Yeni Komünizm

Halk Parkı Deneyimi Üzerine

Editörün Notu: Bu yazı Bob Avakian’ın otobiyografik çalışması olan “Ike’den Mao’ya ve Ötesine: Ana akım Amerika’dan devrimci komüniste yolculuğum” başlıklı kitabın “Komünist Olmam” başlıklı 9. bölümünden alınmıştır. 1969 Mayıs ayında Berkeley’de gerçekleşen büyük Halk Parkı Savaşının bu yıl 50. senesine girilmiştir. Çağımızın en radikal komünist devrimcisi olan ve yeni komünizmin mimarı Bob Avakian’ın devrimci mücadeledeki anılarını öğrenmek isteyen okurlar açısından ilgi çekici bir yazı olduğunu düşündüğümüz bu çalışmanın orijinal kaynağı için bknz: https://revcom.us/a/595/bob-avakian-memoir-excerpt-chapter-9-peoples-park-en.html


Komünist Olmam

Halk Parkı

Bu evrede Berkeley’deki hareketle bağlarımızı halen devam ettiriyorduk ve işin aslı RU’nun (Revolutionary Union) Berkeley’de bazı kolektifleri bulunuyordu. Rafineri işçilerinin grevi 1969’da Richmond’ta patladığı zaman, öğrenci hareketindeki kişilere ve Berkeley’deki diğerlerine gidip bundan bahsettik ve kampüslerdeki öğrencileri ve Berkeley’deki diğer güçleri harekete geçirip Richmond’a gelip grevcilerle dayanışma içinde olmalarını sağladık. Eşzamanlı olarak San Francisco Eyaleti’nde Üçüncü Dünya öğrenci grevi düzenleniyordu ve bu çok önemli bir mücadeleydi, benzer bir eylem UC Berkeley’de de gerçekleşiyordu. Bu grevlerdeki insanlarla bağlar kurduk ayrıca bu mücadelelerdeki insanları rafineri işçilerinin grevini desteklemeleri açısından harekete geçirdik. RU içindeki insanlar Berkeley’de ve Bay Area’nın diğer kısımlarında savaş karşıtı hareketi inşa etmeyi sürdürüyordu. Richmond’ta yer alan bizler o dönem çeşitli yollarla hem Richmond’ta savaş karşıtlığını organize ediyorduk hem de genel olarak Bay Area’daki diğer protestolara ve gösterilere dahil oluyorduk.

Ve ardından Halk Parkı olayı patladı. Bu olay gerçekleşirken ben Bay Area dışında bulunuyordum. Anımsadığım kadarıyla Jerry Rubin*, Stew ve Judy Albert ile bağlantılı olan insanlar ve diğerleri üniversiteye ait olan ve o dönem için kullanılmayan bu mülkü keşfetmişlerdi. Üniversite burasını otopark alanı yapmayı düşünüyordu ve bu aktivistler burasının parka çevrilmesi için inisiyatif aldılar. Bu büyük bir savaşa neden oldu, çünkü üniversite kesinlikle geri adım atmıyor ve orasını Joni Mitchell’in şarkısındaki gibi ısrarla otopark yapmak istiyordu. Üniversite yönetimi düelloya hazırdı ve Halk Parkını inşa eden insanlar geri adım atmayı reddettiler ve yaptıkları şeyi ilerletmek istediler – ve süreç devasa bir mücadeleye dönüştü.  O dönemdeki işlerin bağlamını ve insanların çok daha geniş bir harekete dahil olduğunu düşünecek olursanız kulağa biraz olanaksızmış gibi gelebilir, ancak insanların bunu -her ne kadar ilk başta aktif şekilde dahil olmasalar veya insanları yönlendirmek için esas aktivitenin bu olduğunu düşünmeseler de- geniş çaplı olarak görmüşlerdi, bunun bir parçası olarak değerlendirmişlerdi. Binlerce insan süreci bu şekilde görüyordu.

Üniversite, Halk Parkına saldırıp polis çağırdığı zaman, insanlar bu doğrultuda karşılık gösterdiler. Bu durum çok büyük bir mücadele başlattı ve Ulusal Muhafızlara dahi çağrı yapıldı. Bu mücadelenin sonucunda ve mücadele esnasında Berkeley’de bir çeşit sıkıyönetim ilan edildi. Birkaç kişiden fazla kişinin biraraya gelip toplanmasına yasak getirildi. Eğer sokak köşesinde toplanırsanız polis gelip sizi dağıtıyordu. İnsanlar motorsikletlerle gelip kütüphaneden kitap taşıyor, bunları sokak köşelerine bırakıyor ve hızla gidiyorlardı, sonra diğer insanlar gelerek bunları topluyor ve dağıtımını yapıyordu, çünkü bunu yapmaya dahi izin verilmiyordu. Berkeley’de bir yere arabayla gittiğimi ve trafik ışıklarına yakalandığımı anımsarım, sokakta bir polis duruyordu ve birine silah doğrultmuştu. Arabadan çıktım ve polis bana doğru geldi ve kafama silah doğrulttu. Böylesi şeyler şehrin her yerinde görülüyordu.

Sonuçta işler oldukça kızışmıştı ve RU içinde yer alan bizler, her ne kadar enerjimizin tamamını vereceğimiz ve odaklanacağımız bir aktivite türü olmasa ve herhangi bir amaçla bu sürecin başlatıcısı olmasak da, bu olay büyüdüğü zaman buna dahil olmamızın çok önemli olduğunu biliyorduk. Bildirilerimizi dağıttık ve mümkün olduğunca en kalabalık güçleri harekete geçirmeye çalışarak bu mücadeleyi destekledik. Ulusal Muhafızlara da bir bildiri verdiğimizi anımsıyorum, çünkü Ulusal Muhafızlar içindeki insanlar esasında “gaza gelmiş” tipler değillerdi – küçük bir kısmı mücadeleye sempati duyuyordu ve bazıları da mücadeleye dahil olmuştu. Bu bildiride normal bir insanın Ulusal Muhafız üniforması giyince yaşadığı değişim ve halka müdahalesi resmedilmişti, Ulusal Muhafız sonunda bir domuza dönüşüyordu ve mesaj şöyleydi: “Başınıza bunun gelmesine izin vermeyin.” Bildirilerin binlerce nüshasını Ulusal Muhafızlara ve diğerlerine dağıttık. İnsanları Halk Parkı için savaşı desteklemeye çağıran başka bildiriler de dağıttık.

O dönem Richmond’ta yaşarken dahi, etkisi gittikçe yükselen Halk Parkı mücadelesine aktif şekilde dahil oldum. Mücadelenin doruk noktalarından birinde onbinlerce insan harekete geçmişti. Çoğu kişi, üniversitenin insanları Halk Parkından uzaklaştırmak için yerleştirdiği çitlerde eylem yapıyordu. Çitin hemen yanında olduğumu ve silahı dolu Ulusal Muhafızın da diğer tarafta parkın içinde olduğunu anımsıyorum. Çiti sallıyorduk ve çit yerinden oynuyordu, neredeyse devrilecekti. Ve eğer çiti devirseydik bizlere ateş açacakları çok açıktı. Bu Kent State ve Jackson State’ten bile önceydi. İnsanların bunu bir sonraki aşamaya taşımada hazırlıklı olmadıkları da açıktı, insanlar hazırlıklı olmadıkları için bir katliam yaşanacaktı. Böyle olmadı. İnsanlar çitleri salladılar ama devirmediler.

Bu dalga evresinde, Halk Parkı civarındaki gösterilerde James Rector isimli bir kişi öldürüldü. Ben de o gösterideydim fakat onun öldürüldüğü yerden birkaç blok ötedeydim. Bu besbelli çok ağır bir durumdu. Aynı gün polis yalnızca insanlar üzerinde cephanesini tüketmedi çok fazla göz yaşartıcı da yağdırdı. Göz yaşartıcı spreyler yerine bu kez göz yaşartıcı bombaları kullandılar. Oldukça tehlikeliydiler çünkü yalnızca göz yaşartmıyorlardı, belirli bir süre içinde patlıyorlardı da. James Rector’un öldürüldüğü aynı gün, bu göz yaşartıcı bombalardan birini polise atmak için yerden aldığımı ve bombanın elimde patladığını anımsıyorum. Kendime gelip, halen bir elim var mı diye bakabilmem için iki üç saniye geçmesi gerekmişti. Sonradan bunun bir göz yaşartıcı bomba olduğunu anladım ve elim halen yerinde duruyordu.

Bu hikayeye bir dipnot olarak şunu ilave etmek isterim. Babam o aralar hakimdi ve mahkeme salonunda gösterilere saldırması için harekete geçirilmiş polis gücünden – bölge şerifinden bir yetkili vardı. Mahkemeye geldi ve terbiyesiz şekilde babama şunu dedi, “Senin oğlan nasıl?” Babam bir şey bilmiyordu ve şöyle dedi, “Ne demek istiyorsun?” Vekil geri dönüp “Geçen günkü Halk Parkı gösterilerini izliyorduk televizyonda, senin oğlanın göz yaşartıcı bomba aldığını ve bunun elinde patladığını gördük” Babam sonradan bu olaya çok sinirlendiğini bana söyledi. Göz yaşartıcı bomba binlerce insanı etkilemişti ve halen çok sayıda kişi bundan muzdarip durumdadır. Bunun da ötesinde, James Rector’un polis tarafından öldürülmesi bir başka girişimdi, bir başka saldırıydı…

İnsanlar sürecin getirileriyle yüzleşiyordu, ancak genel olarak bundan korkmamışlardı. Kara Panter Partisi ile çalışmaya başladığım zaman, mücadele yoğunlaştığında ve baskı çok daha acımasız ve yoğun olduğu zaman çoğu insan yüksek kişisel fedakarlıklarda bulundu, ölüm riski de buna dahildi. Ve işin aslı, o dönemde öldürülmem için bazı girişimlerde de bulunuldu. Ancak dürüst olmam gerekirse şu an bunları anımsamıyorum, aktivistler arasında ölüm ve ölüm korkusu üzerine pek çok konuşma dönüyordu.

Doğruyu söylemek gerekirse, hissetiğim şey, ve tanıdığım pek çok insanın hissettiğini bildiğim şey -bu bağlamda komik bir kelime gibi gelebilir- mücadeleye dahil olmaya yönelik büyük bir sevinç yaşama durumuydu. Bu bizi iyi hissettiriyordu, çünkü yaşamın bir şeyler için gerekiyordu. “Bütün dünya bizi izliyor” şeklinde slogan attığımız gösterileri anımsarım. Ve Fransa’daki 68 Mayısı olayları, Vietnam halkı (açık bir şekilde mücadeleyi başka bir düzeye taşıyorlardı), Latin Amerika’daki mücadeleler ve ABD’de olan şeyler, benim gibi insanlar için Çin’deki Kültür Devrimi – tüm bunlar gerçekleşirken kendinizi çok daha iyi bir dünya için dünyayı değiştirmeye çalışan bir halk dalgasının parçası gibi hissediyordunuz. Sonuçta bu motive edici bir şeydi ve kesinlikle ölüm göze alınmıştı ve bu insanları kaygılandırmıyordu. Bununla ilgili çok fazla konuşulduğunu anımsamıyorum. Zihninizden bir düşünce geçse de farklı şekillerde motive oluyordunuz ve ölüme yönelik çok fazla düşünmüyordunuz.


Dipnot:

*Jerry Rubin, Abbie Hoffman ve diğerleriyle birlikte Yippies grubunu kurdu. Bu grup radikal ve muhalif siyasetleri hippie camiasına aşılıyordu. Hippie camiası o evrelerde ABD çapında genişlemekteydi. Rubin ve Hoffman 1968 Demokratik Konvansiyonunda büyük bir rol oynadılar ve ardından Bobby Seale ve diğerleriyle birlikte çok zorlu bir davada komployla uğraştılar. Mahkum edildiler ancak mahkumiyetleri niyahetinde düşürüldü.

1969 Nisan ayında bir grup hippie ve öğrenci Berkeley’de Halk Parkı inşasına başlar. Resim’de 15 Mayıs’taki mücadeleden üç gün önce yapılan hazırlıktan bir kesit yer alıyor.
22 Mayıs 1969’dan bir kesit. Ulusal Muhafızlar’ın yoğun müdahalesi.
Onbinlerce insan hükümeti ve polisi protesto etmek için sokağa iniyor.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın