Yeni Komünizm

Hindistan: Dünya İnsanlık Testinden Geçiyor, Kitleler Can Çekişiyor!

Bilim ve Devrim

Kapitalist-emperyalist sistemin yağmasından pay alan az nüfuslu kimi ülkeler başarılı aşı kampanyaları yürütürken Batı emperyalizmi ise bilim insanlarının yıllar önce verdikleri tavsiyeleri yani kitlelerin sağlığı yerine bu sistemin dinamiklerinin olmazsa olmazı olan karı tercih ettikleri için zorlanmaya devam ediyorlar. Şu an dünya bir bütün olarak pandemi ile mücadelede etkisiz olsa ve bütün dünya halkları öyle ya da böyle pandeminin koşullarından negatif etkilense de gözler şu an Hindistan’a çevrilmiş durumda. Çünkü Hindistan günlük 300.000’ini geçen vaka sayıları, günlük 3000’ini geçen ölüm sayıları ve karaborsa olmuş oksijen tüpleri ile büyük bir insanlık krizi yaşıyor.

Washington Post gibi gazeteler her ne kadar retorik bir soru olsa da 1.3 milyarlık nüfusu ile Hindistan’ı izole etmenin mümkün olup olmadığını tartışarak ‘’kendi ülkelerini’’ ve ‘’kendi çıkarlarını’’ tartışırken ve Batı emperyalizmi gerçekten göstermelik ‘’yardımlarını’’ Hindistan’a ulaştırırken, ülkede krematoryumlar dolmaya devam ediyor; durum o kadar korkunç ki insanlar kaybettikleri yakınlarını parklarda yakıyorlar. Hindistan’da yaşanan felaket sadece Hindistan halklarının problemi değil bütün dünyanın problemidir ve bu pandeminin bir kere daha ampirik olarak kanıtladığı üzere kapitalizm-emperyalizm bir dünya sistemidir. Analizlerimiz kadar çözüm önerilerimiz de meseleye holistik bir perspektiften bakmak zorundadır. Öte yandan Hindistan’ın bu derece kahredici bir halde olmasının Hindu-faşist Modi rejiminin özgüllükleriyle de ilişkisi vardır. Şimdi olan bitene bir göz atalım.

Faşizm Bilimi Resmen İnkar Ediyor

Faşist rejimlerin birbirleriyle ortak özelliklerinden bir tanesi iyi bilimi resmen inkar ederek ideolojilerinin temeline inanç sistemlerini alırlarken, ‘’çöp bilim’’ ile kitlelere yalan söylemekten geri kalmamalarıdır. Seçimle Amerika’dan defedilen Trump/Pence faşist rejimi de Erdoğan’ın temsil ettiği rejim de son tahlilde salgın yönetiminde sınıfta kalmakla yetinmemiş kitlelere büyük acılara mal olmuş Hindu-faşist Modi rejimi kadar bilimi inkar etmiş, faşizmi sürdürebilmek ve konsolide olabilmek/olmaya devam edebilmek adına toplumu kendi ideolojisi ekseninde tekrar tekrar negatif bir şekilde kutuplaştırmıştır. Modi, Hindistan’da Mart ayında kamu sağlığı uzmanlarının uyarılarına ve bilimsel verilere kulak tıkayarak yaklaşmakta olan seçimler için devasa mitingler organize etti. Mitinglerinde şuursuzca Müslüman eyalet yöneticilerini hedef alarak ‘’Çok fazla kabristan yapıyorlar ama shamshan yapmıyorlar, her şehirde yapılan her kabristan için birde shamshan yapmalılar’’ gibi sözlerle toplumu kendi zehirli ideolojisi etrafında şuursuzca kutuplaştırmaya devam etti. Yetmedi, Hindular için kutsal olan Kumbh Mela haccı için yeşil ışık yaktı ve milyonlarca Hindu’yu tek bir şehirde topladı. Yetmedi, Modi rejimi sözde bir ‘’kendine yetme’’ politikası adı altında (atmahirbhar Bharat) yurtdışından aşı almayı reddetti ancak ‘’dünyanın eczanesi’’ haline gelen Hindistan kendi nüfusunun sadece günde %0.2’sine aşı yapabilirken yurtdışına aşı üretimi ve satışını hız kesmeden sürdürdü.

Pandeminin resmi olarak ilan edildiği geçen yılın Mart ayında Modi rejimi mevsimlik işçileri ve köylüleri çok zor durumda bırakan ne olduğu belirsiz bir karantina uygulaması başlattı, tabii ki kontrolsüz uygulanan bu kapanma kısa süre içerisinde şehirdeki mevsimlik işçilerin memleketlerine virüsü taşımaları ve ülkede vaka sayılarının hızla artmasıyla sonuçlandı. Bütün bunlar olurken Modi halka ‘’tencere tava ile ses yaparak virüsü kovmaları’’ ve ‘’mum yakmaları’’ çağrısı yaptı. Ancak Hindistan’ın insanlık krizi bununla da sınırlı değil. Bir yandan Hindistan’a yardım ettiklerini açıklayan dünya emperyalizminin devleri kendi ülkelerindeki uluslararası tekellerin aşılarının özel mülkiyetini ve üretim haklarını korurken ya da dokunmazken Hindistan’da üretilecek Covivax aşısına bel bağlayan Latin Amerika ve Afrika ülkelerinin halkları adeta ölüme terk edilmiş durumda çaresizlik ile olan biteni seyrediyorlar. Tanınmış Hintli yazar Arundhati Roy The Guardian’a yazdığı yazısında Modi rejimini ‘’insanlık suçu işlemekle’’ itham ederken haklıydı, ancak Roy’un söyledikleri sadece buzdağının görünen tarafı, çünkü bütün bir pandeminin en büyük insanlık suçu işleyicisi kendi işleyiş dinamikleri ile yarattığı çelişkilerle kapitalist-emperyalist sistemdir!

‘’Dünyanın Eczanesi’’ Hindistan ve Sistemin Sınırları Aşan Örgütlenmesi

Kapitalist-emperyalist sistem bir dünya sistemidir savının empirik düzeyde olumlanması için bakabileceğimiz farklı örnekler var. Burada uluslararası bir tröstün ‘’meta zincirine’’ bakmamız bazı şeyleri açıklığa kavuşturabilir. Örneğin Bundeswher Üniversitesinden (Münih) Michael Essig’in hesaplamasına göre Volkswagen ayarında bir çokuluslu şirketin ortalama 5000 tane tedarikçisi oluyor; bunlar birinci zincir tedarikçiler olarak geçiyor, bu birincil tedarikçilerin her birinin yaklaşık olarak 250 tane de ikincil tedarikçisi oluyor. Bu da örneğin Volkswagen şirketinin 1.25 milyon tedarikçi firması olduğunu gösteriyor. Ancak bu hesaplama da üçüncü zincir tedarikçileri dışarıda bırakarak yapılıyor. Örneğin pandeminin başladığını kabul ettiğimiz Vuhan şehrinde üretimin kısa süreli aksaması bizlerin küresel 51 şirketin en az bir tane birincil zincir tedarikçisinin burada olduğunu ve 5 milyon şirketin en az bir tane ikincil tedarikçisinin bu şehirde olduğunu gösterdi.

Dünya Ekonomik Forum’unun bir raporuna göre pandemi dünyanın en büyük 1000 çokuluslu şirketinin büyük ölçüde Çin üzerinde merkezileşen ikincil ve üçüncül tedarikçilerinin en az %90’ının virüsten etkilendiğini söyledi. Tabii ki bu tedarik ve meta üretim zincirinin bütün bir dünyaya yayıldığını söylemeye gerek yok. Bu şekilde sistemin anarşik örgütlenmesi üzerinden ortaya çıkan bu ağları Marx ‘’ağ metamorfozları’’ olarak adlandırmıştı. Peki bunun Hindistan ile ne ilgisi var? Aslına bakılacak olursa söz konusu farmakoloji şirketleri olduğunda bu tedarik ve üretim ağlarının en temel ayaklarından birisi ‘’dünyanın eczanesi’’ olarak da bilinen Hindistan.

Nitekim Hindistan dünyanın en büyük üçüncü farmakolojik endüstri üreticisi. Dünya küresel aşı üretiminde, bütün dünyadaki kızamık aşılarının %60-%90 oranını Hindistan tedarik ediyor. Bunun dışında Amerikan ilaç pazarının bir numaralı üreticisi de yine Hindistan. Ancak bütün bu üretim kapasitesine rağmen Hindistan halkları oksijen tüpleri için sıra bekliyor, kendi ülkelerinde üretilen ve COVID-19 tedavisi için kullanılan Remdesivir ilacına erişemiyorlar, her gün 3000’i aşkın insan can çekişerek ölüyor. Bu ne Hindistan hakim sınıflarının ‘’niyetleri’’ ya da ‘’iradeleri’’ meselesi ne de basit bir tercih meselesi. Bu kapitalist-emperyalist sistemin üretim ve dağıtım dinamikleri, bu kapitalizmin anarşik örgütlenmesinin belirli bir özgülde faşist bir rejim ile ortaya çıkarttığı bir insanlık krizi. Ve bu derece aşı üretim potansiyeline rağmen Hindistan’da nüfusun en az %60’ının aşılanabilmesi için öngörülen tarih 2022 yılının Kasım ayı.

Hindistan, Modi rejiminde ve öncesindeki yönetimlerde de dünya çapında bir motto olmuş ‘’kemer sıkma politikalarından’’ (austerity) nasibini almış durumda. Ülkenin sağlık sektörünün 2/3’ü özelleştirilmiş durumdayken yurtdışına yoğun beyin göçü yaşayan ülkede her 1000 kişiye 0.8 doktor düşüyor. Ve toplam solunum cihazı 1 milyarı aşan nüfus için sadece 48.000. Sağlık altyapısı tamamen özelleştirmenin ve kapitalizmin büyü ya da öl şiarına uygun olan bir optimizasyonun kurbanı. Hiçbir şirket gönüllü bir şekilde ekstra yatak ya da ekstra solunum cihazı geliştirmiyor. Hindistan halkları bir yandan dünyanın ilaç ihtiyaçlarını üretirken Hindu-faşist rejimin ve tekellerin halk kitlelerine biçtiği şiar ise ‘’altta kalanın canı çıksın’’ oluyor.

Sorulması gereken soru ise Hindistanlı kitlelerin böylesine yayılan bir virüsle en basit oksijen desteği bile olmadan başlarında faşist bir rejimle daha ne kadar yaşayabilecekleri, kaç insanın daha gereksiz bir şekilde öleceği. Bu sistem daha ne kadar gereksiz acıya sahne olacak? Ne kadar insan daha önlenebilir nedenlerle acı bir şekilde yaşayamadan ölecek? Daha ne kadar insanın kaderi bu sistem tarafından onlar daha doğmadan damgalanmış olacak? ‘’Önce bütün dünya gelir’’ şeklinde düşünmek yerine ‘’önce kendim ülkem gelir’’ anlayışının ödetebileceği bedel olan aşılara bağışık mutasyonlar ve son sürat yayılan bambaşka zoonoz hastalıklara insanlık acaba hazır mı? Ve en temelde sorulması gereken soru ise bu cehennemden bütüncül bir çıkışın nasıl olabileceği? Evet bu cehennemden, kapitalizm-emperyalizm cehenneminden bir çıkış var ve bu ancak GERÇEK bir devrim ile mümkündür. Bugün Hindistan halkının ihtiyacı olan da bütün dünya halklarının ihtiyacı olan da devrimdir. Bu devrim zorunludur, arzulanabilirdir ve mümkündür!

İbrahim Sâlik

"Teori ideolojinin en dinamik faktörüdür" - Zhang Chunqiao

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER