Yeni Komünizm

Emperyalizm Nedir Ne Değildir? Ve Bu Sistemin Bir Kurumu Olarak Demokrat Parti Üzerine

BAsics

Editörün Notu: Bob Avakian’ın aşağıdaki yazısı 21 Eylül 2020 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmıştır.

Kaynak için bkz: https://revcom.us/a/666/bob-avakian-imperialism-what-it-is-what-it-is-not-en.html


Bob Avakian’ın yayınlanmamış eserinden satırbaşları

Akıllı telefonlar ve laptop üretiminde kullanılan kobalt kaynaklarının dünya üzerindeki üçte ikisi Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nden yukarıdaki görseldeki gibi çocukların da çalıştırılması sonucu korkunç koşullar altında çıkartılmaktadır.

‘’Emperyalizm’’ kavramından bahsederken anlatmaya çalıştığım kavram, eski konsept bir kolonyalizm anlayışı veyahut başkasının topraklarına haksız bir el koyma (işgal etme) değildir. (Her ne kadar günümüz modern emperyalizm koşullarında bu mevcudiyetini sürdürüyor olsa da.) Ya da bir savaş çığırtkanlığı demek değildir. Her ne kadar evet, eğer emperyalist sistemin bir temsilcisiyseniz bu tehdit mekanizmalarına sahip olmayı ve kullanmayı, kimi zaman ise doğrudan savaşı gerektirse de bu değildir. ‘’Emperyalizm’’ veya ‘’emperyalist’’ kelimelerinin özünde anlatılmaya çalışılan şey emperyalizmin, kapitalist sistemin uluslararası bir sömürü sistemi olarak gelişmesinin bilimsel bir analizidir. Bu olgu, Üçüncü Dünya’nın aşırı sömürüsüne dayalıdır (Bangladeş’te ter atölyelerinde çalıştırılan yoksul kadınları ve Kongo’da madenlerde acımasızca sömürülen çocukları bir düşünün) ve bunun bir sonucu (beraberinde getirdiği) durum ise emperyalist ülkelerin kendilerindeki toplumsal ve sınıfsal değişimlerdir, ki bu durum asalaklığı ayırt edici bir biçimde arttırır. Günümüz kapitalist sistemi ve ABD gibi emperyalist ülkeler bu barbarca aşırı sömürü ve bunu sağlayarak devam ettirilen şiddet unsurları olmadan var olamazlar. “Asalaklık” ise spesifik olarak, son tahlilde sömürüye ve aşırı sömürüye dayalı birikimin, kendileri bizatihi sömürünün ve aşırı sömürünün organizasyonel sürecine dahil olmasalar da, daha çok finansal alandaki spekülasyonlar aracılığıyla (bunun yoğunlaşmış bir örneği borsadır) akümüle olmasıdır. Bu kendi ifadesini Amerika içerisinde FIRE diye kısaltılan sektörlerde bulur (finans, sigortacılık ve gayrimenkul). Ve de Lenin’in belirttiği şekilde, emperyalizm, “asalaklık damgasını” Amerika gibi bütün emperyalist ülkelerin üzerine vurur – bu emperyalist yağmanın ‘ganimetlerinin’’ bir kısmı yönetici olmayan sınıf tabakasına, emperyalist ülkelerde ‘’stabiliteyi’’ sürdürmenin bir aracı olarak özellikle de orta sınıf(lar)a ‘’aktarılır’’. Bu fenomen ve genel olarak emperyalizmin karakteri ve sonuçları, benim Breakthroughs [Atılımlar] adlı eserimde ve Raymond Lotta’nın makalelerinde (“1970’lerden Bugüne ABD’de Asalaklık ve Sınıfsal-Toplumsal Yeniden Düzenleme: Giriş-Özet” ve “From Vise Grip To Death Grip, Imperalist Domination, COVID-19 and the Poor of the World Be Damned”) yer almaktadır, bu çalışmalar revcom.us sitesinde mevcuttur.

Bangladeş’teki hazır giyim atölyelerinde burada da gösterildiği gibi, işçiler -ezici çoğunluğu yoksul kadınlardır- sık sık yaralanmalara ve ölümcül yangınlara yol açan tehlikeli koşullar altında günde 14-16 saat, haftada yedi gün çalışmaya zorlanıyor.

Şu bir hakikat ki, bu sistemin sömürüsünün (ve aşırı sömürüsünün) dayatılması, çoğu zaman öldürücü bir baskı ve şiddet gerektirir. Bu durum Üçüncü Dünya’da genellikle gerici yerel rejimler ve bunları destekleyen (kimi zaman doğrudan içerisinde yer alan) emperyalistler (Amerikan emperyalistleri bu konuda “dünya lideridirler”) tarafından uygulanır. Ancak bazı zamanlarda 2003 yılında Irak’ın Amerika tarafından işgalinde olduğu gibi bu durum direkt olarak emperyalistlerin kendilerinin müdahalesini gerektirir. (Geçmiş zamandan daha çok örnek vermek gerekirse, 1965 yılında Dominik Cumhuriyeti’nin Demokratların hükümeti zamanında işgal edilmesi ve de devamında Hindi-Çin’de yürüttükleri korkunç savaş veya CIA tarafından tasarlanan “darbeler”… Örneğin 1953 yılında İran, 1954 yılında Guatemela, 1965 yılında Endonezya’da Johnson yönetimi altında bir milyon kişiye yakın insanın öldürüldüğü canavarca kanlı darbeler… Şili’de 1973’te düzenlenen darbe, Obama yönetimi altında Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Honduras’ta gerçekleştirilen darbe…)

Kasım 2004’te kalabalık nüfuslu Felluce kentine yapılan yoğun hava ve kara saldırısı sırasında Iraklıları ele geçiren ABD Deniz Kuvvetleri’nden bir kesit. ABD, 2003 yılında Irak’ı yalanlara dayanarak işgal etti ve ardından sekiz yıldan fazla bir süre işgali devam ettirerek doğrudan veya dolaylı olarak ölümlere neden oldu. 1,4 milyon Iraklının katledilmesi ve 4,5 milyon Iraklının evlerinden zorla çıkarılması buna dahildir.

Bütün bu darbeler, işgaller ve emperyalistler tarafından çıkartılan bütün bu savaşlar temel bir nedenle ve temel bir hedef için uygulamaya konulurlar, o da emperyalistlerin dünyada stratejik bölgeler olarak gördükleri bölgelerde kontrolü sağlamak ve kendi stratejik çıkarlarını sağlama almak içindir (Amerika’nın ‘’ulusal güvenlik çıkarları’’ dedikleri şey budur.) ‘’Hümanist’’ endişelerle (eğer böyle bir endişe varsa dahi buradaki temel neden ‘’ulusal güvenliğin çıkarlarıdır’’ ve bu durum emperyalistlerin tarafında her zaman önceliklidir) Bu durumun çarpıcı bir örneği geçenlerde Trump’ın, Bob Woodward ile yapmış oldukları röportajda ortaya çıktı, Trump, Amerika’nın, Rusların ve Çinlilerin bilmedikleri güçlü silahlara (bunların nükleer olduklarını ima etti) sahip oldukları konusunda böbürlendi. Peki Demokrat Partili politikacıların (ve yönetici sınıfta bunlarla beraber dizilen diğerlerinin) buna cevapları ne oldu? Kesinlikle şu değildi: “Amerikan hükümetinin başındaki kişinin ve başkumandanının elinde korkunç kitle imha silahlarının olmasıyla övünmesi ne kadar da korkunç bir durum, umarım bunlar hiçbir zaman (yeniden) kullanılmazlar!” Hatta, ‘’Bu çok tehlikeli çünkü Trump elleri nükleer silahların düğmelerinde olan kaçık bir zorba’’ bile değildi. Hayır, Trump’ı Amerika’nın bu gücünden, Ruslara ve Çinlilere bahsettiği için kınadılar. Emperyalist sistemin ve bunun bütün yönetici sınıf temsilcilerinin ne kadar iflas etmiş oldukları, tehlikeli ve canavarca olduklarını bundan daha iyi ne ortaya koyabilirdi ki?!

Bütün bunların dışında, bir şeye açıklık getirmek istiyorum, Demokrat Parti hakkında konuşup ona “emperyalist” derken ve kapitalist-emperyalist sistemin bir aracı olarak ondan bahsederken, ona oy veren herkesi veya kendini siyasi olarak onunla tanımlayan herkesi kastetmiyorum. Demokrat Parti’nin yöneticilerini ve daha da önemlisi ve siyasi bir kurum olarak, kapitalist-emperyalist sistemin bir kurumu olarak Demokrat Parti’den bahsediyorum.

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER