Yeni Komünizm

Gerici Taliban’ın İktidarı Ele Geçirmesinin Ardından Türkiye Özgülünde İki Miadı Dolmuşları Değerlendirmek

BAsics

Geçtiğimiz günlerde gerici Amerikan emperyalizminin ülkeden çekilmesiyle beraber Taliban hızlı bir şekilde Afganistan’ın büyük şehirlerini kuşatıp ele geçirmeye başladı. Celalabad gibi kimi şehirleri kurşun dahi atmadan ele geçirmesinin ardından, hızlı bir şekilde Kabil şehrini de ele geçirdi. ABD, diğer emperyalist ülkeler ve bölgesel gericilerle işbirliği içerisindeki savaş ağaları, ya Amerikan kuklası eski Cumhurbaşkanı Gani gibi ülkeyi ellerindeki bütün nakitlerle birlikte terk ettiler veya taraf değiştirdiler.

Peki göz açıp kapayıncaya kadar aslında neler oldu? Öncelikle her devrimcinin “devrimci yenilgicilik” temel komünist ilkesi doğrultusunda sevinmesi gereken çok önemli bir şey oldu. Amerikan emperyalizmi, 20 yıldır bulunduğu ve milyarlarca dolarlık harcamalar yaparak büyük bir yıkım ve sefaletten başka hiçbir şey getirmediği Afganistan’da yüz kızartıcı bir yenilgi aldı. Dünyanın jandarmalığını yapan ABD’nin bölgeden çekilmesi ve yenilmesi insanlık açısından pozitif bir durumdur.

Öte yandan yerine gelen Taliban rejimi açık bir şekilde İslami köktencidir. Bu rejimin savunulabilir, aklanabilir veya kutlanabilir hiçbir tarafı olmadığı gibi bundan sonra da olmayacaktır, bu her devrimcinin çok açık bir şekilde dile getirmesi gereken bir durumdur. Yıllardır Amerikan işgali ve gerici Taliban arasındaki savaşta perişan olan, nüfusunun yarısı açlık sınırının altında çalışan, çocukları yetersiz beslenen Afgan halkları; başta kadınlar ve LGBTQ bireyler olmak üzere bilumum temel haklarının bile olmayacağı bu İslami gericilikten kaçmaya başladı. Milyonlarca Afgan çaresizlik içerisinde sınırlara hücum ederken Amerikan savaş uçağına binmeye çalışan yüzlerce kişinin yürek burkan görüntüleri “Kale Avrupası’nın” fazla mülteci alınmayacağı şeklindeki aşağılık demeciyle “yanıtlandı”.

Bütün bu olaylar Türkiye özgülünde de farklı karşılıklar bulurken, problemli bir temelde kutuplaşan kitleler üzerinde de negatif etkiler oluşturdu ve halen oluşturmaya da devam ediyor. Dolayısıyla bu durumun ciddi şekilde analiz edilmesi ve problemli bakış açılarının teşhir edilmesi gerekiyor.

Amerikan Emperyalizminin İşgali ve Geri Çekilmesi

ABD dünya çapında işleyen bir kıyım makinesidir ve hiç şüphesiz burada öncelikli olarak teşhir edilmesi gereken işgalci Amerika imparatorluğunun yıkım tablosudur. Afganistan’a girdiğinden beri Amerikan emperyalizmi 110.000’i aşkın insanın ölümüne ve 116.000 insanın da yaralanmasına yol açmıştır. Savaş nedeniyle 5 milyon insan evini terk etmek zorunda kaldı. ABD’nin kurduğu zindanlarda sayısız kişi işkence gördü, kimileri işkenceyle öldürüldü. Nüfusun yarısı açlık sınırının altındayken nüfusun %36’sı da ‘’akut gıda güvencesizliği’’ ile karşı karşıya kaldı. Bütün bunlar ABD’nin askeri olarak bölgeden çekilmesiyle son bulmuş problemler olmaktan çok uzaktadır, nitekim bu problemlere ek olarak kadınlar ve kız çocukları üzerindeki gerici baskı kendisini önümüzdeki yıllarda da akut bir şekilde dayatmaya devam edecektir.

ABD’nin bölgeden geri çekilmesi süreci ise apayrı bir analiz gerektirmektedir. Nitekim yıllar boyunca gerek Demokrat Parti gerek Cumhuriyetçi Parti iktidarları sırasında bu haksız savaş ve işgal sürdürülmüş ve milyarlarca dolarlık bütçeler bu yıkıma ayrılmıştır. Amerika’nın yönetici sınıfları uzun yıllar boyunca Amerikan emperyalizminin çıkarlarının karşısındaki savaş stratejisini “terörle savaş” olarak gördüyse de faşist Trump yönetimi sırasında emperyalizmin uygulayıcısı olan Pentagon ve CIA gibi kurumların güvenlik raporları bu yönelimi değiştirmiştir. Artık Amerika’nın çıkarlarını temel olarak tehdit edenin Rusya ve Çin emperyalizminin yükselişi olduğu yönünde “stratejik savunma planı” uygulamaktadırlar (Bu konu hakkında daha fazla bilgi edinmek okuyunuz) Nitekim geçtiğimiz aylarda yayınlanan son NATO Bildirisi artık bu durumun iyice oturmaya başladığını göstermektedir. Bu gerçekten ayrı ve kapsamlı bir analiz gerektirmekle beraber üzerine düşünülmesi ve bütün bu sürecin dünya halkları ve devrim ile olan ilişkisinin ne olduğu, ne olabileceği ve etkilerinin analiz edilmesi gerekmektedir.

İki Miadı Dolmuşlar ve Türkiye

İki miadı dolmuşlar Bob Avakian’ın Tüm Tanrılardan Kurtulun! adlı eserinde keskin bir şekilde ortaya koyduğu dinamik bir kavramsallaştırmadır, bu en özet haliyle:

“Buradaki çekişmede bir yanda Cihad diğer yanda McDünya/McHaçlıSeferi’ni görürüz, bunlar insanlığın sömürgeleştirilen ve ezilen ve tarihsel olarak miadı dolmuş katmanlarına karşı, emperyalist sistemin tarihsel olarak miadı dolmuş egemen sınıfı şeklinde bulunurlar. Bu iki gerici kutup birbirlerine karşı olsalar da aslında birbirlerini güçlendirirler. Eğer bu “miadı dolmuşlardan” birinin yanında yer alırsanız, en sonunda ikisini de güçlendirirsiniz.”

“Her ne kadar bu çok önemli bir formülasyon olsa ve dünyanın şu evresinde süreçleri yöneten dinamikleri anlamak açısından kritik önemde olsa da, aynı zamanda bu “tarihsel olarak miadı dolmuşlardan” hangisinin daha büyük zarar verdiği ve insanlığa karşı daha büyük tehdit oluşturduğu konusunda açık olmamız gerekiyor: Bu da, tarihsel olarak miadı dolmuşlardan emperyalist sistemin egemen katmanıdır, ve özellikle de ABD emperyalistleridir.”

Burada anlaşılması gereken kritik nokta her iki tarafın da gerici olduğu, insanlığın en yüksek çıkarlarını katiyen temsil etmedikleri gibi ilerici olan hiçbir şeyi de temsil etmemeleridir. Buna bağlı olarak bu iki gerici kutup arasında karşılıklı bir ilişki söz konusudur, birinin yerine öbürünü desteklemek karşı tarafı güçlendirecektir.

Bir başka kritik mesele ise iki miadı dolmuşların farklı özgüllerde farklı biçimlerde gündeme gelebilmesine rağmen bu çelişkinin ortaya çıkışının ve tezahürünün dünya arenasında olduğudur. Bu durumun ortaya çıkışı yine iki gerici kutbun Sovyet sosyal emperyalizmi ile başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere Batı emperyalizminin karşı karşıya geldiği “iki kutuplu dünyada” Amerika’nın “seküler”, ilerici veya devrimci ulusal hareketlere, devrimcilere karşı İslami köktendinci güçleri veya bölgesel gericileri desteklemesidir. Örneğin Afganistan’da Sovyet sosyal emperyalizmine karşı İslami köktendinciler olan Mücahitler uzun zaman boyunca Amerikan medyası tarafından “özgürlük savaşçıları” olarak paklanmışlardır. Yine Süveyş Kanalını kamulaştıran, Arap milliyetçiliği ile sekülerizmi yan yana getirerek çarpık bir ideoloji ortaya koyan Cemal Abdülnasır ve Nasırcı ideolojiye benzeyen diğer rejimler ve hükümetler yerine İsrail çok daha makul bir müttefik olarak değerlendirilmiş ve desteklenmiştir. Nitekim bugün Ortadoğu’da gündeme gelen her çelişkinin değil ancak pek çok çelişkinin temelini iki miadı dolmuşlar oluşturmaktadır.

Peki bu ne anlama gelmektedir? Öncelikli olarak bu durum Türkiye’de yaklaşık 20 yıldır terör estiren AKP faşist rejiminin gökten zembille inmediği anlamına gelmektedir. İslamcı bir siyasayı kendisine kutup yıldızı edinen şimdinin rejimi, iktidarını kurmayı ve konsolide etmeyi kapitalizm-emperyalizmin temel dinamiği üzerinden gerçekleşmiştir. 2002 yılında iktidara gelmesinden bu süreç içerisindeki politikalarına kadar ve 2015 itibariyle rejimini konsolide etmesi de dahil olmak üzere bütün bunlar kapitalizm-emperyalizmin temel çelişkisinin çok özgün bir yansımasından; iki miadı dolmuşların temelinden gelmektedir. İslami köktendinciliğin gündemi ve Batı emperyalizminin çıkarları arasındaki çekişme ve bu duruma bağlı olarak ABD’nin karşı karşıya olduğu zorunluluklar, Erdoğan’a manevra yapabilme ortamını temin etmiştir. Tam da bu temelden ötürü Erdoğan’ın rejimi uzun yıllar boyunca ABD’nin “baskılarına” karşı koyabilmiş ve devletle beraber toplumun da İslamcılaştırılması yönündeki gündemini ve bölgedeki gerici emellerini ilerletmek için ‘’Allah’ın bir lütfu’’ dediği başarısız darbe girişimini kullanabilmiştir. Bunu yaparken ise gerici temellerde kutuplaştırdığı topluma ve kendi kitlesine Müslüman dünyanın önderi olarak modern ve aynı zamanda İslamcı bir Türk devletinin yükselişine önderlik ettiğini ve Batı’nın bunu engellemeye çalıştığını göstermeyi başarmıştır.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da siyasi sahayı kuşatan İslamcı köktencilik ve emperyalizm arasındaki yıkım cephesi tam da BA’nın bahsettiği özgün çelişkidir. Türkiye özgülünde siyasi sahada bir yandan bu İslami köktencilik temelinde bilfiil toplumu kutuplaştırmaya çalışan Erdoğan rejimi bulunurken, diğer yandan ise Batı emperyalizminin ‘’evrensel’’ değerlerini kucaklamak isteyen Kemalist burjuvazi bulunur. Yönetici sınıfların ortak paydalarda -örneğin Kürt ulusunun ezilmesi, üstün ulus şovenizmi, vb.- rahatlıkla birleşebilmeleri ise zıtların birliğinden kaynaklıdır. Her iki ideoloji de kitlelerin değil, hakim sınıfların çıkarları için vardır. Bu ideolojiler insanlığın ve gezegenin gerçek çıkarları açısından ilerici hiçbir şeyi temsil etmezler.

Bu bağlamda toplumun kutuplaştığı zemin iyi anlaşılmalıdır. Afganistan’daki gerici Taliban’ın yıkımlarına karşı ‘’İşte Cumhuriyetimizin değerini görüyor musunuz?’’ veya bu zulümden kaçan insanlara karşı ‘’Sınır namustur!’’ gibi geleneksel gerici ahlakın eril dilini öne çıkartan Kemalist ideoloji, aslında miadını doldurmuş bir ideoloji olarak, bir diğer miadını doldurmuş İslamcı faşizmi güçlendirmektedir. Toplum; ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve faşizm ekseninde kutuplaştıkça toplumsal çelişkiler daha çok gün yüzüne çıkmaktadır ve halk kitleleri açısından ödenen bedel de çok daha ağır olmaktadır. Tıpkı HDP binasına yapılan gaddarca saldırı gibi, tıpkı Konya’da katledilen Kürt aile gibi, tıpkı Altındağ’da yapılan alçakça yabancı düşmanı-ırkçı saldırılar gibi…

Bir yandan ‘’Sınır namustur!’’ söylemiyle toplumu negatif yönde kutuplaştırarak ve zehirli ‘’Misak-ı Milli’den taviz vermeyiz!’’ sloganının başka bir versiyonunu dillere pelesenk ederek, öbür yandan Altındağ’da yaşanan göçmen karşıtı saldırıya üzülmek açıkçası bariz bir şekilde timsah gözyaşları dökmek demektir ve evet bu düpedüz iğrenç bir riyakarlıktır!

Kemalizm ve İslamcılık arasında sıkışarak iki miadı dolmuşlar arasındaki bu çelişkiyi görememek siyasi bir felci de beraberinde getirmektedir. İslamcılığa karşı, Kemalizmin miadı dolmuş toplum projesinin ve değerlerinin parlatılması veya tersine bunlara karşı bir diğer miadı dolmuş şeriatçılık ve ümmetçilik konseptinin parlatılması ile, aslında iki kutubun da toplumda daha geniş nüfuz alanları bulmaya devam etmektesi sağlanmaktadır.

Çıkmaz Sokak: İslami Köktencilikten Anti-Emperyalizm Çıkartmak!

Bir tarafta hakim sınıfların iki farklı kanadı birbirleriyle Afganistan’daki yıkım üzerinden zehirli bir ideolojik mücadeleye girişerek toplumu daha da negatif bir temelde kutuplaştırırken, siyasi sahanın statik olmadığı bir kere daha ortaya çıkmaktadır, nitekim küçüklü büyüklü farklı aktörler siyasi sahaya nüfuz ederek kitlelerin negatif temelde kutuplaşmasına ve nihai kurtuluştan uzaklaşmasına katkı sağlamaktadır.

1980’lerden itibaren Afganistan’daki gerici Mücahitleri devrimci strateji/taktik adı altında -baş düşman olarak gördüğü güçlere karşı- parlatma ve destekleme yarışının öncülerinden zehirli bir faşist olan Doğu Perinçek ve şürekası gibileri, yaşanan son gelişmelerin ardından Taliban’ı bir kez daha ‘’kurtuluş savaşı’’ vererek Amerikan emperyalizmine karşı çıkmak adı altında yücelttiler. Perinçek gibi bir faşiste özgüymüş gibi görünen bu son derece zehirli teori, aslına bakılacak olursa bilimsel komünizme karşıt bir formülasyon olan Üç Dünya Teorisinin veya komünizm adı altında sahip çıkılan gericiliğin/milliyetçiliğin peşine takılanların farklı veçhelerinde kolaylıkla görülebilir. Örneğin bir zamanlar kendilerine Maoist demekten alıkoymayanlar Taliban gibi İslamcı köktencilerden güdük bir anti-emperyalizm, anti-Amerikancılık çıkartabilmekte ve bu bayat yemeyi ezbere dayalı “sınıfsal” formüllerle kitlelere kolaylıkla servis edebilmektedirler.

Açıkçası bu durum, iki miadı dolmuşlar çelişkisi karşısındaki siyasi felcin en tehlikeli biçimlerinden birisidir. İki miadı dolmuşlardan en zararlısı ve tehlikelisi açık arayla Batı emperyalizmi ve özel olarak Amerikan emperyalizmi olsa da, İslami köktencilik hiçbir zaman bunun alternatifi değildir ve olmayacaktır! İslami köktenciliği emperyalizmin entrikalarının bir ürünü veya doğrudan bir enstrümanı olarak görme yaklaşımı da, İslami köktencilikten güdük anti-emperyalist hayaller çıkartmaya çalışmak da tamamen bilim karşıtı bir yönelimin ve oldukça problemli bir yöntem ve yaklaşımın ürünüdür. İki miadı dolmuşlar arasında onlarca yıldır çaresizce ezilen ve sindirilen başta kadınlar olmak üzere Afgan halklarının her tür sömürüden gerçek kurtuluşunu “solculuk” adı altında rafa kaldıran böylesi yaklaşımlar yalnızca büyük bir sorumsuzluk örneği değil, aynı zamanda ciddi bir insanlık suçudur. Böylesi yaklaşımlar açık bir şekilde eleştirilmeli ve ezilen halk kitleleri başta olmak üzere en geniş kesimlerin gerçek kurtuluşu açısından en sert biçimde teşhir edilmelidir.

Bir yandan İslami köktenciliğe karşı “Aydınlanma değerlerini” ve Cumhuriyeti savunan Kemalist ideolojiden ayrılan bu çapraşık ideoloji, aynı zamanda bu gibi meselelerde onlarla aynı cephede saf tutmaktadır. Sınır onlar için de “namus” olduğu gibi daimi bir komploculuk olgulara yaklaşımlarında göze çarpar. Çapraşık metodoloji, görünüm altındaki gerçeğe nüfuz edip onu kavrayamaz, nitekim bunu yapabilmek diyalektik ve materyalist bir yöntem ve yaklaşımı içeren komünizm bilimini gerektirmektedir!

Rejimin “Köprü” Olma Arzusu

Erdoğan ve rejimi ‘’Müslüman dünyanın önderliği’’ olarak ve Taliban ile emperyalist Batı arasında köprü olma arzusunda olarak bölgede daimi bir şekilde rol kovalamıştır ve hala aynı gerici temellerde de kovalamaktadır. Kabil Havaalanında, emperyalizmin jandarmalığını yapmak ve Taliban ile diyaloğa açık gözükmek, bir çeşit arabulucu olmak birbirlerinden farklı ve uzak gözükseler de her ikisi de temelde rejimin arzularını ve ideolojisini yansıtmaktadır. Yine aynı özgün çelişki temelinde vuku bulan bu çelişki de Erdoğan ve rejimi bir yandan emperyalizm ile el ele yürüdüğü bu yolda ‘’serbest piyasa’’ kapitalizmini savunmuşken bir diğer yandan ise kapitalist ‘’gelişmenin’’ temellerinin altını oymakta olan dini ideolojiye sarılmaktadır. Bu durum Çelişkiler Patlama Noktasına Ulaştı yazısında İshak Baran’ın işaret ettiği duruma denk düşer:

Başka bir deyişle, mutaassıp ve gerici romantik savunması ve propagandası yapılan, geleneksel yaşam tarzının temellerini bilfiil alttan alta oyan, bizzat AKP ve onun temsil ettiği eski ve yeni kapitalist girişimcilerin geniş kesimlerinin, içinde daha büyük bir yer ve rol elde etmek için can attıkları kapitalist dünya düzeninin dinamiğinin ta kendisidir.

Erdoğan ve rejimi bir yandan Taliban gericiliğini meşru görmekte ve meşru göstermek istemekte bir diğer yandan ise altını oyduğu dünya düzenine daha sıkı ve sağlam temellerde eklemlenmek istemektedir. Nitekim rejimin en korkunç destekçilerinden birisi olan ‘’Ayasofya İmamı’’ Boynukalın umarsızca Taliban’a övgüler dizerken yine rejimin içerisindeki dinamiklerde söz sahibi olanlar veya rejimin destekleyicileri İslami köktencilerin iktidara gelişini memnuniyetle karşılamakta içten içe şeriatın geleceği o ‘’kutlu günlerin’’ arzusuyla yanıp tutuşmaktadırlar.

İnsanlığın Neye İhtiyacı Var?

Soruyu negatif haliyle soralım: İnsanlığın neye ihtiyacı yok? İnsanlığın bir taraftan zenginliğin, teknolojinin ve imtiyazların dünyanın küçük bir kısmında yığılırken bir diğer tarafta yoksulluk, ümitsizlik ve eğitimsizliğin yığıldığı, Batı emperyalizmin ‘’evrensel’’ değerlerinin ‘’kanlı elmaslar’’ ve tedarik zincirlerindeki çocuk işçiler ile var olduğu böylesine köhnemiş bir sisteme ihtiyacı yok. İnsanlığın kadınların varoluşunun erkeklerin kaburgasına dayandığı, bilumum temel haklardan bile yoksun olduğu İslami köktenciliğe ihtiyacı yok. İnsanlığın; ‘’sınırları namusu’’ olarak gören, ezilen uluslar üzerinden yükselen bir sermayeyi, uluslararası emperyalist sisteme daha çok entegre olmak arzusundaki miadını doldurmuş Kemalizme ihtiyacı yok. İnsanlığın; yirmi yıldır Kürt ulusunu sistematik bir şekilde gadre uğratan, kadınlara ve LGBTQ bireylere hayatı dar eden, bilimsel ve eleştirel düşünceyi bertaraf etmek için her şeyi yapan, doğayı ve hayvanları sistematik şekilde talan eden Erdoğan’ın rejimine ihtiyacı yok.

İnsanlığın; sınıf ayrımlarını, bu sınıf ayrımlarının dayandığı bütün üretim ilişkilerini, bu üretim ilişkilerine tekabül eden bütün toplumsal ilişkileri ve bu toplumsal ilişkilere tekabül eden bütün fikirleri ortadan kaldırmayı amaçlayan gerçek bir komünist bir devrime ihtiyacı var. Ve bu devrimin olabilmesi için de halk kitlelerini devamlı geriye çeken aşırı bireyselliğe, sübjektivizme, sofistliğe, küçük burjuva kinizmine değil, bilimsel bir yöntem ve yaklaşıma, yeni komünizme ve Bob Avakian’ın önderliğine ihtiyacı var!

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER