Yeni Komünizm

Faşistler, Weimar Cumhuriyeti’nin Yıkımı ve Onun Yerini Alacak Olan

Editörün Notu: [24 Temmuz 2005]: Aşağıdaki metin, Bob Avakian’ın çeşitli konulara dair gerçekleştirdiği konuşmalardan ve tartışmalardan alıntılar temelinde yapılandırılacak bir yazı dizisinin bir kısmını teşkil etmektedir. Bu yazı dizisi, önümüzdeki süreçte bu gazetenin sayfalarında yayımlanacaktır. Elinizdeki metin basım için yeniden düzenlenmiştir ve birtakım dipnotlar eklenmiştir.


Aslında son derece isabetli bir biçimde Hıristiyan Faşistler olarak tanımlamış olduğumuz, ABD’deki bu dinci-köktenciler hükümetin toplumda birtakım değişiklikler yapması çağrılarında bulunuyorlar. Birçok kişi, bu kesimlerin sözünü ettikleri şeylerin ABD gibi bir ülkede gerçekten yapılmayacağını ya da yapılamayacağını düşünüyor. “Böyle bir şeyi yapma konusunda herhalde ciddi olamazlar” diyor pek çokları, örneğin İncil’in eşcinseller için hükümlerinin (yan eşcinsellerin öldürülmesi emrinin) pratiğe geçirilmesi yönünde çağrılar işittikleri vakit. Gelgelelim, insanlar bu Hıristiyan Faşistlerin ne kadar ciddi olduklarını, gerçekte ne yapmayı amaçladıklarını ve durumun ne denli vahim olduğunu kavramak zorundadırlar. Bu Hıristiyan Faşistlerin arasında, bunların en fazla nüfuz ve güç sahibi olanlarının ve en güçlü bağlantılara sahip olanlarının da arasında, eşcinsellerin idamı türü uygulamaları olan “İncil temelli bir ahlakı” “memleketin kanunu” olarak dayatmayı arzulayanların olduğu açıktır.

Gelin, bu meselenin bir başka boyutunu ele alacak olalım: Mesela, evlilik kurumuna dair tartışmaları. Eşcinsel evlilikleri tartışması bağlamında, eşcinsellerin evlilik hakkını savunan kimi kesimler eşcinsel evliliğinin evlilik kurumunun altını oyacağını iddia edenlere şöyle diyorlar: “Madem evlilik kurumunun geleceğini bu kadar önemsiyorsunuz, o hâlde neden boşanma vakaları hakkında bir şey yapmıyorsunuz?” Bir laf vardır: “Ne dilediğine dikkat et!” Eşcinsellerin evlilik hakkını savunan kesimlerden bu savı öne sürenlerin – ya da en azından bunların büyük çoğunluğunun – boşanmanın tümden yasaklandığı bir durumla karşı karşıya kalmayı istediklerini hiç zannetmiyorum. Fakat, bir kez daha belirtmek gerekiyor, insanlar bunun ne kadar ciddi bir şey olduğunu anlamak zorunda. Çünkü boşanmayı yasadışı ilan etmeye ciddi anlamda niyetlenmiş olan çok güçlü unsurlar var toplumda. Gerçek şudur ki, bugün Louisiana’da ve kimi başka eyaletlerde “ahit evliliklerine” izin veren bazı yasalar mevcut. Yani bu eyaletlerde artık iki çeşit evlilik var. Bir yanda “normal” evlilikler var, öte yanda ise “ahit evlilikleri” var. Bu ikincisi, adındaki dinsel imadan da çıkarılabileceği üzere, İncil hükümleri temelinde bir evlilik modelidir. Bu “ahit evlilikleri,” “kusura dayanmayan boşanma” hakkını tanımamaktadır ve böylece de bu tür evliliklerde bulunanların boşanması güçtür. Şimdilik gelinen noktada, bu “ahit evlilikleri” gönüllülük temelinde gerçekleştirilmektedir ve “normal” evlilik alternatifi hâlâ vardır – en azından şimdilik! Fakat bu (şimdilik gönüllülük temelinde gerçekleştirilen) “ahit evlilikleri” Hıristiyan Faşistlerin boşanmayı tümüyle ortadan kaldırma, tümüyle yasadışı ilan etme yönündeki kesin ve kararlı hamlelerinin bir ayağını teşkil etmektedir. Şu anki gibi erkek egemen bir toplumda, bunun ne anlama geleceğini herkesin biliyor olması lazımdır. Boşanma hakkının ilgası, milyonlarca ve milyonlarca kadının baskıcı – hatta fiziksel ve cinsel saldırıların gerçekleştiği – evliliklere hapsolması anlamına gelmektedir.

Nazi Vicdanı başlıklı kitabında Claudia Koonz, Almanya’daki Naziler arasında bir tür “işbölümü” olduğundan bahsetmektedir. Yani, zaman zaman Hitler’in daha akılcı, hatta uzlaşmacı bir söylem tutturduğunu, ancak bu esnada takipçilerinin Yahudilere, komünistlere, eşcinsellere ve Nazilerin Alman toplumu üzerinde bir leke olarak gördükleri diğer kesimlere yönelik en gaddar ve acımasız uygulamalar için ajitasyonlar ve eylemler gerçekleştirmekte olduklarını söylemektedir. Ve tüm bunlar, Nazi iktidarı altındaki toplu tutuklamalara ve idamlara ve nihayetinde de soykırıma temel teşkil etmiştir. Benzer şekilde, Nazilerin 21. yüzyıl ABD’sindeki muadilleri olan Hıristiyan Faşistler ve bunlarla aynı cenahtakilerin de birtakım tetikçileri vardır. David Horowitz, Rush Limbaugh ve Ann Coulter gibiler, kendi siyasî programlarına karşı durduklarını düşündükleri kimselere ağızlarından köpükler saçarak saldırmaktadırlar. Üstelik, sadece bu faşizme değil aynı zamanda kapitalist-emperyalist sistemin tamamına karşı olan kesimlerin yanı sıra, (oldukça isabetli bir benzetmede bulunacak olursak) Weimar Cumhuriyeti’ni de hedef tahtasına oturtmaktadırlar (Weimar Cumhuriyeti, Birinci Dünya Savaşı’nı takiben Almanya’da var olan ve 1930’larda Hitler ile Naziler iktidara geldiğinde ortadan kaldırılan burjuva-demokratik cumhuriyetin adıydı). Bu saldırının anlamını, önemini ve dahası, arkasındaki maksadı anlamak zorundayız.

Bugünün ABD’sinde Weimar Cumhuriyeti’ne denk düşen, Demokrat Parti, “liberaller” ve benzeri kesimlerdir. Bu kesimlere hain olarak saldırılıyor olması, aslında Hıristiyan Faşistlerin ve bunlarla birlikte iş tutanların ABD’de (ve esasında dünya çapında da) gerçekleşmesini istediklerini programın uygulamaya konmasına karşı durabilecek tüm kesimlerin –buna egemen sınıf içindeki kesimler de dâhildir – susturulması ve gerekirse devletin gücü kullanılarak açıkça bastırılabilmesi için benimsedikleri genel stratejinin bir ayağıdır. Bu genel faşist kampta bir süredir sırf komünistlere, anarşistlere ve diğer radikallere değil, liberallere ve hatta egemen sınıfın ana-akım liberal politikacılarına sistematik şekilde saldırma doğrultusunda son derece açık, bilinçli ve hummalı bir çaba gözlemlenmektedir. Bu kesimlere Soğuk Savaş’tan “Teröre Karşı Savaş” dönemine uzanan süreçte “hain”den aşağı kalmaz ifadeler ile saldırılmaktadır.

David Horowitz’in son kitabının adı Şer İttifakı: Radikal İslam ve Amerikan Solu’dur. Bu kitaba kısaca göz atınca dahi, bunun ABD’deki “liberaller” ile solcuların, hiç değilse nesnel olarak, İslamcı köktencilerle aynı safta –ve dolayısıyla da “teröre karşı savaşta” yanlış safta – yer aldıklarını öne süren bir polemik metni olduğu görülebilmektedir. Böylesi bir yaklaşımın varlık gösterebiliyor oluşu kesinlikle ciddiye alınmalıdır; çünkü Horowitz ile önde gelen, nüfuzlu Cumhuriyetçi Partili politikacılar ve bürokratlar arasında (ta Beyaz Saray’a kadar varan) bağlantılar mevcuttur. Eğer Rush Limbaugh’u dinlerseniz görürsünüz ki şu noktada genel olarak radikallere, yahut komünistlere (mesela partimize) yani gerçek anlamda sol kesimlere saldırmamaktadır. Bundan ziyade, Limbaugh, ana-akım hâkim sınıf liberallerine saldırmaktadır, çünkü faşizmin zafere ermesini sağlayan yöntemlerden biri de “Weimar Cumhuriyeti’nin” alaşağı edilmesinden geçmektedir. Yani egemen sınıflar içerisindeki burjuva-demokratik unsurlara, bunların yozluğuna, zayıflığına, ulusu savunma hususundaki beceriksizliğine vs. saldırmaktan geçmektedir. ABD’de bir süredir gelişmekte olan bu durum gelinen noktada son derece keskin bir hâle bürünmüştür. Ann Coulter yakın zamanda başlığı daha açık olamayacak bir kitap yazdı: İhanet. Bu insanlar, bu gibi meseleler etrafında kamuoyu yaratadursunlar, Bush hâlâ büyük oranda “kapsayıcı” görünen bir tavır takınmakta, en azından kimi şartlar gözetildiği müddetçe egemen sınıfın diğer unsurlarıyla birlikte çalışmaya razı geliyor görünmektedir. Örneğin Bush, Kerry ile tartışmasında “sen hainsin ve idam edilmen gerekmektedir” dememiştir. Ancak bugün Bush ile aynı kampta yer alan ve onu destekleyen birçok insan açıktan ve sürekli olarak bu tür şeyler söylemektedir. Bu gibi sözler, Bush ve iktidardaki başkaları tarafından reddedilmiyorsa bu, ne anlama gelmektedir? Bu gibi bir durum, neleri ima etmektedir?

Karşımızdaki bu duruma verilecek yanıt “Weimar Cumhuriyeti’ni” (yani burjuva demokrasisini, kapitalist diktatörlüğün “demokratik biçimini”[1]) birebir savunmak ve muhafaza etmek olamaz. Bu, gerçek bir çözüm olmadığı gibi halk kitlelerinin ve insanlığın ezici çoğunluğunun lehine bir çözüm de değildir. Ne var ki, faşistlerin “Weimar Cumhuriyeti’ni,” yani bu benzetme bağlamında egemen sınıflar içindeki liberalleri, düşman kampına yerleştirmelerinin, onları hain olarak nitelendirecek kadar ileri gitmelerinin ve onlara bu şekilde saldırmalarının ne anlama geldiğini anlamakla, buna kör kalmamakla yükümlüyüz. Bunun neyin zeminini hazırlamakta olduğunu ve bunun ne gibi neticeleri olacağını anlamak zorundayız. Bir kez daha belirtilmelidir ki amaç, amacımız, Weimar Cumhuriyeti’ni savunmak, emperyalist hâkim sınıfların “liberal” kesimlerini destekleyip onların peşine takılmak olmamalıdır. Amacımız, bu saldırıların ve bunların temsil ettikleri şeyin ciddiyetini kavramak, bunlara radikal derecede farklı bir biçimde ve radikal derecede farklı amaçlar doğrultusunda karşı çıkmak olmalıdır. Önceki konuşmalarımda ve yazılarımda ABD’de burjuva hâkimiyetine dayalı toplumun bir süredir var olan “uyum merkezinin” çözülmekte olduğunu, bu çözülmenin tezahürlerini gözlemlemekte olduğumuzu dile getirmiştim.[2] Bu çözülmenin kısa vadede, hele de kendi hâline bırakılması hâlinde hiçbir olumlu sonucu olamayacağını ve ayrıca, bir kenarda durup kapitalist egemenliğin mevcut uyum merkezinin ve biçiminin çözülüşünü alkışlarla seyretmenin, bu çözülüşten kaçınılmaz olarak olumlu bir şeyin ortaya çıkıp da “kucağımıza düşeceğini” beklemenin komünistlerin görevi olamayacağını, böylesi bir beklentiye kapılmanın sorumluluklarımızdan kaçma anlamına geleceğini vurguladım. Yapmamız gereken yeni bir kutuplaşma, devrim için bir yeniden kutuplaşma yaratma görevini üstlenmektedir.

“Weimar Cumhuriyeti” aşılmalıdır ve yerine yeni bir şey gelmelidir. Burjuva cumhuriyeti, yani emperyalizm ile kapitalizmin burjuva-demokratik biçimli egemenliği, esasında baskıcı bir yönetim şeklidir. Temelinde devasa sömürü ve baskı ağları ve süreçleri yer almaktadır. Bu sistem, dünya çapında ve dahası, cumhuriyetin sınırları dâhilinde de milyonlarca, milyarlarca insana tarifi imkânsız -ve gereksiz- acılar sunmaktadır. O hâlde bu, aşılmalıdır ve yerine yeni bir şey inşa edilmelidir. Ancak bunun yerine gelecek olan, aynı sistemin daha iğrenç ve açıktan katliamcı bir biçimi değil, nihaî olarak dünya çapında tüm baskıcı iktidar biçimlerinin ve tüm baskı ve sömürü ilişkilerinin ortadan kalkışına olanak tanıyacak, bunu sağlayacak radikal şekilde yeni bir toplum, radikal şekilde farklı bir devlet olmalıdır.

Bob Avakian


[1] Kimi yerlerde, örneğin “Demokrasi: Bundan Daha İyisini Yapamaz Mıyız?” adlı kitabında ve yakın zamanda gerçekleştirilen “Diktatörlük, Demokrasi ve Komünizme Sosyalist Geçiş” başlıklı konuşmasında Bob Avakian, ABD gibi toplumların, bunlarda her ne kadar hâkimiyet açık ve dolaysız bir baskı ve terör aracılığıyla tesis edilmiyorsa da ve her ne kadar “herkes için demokrasi” söylemleri boy gösteriyorsa da, burjuva diktatörlükleri olduğunu ifade etmekte ve bu durumu incelemektedir. Bu toplumlarda kapitalist sınıfın, diğer bir deyişle burjuvazinin, silahlı güç üzerinde (özellikle de “meşru” silahlı güç üzerinde) tekeli ve egemenliğine muhalif gördüğü tüm unsurları dilediği kadar amansızca bastırma doğrultusunda polis ve ordu gibi kuvvetler şahsında bu silahlı gücü ve gerektiğinde de mahkeme ve bürokratik yapıları kullanma “hak” ve kabiliyeti temelinde bu sınıf diktatörlüğünün varlık göstermekte olduğunu izah etmektedir.
[2] Daha fazlası için bkz. “İktidar Piramidi ve Bunu Alaşağı Etme Mücadelesi” (Revolutionary Worker #1269, 27 Şubat 2005). Ayrıca Bob Avakian’ın “Yaklaşmakta olan İç Savaş ve Günümüzde Devrim için Yeniden Kutuplaşma” (RW #1274) ve “Merkez – Dayanabilir mi? İki Merdiven Şahsında Piramit” (Revolution # 4) başlıklı makaleleri de dâhil olmak üzere bu serideki önceki makalelere de bakmakta yarar olacaktır.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın