Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim İçin Gerekli Olan Bilimsel Yaklaşım

E-Kitaplar

Giriş

İnsanlık gezegen ölçeğinde devasa problemlerle ve ciddi bir yok oluş tehlikesi ile karşı karşıya. İnsanlığın pozitif bir gelecek için, şu ankinden kökten farklı ve çok daha iyi bir dünya yaratabilmesi için bilimsel temelde güçlü ve coşkulu bir umuda ihtiyacı bulunuyor. Evet bu umudun bilimsel temelde olması, ayaklarının objektif realitiye basması gerekiyor; yani her tür iyi niyet temennisi, içi boş dilek – arzu veya gerçekçi olmayan fanteziden bağımsız olması gerekiyor. Bob Avakian’ın mimarı olduğu Yeni Komünizm, tam da bu noktada her tür baskı ve sömürü ilişkisini ve bu ilişkileri yeniden üreten koşulları ortadan kaldıracak gerçek bir kazanma şansının olacağı köklü bir devrim için ve temelde doğru düşünme ve doğru pratiğe yönelik muazzam bir zenginlik barındırmaktadır. Bununla birlikte, Yeni Komünizm, komünizmin yeni bir dalgası için gerekli olan başlangıç zeminini de oluşturmaktadır. Bu katkının öneminin fark edilememesi bir yana, daha da üzücü olanı insanlığın kurtuluşu için gerekli olan bilimsel bir yöntem ve yaklaşımı içeren yeni bir çerçeveye yönelik bir dizi yüzeysel karalama ve çarpıtma faaliyetlerinin yürütülmesidir. Yeni Komünizm’i kitlelerin elinde güçlü bir silah haline dönüştürmek istememek şüphesiz acımasız ve boğucu bir çağda en çok gereksinim duyulan şeye, umuda da bir saldırıdır. Umut bu şekliyle bilimden kopartılmakta ve beraberinde gerçek bir devrim ve radikal derecede farklı yeni bir dünya ihtimali yok edilerek, komünizm bir anlamda çözüm üretmeyen cansız bir retoriğe dönüştürülmektedir.

Devrimci Komünist Parti ABD Başkanı Bob Avakian’a ve Yeni Komünizm taraftarlarına “kült” suçlamasında bulunulması yeni bir durum değildir. Gerçeği yansıtmayan bu zehirli yaklaşımın öne çıkan temsilcilerinden biri kendini uluslararası komünist hareket içinde bir felsefeci olarak konumlandıran Joshua Mouwafad-Paul (JMP) isimli bir akademisyendir. JMP’nin problemli çizgisi yalnızca art niyetli çarpıtma ve iftiralarda değil, aynı zamanda pozitivizme kayan düşünce biçiminde ve devrimde önderliğin ve öncü partinin rolünü doğru ele almayan yaklaşımlarında ve komünist hareketin tarihini yorumlama tarzında da belirgin şekilde kendini gösterir. Yazıda kendisinin MLM Mayhem isimli blog sitesinde paylaştığı “Cult of Personality” “All Played Out” yazılarından ayrıca Abstrakt Dergi tarafından çevirisi yapılan “Moderniteyi Eleştiren Modernite” makalesinden yararlanılmıştır.

Bu makale ile Bob Avakian’ın önderliğine dair yanlış anlamalara, çarpıtmalara, genellemelere ve yüzeysel çıkarımlara yönelik, giriş babında toparlayıcı bir yanıt verilmesi amaçlanmaktadır.

Marksizmi Canlı ve Gelişen Bir Bilim Olarak Kabul Etmek Niçin Temel Önemde?

“Bir kez daha belirtmem gerekiyor; komünizm bir inanç, bir felsefe veya yanlış (yani öznel olan, bilimsel olmayan) bir ideoloji değildir, nihayetinde belli belirsiz, bilimsel bir yönteme ve yaklaşıma karşı olan bir şey değildir. Temel olarak ve esasen, insanın toplumsal gelişimini ve olası gidişatını analiz etmek ve sentezlemek için bilimsel bir yöntem ve yaklaşımdır”i

Şüphesiz komünizmin ne olduğu sorusunun yanıtı, Marx ve Engels’ten bu yana “bilinen” bir meseledir. O kesinlikle ütopik değildir ve Engels’in yine herkesçe “bilinen” eserinde de vurgulandığı üzere bilimin konusudurii. Yani komünizm bir bilimdir! Peki o halde sorun nedir? Madem ki “bilenen” bir hakikate erişmiş bir topluluksak ve bilinmesi gerekeni de biliyorsak buradaki sorun nedir? Sorun şu ki “bilgi kuramınızın ne olduğu ve hakikati belirlemeye nasıl devam ettiğiniz meselesi -veya objektif olarak neyi düşündüğünüz meselesi-, bilimsel bir yaklaşıma sahip olup olmamanız açısından oldukça önemlidir ve merkezi konumdadır”iii. Ve bu bir bilim olarak komünizmin ne olduğu, nasıl geliştiği ve bugün neyi temsil ettiği açısından hayati önemdedir.

Bilim, olmakta olanının neden böyle olduğunu, altında yatan çelişkilerin ve dinamiklerin neden cereyan ettiklerini ve bunların hangi süreçten geçerek geliştiklerini, hangi fenomenlere büründüğünü köklü bir analize tabi tutmayı amaçlayan bir süreçtir. Duyuların bilginin tek kaynağı olduğunu düşünen ampirik düşünce biçimleri, doğanın bir makine gibi çelişkiden azade ve öngörülebilir bir düzenliliğe sahip olduğunu düşünen mekanik materyalist düşünce ya da fikrin ya da önermenin doğruluğunu o fikrin ya da önermenin gözlemlenir şekilde uygulanmasından ve pratik sonuçlar tarafından belirlendiğini ifade eden pozitivist düşünce biçimleri… Bunlar bilimin başına çokça musallat olmuştur ve birçok sözde komünist okuma, bu sözde bilimsel yaklaşımla hareket etmektedir. Buna en yalın örneklerden bir tanesini ele alalım; Leninizm’in Ekim Devrimi sonucunda ortaya çıktığı düşüncesini…iv. Bu yaklaşım, “Lenin’i Lenin” yapan ve onun bir bilim olarak Marksizmi, tarihsel diyalektik materyalist yöntem ve yaklaşımı geliştirmesi, Lenin’in bir bütün olarak dünya görüşünde devrimci öze sadık kalarak fakat bununla birlikte tali olan hatalardan da koparak gelişmesi şeklinde değerlendirmek yerine, “devrim potası” gibi sözde radikal bir kategori üzerinden değerlendirme yaparak, Marksizmi bir el çabukluğu ile pozitivizme yuvarlamanın ustalığıdır. Fakat asıl soru, bilimin ispatı için “devrim potası” kategorisinden komünizm biliminin ilk kuramcıları olan Marx ve Engels’in muaf mı olacağıdır? Sözde Marksist Felsefeci Moufawad-Paul, kendi çizgisinin götürdüğü yerde bundan 150 yıl önce Marx’ı aynı biçimde eleştiren anarşistlerle ortaklaşır: “devrim için yeltenmeyen teorisist Marx”.

Ekim Devrimi, Lenin’in bir bilim olarak komünizmi ilerletmesinin bir göstergesidir. Evet, proleter devrimin mihenk taşlarından biri olan Ekim Devrimi, Leninizm olmadan gerçekleşemezdi. Fakat Ekim devrimi olmasaydı, örneğin Lenin ayaklanma öncesinde Siyasi Büro’ya kendini empoze etmeseydi -ki Lenin’in istifa mektubunu hatırlayalım- ya da Lenin Ekim Devrimi’nden önce bir suikast sonucunda yaşamını yitirmiş olsaydı dahi, Leninizm, komünizmin yeni bir aşaması olarak yine de vücut bulacaktı. Lenin’in Marksizmin üç bileşeni üzerine ölümsüz katkıları (ekonomi politik, felsefe ve sosyalizm) Ekim Devrimi’nden önce de ortadaydı ve komünizm bilimine özünü yeniden vererek bunu yeni bir aşamaya taşıdı.

Evet, bilim kanıta dayalıdır. Realiteye tekabül etmek zorundadır. Realiteye denk düşmeyen ve kanıt istemeyen şey dinin alanıdır. Ve bu kanıtlama süreci beş duyu organımıza nasıl gözüktüğünün ötesinde bir şeydir, zira gözle görülür fenomenlerle olguların altında yatan şeyleri açıklayabilseydik bu durumda bilime de gerek kalmazdı. Bilim, şeyleri bizim duyu organlarımızın ötesinde amprik olgularla, “Ekim Devrimi yaşandı o halde Leninizm var” tarzında açıklamak yerine, bilimsel soyutlamalar yardımıyla güneşin dünya etrafında değil de dünyanın güneş etrafında döndüğünü açıklayabilmektedir.

Marx bir devrim yapmamıştır fakat tarihte ilk defa olan bir şeyi yapmıştır: İnsan toplumundaki gelişimin, üretim ilişkilerine tekabül eden toplumsal ilişkilerin neden temel ve esas olduğunu, bu bilimsel yöntem ve yaklaşıma dayanarak, kapitalist toplumun yapısının ve temel çelişkisinin ne olduğunu, toplumu ızdıraba boğan sınıfsal çelişkilerin neden bir devrim aracılığı ile çözülmesi gerektiğini ve bunun neden proletarya diktatörlüğü altında sınıfsız bir topluma doğru sürdürülmesi gerektiğini, radikal ve evet en devrimci -devrim yapmadan fakat en devrimci- şekilde yapmıştır.

Bilimin denek taşı pratiktir. Bilim önceden edindiği kanıtlara dayalı bir teori ortaya atar, uygular ve test eder. Bu uygulamayı gözden geçirerek realiteye dair anlayışını derinleştirir ve bunu gerçekliğe uygular. Devrimci teori devrimde sınanır! Lakin, eğer bu teori devrim gerçekleştirememişse bu durum teorinin devrimci olmadığı anlamına da gelmez. Zira devrim subjektif öznenin volantarist bir girişimi sonucunda gerçekleşemez. Devrimci teori meselesi amprik bir “başarı” sorunu değildir . Zira bu amprik bir başarı sorunu olsaydı, Sovyet sosyal-emperyalizminin yirminci yüzyılın sonuna doğru emperyalist rekabete havlu atmasıyla büyük bir kampanya şeklinde pompalanan, komünizmin aslında insanlık için uyumlu bir toplumsal proje olmadığı, insanlığa düşman totaliter bir rejim olduğu ve bundan ötürü de başarısız olduğu zırvaları “doğru” olurdu.

Marksizm bir dogma, insanların kendilerini rahat hissedecekleri salt bir felsefe değildir. Büyük “İ” ile yazılmış bir İdea -başından itibaren insanlık için ve ilahi bir şekilde inkişaf edecek olan- da değildir. İnsanların determine bir şekilde tanımladıkları bir şey hiç değildir!v Zira o kadar basit olsaydı, bilimi ayaklar altına alan karşı devrimci Doğu Perinçek gibi biri de Marksist olurduvi. Komünizmi amprizme indirgeme ve bunu temel alarak saldırıya geçme yeni bir durum değildir, lakin tarihte de hiç bu kadar ele ayağa düşmemişti. Bu yüzden Bob Avakian’ın bilimi ilerlettiği ve komünist devrimin yeni bir dalgası için temel sunduğu Yeni Komünizm’e ya oldukça bayağı bir şekilde saldırılmaktadır, ya da bilinçli olarak görmezden gelinmektedir.

Örgütlenme Neden Bilimsel Bir Sorundur?

Örgütlenme, insanların çeşitli ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkar. Ve öncü bir güç olarak komünist parti, insanlığın en büyük ihtiyacının, yani baskının ve sömürünün ve buna bağlı düşünce biçimlerinin olmadığı bir dünya ihtiyacını karşılamak üzere örgütlenir. Bu örgütlenme, dar bir anlamda, baskı ve sömürü ilişkilerine tepki göstermenin sonucunda oluşmaz, komünist bir bilinci gerektirir. Lenin, işçilerin kendiliğinden deneyimlerinin komünist bir bilince ulaşamayacağını ve bu (komünist) bilincin dışarından götürülmesi gerektiğini ünlü yapıtı Ne Yapmalı?’da ele almıştır. Eğer insanlar bu sistemin yol açtığı ve maruz bıraktığı suçların ve cinayetlerin bilimsel bir şekilde bilincinde olsalardı, ve tüm bunlardan köklü kopuşun komünist bir toplumda yattığını bilseler ve bu temelde realiteyi dönüştürmek isteselerdi bir öncü partiye gerek kalmayacağı kesindi.

Toplumun temel çelişkisi olan toplumsallaşmış emek ile bunun şahsi gaspı arasındaki çelişkinin neden temel çelişki olduğu sorunu, Marx’ın subjektif niyetinin ürünü olarak değil, bizzat kapitalist toplumun köklü analizinde ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Bu tamamen bilimsel bir zemine dayalı, realiteye tekabül eden bir kesinliği barındırır, her ne kadar toplumun bütün çelişkisi bundan ibaret değilse bile, temel çelişkisi budur. Ve tüm bunlar, bu temel çelişkiyi derinlemesine tanımamızı, bu temel çelişkinin hareket biçimlerinin ve bunlardan hangisinin itici gücü barındırdığını ve onun sınıf mücadelesinin ve diğer toplumsal mücadelelerinin zeminini nasıl hazırladığını anlamamızı sağlar. Bütün bunlar bilimin konusudur ve bunların kökten nasıl sökülüp atılacığı ve baskının ve sömürünün olmadığı bir dünyaya doğru nasıl yol alınacağı da doğrudan bilimin konusudur. Bunu yapacak öncü parti, bunun örgütlenme biçimi ve izlenecek devrim stratejisi vb. gibi bütün unsurlar da bir kez daha bilimin konusudur. O yüzden biz komünistler, insanların, doğanın ve diğer canlı türlerinin geleceği söz konusu olduğununda, bunu hislerimize veya bir şeyi “kolektif” ya da “bireysel” olarak istememize ve “arzularımıza” dayanarak değil, bilime dayanarak yaparız.

İnsanların örgütlenmesinin çeşitli seviyeleri vardır, çünkü insanların çeşitli bilinç seviyeleri vardır. Bu durum, toplumun iş bölümü temelinde örgütlenmesinden ötürü ve insanlar arasında çeşitli sınıfsal ayrımların yaratılması ve güçlendirilmesi sonucunda ortaya çıkar. En özlü ifadeyle, insanların bilinç seviyeleri bu toplumun temel çelişkisinin örgütlenme biçimi tarafından belirlenir ve günbegün güçlendirilir.

Komünist partisi ve örgütlenme, tamamen bu iş bölümünün sonucunda ortaya çıkar; toplumun ezici çoğunluğu toplumun temel çelişkisinin ve kapitalist düzenin anbean nasıl işlediğini, bunların sömürü ve baskı ilişkilerini nasıl devam ettirdiğini amprik duygularla hissetmesine rağmen, bunu bilimsel olarak ifadelendiremezler. Örneğin kast sisteminde, dahil olunan sınıfın tanrı tarafından seçildiği ve eğer kişi buna boyun eğip iyi bir kul olursa bir sonraki hayatında üst kasta geçebileceği propaganda edilir. Bu sistem altında yaşayan milyonlarca insan buna inanır, çünkü düşünüş biçimleri bu sistem tarafından şekillendirilip anbean bunun içerisine çekilir.

Komünist partisi, toplumun en ileri unsurlarından oluşur ve Marx’ın da söylediği üzere bu unsurlar “proletaryanın siyasi ve edebi temsilcileridirler”. Fakat komünistler de bu çelişkinden azade değillerdir. Komünist partisi bir kolektiftir ve bu kolektifin içerisinde de çeşitli seviye farkları vardır. Komünistlerin ve özel olarak önderliğin rolü, parti içerisinde aldıkları “oy sayısına” göre değil, siyasi çizgilerine göre belli olur. Bob Avakian’ın da dediği gibi:

“Önderlik –ve özellikle komünist önderlik– bu konu hakkındaki tartışmalarımda görüleceği üzere, çizgi meselesinde odaklaşır. Bununla, sırf teorik soyutlaştırmalar anlamında çizgiyi kastetmiyorum, ki böyle soyutlaştırmalar, özellikle de realiteyi ve onun hareketini ve gelişmesini doğru yansıttıkları müddetçe son derece önemlidir. Ancak dört bir yönlü bütünsel anlamıyla, önderlik meselesi, süreklilik arz eden bir tarzda esas itibariyle doğru teorik soyutlamalar yapabilme becerisinde; nihai hedef komünizme doğru dünyayı devrimle köklü olarak dönüştürmek için gerekli olan bakış açısı ve metodu, strateji, program, ve politikaları formüle etme, ustalıkla kullanma, diğerlerinin de bunları üstlenmeleri ve bunlar doğrultusunda harekete geçmelerini, kendilerinin inisiyatifi ele almalarını sağlama becerisinde, ve bütün bu süreç sırasında önderlik edilenlerin de giderek tüm bu meselelerde kendilerini ve yeteneklerini sürekli geliştirmelerine imkan sağlayabilme ustalığında ifadesini bulur. Komünist önderliğin esası buradadır.”vii

Komünist önderliğin esası budur! İnsanlığın ızdırap içerisinde olduğu, doğanın yağmalandığı ve diğer canlı türlerinin her an yok oluşa doğru sürüklendiği, kapitalist-emperyalist dünya düzeninin bu çelişkilerinin kökünden sökülüp atılabilmesi, nihai hedefi komünizm olan devrimci bir süreçte açığa çıkan çelişkilerin ustaca çözümlenmesinde ve artan oranda insanın bu çelişkileri çözme yeteneklerinin geliştirilmesinde yatmaktadır.

Bu çizginin nihai amacı dünyayı dönüştürmektir. Çizginin gelişimi ile tüm bu süreci yönlendiren dünyanın dönüşümü arasında ileri geri bir etkileşim vardır. Bu teori/pratik/teori dinamiğidir ve parti yaşamının tam kalbinde bulunmaktadır.

Kısacası; izlenen çizgi, parti ve daha büyük nesnel dünya arasındaki etkileşimin temel ve dinamik faktörüdür. Bu çizgiyi geliştirme, kavrama ve uygulama mücadelesi ve bu sayede çizgiyi derinleştirmek, zenginleştirmek ve gerektiğinde düzeltmek… bu mücadele partinin can damarıdır ve her parti üyesinin faaliyet ve görevlerinin de kalbidir.viii

Bilimi ve bu temelde hareket eden devrimci komünist partiyi, salt bir toplam ya da artımsal ilerleme derekesine indirerek “kolektif bir bilinç”ix olarak açıklama çabası, yukarıda bahsetiğimiz insan toplumunun temel çelişkisini, bunun işleyiş biçimini (kafa emeği ve kol emeği biçiminde bölünmesini) materyalist temelde anlamamak demektir. Toplumda, yüce dehalar ya da ilahi beyinler yoktur, herkes bilimsel metot ve yaklaşımı öğrenebilir ve evet, herkes bilimsel teoriye katkıda bulunabilir. Lakin bu süreç çelişkili bir süreçtir ve “mutlak ahenk” gibi metafizik bir koşullanmadan bağımsızdır. “Maddi gerçekliğin farklı seviyeleri vardır ve bu farklılıklar farklı bilimlerle, hatta aynı bilim altındaki farklı branşlarla kendini ifade eder”x. İnsanlar bu bölünmeye maruz kalarak, ilgi alanlarında uzmanlaşır, bilimsel metot ve yaklaşımları sonucunda eski teorileri analiz eder, olumlar, yadsır ve yeni teoriler elde ederler. Ve bu süreç yani bilimsel teorinin inşası süreci, Marksizmi sözde bilim olarak kabul eden Joshua Moufawad-Paul’ün sandığı gibi hiç de kolektif değildir, aksine gerekli bilimsel soyutlamaları yapabilmek için toplumdan kopmayı değil, fakat belirli bir yalnızlaşmayı zorunlu kılar. Eğer Marx, ampirik anlamda “kolektif” birlikteliğin bilinç yarattığını düşünseydi, British Museum’da tek başına onlarca yıl süren bir mesai yapmazdı.

Bireyler tek başına tarih yapamazlar! Tarihi kitleler yapar, fakat kendi arzuları doğrultusunda değil, eski toplumdan kendilerine “miras kalan” koşullar altında yaparlar! Marx ve Engels gibi bilimsel komünizmin yaratıcıları olmasaydı, proleterlerin mücadelesi ütopik ve ekonomist temelde devam ederdi. Bir sınıf olarak proletaryanın tanrıvari konumu ve insanlığın özgürleştirilmesi için proleter devrimlerin zorunluluğu ve proleterya diktatörlülüğünün sürdürülmesi hiçte “kolektif bilinç” olarak proleterlerin ulaştığı bir sonuç değildi. Şükürler olsun ki -bu tanımlama için mazur görün- Marx ve Engels sayesinde bu bilimsel teoriye ulaşabildik! Ve hiç şüphe yok ki, insanlık tarihinde bireyler büyük roller oynamaya baskının ve sömürünün olmadığı bir toplumda da devam edecektir. Zira hiç kimse verili bir anda tüm hakikatlere sahip olamaz. Bazılarımız bazı alanlarda, diğerlerimiz de diğer alanlarda bilimsel çalışmalar yürüterek, baskının ve sömürünün olmadığı bir toplumun hazinesine katkıda bulunacaktır.

Evet, öncü bir parti kolektif bir önderliği gerektirir. Her bir komünist, partinin bilgi havuzuna katkıda bulunur. Fakat “geleneksel bilgeliğin” söylediği gibi kolektif önderlik süreci “eşit” bir şekilde işleyen bir süreç değildir ve yakıcı bir şekilde önderlik edilme ihtiyacı bulunur. Ve evet, bireyler bu süreçte eşitsiz bir şekilde yer alırlar. Marx’ın söylediği gibi “her eşitlik kendi içerisinde eşitsizliği barındırır” ve bireylerin bazen can alıcı rolleri bulunur. Eğer süreç içinde ortaya çıkan devrimci önderler, insanlığın kurtuluşu için gerekli sorumlulukları yerine getirmezlerse, o zaman tarih tarafından dışlanırlar. Eğer Mao, sosyalist toplum altında süren çelişkileri, sınıf mücadelesini, geriye dönüşleri, komünist teorideki bazı mekanik ve metafizik tali hataları derinlikli bir şekilde anlamamış olsaydı ve bütün bunlardan koparak komünist bilimi ve devrimi ilerletmeseydi, bu durumda Mao olamazdı.

İlk dayanak noktası olarak, Bob Avakian (bundan sonra kısaca BA) tarafından ileriye sürülen ve onun temsil ettiği şeyin değerlendirilmesi, savunulması ve popülerleştirilmesi kültürünü ele alalım: bu durum tamamen, halkın aşırı derecede düşük seviyede bulunan bakış açısının yükseltilmesi ve radikal derecede farklı bir vizyonun, radikal derecede farklı bir siyasi ve ideolojik kutbun ve otoritenin yansıtılmasıyla ilgilidir. Eğer devrim ve komünizm dışında başka bir şeyden bahsediyor olsaydık, bütün korkunçluğuyla kurulu bu düzen içinde yalnızca bazı küçük düzenlemelerin hayata geçirilmesi için çalışsaydık, BA tarafından ileriye sürülen ve onun temsil ettiği şeyin, yani komünizmin yeni sentezinin, ona ilişkin tüm çalışmaların, metot ve yaklaşımın çok da önemi olmazdı. Gerçekten yapmamız gereken şeyden, radikal derecede farklı bir topluma ve son kertede radikal derecede farklı komünist bir dünyaya yol açacak bir devrimin gerekliğinin ve mümkünlüğünün anlaşılmasından ve bu anlayış temelinde hareket edilmesinden bağımsız bir durum olsaydı, bunun pek de bir önemi olmazdı. Fakat eğer peşinde koştuğumuz şey tam da buysa, bu değerlendirme, savunma ve popülerleştirme kültürünü inşa etmenin peşinden gitmek zor olmamalıdır; tersine bunu yapmak ve bunu yapmanın çok daha yaratıcı yollarını bulabilmek için coşku ve esinle tutuşmamızdan doğal bir şey olamaz.

Çok temel ifadelerle söylemek gerekirse, insanlar, onu kendi çıkarları doğrultusunda dönüştürebilmek için nesnel gerçekliği bilmek durumundadır. Ve nesnel gerçekliğin çok önemli bir parçası, insanların devrim yoluyla toplumu ve dünyayı dönüştürmek için öncülüğe, belli türden bir öncülüğe ihtiyaç duydukları gerçeğidir .

Uluslararası Komünist Harekette Kişi Kültü Meselesine Bilimsel Yaklaşım Ne Olmalıdır?

Örgütlenmenin niçin bilimsel bir mesele olduğunu akılda tutmak kaydı ile, ele alınması gereken bir diğer önemli konu da, “kişi kültü” veya “kişiye tapmak” olarak da bilinen ve komünist hareket tarihinde kökleri bulunmakla birlikte esas olarak karşı devrim cephaneliğinden alınan argümanlarla kurulan bir fenomenin doğru şekilde ele alınması meselesidir. En başta belirtmek gerekir ki, gerçek bir komünist hareket, bilimsel paradigmayı benimsemiş, teori ve pratiğinde, strateji ve siyasetlerinde bilimsel yöntem doğrultusunda faaliyet yürütebilen bir harekettir. Bu yöntem ve yaklaşım, her tür inanç ve dini yaklaşımı ve bunlara ilişkin ritüel ve uygulamaları reddeder. Amaç bireyi geriye çeken ve her seferinde sömürü ve baskı ilişkilerine zincirleyen her tür bağın gerçek kurtuluş yolunda kopartılmasıdır. Gerçek bir komünist hareket -mesela Yeni Komünizm taraftarları- bu açıdan kişileri putlaştırmaz, kişilerin ilahi özel güçleri olduğunu ve bunların yalnızca belirli bir kişiye ilahi olarak bağışlandığını kabul etmez. Kişileri ve düşünceleri sorgusuz bir şekilde putlaştıran ve bu temelde bir mürit/biat kültürü yaratmaya çalışan dini ideolojiyi ve inanç temelli hareketleri analiz eder, aklın ve insanlığın özgürleşmesi açısından bu ideolojilere karşı mücadele yürütür. Fenomenlere yaklaşımında eleştirel aklı ön planda tutar ve verili bir anda ele aldığı bir meselede geleceğin sınıfsız toplumuna ulaşmak, aklı ve insanlığı özgürleştirmek bilinci ile hareket eder. Benzer şekilde proletaryayı da şeyleştirmez ve onu tarihsel ilişkiler ağı içindeki önemi doğrultusunda canlı ve bilimsel bir şekilde ele alır.

Bununla birlikte, Bob Avakian’ın komünizm bilimine katkısını etraflı şekilde çalışmayan ve esasen bu kritik konuda söyleyecek pek fazla bir argümanı da bulunmayan Joshua Moufawad-Paul gibi sözümona kendini Marksist-Leninist-Maoist felsefeci olarak tanımlayan bir kişi, karşı devrimci önerme ve yaftalamalar cephaneliğinden seçtiği çeşitli argümanlarla rahatlıkla şu iddiada bulunabilmektedir:

“Yine de, ne zaman teorik kavramları birleştirme ve önderlik pozisyonlarına (bazen iyi nedenlerle, bazen de çok iyi olmayan nedenlerle) sahip olma ayrıcalığına sahip bu bireylerle karşılaşsak, çünkü kolektif olarak halkın değil de bireylerin tarih yazdığını düşünüyoruz, genellikle az ya da çok kişiye tapmaya teslim oluruz. DKP, ABD’nin Avakian Kültü sadece saçmalık olarak tekrarlanan bir tarihtir; daha erken ve daha trajik örnekler de var. Stalin çevresindeki kişi kültü, Mao çevresindeki kişi kültü… Kişi kültünün, devrimci ve politik olarak aslında gerekli olduğunu iddia eden Enver Hoca tarafından kodlanması. (DKP, ABD’nin Hocacı teoriye karşı ideolojik olarak mücadele tarihi olsa da, kişi kültüyle ilgili benzer argümanları nasıl benimsediklerini fark etmezler)”xiv

Bu açıklamalar, okura ilk başta sanki komünist hareketin tarihine yönelik yazarın samimi ve özeleştirel bir yaklaşım getirdiğini düşündürmektedir. Yazarın amacı belli ki tam da bu noktada kafa karıştırmaktır. Yani bir yandan komünist hareketin tarihine ve problemli yönlerine hakim olduğunu göstermek istemektedir, öte yandan bu hataların yeni şekillerde devam ettiğini ve problemin güncelliğine yönelik farkındalığının bulunduğunu göstermeye çabalamaktadır. Bağlamından ve içeriğinden bağımsız bir şekilde düşünüldüğünde, bu yaklaşım şüphesiz sağduyulu ve objektif bir bilimsel yaklaşım gibi durmaktadır. Ancak doğru bir yaklaşımın içi karşı devrimci ve eklektik unsurlarla ve açık çarpıtmalarla doldurulursa, bu kez ortaya çıkan şeyin Mao Zedong’un ifadesi ile tezek kadar yararı olmadığını belirtmek gerekir. Bir kez daha altını çizmek gerekiyor ki, JMP’nin yukarıdaki açıklaması gerçeği yansıtmayan, hatalı ve eksik ifadelerle doludur. Mesela yazara göre teori alanında soyutlama ve sentez yeteneği kuvvetli olan kişilere halk kitlelerinin teslim olmasının sebebi kitlelerin her zaman “kahramanını araması” ve tarihi yapma konusunda kendi potansiyellerinin farkında olmamalarıdır. Kitleler bir kez kahramancılıktan kurtuldukları zaman bu durum onları geliştirecek ve devrime yönelik daha bilinçli davranacaklardır, vb. Öncelikle bu ifade kitle ve öncü arasındaki tarihsel çelişmenin gelişiminden ve bu çelişmenin çok yönlü nedenlerini görmezden gelen son derece idealist bir yaklaşımdır. Ayrıca yazarının tarihsel olgulara yaklaşımındaki indirgemeci, biçimsel ve yüzeysel tarzını da açık bir şekilde göstermektedir. Bu açıdan öncelikle kişinin yüceltilmesinin egemen kapitalist ilişkiler bağlamında ne anlama geldiğini ifade etmek gerekir.

Üretim araçlarının özel mülkiyetine ve sermayenin tek tek bireylerin elinde toplanması sürecinin üst yapı alanındaki belirgin bir fenomeni olan bireysel kahramanlığın tarihi oldukça eskidir. Belirttiğimiz gibi sınıflı toplumda sınıflara tekabül eden toplumsal ilişkiler ve fikirlerin egemenliği bulunur. Baskı ve sömürünün tarihinde özel bir aşama olan kapitalist üretim biçiminin ideologları, henüz kapitalizmin yeni filizlendiği 17. yüzyıldan itibaren toplumda bireyin -esasen sermaye sahibi burjuva girişimci bireyin- rolünü öne çıkarmıştır. Birey artık “aklı” ve “bilinçli seçimleri” ile tüm bir tarihin değiştirilebileceği yeni bir dönemin cesur öznesidir. Tanrının veya insan iradesinin bağlı olduğu herhangi büyük ilahi bir otoritenin konumunun sorgulanması da bu evrenin öne çıkan karakteristik özelliklerinden biridir. Bireyi merkezine alan felsefe ekolleri ve tarih anlayışları bu dönemle birlikte büyük bir atılım göstermiştir. Bir mutlağa bağlanmış, onun işlevi haline getirilmiş insan projesinin sorgulanması özellikle felsefe alanında özne-nesne, varlık-yokluk, zihin-beden, birey-toplum, teori-pratik, otonomi-zorunluluk gibi ikiliklerin çatallanmasını doğuracaktır. Bütün bu çerçeve, bu dönemin insan düşüncesi açısından öne çıkardığı yenilikler ve insanın aslında ne olduğunu merkezine alan yeni arayışlar olarak da yorumlanabilir. Toplumda egemen sınıf olan burjuvazinin tükenmek bilmeyen birey övgüsü şüphesiz çok daha büyük bir gerçeği gizlemiştir. Üretimin kolektif şekilde yapılması ve üretici güçlerin gittikçe merkezileşen, yaşamın gereksinimlerinin ve doğayla olan ilişkilerin gittikçe ortaklaşmaya başlayan ve tüm insanlığı ilgilendiren yönü. Burjuvazi bu çelişkiyi çözemezdi. Aksine tarihsel çıkarları gereği bireysellik kültürü ve yapılandırdığı üstün-avantajlı birey mitinin arkasında durarak süreci ele almaya devam etti.

Öte yandan üretim biçiminden ve insan topluluğunun ayrıştığı sınıflara tekabül eden düşünme ve eyleme tarzından tarihsel olarak devralınan toplum içinde pek çok köklü çelişme bulunmaktadır. Bunların bir kısmı objektif olarak etkisini derin bir şekilde gösteren ayrımlardır. Kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrım, iktidar-siyasi alan ve sivil toplum arasındaki ayrım, kentler ile köyler arasındaki ayrım, kadın ile erkek arasındaki ayrım vb. oldukça gerçek sonuçları bulunan derin tarihsel ayrım türleridir. Bu ayrımların ortadan kaldırılabilmesi en temelde üretim biçiminde köklü bir devrimi gerektirmektedir. Ancak devrimler tarihinin öğrettiği en önemli derslerin başında; altyapıdaki değişimin doğrudan üstyapı alanını belirleyerek çelişkileri kendiliğinden, bir bakıma otomatik olarak çözemeyeceği gerçeği gelir. Altyapı alanındaki köklü değişim ile bir maddi zemin yaratılır. Bu zemin derin tarihsel ayrım türlerini halen yeni biçimlerde üretebileceği gibi, bu ayrımları eski şekliyle de korumaya devam edebilir. Bu çelişkilerin çözülmesi için tıpkı üretim biçiminin ve mülkiyet ilişkilerinin köklü bir şekilde değiştirilmesine benzer şekilde -ki bu toplumsal devrimin genelde ilk aşaması olarak bilinir- toplumsal yaşamın her alanında son derece bilinçli, sistemli, doğru şekilde organize olmuş ve bilimsel bir çizgi izleyen bir önderliğin rehberliğinde ve elbette kitlelerin katılımı ve yaratıcı inisiyatifleriyle birlikte gerekli müdahalelerin titizlikle izlenmesi, devrimin devam ettirilmesi gerekmektedir. Komünist hareketin birinci dalgası, özellikle de SSCB ve Çin devrimlerindeki sosyalizmden geriye dönüş pratikleri bu alanda eşsiz derinlikte bilgi ve tecrübeyi açığa çıkarmıştır. Amacı toplumdaki bütün sömürü ve baskı ilişkilerini, ayrıca eşitsizlikleri sürekli olarak üreten koşulları radikal bir şekilde dönüştürerek gezegen ölçeğinde komünist bir toplum hedefleyen bilimsel çizgideki bir önderliği, tarihte şu ana kadar baskı ve sömürü ilişkilerinin devam ettiricisi ve cisimleşmiş hali olan, geride kalan yaklaşık üç yüz yıllık kapitalizm tarihinde bütün bir işleyişin dayandırıldığı burjuva birey fenomeni ile karıştırmak şüphesiz yalnızca büyük bir analiz noksanlığı değil aynı zamanda ciddi bir sorumsuzluktur da.

Uluslararası komünist hareket içindeki kişi kültü tartışmaları, Sovyetler Birliği’nde Joseph Stalin’in ölümü ardından komünist parti ve devlet mekanizmasının başına geçen -veya izledikleri bilinçli strateji ile önderliğe el koyan da denebilir- Nikita Khrushchev ve diğer revizyonistlerin 1956 yılında gerçekleştirdikleri 20. Parti kongresindeki gizli bir oturum sürecinde gündeme gelir. Bu gizli oturumda katılımcı komünist partilere Stalin’in çeşitli hatalarından -ki bunlar uluslararası komünist hareket içinde Mao Zedong’un analizlerine kadar esasen bilimsel şekilde ele alınıp incelenmemiştir- ve Stalin etrafında örülen kişi kültünün zararlarından bahsedilir. Dolayısıyla kişi kültü kavramının tarih sahnesine çıktığı zemin doğrudan karşı devrimci bir zemindir. Fakat bundan daha önemlisi kişi kültünün esas olarak ne anlama geldiği meselesidir. Komünistler için bu ne ifade eder?

Burada önemli bir noktanın altının çizilmesi gerekiyor. Yukarıda da belirtildiği üzere “kişi kültü” her ne kadar karşı devrimci bir geçiş sürecinde yüksek sesle dillendirilmiş olsa da, bu evrede komünistler açısından dikkatli şekilde değerlendirilmesi gereken çok ciddi problemler de bulunmaktadır. Bütün bu problemlerin incelenmesi şüphesiz bu makalenin çerçevesinin ötesindedir. Stalin’in çok ciddi kuramsal hatalarının -özellikle diyalektik materyalizmi yorumlama ve uygulama tarzındaki ciddi zayıflıklarının- ve diğer farklı sebeplerin karşı devrimin saldırılarını kolaylaştırıcı bir yönü olmuştur. Bob Avakian bu durumu Kültür, Sanat, Bilim ve Felsefe Üzerine kitabında şu şekilde açıklar:

“İnsanların sınırları vardır -eğer doğru kavranır ve uygulanırsa en sistematik ve kapsamlı bilimsel bakış ve yöntem olan Marksizmi benimseyenlerin bile. Ama Marksizmi ilerleten insanlar bile sınırlıdırlar ve yanlışlıklar yaparlar. Onların çağdaşı olan insanlar onlarla birlikte mücadele etmelidirler. Onların arkasından gelen ve daha ileriye gitmeye çalışan insanlar onlara ve bilime yönelik bilimsel bir tutum almalıdırlar”xv

Bu can alıcı ve üzerine derin bir şekilde düşünülmesi gereken tespitle birlikte BA, şu önemli noktayı da vurgular;

“Öte yandan, daha önce de bir çok kez vurguladığım gibi, bu durum bebeği banyo suyuyla birlikte atma meselesi de değildir: Stalin döneminde yapılan ciddi hatalar nedeniyle Sovyetler Birliği de dahil sosyalist toplumun tarihsel deneyimlerini bir kenara atmak yanlıştır.” xvi

Bob Avakian, nasıl burjuvazinin tarihinde bütün problemli yönleriyle birlikte öğrenilmesi gereken Madison ve Jefferson gibi örnekler bulunuyorsa -ki bu kişiler köle sahipleridir- Stalin’in de devrimimiz ve amaçlarımız doğrultusunda çok ciddi eksikliklerinden öğrenmemiz gereken bir örnek olarak tutulması gerektiğini belirtir. Bu durum komünistlerin bir kez daha üzerine düşünmeleri gereken önemli bir tarihsel benzetmedir.

Şimdi bir kez daha, Joshua Moufawad-Paul gibilerin karalama ve çarpıtma faaliyetlerinde her kapıyı açacak bir anahtar olarak kullandıkları “kişi kültü” kavramına geri dönelim ve bu meselenin nasıl doğru bir şekilde ele alınması gerektiğine bakalım.

Mao Zedong, kişi meselesinden ziyade kişilerin temsil ettikleri siyasi çizginin hakikate tekabül edip etmediğinin önemine vurgu yapmıştır:

“Kişiye tapmaya karşı çıkmanın iki amacı olabilir. Biri doğru olmayan bir putlaştırmaya karşı çıkmak, diğeri ise başkalarına saygı gösterilmesine karşı çıkarak kendine saygı gösterilmesini istemek. Mesele kişilerin putlaştırılıp putlaştırılmaması değil, daha çok söz konusu kişinin gerçeği temsil edip etmemesidir. Ortada gerçek yoksa kolektif önderlik dahi işe yaramayacaktır.”xvii

Mao’nun bu açıklaması oldukça önemlidir ve izlenen çizginin niteliği ve yönünden bağımsız olarak yalnızca biçimsel açıdan ele alınan kişi kültü argümanın özü itibarı ile işlevsiz olduğunu gösterir. Ayrıca yukarıdaki açıklamada Mao, bu argümana sarılan kişilerin de belirli bir çizgisi olduğunu, ne kadar saklamaya çalışsalar da kendilerini belirli bir dünya görüşü ve sınıfsal pozisyondan bağımsız tutamayacaklarını açıkça gösterir.

Mesela Fransız Marksist filozof Louis Althusser, İngiltere Komünist Partisi üyesi John Lewis ile polemiğinde “kişiye tapma” kavramını yerden yere vurur. Kavramın hiçbir şey açıklamadığını ve Marksist teoride raslanmayan bir kavram olduğunu spekülatif bir şekilde ilk kez söyleyen kişidir kendisi. Althusser’in müdahalesi yalnızca teorik bir düzeltme çabası ile de sınırlı değildir. Bir kez daha çizginin öneminin altı çizilir;

“Sosyalizmin kuruluşundaki çelişkilere ve çizgisine, yani varolan üretim ilişkilerine ve sınıf kavgasına dokunmadan hareket ediliyor. Oysa “tapma” olaylarının içsel nedenlerini tam da buralarda aramak gerekir, daha başka olguların da ortaya çıkabileceklerini göze alma pahasına.”xviii

Althusser bu açıklamasında “kişiye tapma” “kişi kültü” tarışmalarının en önemli mesele olan sınıf mücadelesi ve çizgi meselesinden yalıtılmış yönüne dikkat çeker. Burada görüleceği gibi komünist çizgiyi ve sınıf mücadelesini terk edenlerin öne çıkardığı bir argümanın anatomisi incelenmektedir. Uluslararası komünist harekete 1950’li yıllardan itibaren ağırlıklı olarak damgasını vuran bu mesele özellikle 1966-1976 yılları arasında Çin’deki Büyük Proleter Kültür Devrimi süreci ile birlikte bir kez daha karşı devrimcilerin malzemesi olarak ön plana çıkarılacaktır. Bu sürecin nasıl ve hangi ihtiyaçlardan ötürü geliştiğini detaylı olarak idrak etmeyen kesimlerin Kültür Devrimi’nde gördükleri tek şey milyonlarca küçük kırmızı kitap, Mao posteri ve rozetidir. Mao Zedong önderliğindeki komünist çizginin diğer revizyonist çizgiler karşısında öne çıkarılması ve popüler hale getirilmesinin tarihsel önemi idrak edilmediği için meseleye yalnızca Mao’nun kendi şahsi otoritesini keyfen koruma çabası olarak yaklaşılır. Bu karşı devrimci söylemlerin veya en iyi ifade ile yüzeysel yaklaşımların azımsanmayacak bir hacmi vardır. Fakat daha da önemlisi ve trajik olanı, komünist saflardan kişilerin de “kişi kültü” gibi bir nosyonun arkasına sığınarak bu önemli fenomeni açıklama çabalarıdır.

Komünist harekette çizgiye yönelik devamlı yapılan bu vurguları nasıl yorumlamak gerekiyor? Konuyla ilgili önemli bir açıklama, Devrimci Komünist Parti ABD Tüzüğü içinde Çin’de sosyalizmden geriye dönüş sürecinde Mao’nun yaklaşımı ele alınırken vurgulanır:

“Çin’in dışından gelen büyük tehlikeler ve her tür baskı varken (askeri, ekonomik ve daha fazlası) Mao, komünist partinin içinden gelen kapitalist restorasyon tehlikesini gördü. Fakat o bunu kavrarken materyalist ve bilimseldi, yüzeysel ve popülist davranmadı. Komünist materyalizmi uygulama ve geliştirmede Mao, ‘yaygın kanının’ aksine, sorunun özünü ‘bürokraside’ ya da ‘liderlerin kötüye gidişinde’ görmedi. Aksine, meselenin özünü, iktidarın ele geçirilip sosyalist mülkiyet biçimlerinin kurulmasının ardından üretim araçları ve ekonomik ilişkiler üzerindeki iktidarın siyasi önderlikte yoğunlaşması olarak gördü. Ve özellikle siyasi, aynı zamanda ideolojik çizgi ve yön olarak bu durum ifade edilmiştir – çizgi; bu ilişkileri daha da devrimleştirecek miydi yoksa kapitalizme geri dönerek eski ilişkilerin güçlenmesine ve yenilenmesine mi yol açacaktı? Mao ve yoldaşlarının söylediği gibi, ‘kapitalist yolcular kapitalist üretim ilişkilerinin temsilcileriydiler.’”xix

Uluslararası komünist hareket içinde büyük toplumsal atılımlar ve tarihi zaferler şüphesiz kitlelerin harekete geçmesi ve büyük çabaları ile gerçekleşmiştir. Ancak tüm bu hareketin yönünü belirleyen esas itici güç; kitlelerin kendiliğindenliği değil, belirlenen hedefler ve sürecin zikzaklı gidişatında her zaman kitlelerin çıkarlarını savunan, onları olası tehlikeler karşısında koruyarak gelişimlerine kesintisiz şekilde devam etmelerini sağlayan, kitlelerin kendi çıkarlarının, toplumun çıkarlarının ve genel olarak tüm bir gezegenin çıkarlarının ne olduğu daha bilinçli bir şekilde her seferinde farkına varmalarını sağlayan önderliktir. Gerçek bir devrim çok ciddi bir meseledir ve önderlikte somutlaşan çizgi meselesi devrimin devam ettirilmesi açısından hayati önemdedir. Bu açıdan önderliğin bilimsel paradigmayı benimsemiş, kitlelerle canlı bir şekilde bağları olan ve komünizm yolunda ortaya çıkacak çok yönlü ve zorlu çelişkileri devrimci bir şekilde çözme konusunda bilinci ve yeteneği gelişkin unsurlardan oluşması gerekmektedir. BA, bilinç ve bilinçlilik unsuru üzerine bu durumu şu şekilde açıklar:

“Bilinç ve bilinçli unsurun kitlelerle çelişkisi bulunur, evet, bir çelişki vardır ve bu çelişki doğru bir şekilde ele alınmazsa kitlelere zarar verir. Fakat yine de, bilinç ve bilinçli unsurun rolü devrim için fazlasıyla vazgeçilmezdir. Kitleler kendiliğinden sosyalist bilinç geliştirmeyeceklerdir. Lenin’in söylediği gibi, kendileri de buna yönelebilir, ancak kendiliğinden sosyalist veya Marksist bilinci geliştirmeyeceklerdir ve bunun kendilerine dışarıdan verilmesi gerekir. Ancak bu, yalnızca onların arasına girip onlara kuyrukçuluk yapmak demek de değildir. Aktif siyasal devrimci çalışmayı aralarında sürdürmek demek, özellikle de onları geliştirmeye dikkat etmek demektir, bu anlamıyla kitlelerin içinde olmak demektir; yoksa yalnızca onlarla birleşmiş olmak için birleşmek, kendi bilinç düzeyinizi onların düzeyine indirmek ve herhangi bir noktada kendiliğinden mücadele etmek değildir.”xx

Gerçek ve ciddi bir komünist hareket için, sınıfsız topluma ulaşma ve tüm insanlığı özgürleştirme zorlu görevinde bütün bu sürece bilimi uygulayarak kuramsal ve pratik açıdan önderlik edecek bir önderlik hayati önemdedir. Bu önderliğin itina ile korunması, geliştirilmesi ve önderlikte cisimleşen çizginin kitleler tarafından bilinir ve kavranır hale getirilmesi gerekir. Özellikle karşı devrimin ciddi atılımlar gerçekleştirdiği çalkantılı evrelerde (gerek devrim öncesindeki stratejik hazırlık döneminde, gerekse sosyalizm altında devrimin devam ettirilmesi sürecinde) devrimin ve insanlığı özgürleştirecek potansiyelin mağlup olmaması açısından komünist önderlikte somutlaşan bilimsel devrimci çizginin hassasiyetle kavranması ve uygulanması büyük önem kazanır. Çin’de Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin komuta kademesinde yer alan önemli Maoist kadrolardan Zhang Chunqiao, Şanghay’daki zorlu mücadeleler esnasında Mao Zedong’un önderliğinin nasıl belirleyici olduğunu şu sözleriyle göstermektedir:

“Şanghay’daki durum hakkında ve hangi adımları izlediğimiz konusunda merkeze bir rapor sunduk. Başkan Mao, eylemlerimizi onayladı ve bize, iktidarın ele geçirilmesinin tamamen gerekli ve doğru olduğunu söyleyerek destek verdi. Başkan Mao’nun önerdiği gibi ‘iktidarın ele geçirilmesi’ sözünü kullanmaya böylece başlamış olduk. Bu aşamadan sonra ‘iktidarın ele geçirilmesi’ hedefiyle, partide ve yerel yönetimlerde yerleşik olan hizipçiliği, bencilliği, kişisel kazanç saplantısını, ‘dağ kalesi olma’ zihniyetini, ‘küçük grup’ zihniyetini, mezhepçilik ve benzerlerine kaynak olan asıl kötülükleri bulmaya başlayacaktık.”xxi

Burada devrimci sürecin hedefleri doğrultusunda durumu bilimsel şekilde analiz eden Mao’nun tayin edici bir çelişkiyi çözmedeki kritik önemi açıkça görülmektedir. Gerek geliştirdiği stratejik yaklaşım ve bu yaklaşımın yoğunlaştırılmış ifadesi olan yeni kavramlarla, gerekse karşı devrimci güçlerin polarizasyonu karşısında proleter devrimci güçlerin önceliğini nereye vermesi gerektiğini saptaması ile devrimin önderinde somutlaşan çizginin niçin önemli olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca tüm bu mücadele sürecinin içinde bulunduğu bağlamın çok daha büyük bir hedef olan “Çin’ın kızıl kalması” ve daha da büyük ve temel bir amaç olan “dünya devrimine destek olma, dünya çapında komünizmin getirilmesi” hedefi ile bağlantılarını kurmada Mao Zedong’un kritik önemi ortadadır. Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor, Mao Zedong’un bu talimatını uygulayan ve duyurulması için çalışan Çinli yoldaşlar “kişiyi mi putlaştırmıştır?”

Veya ABD gibi emperyalizmin merkezi bir ülkede tüm bir dünya devriminin parçası olarak gerçek bir toplumsal devrimi hedefleyen ve bu doğrultuda yoldaş Bob Avakian’ın 50 yıllık çalışması sonucunda geliştirilmiş komünizmin Yeni Sentezi’ni hem uygulayan hem de bu Yeni Sentez’in geniş kitleler tarafından bilinmesini, kitlelerin elinde güçlü bir silah olması için çalışma yürüten DKP ABD üyesi devrimciler bu faaliyetlerinden ötürü “kişi kültüne” mi esir olmuşlardır? Bob Avakian’ın önderliğini ve komünizm bilimine katkısını duyurmak, bunu halkın dikkatini çekecek şekilde en yaratıcı ve etkili araçlarla yapabilmek, bu konuda bütün kısıtlılıkları ve zorlukları göze alarak ciddi bir strateji izlemenin; eleştirel aklın ayaklar altında ezildiği, bireylerin özgür irade ve seçim hakkının elinden alınarak sorgusuzca müritleştirildiği, objektif realitenin bilimsel şekilde analiz edilmesinde çıkarı bulunmayan bir inanç-din pratiği olan “kişiye tapma” ile nasıl bir ilgisi bulunur? Bu düpedüz bir karalama ve belirttiğimiz gibi insanlığın ve gezegenin kurtuluşuna yönelik sorumsuzluk örneğidir. Evrimsel biyoloji alanında önemli bir bilim insanı ve aynı zamanda Yeni Komünizm’in takipçisi olan Ardea Skybreak’in de belirttiği gibi Devrimci Komünist Parti ABD Başkanı ve komünizmin Yeni Sentezi’nin mimarı Bob Avakian ve parti üyeleri ve dünya çapındaki takipçileri kişi kültüden “en uzak şeydir”. Aşağıda Ardea Skybreak ile yapılan Bilim ve Devrimxx başlıklı röportajdan uzunca bir kesiti bu bağlamda paylaşmanın yararlı olacağını düşünüyoruz:

“Yeterince iyi şekilde anlaşılamamış çok fazla şey bulunuyor, özellikle de devrimci bir parti ve devrimci bir hareket içinde önderlik ve önderlik edilenler arasındaki ilişkiye, genel olarak da gerçekliğe yönelik sistematik bilimsel yaklaşımınız yoksa bu durum daha da belirginleşiyor. Her ne kadar bunun ciddi bir iftira olduğunu ve hafife alınmaması gereken bir şey olduğunu bilsem de, ne zaman birilerinin BA’yı ve DKP’yi bir çeşit ‘kült’ veya bunun gibi bir şey yaratmakla suçladığını duysam, ne yazık ki gülmekten kendimi alıkoyamıyorum, gülmek durumunda kalıyorum, çünkü bu duyduğum en saçma şeylerden biri! Bugün gerçek bir devrimin mümkünlüğü noktasına yaklaşılması için geliştirilen yöntemler ve yaklaşımlarla tüm bir devrimci hareketin geliştirilmesi sürecine Bob Avakian tarafından sağlanan ‘stratejik komuta önderliği’ yeni sosyalist toplumun başlangıç özellikleri üzerine çalışmayı da içerir –önceden konuştuğumuz her şey, devrime yönelik bu yeni çerçevenin atılımları doğrultusunda oldukça somut bir şekilde uygulanmaktadır. Ve devrimci bir komünist partide kolektif bir işleyiş bulunur ve bizzat bu durum diğer insanların her seviyede belirleyici roller oynamasını gerektiren karmaşık bir süreçtir. Kendi başlarına çok önemli önderlik rolü oynayan kişiler bulunmaktadır. DKP’deki önder kişilerle tecrübem hepsinin çok farklı, çok güçlü kişilikleri olduğu ve kölece bir kült figürü izleyecek en son kişiler olduklarıdır! [Gülerek] Olan biten yalnızca bu da değil. Üzerinde anlaşmaya varılan bir çizgi ve doğrultu var ki, süregiden bir şekilde kolektif bir işleyişi içermektedir. Ve gerçek şu ki, BA’nın hem teorik gelişimde hem de bilimin pratiğe uygulanması ve somut olarak devrimci hareketin geliştirilmesinde herkesten açık ara önde olması oldukça belirgin bir durumdur. Fakat kritik rol oynayan, tüm sürece belirgin katkılar sunan, sorumluluk alan, analiz, özetleme ve sentez sürecinin parçası olan diğer kişiler de bulunmaktadır. Önderlik ve önderlik edilenler arasındaki işleyiş sağlıklı bir iklimde partiye yeni katılan insanlar ve partinin dışında kalan ancak halen katkı sunabilenler gibi çok farklı seviyelerde gerçekleşmektedir. Bu durumun tanınması, teşvik edilmesi, öne çıkarılması ve bastırılmadan geliştirilmesi, genel olarak devrim stratejisinin ilerletilmesi için bir temel yaratılması sürecini de besler.”

Peki Bob Avakian’ın devrimci çizgisinde somutlaşmış ve insanlığın kurtuluşu için bilimsel olarak temellendirilmiş yeni bir yöntem ve yaklaşımı çalışmalarında izleyen Yeni Komünizm taraftarları tüm bu süreçte yalnızca edilgen veya pasif bir konumda mıdır? Kesinlikle hayır! Aksine, bilimi topluma sistematik bir şekilde uygulama sorumluluğunu üstlenen komünistler tüm bu süreçte kendi özgünlük, bilgi, beceri, yaratıcılık ve deneyimlerini kolektif bir sürece dahil ederler, bu sayede hem bireysel açıdan çok yönlü gelişimlerini sürdürme ve her seferinde daha da yoğunlaşan ve zenginleşen bilgi/deneyim havuzundan kendilerini devamlı olarak besleme imkanı yakalarken aynı zamanda bilim insanlarından oluşan bir ekip şeklinde araştırma nesneleri üzerinde sistemli çalışmalarını derinleştirirler. Ardea Skybreak, Bilim ve Devrim başlıklı röportajda bu durumu şu şekilde açıklar:

“Fakat devrimin bugünkü meselelerin üstesinden gelmek için yeni sentezin uygulanması demek insanların daha ileri ve daha deneyimli önderler tarafından kendilerine bir tepside rehberlik ve önderliğin sunulacağını beklemesi ve bunların pasif şekilde uygulanacağı anlamına gelmemeli. Aslına bakılırsa, sözde devrimcilerin böylesi pasif bir tutumu besimsemeleri büyük bir sorundur! Disiplinli olmak çok iyi bir şeydir fakat tamamen pasif olmak iyi değildir. Pasiflik yeni sentezin takipçilerine yönelik kesinlikle BA’nın teşvik ettiği bir şey değildir, çalışmalarına gerçekten bakan biri için bu durum oldukça açıktır. Aslında BA’nın komünizmin yeni sentezinin bütün yöntem ve yaklaşımı komünist partinin her kademesindeki kişilerin ve genel olarak daha geniş olarak devrimci harekete dahil olmuş her seviyeden kişinin çok aktif roller alması, bilim insanlarından oluşan takımlar gibi topluma gitmesi, gerçeklikle olduğu haliyle aktif bir şekilde etkileşim kurarak, uzun vadeli stratejik hedefleri akılda bulundurarak aynı zamanda bu stratejik hedefler doğrultusunda pek çok farklı ve yaratıcı yol bularak bugünkü devrim hareketini somut olarak geliştirmesidir…”

Eleştirel düşüncenin bulunmadığı, kendi üzerine düşünme becerisinden noksan, bilimsel bir yönelim ve yaklaşıma sahip olmayan, inanç temelli herhangi bir ideolojideki “kişinin yüceltmesi” pratiğinin aksine; gerçek komünistler eleştiriden asla korkmazlar, aksine her tür eleştiriye ve özellikle de insanlığın kurtuluşu doğrultusundaki ciddi eleştirilere büyük önem verirler. Eleştiriyi, maddi gerçekliği daha zengin ve daha doğru şekilde tanımlamaya yararı olacak farklı görüş ve yaklaşımları teşvik ederler, objektif realiteyi gerçekte olduğu haliyle daha doğru şekilde kavramada ve bunu insanlığın kurtuluşu ve komünizm davası doğrultusunda değiştirmede bütün bu farklı bakış açıları ve yaklaşımlardan devamlı olarak öğrenmeye çalışırlar. BA, bu süreci şu şekilde yorumlamıştır:

“Partimiz halka çağrı yapar ve yapılması gereken ilk şeyin başınızı kaldırıp ‘neden’ diye sormak olduğunu belirtir. Sana bir şey yapmanı söylediklerinde ‘neden’ diye sor ve bu nedenle, ne zaman sana bir şey yapman gerektiğini söylersek bize de ‘neden’ diye sor. Çünkü bizi sorgulayan insanlardan korkmuyoruz. Söylemek zorunda olduğumuz şeyleri araştırmaktan korkmuyoruz. Bizi eleştiren ve bizimle mücadele eden insanlardan korkmuyoruz, çünkü halkın, kitlelerinin çıkarlarını temsil eden devrimci bilimin temelinde duruyoruz. Ve eğer o bilimi tam olarak kavramıyorsak, bilimi kavrayışımız şu ya da bu açıdan yanlışsa ya da uyguladığımız yol kitlelerinin çıkarlarına tam olarak uymuyorsa bu durumda insanların öne çıkıp bizleri sorgulayıp bizimle mücadele etmeleri ve bizi eleştirmeleri için ısrarcı oluruz. Bu devrimci bilimi halk kitlelerine ulaştırmanın tek yolu budur ve onlar için kendi kurtuluşlarını kazanmak için onu bir silah olarak kullanmaları gerekir.”xxiii

Objektif dünyada her alanda olduğu gibi devrimci bir süreçte de bilimsel olmayan çizgilerin yenilgiye, bilimsel yani objektif realiteye, maddenin gerçek hareketine tekabül eden ve bunu doğru bir yöntemle yansıtan çizgilerin ise zafere götürdüğünün altının çizilmesi gerekiyor. Bu hayati mesele, karşı devrim cephaneliğinden yoğurulan “kişi kültü” suçlamalarına nasıl doğru şekilde yaklaşılması gerektiğini de belirlemektedir. Uluslararası komünist harekette Joseph Stalin başta olmak üzere komünist devrimci önderlere yapıştırılan “kişi kültü” ifadesi komünist bir devrimde önderliğin kritik rolünü kasıtlı olarak bozmakta, yerine koyduğu kitlelerin kendiliğinden eylem ve dağınık düşüncelerinin övülmesi ile öncü-kitle diyalektiği ve çizgi meselesi görmezden gelinerek karşı devrimci sürece hizmet edilmektedir. Bu yönde bir eğilim birinci dalga sosyalizm pratiklerinin tarih sahnesinden çekilmesinin ardından daha da yoğunlaşmış ve kendi özeleştirisini yapmaya çalışan uluslararası komünist harekete adeta bir virüs şeklinde sirayet etmiştir. JMP ve benzeri düşüncedeki kişilerin bu retoriğe sahip çıkması anlamlıdır, çünkü süreç böylesi kişileri belirli bir düşünme biçimine doğru adım adım sürüklemiştir. Bu durum, bireyi kutsayan ve “özgür irade” mitini merkezine alan egemen düşünce ikliminin ve bu zeminde gelişen yeni biçimlerdeki liberal çerçevelerin de etkisi ile istikrar kazanmıştır. Yaklaşık 300 yıllık liberal teorinin bu yeni biçimleri, etkisini en çok sistemin ideolojik aygıtlarının başında gelen akademik çevrelerde ve politika üreten farklı düşünce merkezlerinde göstermektedir.

Fakat bir kez daha temellere inmek gerekiyor. Ortada önemli bir farkındalık ve bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu aynı zamanda BA’nın parlak bir şekilde ifade ettiği komünizm biliminin kritik çelişkisinin doğru şekilde anlaşılamaması ile doğrudan bağlantılı bir süreçtir. DKP, ABD Merkez Komitesi’nin 6 resmi kararının ilkinde şu ifade yer almaktadır:

“Bob Avakian’ın kendisinin de vurguladığı gibi bu Yeni Sentez: bugün gelinen noktaya kadarki gelişme süresi boyunca komünizmin kendi bünyesinde mevcut olagelmiş ciddi ehemmiyette bir çelişkinin, esas itibariyle bilimsel olan metodu ve yaklaşımı ile buna ters düşen tarafları arasındaki çelişkinin nitel bir çözümlenmesini temsil eder ve buna somutluk kazandırır.”

Kendilerini komünist olarak nitelendiren pek çok kişi Bob Avakian’ın uzun yılları bulan çalışmaları sonucunda çözümlenen bu kritik önemdeki çelişkiden doğruyu söylemek gerekirse bihaberdir. Bir kısmı ise komünizmin esas olarak bilimsel olan yöntemi ile çelişen yönlerinin olduğunu düşünmekte, ancak bu yönlerinin tam da doğru şekilde kavranıp çekirdek unsurlar olarak sahip çıkılması gereken komünist önderlik, devrimci öncü parti veya yeni bir devlet tipi olan proletarya diktatörlüğü uygulaması olduğunu düşünmektedir. Bu çekirdek temel unsurların kapı dışarı edildiği ve yerlerinin sıklıkla dikey ve hiyerarşik olmayan yatay örgütlenme modelleri, demokratik kitle partisi, kolektif başkanlık veya tüm halkın devleti / komün gibi alternatiflerle (!) doldurulduğu bir yönelim uluslararası komünist harekete büyük zarar vermekte ve son derece sistemli ve örgütlü olan acımasız bir düşman karşısında yenilginin yollarını açmaktadır.

Komünist bir toplum hedefi doğrultusunda bilimsel çizgiyi tarihin belirli bir döneminde temsil etmiş ve kitlelere doğru şekilde önderlik etmiş çeşitli liderler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı yaşanan objektif değişiklikleri doğru şekilde analiz edememenin veya çelişkileri oldukça dar bir şekilde ele almanın sonucunda niyetlerinden bağımsız bir şekilde revizyonist – karşı devrimci saflara düşmüştür. Bir kısmı ise esas olarak doğru devrimci çizgi izlemekle birlikte gerek subjektif gerekse objektif nedenlere bağlı olarak tali bazı hatalar geliştirerek bilimsel paradigma ile çelişkili bir ilişki içinde bulunmuşlardır. Böylesi lider modelleri etrafında örülen ve temeli ideolojik/siyasi olan “liderlerin yüceltilmesi” yaklaşımı devrimci süreçlerde kitleleri olumsuz yönde etkilemiş ve karşı devrimin mevzi kazanmasına vesile olmuştur. Kitlelerin umudu kırılmış, en değerli savaşımlar heba edilmiş ve kapitalist-emperyalist sistemin mevzi kazanması sağlanmıştır. Ancak bir kez daha altını çizmek gerekiyor, buradaki esas mesele bir liderin temsil ettiği çizginin ne olduğu ve neye hizmet ettiğidir. Bu çizgi toplumdaki bütün sömürü ve baskı ilişkilerini doğuran koşulları doğru şekilde analiz edip bunları ortadan kaldırmaya ve komünizm nihai hedefi doğrultusunda dünya çapında sınıfsız bir topluma doğru gidişata mı hizmet ediyor? Yoksa bu gidişatı geriye çeken, eşitsizlikleri her seferinde derinleştiren, kitlelerin yaratıcılığını ve inisiyatifini boğan, toplumun birlikte keşfetme ve mayalanma sürecini sekteye uğratan bir gidişata mı hizmet ediyor? Yoldaş Bob Avakian’ın mimarı olduğu ve önderlik ettiği Yeni Komünizm işte tam da bu noktada geçmiş sosyalizm deneylerinin çığır açan büyük kazanımlarıyla birlikte kuramsal ve pratik açıdan biriktirdikleri zayıf yönlerini ve ciddi hatalarını bilimsel bir şekilde analiz etmektedir ve komünizmin yeni bir aşaması için gerekli olan temele büyük bir katkı sunmaktadır. Yani gerçek bir kazanma şansı olan devrime ve insanlığın kurtuluşuna hizmet etmektedir. Bob Avakian’ın önderliğinde, kendisinin yöntem ve yaklaşımlarında ve eserlerinde cisimleşen bu yeni çerçevenin keşfedilmesi ve geniş kesimler tarafından bilinir ve tartışılır hale gelmesi günün en önemli görevlerinden biridir.

Sonuç Olarak

Yeni Komünizm, komünist devrimin birinci dalgasında, komünizm bilimine karşıt gelen tali hatalarından köklü bir kopuşu ifade eder. Özellikle Yeni Komünizm, komünizmin bilimsel metot ve yaklaşımında daha materyalist zeminde ilerletilmesidir. Yeni Komünizm ile elde edilen seviye ile Marx’ın komünizm bilimini inşa ettiği başlangıç arasında güçlü bir parelellik vardır. Bob Avakian, komünist devrimin birinci dalgasının kapanmasından sonra, hem komünist hareketin sosyalist toplumlardaki pozitif ve negatif tecrübelerine yönelik hem de Uluslararası Komünist Hareket’teki bazı mekanik, metafizik, teleolojik, determinist düşünce biçimlerine yönelik gerçekleştirdiği köklü ve radikal kopuşlarla, komünist devrimin yeni bir teorik çerçevesini sunmaktadır.

Devrimci Komünist Parti, ABD’nin 6 kararından aktardığımız üzere, komünizmin kritik çelişkisi BA tarafından çözümlenmiştir. Bir kere, komünizmin kritik çelişkisi ne demektir? Bu ölüm kalım meselesi anlamına gelir. Eğer bu çelişki çözümlenmeseydi, kendi içerisinde barındırdığı hatalardan ötürü komünizm bir bilimden ziyade, bir felsefeye, bir ideolojiye ya da en dar anlamda “alternatif yaşamcıların” savunduğu bir şeye dönüşecekti. Bu durum, bir bilim olarak komünizm sayfasının kapanması anlamına gelecekti. Mao’nun da belirttiği gibi baskının olduğu her yerde direniş olacaktır, fakat tüm bu direnişler bilimden yoksun bırakıldıkça son tahlilde bu düzenden kopamayacak ve sınırlılıklarından ötürü ya acımasızca bastırılacak ya da başka bir biçimde tekrardan düzenin içine entegre olacaktır.

Bugün dünyanın her bir yanındaki devrimciler ve komünistler, kökten ve farklı temelde sömürünün ve baskının olmadığı bir dünyaya özlem duyan herkes, BA’nın inşa ettiği ve önderlik ettiği Yeni Komünizm’e derinlikli bakmalı, analiz etmeli ve burada ortaya koyulan bilimsel yöntem ve yaklaşım temelinde, hedefi komünizm olan bir devrim için harekete geçmelidir. İnsanlığın kurtuluşu için ihtiyaç duyduğumuz yegane temel BA’nın Yeni Komünizm’i ve onun can alıcı önderliğidir. Evet, insanlığın kurtuluşu için yegane temel budur!

 

yenikomünizm.com


Referanslar:

i Avakian, B., 2019. Breakthroughs (Atılımlar) s. 21. Kaynak: http://www.demarcations-journal.org/issue05/Bob_Avakian-BREAKTHROUGHS-tr.pdf

ii Engels, F., 2012. Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm? Ankara: Sol Yayınları

iii Breakthroughs (Atılımlar), s.22

iv Devrimlerin (özellikle de ‘dünya-tarihsel devrimlerin’) bilimin deney tüpü ya da laboratuvarı olması kavramını Continuity and Rupture’da tartıştım. Basitçe ifade edilirse, teoriler bu devrimlerde sınanır ve bunların doğruluğu başarılı olmalarına ve bu başarıların yinelenebilir olmalarına bağlıdır (yani örneğin, öncü parti teorisinin doğru olduğu ispatlanmıştır, çünkü sadece başarılı olmamış, aynı zamanda bu başarı yinelenmiştir de) VAR OLAN HER ŞEYİN ACIMASIZ ELEŞTİRİSİ: BİLİM OLARAK MARKSİZM. Kaynak: http://www.abstraktdergi.net/var-olan-her-seyin-acimasiz-elestirisi-bilim-olarak-marksizm/

v “Marksizmi bir bilim olarak ilan etmek, bir kişinin kendisini Marksist ilan edebilmesinin yegane yoludur.” VAR OLAN HER ŞEYİN ACIMASIZ ELEŞTİRİSİ: BİLİM OLARAK MARKSİZM. Kaynak: http://www.abstraktdergi.net/var-olan-her-seyin-acimasiz-elestirisi-bilim-olarak-marksizm/

vi Perinçek, D., 2011. Bilimsel Sosyalizm ve Bilim. İstanbul: Kaynak Yayınları.

vii Devrimci Komünist Parti ABD Merkez Komitesi’nin 6 Resmi Kararı. Kaynak: http://yenikomunizm.com/dkp-abd-merkez-komitesi-6-karar/

viii DKP ABD Tüzüğü, RCP Publications 2008. Kaynak : http://yenikomunizm.com/devrimci-komunist-parti-abd-tuzugu/

ix Teori sadece bir tek bireyin beyninde ortaya çıkmaz, kolektif bir sürecin sonucu olarak ortaya çıkar. Kaynak: http://moufawad-paul.blogspot.com/2011/11/cults-of-personality.html

x Baran, İ. & KJA, 2019. Ajith – Geçmişin Tortusunun Bir Portresi, İstanbul: El Yayınları. s. 24.

xi Avakian B., 2013. Kuşlar Timsah Doğurmaz Ama İnsanlık Ufkunu Aşabilir. İstanbul: Patika Kitap. ss. 163-164.

xii Komünist devrimin yeni aşamasının başlangıcına dair teorik çerçeveyi anlamak için bakınız :
Avakian, B., 2018. Yeni Komünizm. Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik. Çev : S. Sezer, N. Koçyiğit, A. Arslan. İstanbul : El Yayınları.

xiii Moufawad-Paul, J., 2011. Kişi Kültü. Kaynak: MLM Mayhem Blog.http://moufawad-paul.blogspot.com/2011/11/cults-of-personality.html

xiv Avakian, B., 2008. Kültür, sanat, bilim ve felsefe üzerine. Çev: Ş. Alpagut. İstanbul: Yordam Kitap. s. 142.

xv A.g.e. s. 140.

xvi Zedung, M., 2000. Seçme Eserler VI, İstanbul: Kaynak Yayınları. s. 57.

xvii Althusser, L., 1987. John Lewis’e Cevap. Ankara: V Yayınları. s. 56

xviii DKP, ABD Tüzüğü, Ezilen Uluslarda Devrim ve Sosyalizm Altında Devrime Devam Etmek, RCP Publications 2008.

xix Avakian, B., 1982. Eğer Devrim Olacaksa, Devrimci Bir Parti Olmalı – Bizler Niçin Ne Yapmalıcıyız ? bölümünden. Kaynak: http://yenikomunizm.com/bizler-nicin-ne-yapmaliciyiz/

xx Chunqiao, Z., 2019. Seçme Makaleler. Çev: A. Arslan. İstanbul: El Yayınları. s. 48-49.

xxi Skybreak, A., 2015. Bilim ve Devrim. Ardea Skybreak ile Röportaj. Bilimin ve Bilimin Topluma Uygulanmasının Önemi, Komünizmin Yeni Sentezi ve Bob Avakian’ın Önderliği. Insight Press. ss.79-82. (Türkçe çevirisi yakında yayınlanacak)

xxii Avakian, B., 1985. Bullets. From The Writings, Speeches and Interviews of Bob Avakian, Chairman of the Revolutionary Communist Party, USA. Chicago: RCP Publications. s.119.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER