Yeni Komünizm

Hindistan: Genel Grev ve Çiftçilerin Kitlesel Mobilizasyonu Milyonları Bir Araya Getirdi

BAsics

Editörün Notu: Okumakta olduğunuz yazı Ülke Çapındaki Devrim Turunun bir üyesi tarafından yazılmıştır. Çiftçilerin ve zirai sektörlerde çalışan emekçilerin başlattıkları grev dünya tarihinde gelmiş geçmiş en büyük genel grev olma özelliği taşımakta ve pek çok çelişkinin yoğunlaşması, küresel kapitalizm-emperyalizm sisteminin çalışması ve imperatiflerinin dünya ölçeğinde çok daha büyük değişimler geçirmesinin parçasıdır. Krizin ağırlığı göz önüne alındığında revcom.us sitesinde bunu konu alan daha fazla yazı yazılacaktır. Bu yazı serinin başlangıcı olma niteliğindedir.


2020 yılının Ekim ayında Hindistan meclisinde, Modi ve Hindu milliyetçisi Bharatiya Janata Partisi’nin (BJP) başı çektiği faşist rejimin doğrultusunda tarımı derinden etkileyecek üç yeni yasa çıkartıldı. Bu yasalar ülkede devasa protesto dalgalarına start verdi.

Şimdiye kadar devam eden hükümet regülasyonları, sayıları çok fazla olan çiftçilerin zirai ürünleri ne kadara satacaklarını, temel ücretlerini, ve üretimin nasıl depolanacağını sadece küçük bir çiftçi katmanına çok sınırlı bir koruma sağlayarak etkiliyordu. Ancak şimdi yapılacak bu yeni reformla Modi hükümeti bu sınırlı korumaları dahi kaldırmak istiyor.

Bu saldırının etkileri çiftçileri küresel kapitalist zirai sermaye ile şiddetli bir çatışmaya girmeye zorlayacaktır; bu çiftçiler için muazzam finansal kaynaklar, tohumların ve gübrelerin kontrolünü elinde bulunduranlar ve piyasayı domine etme gücüne sahip olanlar ile rekabete girmek anlamına gelmektedir. Hindistan’ın zaten zorlanan çiftçileri daha da fazla bir şekilde şirketlerin merhametine ve küresel piyasanın anarşisine terk edilmek isteniliyor. Sayıları gittikçe artan bir sürü çiftçi toprağını kaybedecek ve çok daha çaresiz koşullarda yaşamakla yüz yüze gelecek.

Bu sözde ‘’reformlar’’ özellikle de tam şu an da yıkıcı etkilere sahip olacaktır. Çünkü insanlar COVID-19 pandemisi nedeniyle şehirleri terk ederek geleneksel kırsal alanlara geri döndüler ve orada hayatta kalmak için toprakla uğraşmak zorundalar.

Protestolar patlak verdi ve şiddetli hükümet baskısıyla karşılandı.

Yeni yasalar arazi spekülasyonu ve yeni yatırımlar yapmak isteyen büyük kapitalistlerin elini güçlendirecek. Önceden devlet destekli pazarlama kurumlarına satılan mahsuller artık direkt olarak şirketlere ve büyük kapitalistlere satılacak. Bu durum da çiftçileri ürünlerini daha ucuza satmaya zorlayacak.

Bugün Hindistan’da tarım alanında olanlar, dünya emperyalist ekonomisinde olan daha büyük değişiklikler ve dönüşümlerin bir ürünü ve ifadesidir. Bu ekonomi dünya üzerinde neredeyse sekiz milyar insanın hayatını domine etmektedir. Küresel emperyalist zirai sermaye yeni biyoteknolojiler kullanarak yeni tohumlar, pestisitler ve gübreleme yöntemleri geliştirmektedir, bunun sebebi ise üretilen malların verimliliğini arttırmak ve böylece ‘’girdiler’’ piyasasının üzerindeki tekelci kontrolünü güçlendirmektir. Dünya çapında çiftçiler gün geçtikçe daha da bağımlı hale geliyorlar. Bununla aynı zamanda ise kapitalist ve emperyalist zirai sermaye daha da fazla bir şekilde küresel piyasaları ürün fiyatlarına karar vererek ve kiralar ile domine ediyor ve dünya çapında bir sözleşmeli çiftçiler ağı kuruyor. Dünya ölçeğinde küçük ölçekli tarım, köylü temelli geçimlik tarım (yerel tüketim için üretilen) siliniyor. Üçüncü Dünya ekonomileri ‘’yeniden yapılandırılıyor’’ ve ‘’reforme ediliyor’’ böylece emperyalizmin ihtiyaçlarını karşılayabilsin. Bu ‘’geleneksel’’ olmayan sebze me meyvelerin ithalat temelli olarak yüksek gelir tüketim grupları için ‘’lüks’’ gıdaların üretilmesi anlamına geliyor. Büyük ölçekli endüstrileşmiş tarım Brezilya sığır çiftliklerinden Güneydoğu Asya’daki karides çiftliklerine kadar yayılıyor. Ve emperyalist sermaye kar güdülü, toprakları işgal eden bir şekilde ezilmiş ülkelerde yatırımlara girişiyor.

Bütün bunlar deprem etkisi yaratan ve küçük ölçekli köylü tarımının bitmesine katkıda bulunmuş değişikliklerdir. Aynı zamanda insanlığın Üçüncü Dünya kırsalından bugünün Üçüncü Dünya mega kentlerine ve mega gecekondularına göçünü de hızlandırıyor. Bu itici güçler Modi rejimi tarafından dayatılan ‘’reformları’’ etkilemekte de iş başında olmaya devam ediyorlar.

Hindistan Çiftçilerinin Direnişi Birleştirici Bir Çığlığa Dönüşüyor

Yeni yasalar pek çokları tarafından sürprizle karşılandı. Ancak bu yasalar faşist bir taktik olan diktat ile yönetmek ile aynı çizgidedir, bu; halk üzerinde gaddarca ve popüler olmayan uygulamaları hayata geçirmek, bunu yasal tartışmaları ve rızayı dahi tersyüz ederek yapmaktır.

Bu yasalar BJP rejimi tarafından onaylanır onaylanmaz (çiftçiler ve çiftçi kuruluşları ile herhangi bir tartışma yapılmadan, herhangi bir girdi kamuoyuna sunulmadan) protestolar başladı, ilk eylemler Punjab eyaletinde baş gösterdi. Eylülden bu yana bu protestolar devasa oranlarda büyüyerek Hindistan’da pek çok eyaleti etkisi altına aldı. 26 Kasım günü Hindistan’da yaklaşık 250 milyon kişiyi mobizile eden bir genel grev başladı, grevin çağrısı çiftçi ve emek karşıtı yasalara son verilmesiydi.

Protestocu çiftçiler, Kasım ayı sonunda traktörleri ve kamyonları ile şehre giden neredeyse tüm ana yolları trafiğe kapattılar.

Kasım ayının son günlerinde çoğu Sikh inancı temelli, Punjab ve Haryana’dan gelen protestocu çiftçiler Yeni Delhi’ye, Hindistan’ın başkentine yürüdüler. Burada acımasız devlet baskısıyla tanıştılar. Şiddete başvurmadan sadece yürüyen protestocular barikatlar, göz yaşartıcı gazlar ve sun tanklarıyla durduruldular. Buna cevap olarak grevciler şehre gelen hemen hemen bütün büyük yolları traktörleri ve kamyonetleri ile kapattılar. Sayıları gittikçe katlanan yolu kapatanların sayısı kimi kaynaklara göre yüzbinleri aşmış durumdaydı. Pek çoğu Modi hükümeti yasayı geri çekene kadar kımıldamamayı planlıyor, haftalarca hatta aylarca yetecek kadar erzakları var. Şu an şehrin bazı kısımlarını işgal eden eylemdeki çiftçilere destek olmak için açık mutfaklar kuruluyor. Özellikle Punjab eyaleti başta olmak üzere önde gelen kimi müzisyen ve sanatçılarda desteklerini sundular, bu durum eylemlerin nüfusun çok geniş bir kesiminden destek gördüğü anlamına geliyor.

Hindistan’da işgücünün yüzde 45’e yakını zirai sektörlerde çalışıyor. Bunların çoğu işçi olmakla beraber hala önemli sayıda çiftçi de bulunuyor. Hindistan’daki çiftçilerin büyük çoğunluğu ellerinde küçük araziler bulunan ve korkunç derecede yoksul koşullarda bulunanlardan oluşuyor. Genelinin on bin metrekareden az toprağı var (Amerika’da bir çiftçinin ortalama 1.7 milyon metrekare toprağı var!) ve devamlı olarak parazit bankalardan ve toprak sahiplerinden ödemeleri mümkün olmayan miktarlarda faizlerle borç almak zorundalar. Bu devamlı borçlanma, kuraklık ve küresel ısınmayla beraber 1990’lardan beri yüzbinlerce çiftçinin intihar etmesine sebebiyet verdi, çoğu bunu vücutlarına pestisit enjekte ederek yaptı… Bir sayıma göre hayatını sürdürebilmek için 10.200 kişi tarıma muhtaç ve kendi topraklarına sahip olanların büyük çoğunluğu 2019 yılında intihar etti. Bu korkunç bir insanlık trajedisidir ve sebebi de kar temelli bu sistemdir… ve bu bütünüyle gereksizdir.

Hindistan hakim sınıflarının buna karşı cevabı insani olmaktan çok uzaktır. Cevaplar kitlelerin meşru ve öfkeli bir şekilde reddettikleri yasalarda yoğunlaşmıştır, o da zaten yoksullukta olanları, kapitalistler emek ve dünya üzerinde sömürülerini arttırırken daha da çok acıya ve sefalete mahkum etmektir.

13 Ocak: Yeni Delhi’deki çiftçiler, Modi’nin çiftlik yasalarının ve Modi heykellerinin kopyalarını yaktılar. Fotoğraf: Twitter @Dipankar

Farklı bir üretim biçimine dayanan bir temel bulunmaktadır, bu kolektif mülkiyete ve kooperatif metotlara dayanan, krizleri geniş halk kitlelerinin çıkarları doğrultusunda çözümleyecek olan bir temeldir. Hindistan’daki halk kitleleri de dünyanın her yerindeki halk kitlelerinin de devrime ihtiyacı vardır, daha azına değil. Kendilerini kitlesel acılara ve intihara sürükleyen bu sistemi süpürüp atmak ve yeni bir toplum ve yeni bir devlet ile beraber halkların çıkarları doğrultusunda hareket edebilmek için bir devrime ihtiyaç vardır. Böylece anarşik bir mücadeleyi değil ama insani ihtiyaçları temel alan ekonomik bir sistemin yolu açılmış olacaktır.

Böyle bir sistem altında, komünizmi hedefleyen sosyalist bir sistem altında, teknolojik gelişmeler ve buna bağlı olarak verimliliği arttıran gelişmeler; toprağın ortak mülkiyeti ve diğer üretim araçlarının ortak mülkiyeti toplumun genel refahı doğrultusunda hareket edecektir. Çaresiz bir şekilde kar için ürünlerini satan, daimi olarak borç ve sefaletin güdümünde yaşamak yerine ziraat emekçileri kolektif bir ethos ile kitlelerin büyük ihtiyaçlarını karşılamanın ilhamı ile yaşayabilir. Ve eğer böyle bir işe gerek kalmayacak olursa, kar motivine zincirli olmayan sosyalist bir devlet en büyük ihtiyaçlar doğrultusunda kaynaklarını yönlendirerek yeni işler ve olanaklar sağlayabilir.

Gerçek bir devrim gıda güvenliğini ve toplumun beslenme ihtiyaçlarını temel bir öncelik yapacaktır. Zirai sistemleri ve gıda üretimini çevresel olarak sürdürülebilir yapacaktır.

Toplumun devrimci dönüşümü olmaksızın temel hiçbir şey değişmeyecektir, ne bu çeperde ne de başka bir çeperde, temel olarak hiçbir şey pozitif bir yöne gitmeyecektir.

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER