kaçakçılığı yapılan işgücü girişi olmayan bir küresel-emperyalist bir “tedarik zinciri” ekonomisi yoktur. Emperyalist dünya ekonomisinde “yasal” ve “yasadışı” ekonomik faaliyetler giderek daha fazla iç içe geçmektedir.

Cinsel sömürü alanında bir kısır döngü vardır: Tayland’da bir kadın yurt içi olarak denizaşırı işler için işe alınır; daha sonra başka ülkelere kaçırılır ve “seks işçiliğine” zorlanır…köle olur. Fuhuş “kazancının” çoğu bir pezevenk ya da insan tacirine dağıtılsa da, kırsal bir köydeki ailesinin evine bir miktar para gönderebilmektedir. Kısacası, para Tayland ekonomisine geri döndürülür ve bu ekonominin, evet, geniş “genel sektörü” ile desteklenmesine yardımcı olur (bununla ilgili daha fazla bilgi Bölüm IX’da verilmiştir).

Bağımlı, emperyalistlerin egemenliğindeki kalkınmanın kısır matrisi budur.

4. Lensi Daha Geriye Çekmek: Müdahale, İhracat ve Üçüncü Dünyada “Fazla” Nüfus

“Seks endüstrisinin” büyümesi ve küreselleşmesi, çok önemli bir “arz yönüne” sahiptir. Özellikle Üçüncü Dünya’da (fakat sadece burada da değil) insanlığın yerinden edilmiş ve çaresiz rezervuarı, dünya emperyalist sisteminin resmi ekonomilerinin yapılarına emilmiyor. Resmiyet, belirlenmiş ücret ve saatler ile çalışma koşullarının bir dereceye kadar resmi düzenlemesini ifade eder. Aksine, ezilen insanlığın büyük bir kısmı, güvencesiz hayatta kalma biçimlerine mahkumdur. Daha derine inelim.

A) Köylü Üreticilerin Üretim Araçlarından Ayrılması

Son 50 yılda, emekçilerin üretim araçlarından (çoğunlukla şiddetli) ayrılmasının modern bir biçimi yaşanıyor… Üçüncü Dünya’da yüz milyonlarca kırsal sakinin hayatını mahvediyor.

Bu mülksüzleştirme süreci, Üçüncü Dünya’da tarihsel olarak eşi görülmemiş bir hızlı ve kaotik kentleşme süreciyle ve büyük gecekonduların ve kırsal kesimden gelen göçmenlerin yaşadığı gecekondu koridorlarının çevrelediği “mega şehirlerin” ortaya çıkmasıyla bağlantılıdır.

“Emekçilerin üretim araçlarından ayrılması” ile ne kastedilmektedir?

* Söz konusu işçiler, büyük ölçüde küçük topraklara sahip olan veya küçük arazilere sahip olan veya kiralayan ya da topluluk parsellerini veya “geleneksel” mülk olarak adlandırılanları kullanan küçük toprak sahibi köylüler veya çiftçilerdir.

* Köylü-çiftçilerin ayrıldığı (soyulduğu) başlıca üretim araçları, ilgili araçlarla birlikte toprak ve suya erişimdir.

Emekçiler üretim araçlarından nasıl ayrılır? Ayırma süreci, faktörlerin karmaşık bir kombinasyonunu içerir:

*1950’ler ve 1960’lardan başlayarak, büyük ulusal ve uluslararası pazarlama kanallarına bağlı, küçük üreticileri baltalayan, yeni hibrit tohum çeşitleri de dahil olmak üzere, büyük ölçekli, daha yüksek düzeyde mekanize, teknolojik olarak gelişmiş tarımın Üçüncü Dünya’ya girişi;

*küresel, emperyalist tarım işletmelerinin rekabeti; emperyalist ve devlet destekli altyapı geliştirme yoluyla köylü topraklarının büyük ölçüde ele geçirilmesi (barajların, yolların ve büyük ölçekli tarımsal üretim için depolama tesislerinin inşası vb.);

*uluslararası özel yatırımcı grupları, yabancı hükümetler ve yerel tarımı hurma yağı gibi endüstriyel plantasyon üretimine ve madencilik operasyonlarına dönüştüren yerel seçkinler tarafından “toprak gaspı”; su haklarının kaybı;

*Açık piyasaları emperyalist ülkelerden ihracata zorlayan, örneğin ABD mısırının yerel Meksika mısır üretimini alttan sattığı ve mahvettiği bir duruma yol açan Dünya Bankası gibi uluslararası “kalkınma” ve borç veren kurumların baskısı ve dayattığı politikalar…

*ve hükümetlerden küçük yetiştiricilere verilen mali destekte bir koşul olarak kesinti yapılmasını gerektiren krediler; çiftçileri emperyalist tarım ticaretine bağlayan “fikri mülkiyet hakları” yoluyla tohum ve gübrenin özelleştirilmesi.

Küçük toprak sahibi köylülerin ve çiftçilerin mülksüzleştirilmesi, “yasal” ve yasadışı toprak ele geçirme yöntemlerini içeriyor… ekonomik baskı ve kaba kuvvet. Üçüncü Dünya’daki büyük toprak sahipleri ve yerel, bölgesel ve ulusal hükümetler yerel orduları, çeteleri ve haydutları görevlendiriyor; yerel köylü nüfuslar tarafından ve nesiller boyu kabile ve yerli halklar tarafından sahip olunan ve yetiştirilen arazilerin satın alınması veya zorla ele geçirilmesi için yasal teminat sağlayan, ancak resmi özel mülkiyet olmaksızın resmi mülkiyet hakları yaratıyorlar..

Aynı zamanda, çiftçi-köylüler arasındaki rekabet, bazılarının üretkenlik, arazi büyüklüğü, işçi çalıştırma kabiliyetinde avantaj elde etmesine neden oluyor.

İşte açıklayıcı bir istatistik: 1983’e kadar, dünya işçilerinin çoğunluğu hala tarım sektöründeydi (ağırlıklı olarak küresel Güney’de). Ancak 2010’ların başında, dünyadaki işçilerin yalnızca yüzde 25’i tarım sektöründe çalışıyordu. (24)

İşte küresel Güney’in yerinden edilmiş kişiler için süregelen gerçek: topraktan ayrılanları absorbe etmek için, hiçbir yerde tarım dışında yeni işler yaratılmıyor.

B) 1700’ler ve 1800’lerin Sanayi Devrimi Sırasında Olanlarla Aynı Değil

Emekçilerin üretim araçlarından ayrılmasına yönelik bu süreç, birkaç yüzyıl boyunca Avrupa’da meydana gelen köylülerin topraktan sürülmesi deneyiminin ve 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılda İngiltere’de merkezileşen Sanayi Devrimi’nin patlamaya hazır bir şekilde ortaya çıkışının basit bir şekilde tekrarlanması değildir. O zamanlar, emek yoğun bir kapitalist sanayileşme süreci yaşanıyordu. Kapitalist üretim, kırsaldan çekilen yeni bir tarım ve sanayi proletaryasının büyümesini teşvik ediyordu. Ve tüm korkunç koşullarla birlikte İngiltere’nin pamuk fabrikaları gibi kitlesel fabrika üretimi, çok sayıda yeni proleterleri içine çekiyordu.

Ancak günümüzün emperyalist egemenliği koşulları altında, küresel Güney’in ezilen ülkelerindeki ekonomik gelişme, emperyalizmin ihtiyaçlarına tabidir ve onun ihtiyaçları tarafından çarpıtılmıştır ve dünya emperyalist ekonomisinin iniş çıkışlarına karşı son derece savunmasızdır (buna bağlıdır). Bu ülkeler, sonuçları ezilen ülkelerde hâlâ hissedilen küresel köle ticareti ve sömürge fetihlerinden ayrılamaz olan önceki Sanayi Devrimi’nin “izini takip” etmiyorlar.

Günümüzün kapitalist dünya ekonomisinde, Üçüncü Dünya’nın mülksüzleştirilmiş ve köklerinden koparılmış köylüleri, büyük sayılarda endüstriyel kitlesel üretim sistemlerine dahil edilmemiştir. Tarımı bırakanlar arasında -ister zorlanmış ister baskıcı koşullar altında ayrılmayı “seçmiş” olsun- standartlaştırılmış endüstriyel ve hizmet işleri bulanların sayısı fazla değildir. Fazla nüfus haline geliyorlar. Yüksek doğum oranları veya mutlak kaynak kıtlığı nedeniyle “aşırı nüfus” anlamında değil, fakat kapitalizmin kâr temelli üretime hizmet edecek emek talebine göre “insanlık fazlası” anlamında bir “fazlalık” oluşturuyorlar.

Önemli bir şekilde, son 40 yılda Üçüncü Dünya’da imalat üretiminde büyük bir genişleme oldu. Bu durum, yabancı yatırım ve üretimin kapitalist-emperyalist ülkelerden dış kaynak kullanımı ile oldukça bağlantılıdır. Bu durum, çağdaş dünya emperyalist ekonomisinin tanımlayıcı bir özelliğidir ve emperyalist sermayenin kârlılığı için esastır.

Ancak Üçüncü Dünya’daki yeni üretim kapasitesi büyük ölçüde bir grup ülkede yoğunlaşmıştır. Yerel imalat-sanayi kapasitesinin genişlemesiyle birlikte emperyalist yatırım ve dış kaynak kullanımı, yeni kentleşen nüfusun ve Üçüncü Dünya’nın büyük çoğunluğu için istihdam yaratmadı. (25)

İşte tarihsel eğilim: Küresel Güney’in çoğunda, kırsal kesimde yaşayanların şehirlere yönelik büyük ölçekli hareketi, sanayiye ve belirli bir yasal çerçeve içinde belirli saatlere, ücretlere ve faaliyet gösteren kayıtlı ekonomideki hizmetlere doğru büyük ölçekli bir hareket olmamıştır. (*)

Dünyanın düşük ve orta gelirli bölgelerindeki istihdamın yaklaşık yüzde 70’i, çoğu serbest meslek veya günlük işçi kiralama olan düzensiz ve güvencesiz (çoğunlukla geçici) işlerin kayıt dışı ekonomisindedir. Yani belirli bir saat veya ücret yoktur, güvenlik ve sağlık korumaları veya diğer resmi düzenlemeler bulunmaz.

Meslekler arasında; sokak satıcıları, inşaat işçileri, sayısız hizmet işi (cep telefonu tamiri), ev işçileri, paçavra ve çöp toplayıcıları, sahte ürün ticareti gibi yasadışı faaliyetler yer alıyor. Hindistan’da tarım dışındaki istihdamın yüzde 80’i kayıt dışıdır ve Afrika’da tarım dışı istihdamın yüzde 85’i kayıt dışıdır. Dünyanın kayıt dışı işgücünün yüzde 90’ından fazlası küresel Güney’dedir. (27)

C) Yerinden Etme ve Sınır Dışı Bırakma

Sürgünler: Küresel Ekonomide Vahşilik ve Karmaşıklık‘ta Saskia Sassen, yoksul kitleleri ve kökünden koparılmış ekonomik faaliyete “birleştiren” kapitalist-emperyalist kalkınmadan, sonunda hızlanan teke doğru, dünya ölçeğinde bir geçiş analizi geliştiriyor. 20. yüzyılın ve 21. yüzyıla kadar devam eden, insanların topraktan, istihdamdan ve evden kitlesel olarak “kovulması” ile karakterize ediliyor.

Sassen burada küresel bir dinamik bağlantı görüyor:

[Üçüncü Dünya’da] hiçbir zaman eve geri dönemeyecek olan yerinden edilmiş kişiler mevcut, evleri artık bir savaş bölgesi, bir plantasyon, bir maden işletmesi ya da ölü bir arazi durumundadır…  [ve] “yakın zamana kadar bir suçtan ötürü hapsedilmenin olduğu küresel Kuzey’de eşdeğer bir değişim yaşanıyor (suç fiilen işlense de işlenmese de) artık bir insan ambarı haline geliyor [kitlesel hapislerle]… Amerika Birleşik Devletleri bunda kendi başına bir öncüdür.

Kendisi gözlemlerine devam ediyor ve şu kısım tam da bu makalenin odak noktasıyla özellikle alakalıdır:

Evden, araziden ve işten atılmalar, suç şebekelerine ve insan kaçakçılığına genişleyen operasyonel alan sağlamanın yanı sıra, ister firmalar ister hükümetler olsun, yabancı alıcılara toprak ve yeraltı su kaynaklarına daha fazla erişim sağlama etkisine sahip oldu. (28) (Sassen’in Revolution Books on Expulsions‘daki konuşması şurada görüntülenebilir: https://vimeo.com/manage/videos/108811541

D) Gecekondular Gezegeni

Bu başlık, Mike Davis’in tartışılan fenomenleri anlamak için hayati bir analiz sağlayan bir kitabının adıdır. Kapanış bölümü, Patrick Chamoiseau’nun Texaco adlı romanından alınan anımsatıcı bir pasajla başlar: “Fabrikaları, atölyeleri, işi ve patronları olmayan, tuhaf işlerin kargaşası içinde, hayatta kalmak için boğulan ve bir yol gibi varoluşa öncülük eden bir proletarya.” “Garip işler kargaşası” “kayıt dışı ekonomi”dir. Texaco, Karayipler adası Martinik’in başkentindeki gecekondu yerleşiminin adıdır. (29)

Olanların vahşeti, hızı ve acısı göz ardı edilemez. Şehirlerde yaşayan dünya nüfusunun oranı 1960’ta yüzde 34’ten 2000’de yüzde 47’ye, 2020’de yüzde 57’ye yükseldi. Dünya kentsel nüfusunun yüzde 75’inden fazlası küresel Güney’deki şehirlerde yaşıyor. 2015 itibariyle, dünyadaki kentsel genişlemenin yüzde 40’ı gecekondularda gerçekleşmekteydi; Sahra altı Afrika’da nüfusun yüzde 60’ından fazlası gecekondularda yaşıyor. 2019’da 1 milyardan fazla insan veya gezegendeki neredeyse her 7 kişiden 1’i kentsel gecekondularda ve kentsel alanları çevreleyen sözde “gayri resmi yerleşimlerde” -kötü sanitasyon, kirli su, az sayıda sağlık hizmeti ile- ezici bir çoğunlukla küresel Güney’in mega kentlerinde ve çevresinde yaşıyordu. (30)

Yerinden edilenlerin kırdan kente göçü yaşanıyor… Bir Üçüncü Dünya ülkesinden diğerine ve emperyalist ülkelere sıklıkla devam eden bu göçlerin, bütün bunların “fuhuşun küreselleşmesi” ile alakası bulunmaktadır.

E) Ve Küresel Isınma

Ekonomi, toplum, siyaset ve kökten farklı ve çok daha iyi bir dünya için yapılacak devrim, gezegenin çevresel kriziyle ayrılmaz bir şekilde bağlantılıdır. Küresel ısınmanın Üçüncü Dünya’da tarım üzerinde kuraklık ve çölleşme gibi orantısız etkileri vardır. Küresel Güney’in şehirlerinde, gecekondularında ve gecekondu yerleşimlerinde çevresel stresleri yoğunlaştırıyor. Sürgün dinamiklerini, kitlesel göçleri ve “fazla insan nüfusunun” ortaya çıkışını birleştiriyor.

Hindistan’daki muson gibi şiddetli hava olayları, özellikle Üçüncü Dünya’da, dünya emperyalist sisteminin resmi ekonomileri tarafından soğurulmayan, yerinden edilmiş ve çaresiz büyük bir insanlık rezervine katkıda bulunmaktadır.

5) Aye ve Mary’nin Cehenneme İnişlerini Dinlemeye Devam Ediyoruz… Rohingyalı Mülteciler Kabusu

▸ Myanmar’da bir kadının gelip ailesi ile temasa geçtiğinde Aye henüz 14 yaşındaydı. Onlara Aye’nin Bangkok’ta çalışabileceğini söylemişti. Aşırı yoksulluk içinde yaşayan Aye’nin ailesi, iş fırsatından yararlanmak için ona ve kız kardeşine Tayland’a seyahat etme izni verdi. Geldiklerinde, onları bir genelev sahibine satan bir grup adama teslim edildiler.

Aye’nin ailesi, bir genelev baskınında bulunana kadar üç yıl boyunca ondan haber alamadı. 100 kadınla birlikte genelevin beşinci katında esir tutulmuştu: Sabah öğleden ikiye kadar çalışmak zorundaydı, günde 12 ila 20 erkeğe hizmet vermeye zorlandı. Her kıza üzerinde numara bulunan bir gömlek verilmişti; numaralarının aranmasını beklerken televizyon seyrediyorlardı. Cam bir duvar, kadınları ve kızları erkeklerden ayırıyordu, ta ki kendisi seçtiği kızla 30 dakika geçirmek için 6.00 dolarlık ücreti ödeyene kadar. Kadınlara ve kızlara “çalışmaları” için günde bir dolar veriliyordu. (31)

▸ Mary, Nijerya’nın Edo eyaletinden gelecek vaat eden bir lise öğrencisiydi. Üniversiteye gitmeyi hayal ediyordu. Bir kadın annesine yaklaştığında ve genç kızı iş bulması için İtalya’ya götürmeyi teklif ettiğinde henüz 16 yaşındaydı. Mary’nin ailesi, bunun onları yoksulluktan kurtaracağını umarak teklifi kabul etmesi için onu zorladı. Mary sonunda fuhuş için kaçırıldı: Vücudunu satmaya zorlandığı üç yıl, dayak ve tehditlere silah zoruyla katlandı ve direnirse ne olacağına dair bir ders olarak daha genç kızların vahşice aşağılanmasını (vajinalara şiddetle sokulan havuçları) izlemeye zorlandı.

Mary sonunda bir baskından sonra Nijerya’ya geri gönderildi. Ama Mary’nin ailesi onu dışladı. 20 yıl önceydi. Bugün durum çok daha kötü. Çeteler, göçmen krizinin kaosundan yararlanıyor – daha fazla kadını ve daha genç kızları cinsel köleliğe “satıyorlar”. Mary, bu genç kızların artık neye bulaştıklarına dair daha fazla bilgiye sahip olduklarını düşünüyor, ama kendisi gibi eğer bütün bunlardan kurtulacak olurlarsa bu durumda yaşayacakları travmadan habersizler. (32)

▸ Myanmar’dan kaçan genç bir Rohingya mültecisi komşu Malezya’ya geçiyor. Zulüm gören, şeytanlaştırılan ve ülkeden kovulan yüzbinlerce insan arasında yer alıyor. Malezya’nın hemen içindeki bir kampta, o ve diğer kızlar başlangıçta zorla evlendirilmek üzere satılıyorlar. Ancak belli bir süre sonra “kocaları” kızları başka erkeklere satıyor. Bazıları ev işçisi ya da borç karşılığı işçi oluyor. Onlara daha yüksek ücret vaat eden insan tacirleri, bu gençlerden ve genç kadınlardan bazılarını fuhuşa zorluyor. Diğer Rohingya kadınları, Tayland’ın deniz ürünleri endüstrisine yönelik çetelere giriyor. Endüstri, ucuz ve köle emeğine büyük ölçüde bağımlıdır ve kadınların yaşamı tehdit eden çalışma koşullarına ve cinsel tacize uğrayan muameleye maruz kaldığı bir sektördür. Endüstri, ABD perakende gıda sektörüne hizmet vermektedir.

Köleleştirilmiş genç kadınların bir kısmı o kadar umutsuz durumdalar ki, artık daha fazla devam edemiyorlar – kendilerini kesiyorlar. Ülkenin en büyük genelev köyünde (ayda bir) intihar vakası yaşanıyor. Kadınların ölüleri halka açık mezarlıklara gömmeleri yasaktır, bu yüzden fahişeler bunun gibi özel mezarlıklar inşa etmiş durumdalar. Fotoğraf: Allison Joyce

Diğer mülteciler, şimdi Rohingyaların ana varış noktası olan Bangladeş’teler. Önceki on yıllarda kaçan yüzbinlercesi de dahil olmak üzere yaklaşık 1 milyonu orada yaşıyor. Vatansız durumları ve yasal olarak iş bulamamaları, kadınları ve kızları seks ticaretine karşı özellikle savunmasız hale getiriyor. Bazıları Bangladeş’in “genelev köyleri” denen yerlerinden birinde olacak. Bazıları 13 yaşında…

Bangladeş’te fuhuş yasaldır. İnsan ticareti mağduru kadın ve çocukların fuhuş endüstrisine düzenli akışı, kızları onlardan para kazananlar için harcanabilir hale getiriyor. Bazı genç kadınlar o kadar umutsuz oluyorlar ki devam edemiyorlar. Kendilerini kesiyorlar, ülkenin en büyük genelev köyünde (ayda bir) intihar ediyorlar. Kadınların ölüleri halka açık mezarlıklara gömmeleri yasaktır, bu yüzden bu fahişeler durumla başa çıkmak için özel mezarlıklar inşa ettiler… ve derme çatma cenazeler düzenliyorlar. (33)

6) “Seks İşçiliği” Rasyonelleştirmesi ve Cehenneme İnişe Dair Bir Not

9 yaşındayken insan ticareti yapılan ve 13 yaşındayken bir geneleve satılan Bangladeşli genç kadın.

Açıkça anlaşılmalı ve ifade edilmelidir ki, belirli feminizm akımlarından ve kimlik siyasetinden kaynaklananlar da dahil olmak üzere, yapılan pek çok rasyonalizasyonuna karşın, “seks işçiliği” sadece özel bir “iş” demek değildir. Bu sadece daha iğrenç bir “ticaret” biçimi de değildir.

Fuhuş doğrultusunda insan ticareti, “emek göçünün” bir çeşidi de değildir. Pezevenkler ve insan tacirleri tarafından tecavüz ve toplu tecavüz yoluyla zorla ve fuhuşa teşvik edilmek de dahil olmak üzere kadınların bedenlerine fiilen yapılanlar ve buna bağlı tüm fiziksel ve psikolojik etkiler hesaba katıldığında bu şekilde değildir. Fuhuşa yönelik insan ticaretine maruz kalmak, “birçok erkek tarafından günlük olarak cinsel olarak kullanılm, herhangi bir uygulamayı veya herhangi bir erkeği reddedememe durumunu, gözetmenlerin kontrolü altındayken, insan tacirinin düzenlediği ve günlük varsayılan bir borca ​​kadar hiçbir ödemenin alınmadığı bir deneyimdir.” (34)

Küresel fuhuşta “seks işçiliği” paradigmasının savunucuları arasında emperyo-şovenist kör bir nokta var: Üçüncü Dünyada bunun dehşetini hesaba katmayı reddetme durumu. “Seks işçiliğini” savununlar sıklıkla aşağılayıcı olmasını tartışırlar… kapitalizmde her türlü iş zaten böyledir denir. Bu durum, revcom.us’un konuya değinen bir makalesi ile yanıtlanmıştır:

Aslen Honduraslı olan Mexico City’deki fahişeler küçük bir öğünü paylaşırken. Kadınlardan biri fuhuşa 12 yaşında başladığını söyledi. Fotoğraf: AP/Rebecca Blackwell

Bu dünyada gerçekten aşağılayıcı ve son derece sömürücü olan birçok iş olduğu kesinlikle doğrudur. Bu durum, bir devrime neden ihtiyacımız olduğunun da büyük bir kısmıdır; Bu kadar çok insanın hayatının bu şekilde heba edilmesi tamamen deliliktir ve gereksizdir…. Öte yandan, bir erkek bir kadını ya da çok genç yaşta bir kızı fuhuş ya da pornografiyle satın aldığında… satın alınan şey esasında onun cinsel köleliği ve aşağılanmasıdır… Bir kadına saygısızlık etme, bir kadını taciz etme, dövme, hakaret etme ve aşağılama deneyiminin bedeli ödenmektedir. [vurgu eklenmiştir] (35)

“Seks işçiliği” savunucularının bir başka argümanı da, bir kadının bedeninin cinsel zevk amacıyla sokak fahişesi, “üst düzey” eskort, performans gösteren biri olarak bir tür “ajans” faaliyeti olarak erkeklerle takas ettikleri şeklindeki iddialardır. Küresel ticaretin ve kendini tanıtmanın olduğu bir dünyada bu bir “seçim” şekli olarak görülür. Bu görüşe göre, eylemsel gerçek bilinçli bir seçime dayanmaktadır. Bu da bir tür yanılsamadır ve kendini kandırma türüdür.

Bu analizin gösterdiği gibi, daha büyük ekonomik-sosyal güçler, kadınlara, özellikle de gezegendeki yoksul ve köklerinden koparılmış kadınlara tanınan “seçenekler” yelpazesini belirlemektedir ve sınırlandırmaktadır. Emperyalist birikimin işleyişi ve ataerkilliğin toplumsal dokusu bu seçimleri koşullandırır. Bob Avakian’ın “Seçimler…Ve Radikal Değişiklikler Üzerine” makalesinde güçlü bir şekilde açıkladığı gibi, insanlar seçimler yapar, ancak bu, “bu seçeneklere sahip olmayı seçtikleri anlamına gelmez”. (36)

“Seks işçiliği”nin “seçim temelli” rasyonalize edilmesini eleştiren makalede, fahişeliğin “bireysel istekle değil, bir ilişki tarafından yaratıldığına” dikkat çekmektedir. [Yani] erkek seks alıcısı ve fuhuş yapan kadın olmadan fuhuş olmaz.” (37)

Ancak fuhuşun doğası gereği baskıcı doğasının kabul edilmesi meselenin sonu değildir… Kadınların cinsel sömürüsü ve baskısı, bu sistemi devirmek ve her türlü sömürü ve baskıyı kökünden sökmek için komünist devrim yoluyla sona erdirilmelidir. Sömürü ve baskı ancak bu şekilde engellenebilir ve durdurulabilir. Başka bir deyişle, tüm geleneksel mülkiyet ilişkilerinden ve tüm geleneksel fikir ve değerlerden radikal bir şekilde kopmak için bu devrimin bilinçli ve kolektif olarak yapılması ve ileriye taşınması geniş anlamıyla “failliktir”, özgürleştirici faildir.

7) Son 20 Yılda Büyüyen Küresel Yasadışı Ekonominin Kritik Bir Bileşeni Olarak Seks Ticareti

Bu aşamada kritik bir analiz noktasına dönüyoruz: Emperyalist küreselleşme, yalnızca yasal ve yasadışı küresel emek arz ağlarını iç içe geçirmekle kalmayıp, aynı zamanda aralarındaki ayrımları bulanıklaştıran bir tür “küresel mimariyi” kolaylaştırdı. Herhangi bir sayıdaki yasal endüstride, yasadışı ekonomiler onların etrafında ve içinde dolaşır: Balıkçılık, kobalt, altın madenciliği ve kereste ticareti buna dahildir. Finans alanında, “meşru” bankacılık, “gölge” bankacılığın ve kara para aklamanın içine girer.

Emperyalist küreselleşme, yasal ve yasadışı küresel emek arz ağlarını iç içe geçirmekle kalmayıp, aralarındaki ayrımları da bulanıklaştıran bir tür “küresel mimariyi” kolaylaştırdı. Burada, Burkina Faso’ya kaçırılan ve altın madenciliği kasabası Secaco’da fuhuşa zorlanan Nijeryalı bir kadın, kadınların hem yaşadığı hem de “çalıştığı” bir çadır kampından geçiyor ve gece başına 30 kadar erkekle seks yapmaya zorlanıyor. (AP fotoğrafı/Sam Mednick)

Küresel yasadışı ekonomi 2,2 trilyon dolar değerindedir. (38)

The Global Illicit Economy: Trajectories of Transnational Organized Crime (2021) çalışmasının belirttiği gibi: “Yeni milenyumun başlangıcında gelişen şeffaf olmayan küresel bankacılık sistemi, dokunulmaz varlıklar, onları kullanan aktörlerin gücünü ve etkisini pekiştirirken, yasal ve yasadışı kârların bir araya gelerek milyar dolarlık rezervler yaratmasına izin vermektedir.” (39)

Dijital teknolojinin ve dijital ticaretin araçları, aynı anda yasa dışı mikro faaliyetleri ve yasa dışı -uyuşturucu, silah, insan ticareti- kapsamdaki ekonomileri desteklemeye ve kamufle etmeye hizmet etmiştir. Tacirlere yapılan ödemeler, herhangi bir işlem izi olmaksızın gerçekleştirilebilmektedir.

Tüm bunlar COVID-19 salgınıyla daha da kötüleşti:

“Onlarca yıllık küreselleşme ve ticaretin liberalleşmesi, servet ve güçte büyük eşitsizlikler yarattı. Koronavirüs pandemisinden önce, yasal ekonomide çalışma fırsatları zaten azalıyordu. Pandemi sonucunda özellikle kayıt dışı ekonomide çalışanlar için durum daha da kötüleşti… Bu koşullar, yasadışı ekonomilerin genişlemesi ve hizmet sunması ve (genellikle zorla) artan sayıda insanı istihdam etmesi için alan yaratmıştır.” (40)

Daha önce tartışıldığı gibi, emperyalist tahakküm altındaki Üçüncü Dünya ekonomik kalkınmasının kaotik kentleşme eğilimleri, kayıtlı ekonominin istihdam sağlamadaki yetersizliği ile etkileşime girer. Gecekondularda ve gayri resmi kentsel yerleşimlerde devlet yönetişim, hizmet ve güvenlik sağlayamaz. Evleri ısıtmak ve yemek pişirmek için yakıt olarak kullanmak için su ve odun kömürü talebi ve diğer temel gereksinimler, düzenlenmemiş ekonomik atmosferde karşılanamaz. Bu boşluğa, suç grupları ve yerel çeteler genellikle adım atar ve giderek daha fazla düzenlemeye tabi olmayan pazarları tercih ederler. COVID-19 salgını sırasında bazı durumlarda çeteler sağlık karantinalarını dayattılar.

Yeraltı yasadışı ekonomi büyümekte ve istihdam ve gelir üretimi için gerekli “alternatif alanı” sağlamaktadır. Fuhuş, bu gelişen “alternatif” ekonominin önemli bir bileşenidir. Çeteler ve suç grupları, insan tacirleri, göçmen kaçakçıları ve küresel “seks endüstrisi” ile iç içe geçerek gençliği aşırı derecede marjinalize eder ve diğer faaliyetlere yönlendirir.

8) Seks, Hizmetçiler ve İhracat İşlemleri… Seks Turizminin Yükselişi

Çin’in Makao kentinde, “Doğu’nun Las Vegas’ı” olarak tanıtılan büyük bir “seks turizmi” merkezi olan bir genelevdeki kadınlar.

A) Üçüncü Dünya’da Kadınların Kayıtlı Ekonomiye Giriş ve Çıkışları

Seks, Hizmetçiler ve İhracat İşlemleri: Toplumsal Cinsiyete Dayalı Küresel Üretim Ağları için Riskler ve Nedenler kitabı, son birkaç on yılda Üçüncü Dünya’daki çok sayıda kadının belirtilen üç sektöre nasıl çekildiğini ve aralarında hareket ettiğini araştırmaktadır. (41)

Üretimin emperyalist dış kaynak kullanımı, kârlılık ve rekabet gücü açısından süper sömürülebilir işçiler olarak -kadınlara bağımlı olan- ihracat işleme bölgelerinin büyümesini teşvik etti. Yine de, “dibe doğru yarış” -emperyalizmin daha ucuz emek için giderek yoğunlaşan arayışı- üretimin sürekli, rekabetçi bir şekilde kayması ve yer değiştirmesi ile sonuçlanmaktadır. Tayvan, Güney Kore, Singapur vb.’de dış kaynaklı hazır giyim ve diğer tüketim malları imalatının ilk dalgası, Bangladeş ve Çin gibi diğer alanlara odaklanan ikinci bir dalgaya yol açtı ve bu fabrikaların çoğunun kapanmasına yol açtı.

Amerika’nın soykırım savaşının on yılında (1965-75), Güney Vietnam’da yaklaşık 400.000-500.000 arasında Vietnamlı kadının fahişe olduğu “dev bir genelev ekonomisi” oluşturuldu.

Dış kaynaklı/taşeronlu fabrika istihdamı hem yorucu hem de belirsizdir. Bu durum, kadın işçilerin ve ailelerinin savunmasızlığını artırıyor. Aynı zamanda, emperyalist finans kurumlarının 1980’lerde başlayan ve çeşitli biçimlerde günümüze kadar devam eden kemer sıkma ve yapısal uyum dayatması -bunun sonucunda temel hizmetlerde kesintiler ve özelleştirmeler ile- haneleri geçindirmek için kadınlara daha fazla baskı uygulanıyor.

Lima-Peru, San Juan de Miraflores gecekondu mahallesinde başkalarıyla paylaştıkları bir kulübede trans “seks işçileri”, 2020. Fotoğraf: AP/Martin Mejia

Fabrikalardaki bu kadınlardan bazıları, ev hizmetleri ve fuhuş da dahil olmak üzere haneye veya kayıt dışı iş sektörlerine geri dönüyor ya da yurtdışında bu sektörlere katılmak için göç ediyorlar.

Ancak bir kez fahişelik yaptıklarında, birçok kadın kendilerini kapana kısılmış buluyor… damgalanma, “sponsorlara” (genellikle insan tacirlerine) biriken borçlar ve bu durumdan kurtulmalarını engelleyen suç örgütleri yüzünden bu işte kalmaya zorlanıyorlar.

B) Çin’deki Dongguan Örneği

Dongguan şehri, Çin’in güney kıyısında Hong Kong’un karşısındaki devasa ihracat-üretim bölgesi olan Pearl River Delta’nın kalbinde yer almaktadır. Bu yüzyılın ilk on yılında Dongguan, şehirde yaklaşık 300.000 fahişeyle “Doğu’nun Amsterdamı” olarak tanındı. Resmi olarak yasadışı olmasına rağmen, bazı tahminlere göre fuhuş, şehrin gelirlerinin ve istihdamının yüzde 10’unu oluşturuyordu.

Çin’in Dongguan kentinde, Microsoft için web kamerası ve diğer ekipmanlar üreten bir fabrikada, iş istasyonlarında yorgun düşen kadın işçiler. Fotoğraf: Ulusal Çalışma Komitesi

Bunda iç göçlerdeki emeğin rolü kritikti. Çin’in yoksul kırsal kesimlerinden yüz binlerce kadın, Dongguan gibi hızla büyüyen şehirlerdeki ucuz emek üretim atölyelerinde daha iyi ücretli işler için kıyılara akın etmişti. Dongguan’ın fahişelerinin yaklaşık yüzde 90’ı başlangıçta bu fabrikalarda iş aramıştı, ancak ya bu işleri alamadılar ya da bu işlerin bu kadınlara söylendiği gibi olmadığını gördüler. (42) Fuhuş bu şartlar altında fırsat ve zorlama işi haline geldi. Bu “seks işçileri”, kadınlardan çok daha fazla sayıda olsa da, iç bölgelerden gelen erkek göçmen işçilerden talep görüyordu; ve bu fahişeler, bu kıyı kentine ticaret yapmak için gelen işadamlarından talep görüyordu.

Çin’in ihracat patlaması 2007-09 küresel durgunluğu nedeniyle yavaşlarken ve Çin daha az emek yoğun olan daha gelişmiş üretime geçtikçe -ve sözleşmeli kadınlar için istihdam olanaklarıyla daha fazla kadın fahişe olarak iş aradı. Genelev sahipleri ve kaçakçıları, cezbetmek ve aldatmak için büyüyen bir çaresiz kadın deposuna sahipti. Hükümet baskı yaptı, ancak endüstri ortadan kalkmadı; sadece çalışma yöntemlerini değiştirdi… ve Dongguan, çevrimiçi “seks turisti” rehberlerinin coşkulu dilinde Çin’in “günah şehri” olmaya devam ediyor.

C) Küresel Seks Turizmi ve Soykırımcı ABD Ordusunun Biçimlendirici Rolü

Sheila Jeffreys’in uygun ve kışkırtıcı başlıklı Endüstriyel Vajina: Küresel Ticaretin Politik Ekonomisinden kitabındaki son derece değerli analizinden aktarmak gerekirse;

Askeri fuhuş, 20. yüzyılın sonlarında fuhuşun küreselleşmesinde ve sanayileşmesinde en önemli vektördü. 20. yüzyılın devasa sanayileşmiş orduları, askeri hazırlıkları için fahişeliğin gerekli olduğunu anladılar… Japonların [30’larda ve 1940’larda kadınların cinsel köleleştirilmesi] uyguladığına benzer bir ölçekte askeri fuhuş, Güney Doğu Asya’da 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD askeri dinlenme ve eğlence rejimlerinin bir parçasıydı. Kore, Tayland ve Filipinler’de gelişen devasa seks endüstrilerinin ve kadın ticaretinin temelini oluşturdular ve ekonomilerinin çok önemli sektörleri haline geldiler. Fahişelik, geniş ölçeğinde, fahişeliğin küreselleşmesinin önemli bir yönü olarak, zengin batılılaşmış ulusların üyeleri tarafından yoksul ülkelerden proletaryadan kadın ve çocukların cinsel sömürüsünün temel bir başlangıcı olarak görülebilir…. Askeri fuhuş, bir ülkede fahişeliğin endüstrileşmesine neden olduktan sonra yerel kadınlar küresel seks endüstrisinin birer hammaddeleri haline gelirler, sadece yurtiçinde yerel ve seks turizmi endüstrilerinde değil, aynı zamanda dünya çapında fuhuş ticareti de yapılmaktadır. (43)

Revcom.us web sitesindeki American Suçları serisinin, Güney Vietnam’da “dev bir genelev ekonomisinin” oluşturulmasını belgeleyen “Amerika’nın Vietnam’daki Savaşı ve Kadınların Cinsel Boyun Eğilmesi” adlı bir bölümü vardır. Amerika’nın soykırım savaşının on yılında (1965-75), yaklaşık 400.000-500.000 Vietnamlı kadın ve kız fahişe yapıldı. (44) ABD askerlerine hizmet etmek için yapılan cinsel sömürü, Tayland’a yayıldıkça daha organize ve “endüstrileşmiş” bir hale geldi. Bu durum, 1967’de Savunma Bakanı Robert McNamara tarafından tasarlanan ABD ve Tayland arasındaki bir anlaşmada yer aldı.

Fransa’nın başkenti Paris’in eteklerinde bulunan Bois de Vincennes parkında kaçırılan ve fuhuşa zorlanan Nijeryalı kadınlar. On binlerce Nijeryalı kadın ve çocuk Avrupa’da ve dünyanın diğer bölgelerinde insan ticaretine maruz kalıyor.

Ekonomik yardım karşılığında, Tayland hükümeti geçici izinli Amerikan askerleri için cinsel Ar-Ge (“dinlenme ve eğlence”) sağlamayı kabul etti. Böylece Tayland’da “seks turizmi” hem resmi yaptırım hem de dış destek sağladı. (45) Hepsi iki milyon Vietnamlıyı katlettikleri on yıllık süreçte yaşandı.

Savaş sırasında seks ticareti ABD ordusunun bir “geleneği” olarak kaldı: Örneğin, Bağdat’taki ABD “yeşil bölgesinde” Beyaz Rusya, Çin ve İran’dan kadınlar, fahişe olarak çalışmak üzere ABD’li taşeronlar tarafından kaçırılmıştır. (46)

Aynı zamanda, askeri fahişeliğin kitlesel ölçekte kendi “çarpan etkisi” de oldu. Vietnam Savaşı sırasında askeri fahişelikte yaşanan “patlama”, ABD’nin Doğu ve Güneydoğu Asya’daki askeri üsleri ile daha sonra o bölgede “seks turizmi”nin gelişmesi arasında çok kesin bir bağlantı vardır. Jeffreys’in yazdığı gibi:

Asya’da seks turizmi endüstrisinin 1970’lerden dışa doğru gelişmesine, ABD askeri fahişeliği tarafından oluşturulan zemin çalışmaları büyük ölçüde yardımcı oldu. Fuhuşun ABD ordusuna dinlenme ve eğlencede hizmet etmek için geliştirildiği Tayland, Filipinler ve Kore gibi aynı yerlerde başladı ve bu ülkelerde GSYİH’nın önemli bir bölümünü sağladığı noktaya kadar gelişti. Gerçekten de, yoksul ülkelerin hükümetleri, döviz kazanma aracı olarak seks turizmini kasten geliştirdiler…

Fuhuş turizmi sadece Asya’da askeri fuhuşun barındığı ülkelerde ve bölgelerde gelişmedi. Erkeklerin bireyler veya gruplar halinde eğlence, iş, spor etkinlikleri veya siyasi toplantılar için seyahat ettiği tüm alanlarda fuhuş endüstrisinin gelişmekte olan bir parçasıdır. Bunlar, özellikle kadınları fuhuş amacıyla ziyaret eden turistler veya fuhuş kullanımı bu faaliyetle ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu için kumarhaneleri kullanmak veya seyahat deneyiminin sıradan bir parçası olarak kadınları fahişelik yapan ziyaret eden işadamları veya erkek spor meraklıları olabilir. Amsterdam ve ABD’nin Nevada eyaleti gibi zengin dünyada fuhuş turizmi destinasyonları var. Fuhuş turizmini ekonomilerini geliştirmek ve yerel kadınları sömürülecek bir kaynak olarak pazara yerleştirmek için bir araç olarak kullanan, Jamaika gibi derin askeri fuhuş deneyimleri olmayan yoksul ülkeler de var. (47)

Gerçekten de 1970’lerin sonlarında Jamaika, Uluslararası Para Fonu’ndan “siyasi reformlar” karşılığında kredi aldı. Bu “reformlar” Jamaika ekonomisinin emperyalist dünya pazarının ihtiyaçlarına yönlendirilmesini gerektiriyordu. Bu durum, ihracata dayalı üretime yönelik bir baskı ile geldi. Bu kısa ömürlü girişim, daha ucuz üretim bölgelerinden gelen rekabet karşısında çöktü. Ardından turizmin tanıtımı, Karayipler ve Güneydoğu Asya’da “cennetin metalaştırılması” ve sunulan “egzotik” ve “itaatkâr” kadın bedeniyle yapıldı.

Phnom Penh’de kadın fahişeler. Kamboçya, 2002. Fotoğraf: AP/David Longstreath

Jamaika doğumlu yazar Nicole Dennis-Benn (Revolution Books‘ta konuşma yapmıştır), Here Comes the Sun adlı romanında insani sonuçların bazılarını gösterir. Roman ve karakterlerinin yaptığı seçimler üzerine yaptığı yorumlarda şunlara dikkat çeker:

“Jamaika’da yukarı doğru hareketlilik son derece zordur, bu yüzden birçok işçi sınıfı Jamaikalı ülkeden ayrılır. Ancak kalanlar, iki yakayı bir araya getirmenin yollarını bulmak zorundadır. Romanımda Margot, bir otel memuru olarak yetersiz maaşını fuhuşla desteklemek zorunda kalmaktadır. Jamaika gibi turizmin bir numaralı gelirimiz olduğu bir ülkede, haklarından mahrum bırakılmış nüfusumuz bundan faydalanıyor. Oteller karlarını bizim ve toplumumuz için işleri daha iyi hale getirmek için kullanmıyorlar.” (48)

Bunu daha yüksek bir soyutlama düzeyinde ele alalım. Uluslararası turizm, artan sayıda Üçüncü Dünya hükümeti tarafından, emperyalist yatırımcıların ve uluslararası finans kurumlarının teşvikiyle, bir ekonomik büyüme biçimi, bir “stratejik kalkınma faaliyeti” olarak görülmeye başlanmıştır.

Belirli beceriler gerektiren sektörlerden dışlanan pek çok genç kadın ve çaresiz koşullarla karşı karşıya kalan çocuklar, turizmin kayıt dışı sektöründe iş aramaktadır. Ve birçok ezilen ülkede, “kayıt dışı sektör turizmi, kadın ve çocukların seks ticareti endüstrisinden ayrılamaz.” Batı başkentleri -otel zincirleri, havayolları ve nakliye şirketleri, liste uzayıp gider- kadınların cinsel olarak boyun eğdirilmesi ve aşağılanmasıyla var olan ve büyüyen bu büyük “küresel endüstriden” muazzam faydalar elde etmektedir.

“Seks turizmi” emperyalist ülkelerin de bir özelliğidir. Bu ülkelerde yasallaştırılmış ve yarı yasal fuhuş için “tedarik zinciri” (küresel “hammadde”), merkezi olarak yabancı fahişeleri içerir. Başkent Amsterdam’da “seks endüstrisinin” önemli bir “turistik cazibe” olduğu Hollanda’da, 2000’lerin başında ülkedeki fahişelerin tahmini yüzde 60 ila 70’i göçmendi. (49)

D) Ticari Fuhuş

Fahişelik, Üçüncü Dünya’da, analiz edilen şekillerde, özellikle “seks turizmi”nde normalleştirilirse, emperyalist ülkelerde ticaret ve eğlence mekanlarında yeni, her zamankinden daha normalleştirilmiş boyutlar kazanır. Tokyo’dan Şanghay’a, Londra’dan ABD’deki Atlanta gibi şehirlere (ki bu büyük ölçüde ticari sözleşmelere dayanır), “iş fahişeliği” muazzam bir şekilde büyüdü ve uluslararası “iş ağları” için daha merkezi hale geldi.

“Seks endüstrisinin” bu bölümü, açık fuhuş, striptiz kulüpleri, masaj salonları ve küresel “seks turizmi” merkezlerini içerir. Ticaret arayışında erkek bağlarının özel, dışlayıcı bir biçimi olarak işlev görür. Kurumsal hiyerarşinin tüm seviyelerinde erkek ayrıcalığını somutlaştırır ve güçlendirir. The Economist‘teki 2010 tarihli bir makale, bu iğrenç ritüelleri, kariyerlerini ilerletmek için gerekli olan “gayri resmi sosyal ağlara” erişim sağlama yeteneklerine büyük bir engel olarak işaret eden kadın yöneticilerle ilgili bir ankete atıfta bulundu. (50)

9) Asalak Kültür, Erkek Hakkının Şiddetle Yeniden Tasarlanması ve Küreselleşmiş Fuhuş

Bu araştırma makalesindeki analiz, temel olarak küresel “seks endüstrisinin” “tedarik (zincir) tarafına” odaklanmıştır. Peki ya “talep” tarafı, kadınların cinsel boyun eğmesi ve aşağılanmasına yönelik (artan) talep ne olacak? Ayrıca onun sayısız biçimde yasalaşması ne olacak? Bunu etkileyen ve şekillendiren nedir? Bu, başlı başına daha kapsamlı araştırmayı ve daha derin sentezi hak eden bir sorudur. Aşağıda, daha fazla araştırma için bazı ön düşünceler ve belirteçler bulunmaktadır.

Küresel “seks endüstrisi” konusunda Avustralyalı bir akademisyen tarafından kışkırtıcı bir soru soruluyor. Yazar:

Yoksulluk, yerinden edilme ve kadınların çaresizliği, fahişeliğin ve ticareti organize eden insan ticaretinin açıklamasında rutin olarak zikredilmektedir… Ama bu küresel gelişmelere paralel olarak, küresel seks endüstrisinin bu dönemde filizlendiğini görürsek, son elli yılda artan sayıda erkeğin kadınları daha sık fuhuş yapmasına ne sebep oldu? Başka bir deyişle, erkekler arasında fuhuş talebini hızlandıran şey nedir… Erkekler arasında seks satın almanın makul, hatta arzu edilir bir şey olduğu modasının ortaya çıkmasına ne sebep oldu? [vurgu eklenmiştir] (51)

Bu akademisyenin doğru bir şekilde işaret ettiği gibi, bazı biyolojik “özcü” erkek cinsel dürtüleri veya erkeklerde uyku halinde olan bazı “gizli fuhuş talepleri” ile uğraşmıyoruz. Ve “tüketiciler olarak erkeklerin günlük yaşamları bağlamında kadın ve çocukların banal cinsel ticaretinin, cinsiyetçi kölelik karşıtı hareketlerin yirmi birinci yüzyılın bir gerçeği olduğu” gözlemlediğinde bir şeye varılmaktadır. (52) “Banal” terimini kullanması, elbette, kadınlara yönelik cinsel sömürü ve şiddetin rutinleştirilmesini, bu normalleşmesini vurgulamak içindir.

Bob Avakian, bu durumu keşfetmek ve anlamak için bizlere analitik araçlar sunmaktadır. Bob Avakian, yeni komünizm tarafından yönlendirilen ve bu sayede mevcut durumu kökten dönüştürebileceğimiz tek devrim türünün mimarıdır. Yeni komünizm, kadınların kurtuluşunu, insanlığı her türlü baskı ve sömürüden kurtaracak 21. yüzyıldaki devrimin temel ve mihenk taşı bir meselesi olarak kabul etmektedir.

“İki miadı dolmuşların” çatıştığı bir dünyada yaşıyoruz: Emperyalist sistemin miadı dolmuş ekonomisi, kültürü ve yönetici tabakaları; ve sömürgeleştirilmiş ve ezilen insanlığın tarihsel olarak miadı dolmuş tabakalarının bakış açısını yansıtan gerici köktencilik. (53) Pornografi peçeyle buluşuyor; Ortaçağ ve modern biçimlerde kadınlar insanlıktan çıkarılıyor. Emperyalist topraklarda aşırı asalaklığın ve gösterişli “seks eğlencesi” de dahil olmak üzere savurgan, zehirli ve uyuşturan tüketimcilik ayrıcalığının olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Üçüncü Dünya’da “büyüme endüstrisi” olarak “seks turizmi” dünyasının olduğu bir dünya…

Avakian’ın da vurguladığı gibi, birçok yönden, altında yatan ekonomik güçler ve derin sosyal-kültürel değişimler ve mücadeleler, ataerkil aileyi ve genel olarak ataerkil ilişkileri muazzam bir baskı altına sokmuştur. (54) Hem emperyalist hem de ezilen ülkelerde geleneksel toplumsal bağlar ve roller kırılmaktadır. Köylü kadınlar, Üçüncü Dünya ihracat işleme bölgelerindeki hazır giyim ve elektronik fabrikalarında aşırı sömürülen ücretli işçiler haline geldi. ABD’de, önceki nesillerde tam zamanlı eşler ve ev hanımları olacak olan kadınların sayısı artık erkeklerden daha fazla sayıda üniversiteden mezun oluyor. Hane gelirlerinde değişim yaşanıyor: İki maaşlı/ücretli, kadının başı çektiği, toplumsal cinsiyet geleneklerine kültürel açıdan meydan okumaların olduğu bir durum.

Ancak bu ekonomik ve sosyal değişimler, toplumun ataerkil örgütlenmesinin egemen ekonomik, sosyal ve ideolojik ilişkilerinin kabuğu (ve zırhı) içinde sıkıştırılmış ve sınırlandırılmış olarak kalmıştır. Bu durum, hem emperyalist hem de ezilen ülkelerde en azından emperyalist küreselleşme süreçleri ve kültürel ifadeleri nedeniyle farklı ama birbiriyle derinden ilişkili şekillerde geçerlidir.

Harare sokaklarında fahişeler. Zimbabve, 2020. Fotoğraf: APP/Tsvangirai Mukwazhi

Bu bağlamda, sonraki inceleme için birkaç ek nokta:

*Kadınlar üzerinde geleneksel ve eskiden istikrarlı olan ataerkil kontrol biçimlerinin zayıflatılmasına ve aşınmasına tepki olarak “erkek intikamcılığı” Evde, işte ve genel olarak toplumda hissedilen belirgin bir “erkek statüsü kaybı”. Tecavüz ve toplu tecavüzler de dahil olmak üzere, kadına yönelik her tür şiddet, erkek ayrıcalığının, haklarının ve konumunun yeniden tesis edilmesinde ve onu tehdit edenler için “ceza” olarak kullanılmasında ayrılmaz bir rol oynamaktadır.

*Küresel ölçekte pornografinin kitlesel üretimi, yayılması ve tüketimi…seks ticaretinin bu küresel endüstrideki büyük rolü…ve pornografinin genel olarak genç oğlanları ve erkekleri “eğitmek”, sosyalleştirme ve alışkanlık kazandırmak için kabul edilmesinin kadınların aşırı metalaştırılmasını ve nesneleştirilmesini güçlendirmesi.

Bob Avakian, pornografi ile 20. yüzyılın başlarında sadistçe cezalandırma ve sakatlamalarla “hediyelik eşya” olarak satılan Siyahi erkeklerin linçlerinin resimlerini içeren kartpostallar -“asılan kartpostallar”- arasında yakıcı bir paralellik kurmuştur. (55) Bu kartpostallar gibi, pornografi de gerçek insanlara karşı şiddet uygular, bunu rasyonalize eder ve bundan zevk alır. Artık Amerika’daki genç erkeklerin cinsel anlayışlarının büyük kısmını pornografiden aldıklarını gösteren bir yığın araştırma mevcut. Gerçekten de, son araştırmalar, erkek gençlerin yüzde 50’sinden fazlasının pornografiyi “gerçekçi” (56) bir seks tasviri olarak gördüğünü gösteriyor (ve genç kızların da büyük bir kısmı aynı sonuca varmak üzere kültürel açıdan baskı altındadır).

Bir başka göze çarpan gerçek: Amerika, pornografinin ve onun baskın mecazlarının (kadın düşmanlığı, cinsel şiddet, ırkçılık ve neokolonyal cinsel fetih) küresel çapta yayılmasında ve küresel “ana akımlaştırılmasında” lider olmuştur. Küresel pornografi endüstrisi yaklaşık 97 milyar dolar üretiyor ve ABD toplam gelirlerin yaklaşık yüzde 60’ını oluşturuyor. (57)

*İnternet’in kadın ve çocukların küresel ticaretini güçlendirmedeki rolü: ABD ve Batı Avrupa’daki “seks turizmi” ve seks merkezleri, “iş fahişeliği”, yerel eskort-fuhuş ajansları, “anlaşmalı flört” vb. Siber bağlantı, ticari seks mekanlarına olan talebi ve bunlara erişimi “teşvik etmektedir”. İnternet, aslında özellikle emperyalist ülkelerde pornografinin erkeklere iletildiği başlıca araçtır. Ve siber teknoloji fuhuş ve seks kaçakçılığını ve bunların kılık değiştirmesini kolaylaştırmaktadır.

Korku… Dehşet…

Kırın zincirleri. Devrim için kuvvetli bir güç olarak kadınların öfkesini açığa çıkarın!


Dipnotlar:

(*) Tayvan ve Güney Kore’den genellikle “kalkınma mucizeleri” ve diğer Üçüncü Dünya ülkelerinin öykünebileceği “yeni sanayileşen ülkelerin” ilk dalgası olarak bahsedilir. Ancak bunlar özel durumlardır. 1945’te 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Tayvan ve Güney Kore’nin ekonomik-endüstriyel gelişimi, Asya’daki ABD Soğuk Savaş çatışmasında “ön cephe” devletleri olarak, özellikle de Mao liderliğindeki devrimci Çin’e karşı stratejik rollerinden ayrılamaz. Tayvan ve Güney Kore, dış yardıma, kredilere, yatırımlara ve ABD pazarına özel erişime sahip ayrıcalıklı neo-kolonyal “müşteri devletler” olarak inşa edilmiştir. ABD ve Japon ulusötesi firmalar tarafından tercih edilen endüstriyel yatırım-yer değiştirme yerleri haline gelmişlerdir. Ve bu yüksek hızlı ekonomik-endüstriyel gelişme, bu bağımlı devletler tarafından özellikle Güney Kore’de nüfuslarına karşı yürütülen vahşi baskıya dayanır.

1. “NEW YEAR’S STATEMENT BY BOB AVAKIAN: A New Year, The Urgent Need For A Radically New World—For The Emancipation Of All Humanity, January 2021,” www.revcom.us. Bob Avakian’dan Yeni Yıl Açıklaması: Yeni Bir Yıl, Tüm İnsanlığın Kurtuluşu İçin Kökten Yeni Bir Dünyaya Yönelik Acil İhtiyaç | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

2. Bu 40-42 milyonluk tahmin, Paris merkezli Scelles Vakfı tarafından üretilen kapsamlı küresel fuhuş araştırmalarında ortaya çıkıyor.; Catherine Goldmann, Current Assessment of the State of Prostitution, 2013 (Paris: Scelles Foundation), p. 5.

3. Küresel fuhuşun “sanayileşme” güçlerine tabi olduğu erken bir kuramsallaştırma için bkz: Kathleen Barry, The Prostitution of Sexuality (New York: NYU Press, 1996).

4. International Labor Organization,“ Sex Industry Assuming Massive Proportions in Southeast Asia,” Press Release, August 19, 1998.

5. Patricia D. Levan, “Curtailing Thailand’s Child Prostitution Through an International Conscience,” American University International Law Review, Vol. 9, No. 3 (1994), pp. 869-70. In 2007, some 40 percent of Thailand’s prostitutes were estimated to be under 18—see Ecpat, Global Monitoring Status of Action against Commercial Sexual Exploitation of Children, Country report of Thailand, 2011, p, 13.

6. HIV and AIDS Data Hub for Asia-Pacific, China: Sex Work and HIV/AIDS 2010, Table 1, p. 2.

7. International Labor Organization, Global Estimates of Modern Slavery: Forced Labor and Forced Marriage (Geneva: 2017).

8. International Organization for Migration, Information Campaign Against Trafficking in Women from Ukraine-Research Report (Geneva: 1998).

9. PICUM, Safeguarding the Human Rights and Dignity of Undocumented Migrant Sex Workers (Brussels: 2019), p. 9.

10. Global Estimates of Modern Slavery, pp. 9-11; more data and analysis is found in UN Office on Drugs and Crime, “Executive Summary,” Global Report on Trafficking in Persons, 2020 (New York: 2020)

11. Channing May, Transnational Crime and the Developing World (Washington, D.C.: Global Financial Integrity, 2017), Table X1.

12. International Labor Organization, Profits and Poverty: The Economics of Forced Labor (Geneva: 2014), Table 2.1, p. 13.

13.Cited in Corinne Redfern, “The Living Hell of Young Girls Enslaved in Bangladesh’s Brothels,” Guardian, July 6, 2019; see also, Siddharth Kara, Modern Slavery: A Global Perspective (New York: Columbia University Press, 2017).

14. Polaris Project, “Hidden in Plain Sight: How Corporate Secrecy Facilitates Human Trafficking in Illegal Massage Parlors,” April 2018, p. 1.

15. Cesar Chelala, “Child Trafficking: A Global Scourge,” The Globalist, July 16, 2019.

16. Cara Kelly, “13 Sex traffficking statistics that explain the enormity of the global sex trade,” USA Today, July 30, 2019.

17. Kate Geary, Our Land Our Lives: Time Out on the Global Land Rush, (Oxford, UK: Oxfam International, 2013). The small-farmer advocacy organization GRAIN.org maintains a data base of global landgrabbing. See also, Saskia Sassen, Expulsions: Complexity and Brutality in the World Economy (Cambridge: Belnap Press, 2014), chapter 2, “The New Global Market for Land.” Analysis of land dispossession, resistance, and conflict is found in The Journal of Peasant Studies, including the special issue “The New Enclosures: Critical Perspectives on Corporate Land Deals” (Vol. 39, Issue 3-4, 2012) with articles on landgrabbing in Africa; and the special issue “Rural Land Dispossession in China and India” (Vol. 47, No. 6, 2020). On Thailand, Cambodia, and Mynanmar, see Local Act Thailand, “Land Grabbing and Impacts to Small-Scale Farmers in Southeast Asia Sub-Region,” (April 2015).

18. Geary, Our Land Our Lives.

19. See, for instance, Michael Levien, Gender and Land Dispossession: A Comparative Analysis, (New York: UN Women, 2017).

20. UNCTAD, Enhancing the Contribution of Export-Processing Zones to the Sustainable Development Goals (New York: United Nations Publications, 2015), Preface.

21. For a street-level, investigative study, see Svati P. Shah, Street Corner Secrets: Sex, Work and Migration in the City of Mumbai (Durham: Duke University Press, 2014).

22. United Nations Office on Drugs and Crime, “Migrant Smuggling FAQs,” 2018.

23. Raymond Lotta, “Imperialist Parasitism and Class-Social Recomposition in the U.S. From the 1970s to Today: An Exploration of Trends and Changes,” Revcom.us, March 22, 2021.

24. Aaron Benanav, “Automation and the Future of Work-2,” New Left Review 120, Nov.-Dec. 2019, p. 119.

25. Sanayi Devrimi’nden farklılıkların önemli bir analizi şurada bulunur: C. Scherrer, M. Kaltenborn, et al. (eds), Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve İnsan Hakları, Cilt 5, (Springer: 2020); ve D. Rodrik, “Erken Sanayileşme,” Journal of Economic Growth, Cilt. 21, Sayı 1 (2016). İngiltere tarafından yönetilen erken kapitalist-sanayileştirici ülkeler de tarihsel olarak önemli bir “emniyet valfine” sahipti: artı işçileri emmek ve ekonomik ve sosyal gerilimleri ve çatışmaları yumuşatmak için Kuzey Amerika’ya ve başka yerlere kitlesel göç (1815’ten sonra).

26. See, George Aseniero, “South Korean and Taiwanese Development: The Transnational Context,” Review (Fernand Braudel Center), Vol. 17, No. 3 (Summer 1994); Martin Hart-Landsburg, Korea: Division, Reunification, and U.S. Foreign Policy (New York: Monthly Review Press, 1998).

27. International Labor Organization, “More than 60 percent of the world’s employed are in the informal economy,” Press Release, April 30, 2018.

28. Sassen, Expulsions, pp. 16, 89; see also “Conclusion.”

29. Mike Davis, Planet of Slums (New York: Verso, 2006).

30. Data on cities: United Nations Department of Economic and Social Affairs, 2018 Revision of World Urbanization Prospect (New York, 2018); United Nations Statistics Division, “Sustainable Cities and Communities,” (New York: United Nations Department of Economic and Social Affairs); UN Population Division, “World Urbanization Prospects,” 2018 Revision; David Satterthwaite, “An Urbanizing World,” International Institute for Environment and Development (London), April 9, 2020.

31. Aye’s story is told in Kathryn Farr, Sex Trafficking: The Global Market in Women and Children (New York: Worth Publishers, 2005).

32. Mary’s story from Adaobi Tricia Nwaubani, Kieran Guilbert, “Migrant Crisis Fuels Sex Trafficking of Nigerian Girls To Europe,” Thomson Reuters Foundation, May 31, 2016.

33. See Chris Buckley and Ellen Barry, “Rohingya Women Flee Violence Only To Be Sold Into Marriage,” The New York Times, August 2, 2015. The experiences of trafficked girls in Bangladesh’s “brothel villages” is movingly told in Redfern, “The Living Hell of Young Girls Enslaved in Bangladesh’s Brothels”; see also, Tania Rashid, “Inside the Bangladeshi Brothels Where Rohingya Girls Are Suffering,” PBS NewsHour Report, April 26, 2018.

34. Sheila Jeffreys, “Prostitution, Trafficking, and Feminism: An Update on the Debate,” Women’s Studies International Forum, 32 (2009), p. 319.

35. Sunsara Taylor, “Questions About ‘Feminist Porn,’ the Nature of Truth, ‘Sex Work,’ and Socialism Encountered on a Liberal Arts College Campus,” Revcom.us, February 21, 2014.

36. The original passage on “Choices..And Radical Changes,” is found in Bob Avakian, “More on Choices…And Radical Changes,” www.revcom.us, January 28, 2013.

37. “Discourse Surrounding Prostitutional Propaganda Online: An Analysis,” in Sexual Exploitation: New Challenges, New Answers, 5th Global Report (Paris: Scelles Foundation, 2019), p. 5. The term sexual exploitation applies to the spectrum of activities ranging from the “self-employed” and remunerated “sex worker” to a kidnapped child trafficked across borders to become a sex slave in a brothel

38. Pamela Coke-Hamilton, “Illicit Trade Endangers the Environment, the Law, and the Sustainable Development Goals,” (Geneva: UNCTAD, July 18. 2019).

39. Global Initiative Against Transnational Crime, The Global Illicit Economy: Trajectories of Transnational Organized Crime (Geneva: March 2021), p. 31.

40. Global Illicit Economy, p. 36

41. Jean Pyle, “Sex, Maids, and Export Processing: Risks and Reasons For Gendered Global Production Networks,” International Journal of Politics, Culture, and Society, Cilt. 15, No. 1 (2001).

42. Palash Ghosh, “Çin’de Gelişen Fuhuş: Ekonomik Refahın Karanlık Belası,” International Business Times, 7 Mayıs 2013.

43. Sheila Jeffreys, The Industrial Vagina: The Political Economy of the Global Sex Trade (London: Routledge, 2008), s. 107, 119. Jeffreys (s. 118-19), Amerika Birleşik Devletleri’nde Amerikan ordusu için kurulan fuhuş sistemini tartışıyor. Filipinler, 2. Dünya Savaşı ve ABD üslerinin dayatılmasından sonra. ABD ordusu, fahişeliği (ve üslerin etrafında gelişen “fuhuş kasabalarını”) kolaylaştırmak için büyük ABD deniz ve hava kuvvetleri üslerinin etrafındaki tıbbi kontrolleri kurumsallaştırdı.

44. “Amerikan Suçu, #8: Amerika’nın Vietnam’daki Savaşı ve Kadınların Cinsel Boyun Eğdirilmesi” www.revcom.us, 4 Mart 2021.

45. 1967 ABD-Tay anlaşması hakkında bkz. Emily Nyen Chang, “Engagement Abroad: Enlisted Men, U.S. Military Policy and the Sex Industry,” Notre Dame Journal of Law, Ethics & Public Policy, Cilt. 15, No. 2 (2001), s. 40-41. 1967 ve 1976 arasında, her yıl yaklaşık 700.000 uluslararası asker “dinlenmek ve dinlenmek” için Tayland’a gönderildi ve bir haftayı “partiye” ayırdı (Bangkok Post, “No Sex Please, We’re Thai,” 26 Şubat 2017).

46. ​​Debra McNutt, “Kadınları Özelleştirmek”, Counterpunch, 11 Temmuz 2007.

47. Jeffreys, The Industrial Vagina, s. 130-32, vurgu eklendi.

48. Island Outpostings, “Röportaj: Nicole Dennis-Benn’in İlk Romanı Jamaika’ya Bir Aşk Mektubu.”

49. Anna Tokar, et al., “’Kimsenin bilmesini istemiyorum’: Amsterdam, Hollanda’daki Doğu Avrupa, Avrupa Birliği dışındaki seks işçilerinin HIV testine erişim elde etme deneyimleri,” PloS One, 15( 7), 7 Temmuz 2020.

50. Örneğin bkz. Sheila Jeffreys, “The Sex Industry and Business Practice: An Engel to Women’s Equality,” Women’s Studies International Forum, Cilt. 3, Sayı 3 (Mayıs 2010). Jeffreys, büyük ABD pazarlarındaki striptiz kulübü harcamalarının yüzde 40’ının iş amaçlı olduğunu gösteren araştırmalardan alıntı yapıyor.

51. Caroline Norma, “Küreselleşme ve Fuhuş”, Kamu Yönetimi, Kamu Politikası ve Yönetişim Küresel Ansiklopedisine Giriş (Springer International Publishing, 2018); vurgu eklenmiştir. [geri]

52. Norma, “Küreselleşme ve Fuhuş.”

53. Bakınız Bob Avakian, “From Bringing Forward Another Way: Bob Avakian on The Two “Historally Outmodeds,” revcom.us, 4 Aralık 2015.

54. Bakınız Bob Avakian, Yeni Yıl Açıklaması 2021; ve Raymond Lotta, Imperialist Parasistism and Class-Social Recomposition, Bölüm 6. www.revcom.us adresinde mevcuttur.

55. “Daha Fazla İdam Kartpostalı – Bu Sistemde Kadınlara Karşı İşlenen Dehşet” Sampler Edition’dan: TÜM Zincirleri Kırın! Bob Avakian, Kadınların Kurtuluşu ve Komünist Devrim, s. 7-9. www.revcom.us adresinde mevcuttur.

56. Maggie Jones, “Gençlerin Çevrimiçi Pornodan Öğrendikleri”, The New York Times, 7 Şubat 2018; Peggy Orenstein, “If You Ignore Porn, You Are’t Teaching Sex Education,” The New York Times, 24 Haziran 2021; Sandra Laville, “Çoğu erkek çocuk çevrimiçi pornografinin gerçekçi olduğunu düşünüyor, araştırma buluyor,” The Guardian, 14 Haziran, 2016.

57. NBC News, “Amerika’nın Porno Endüstrisinde İşler İyileşiyor”, 20 Ocak 2015; Felix Richter, “Porno Web Sitelerinin Yüzde 60’ı ABD’de Barındırılıyor,” Statista, 21 Ağustos 2013.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER