Yeni Komünizm

İktidarı Almak Yozlaştırır mı?

BAsics

Editörün Notu: Aşağıdaki makale Bob Avakian’ın mimarı olduğu komünizmin yeni sentezini destekleyen okurumuz Rajko Tomas tarafından 16 Haziran 2020 tarihinde web sitemize iletilmiştir. Makalede gerçek bir devrim hareketi açısından iktidar meselesinin önemi ve belirleyici rolü öne çıkmaktadır.


Geçtiğimiz günlerde Rod Serling’in yazıp yönettiği The Twilight Zone isimli klasik televizyon dizisinin, ilk kez 20 Ekim 1961 tarihinde CBS kanalında gösterimi yapılan “The Mirror” isimli bölümünü seyrediyordum. Dizide ismi belli olmayan bir Latin Amerika ülkesinde -dizideki karakterlerden ve kostümlerden Küba referansı ile hareket edildiği açık bir şekilde belli oluyordu- devrimin ardından iktidar düzeyinde yaşanan gelişmeler ele alınıyordu. Devrimin önderi Clemente karakteri -bir kez daha kostümü, sakalı ve konuşma tarzı ile Fidel Castro’nun karikatürize edildiği açık bir şekilde belli oluyordu- eski rejimin halk düşmanı diktatörünü, devrimden sonra ele geçirdikleri hükümet binasına elleri kelepçeli bir şekilde getirtiyor ve çevresindeki yoldaşlarıyla beraber kendisine halk düşmanı faaliyetlerinden ötürü öfke ile çıkışıyordu. Devrik diktatör -Fulgencio Batista olarak da düşünebilirsiniz- yediği fırçaların ardından bir süre sonra pişkin ve umursamaz bir tavır ile Clemente’ye yanıt vermeye başlıyordu: “Yakında senin de gözün açılır, aslında sen bensin. Hepimiz aynı türdeniz.” Burada vurgulanan “sen aslında bensin” ifadesi, sonradan bir ayna metaforu ile destekleniyordu. Devrimci lider Clemente ne zaman aynaya baksa en yakın yoldaşlarını kendisine suikast hazırlığı içinde görüyor, korkuya kapılıyor ve çeşitli direktiflerle yakın çevresini tek tek ortadan kaldırıyordu. Böylece gitgide yalnızlaşıyor, herkesten şüphe duyuyor ve adım adım devrik diktatörün tarzını benimsiyordu. Farklı sloganlar ve farklı hedefler ile aynı kısır döngüde, aynı bağlamda hareket ediyor ve gittikçe yozlaşıyordu.

Dizide ima edilenin ve genel olarak kamuoyunda sanılanın aksine, Küba’nın gerçek bir komünist ülke olmadığını elbette belirtmek gerekiyor. Bu ayrı bir dosyanın konusu. Bununla birlikte, dizide işlenen tema oldukça keskin bir çelişkinin biraz da klasikleşmiş bir şekilde ele alınmasına dayanıyordu. İktidarda hangi sınıfın siyasi temsilcilerinin olduğundan, toplumu hangi dünya görüşünün, hangi program ve hedeflerin yönettiğinden bağımsız olarak iktidarın a priori olarak “kirli ve yozlaştırıcı doğası” şeklindeki bir tema üzerine kültür, siyaset, sanat ve felsefe alanında devasa bir külliyat mevcut. Mesela sofizm, kinizm, nihilizm, liberalizmin belirli bir teorik çerçevesi veya anarşizm ve türevi ideolojiler doğrudan böylesi bir düşüncenin sistemli ifade biçimleri olarak bilinmektedir. Bu yaklaşımı en basit ifadesi ile şu şekilde belirtebiliriz: İyiler gelirler kötüleri yenerler, fakat kötülerin konumuna geçtikleri zaman iyilerin de kötüleşmesi kaçınılmazdır. Bunun başka hiçbir çözümü yoktur, dolayısıyla yapılacak en doğru şey iktidardan uzak durmak ve her tür iktidarı eleştirmektir.

Gerçek Bir Çelişki ile Yüzleşmek

İktidarın (ve devlet mekanizmasının) “yozlaştırıcı” ve “kötü” olduğu şeklindeki iddia, yüzeysel ve genellemeci bir şekilde ele alınmaması gereken son derece önemli bir meseledir. Özellikle de son günlerde Minneapolis’te George Floyd’un katledilmesi ardından başlayan ve hızla tüm ABD’ye yayılan geniş kitlesel protestoların gerçekten yapıcı ve dönüştürücü bir yönelim içinde olabilmesi açısından da bu meselenin belirleyici bir rolü bulunmaktadır.

Polis terörüne, sistematik baskı ve eşitsizliklere karşı mücadele eden halk kitlelerinin, mevcut sistemi yıkarak iktidarı hedeflemesi ve böylesi bir kapsamlı bir hedef doğrultusunda gerekli stratejik yönelim içinde olması, bütün bir mücadelenin geleceği açısından hayati önemde bir mesele olarak ortada durmaktadır. Kalıcı çözümler açısından kapitalist-emperyalist sistemin işleyişinden ve burjuvazinin diktatörlüğünden köklü bir kopuş gerçekleştirmek gerekiyor. Bu miadı dolmuş, insanlığın ufkunu daraltan, son derece gereksiz, baskıcı ve halk düşmanı düzeneğin milyonların devrimci mücadelesi ve dönüşüm ihtiyacı doğrultusunda devrilmesi gerekiyor.

Bu işin bir yönü ve çok önemli bir yönü. Bu toplum ve genel olarak bütün bir insanlık adına çok daha büyük ve köklü değişiklikler yapabilmenin, sömürücü ilişkilerin kökünün kazınması için gerekli olan zeminin hazırlanması doğrultusundaki en kritik adımlardan biri. Ama şüphesiz tek adım da değil. Bütün bir mücadelenin uzun soluklu seyri düşünülecek olursa, devrimden sonra kurulacak yeni sosyalist toplumda, çeşitli şekillerde filizlenecek eşitsizliklerin yönetilmesi, halk içinde açığa çıkacak farklı türden çelişkilerin doğru şekilde ele alınması, farklı biçimlerde boy gösterme durumu bulunan çeşitli baskıcı toplumsal ilişkilerin önlenmesi, devrilen eski sistemin yeniden kendi düzeneğini kabul ettirebilmek doğrultusundaki bozucu girişimlerine karşı önlem alınması, içinde hareket edilen ve kapitalist-emperyalist bir sistemin boyunduruğu altında bulunan tüm bir dünya sisteminin karmaşık çelişkileri ve bütün sınıfların ortadan kaldırılacağı komünist yeni bir toplum doğrultusundaki hedeflerin doğru şekilde yönetilmesi gibi meseleler açısından iktidara, önderliğe ve bilime ihtiyaç bulunmaktadır.

İktidar Arzusu

Komünistler, arzulu bir şekilde iktidarı istediklerinden ötürü özellikle de her tür iktidarın kirli olduğunu düşünen çevreler tarafından sıklıkla eleştirilirler. Bu yeni bir şey değildir. Fakat burada dikkat çekici bir çelişki durumu kendini gösterir. Çünkü bu eleştirileri yapanların azımsanmayacak bir kesimi, mevcut sistemin, yani burjuvazinin diktatörlüğü altında sistematik bir şekilde bastırılmaktadır. Savundukları ideoloji ve düşünsel konumlanmaları “iktidarın kirliliği ve bozuculuğu” ile kendilerini sisteme muhalif gösterirken, öte yandan tam da sistemin çizmiş olduğu sınırların ötesini göremeyen, bunun ötesinde köklü değişiklikleri gerçekten hayal dahi edemeyen bir kısıtlılık içinde kalmalarına vesile olur.

İktidarı hedeflemek içi boş bir tutku veya hırs meselesi değildir. Komünistlerin iktidarı almaları ve tamamen farklı bir devlet uygulaması olan proletarya diktatörlüğünü kurmaları, yukarıda bahsedilen hedeflerin gerçekleşmesi için kritik önemdedir. Bütün insanlığın özgürleştirilmesi sürecindeki çok yönlü stratejik çalışmanın gerçekleşmesi için bu gereklidir. Doğru temelde ve rehberlikte gerçekleşecek gerçek devrimlere ve gerçek sosyalist ülkelere duyulan ihtiyaçtan ötürü bu gereklidir.

Devrimden sonra, bir yandan proletarya diktatörlüğünü korumanın ve burjuvazi üzerinde çok yönlü diktatörlük uygulamanın zorunluluğu ve hayati önemi bulunmaktadır. Çin’deki Kültür Devrimi sürecinin öne çıkan teorisyenlerinden Zhang Chunqiao, bu meseleye ilişkin şu önemli soruyu sorar;

“Mesele bu şekilde anlaşılmazsa, Marksizm teorik ve pratik açıdan kısıtlanır ve çarpıtılırsa, proletarya diktatörlüğü boş bir deyişe çevrilirse ya da burjuvazi yalnızca bazı alanlarda engellenir, proletarya diktatörlüğü de yalnızca belirli bir aşamada, örneğin mülkiyet sisteminin dönüşümü öncesinde uygulanır fakat sürecin her aşamasında uygulanmazsa, bu durum burjuvazinin “müstahkem köylerine” dokunmadan burjuvazinin tekrar genişlemesini ve kendini yeniden üretmesini sağlamaz mı?” [1]

Öte yandan, devamlı bir koruma ve bastırma yönü ile komünistler varmak istedikleri hedeflere ulaşamazlar. İktidarı almak kadar iktidarı kullanmak da çelişkilerle olduğu haliyle yüzleşme ve bütün bunları kitlelerin katılımı ile çözme sanatıdır. Yeni Komünizm’in mimarı Bob Avakian, bu karmaşık ve zorlu çelişkinin nasıl ele alınabileceği doğrultusunda şu önemli vurguyu yapar:

“Bir yandan, proletaryanın iktidarını korumak ve düşmanları tarafından bu iktidarın devrilmesine izin vermeme gerçeği -ya da çelişkisi- açık bir şekilde belirleyici bir meseledir, bu bir ölüm kalım meselesidir. Bu temelden taviz verilemeyecek bir meseledir. Ancak öte yandan, bunun nasıl yapıldığı, bunu yapmanın yolları ve yöntemleri, proleter devletin niteliksel olarak farklı bir devlet türü olduğunun bir ifadesi olmalıdır. Proletarya ve onun öncüleri ve onun siyasi temsilcileri iktidar oldukları zaman, herhangi bir sömürücü sınıfın kullandığı aynı araçlar ve yöntemler uygulanamaz.” [2]

Bob Avakian’ın bu önemli vurgusu, özellikle de geçmiş sosyalizm pratikleri göz önünde bulundurulduğu zaman her zaman yaratıcı, derinlikli ve kapsamlı bir şekilde uygulanamamıştır. Ve proletarya diktatörlüğünün korunması ile geniş halk kitlelerinin tüm sömürücü ilişkilerden ve gerici fikirlerden özgürleştirilmeleri süreci arasında diyalektik ilişki çoğunlukla doğru şekilde yönetilememiştir. Bu noktada Mao’nun öneminin ve katkılarının altını çizmek gerekir. Bob Avakian’ın da belirttiği gibi;

“Mao, özellikle Kültür Devrimi yoluyla bu meseleyle boğuşuyordu. Kendisinin de söylediği gibi, bu çelişki ile başa çıkmanın araçları ve biçimleriyle boğuşuyordu. Büyük Proleter Kültür Devrimi büyük ölçüde bu önemli meseleye bir cevaptı. Kültür Devrimi, bu çelişkilerin bazılarıyla başa çıkmanın bir aracı ve biçimiydi… Kültür Devrimi, siyasi iktidar organları ve proletarya diktatörlüğüne karşı çıkanların baskılama yöntemlerini agresifçe kullanmadan -diktatörlük dizginlerini bırakmamaktan- çok farklı bir yaklaşımı temsil ediyordu. BPKD sırasında, sınıf düşmanlarını bastırmak için devlet iktidarının organlarının kullanılmasına devam edilirken, aynı zamanda BPKD sürecinde gerçekleştiğini ve karakterize olduğunu bildiğimiz bütün bir kitle ayaklanmaları ve mücadelelerin gelişimi vardı.” [3]

Toplumu geriye çeken baskıcı ilişkilerin ortadan kaldırılması, halk kitlelerinin sömürücü iktidarlar tarafından devamlı olarak baskılanan potansiyelinin açığa çıkarılması ve toplumun her alanında çok yönlü gelişimlerinin maksimize edilmesi, insanları birbirleri ile kısır bir rekabete sürükleyen düşünce kalıplarının sökülüp atılması için iktidara, yeni tipte bir devlet biçimine, proletarya diktatörlüğünün korunmasına yakıcı bir ihtiyaç bulunmaktadır. Amacı sınıfları ve sınıfları ortaya çıkaran koşulları ortadan kaldırmak olan bu özel aygıt, geniş halk kitleleri için “kirli” değil aksine oldukça “yararlı” ve “destekleyicidir”. Fakat bununla birlikte, Bob Avakian’ın da belirttiği gibi, bu aygıt eski sömürücü sınıfların aygıtının bir kopyası veya ismi değiştirilmiş bir hali olamaz.

Zaferin Meyveleri

Bu noktada bir kez daha yukarıda bahsettiğim The Twilight Zone bölümüne gelmek istiyorum. Devrik diktatör ile devrimin önderi Clemente arasındaki tartışmanın bir yerinde, elleri kelepçeli devrik diktatör alaycı bir şekilde şunu söyler: “Bu odaya, şu halka bir bak! Sence bunlar zaferin meyveleri mi? Bu sadece bir mirastır Clemente!”

Burada yoğunlaşmış çok ciddi bir çelişki bulunmaktadır. Halk düşmanı devrik diktatörün bu sözlerinde belirli bir haklılık payı vardır, fakat aynı zamanda idealize edilmiş bir yön de mevcuttur. Devrimler verili koşullar içinde gerçekleşir ve kurulacak olan yeni iktidar önceki toplumdan devir alınan, yine verili bir bağlam içerisinde hayata geçer. Komünistler üzerinde hareket ettikleri zeminin yapısını -devrime katılan kitleler de dahil olmak üzere toplumun gerçek durumunu, eski toplumda ve dünyada egemen fikirlerin etkisindeki halk kitlelerinin karmaşık durumunu- ve gerçek sınırlarını bilmek ve bunu dönüştürmek zorundadır. Bununla birlikte “zaferin meyveleri” metaforunda da belirli bir sınırlılık bulunmaktadır. Zafer yalnızca bir hamlede ve bir hediye kazanma yönelimi ile elde edilecek türden bir şey değildir. Esas olarak, komünistler için iktidarın alınması mutlak bir zafer de değildir. Bu yalnızca uzun bir yürüyüşün kritik, fakat son tahlilde pek çok adımından yalnızca biridir.

Bir kez daha belirtmek gerekiyor. Devrime hazırlanmak ve bunu gerçekleştirmek de dahil olmak üzere, komünizm hedefine doğru kitlelere canlı bir şekilde rehberlik edecek ve toplumun çok renkli ve çok canlı bir şekilde mayalanmasının koşullarını her seferinde yaratacak kökten farklı ve çok daha iyi bir iktidar aygıtına ve bu aygıtı bilimsel temelde kullanacak bir önderliğe ihtiyacımız bulunuyor.

Bob Avakian’ın mimarı olduğu komünizmin yeni sentezi “Yeni Komünizm”, işte böylesi zorlu bir çelişkiyi çözümlemektedir. Sağlam çekirdek ve sağlam çekirdek temelinde bir hayli esneklik modellemesi, bu sistem sınırları içinde kalmak istemeyen, bu sistemi gerçekten devirmek ve yeni bir yönetim biçimi kurmak isteyen herkesin derin bir şekilde öğrenmesi gereken, çok farklı bir pratiği ve yaklaşım biçimini belirleyen bir yeniliktir. Bob Avakian’ın bu modellemesi 2018 yılında El Yayınları tarafından basımı yapılan “Yeni Komünizm: Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik” ve Yordam Yayınları’ndan basımı gerçekleştirilen “Kültür, Sanat, Bilim ve Felsefe Üzerine Gözlemler” çalışmaları içinde bulunabilir. Ayrıca Bob Avakian’ın yazarı olduğu “Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa (Tasarı Önerisi)” başlıklı çalışma, bu modellemeyi içeren kökten farklı yeni bir sosyalist toplumun işleyiş biçimini somutlaştırması açısından vizyoner ve ufuk açıcı bir çalışmadır.

Bütün bu çalışmalar ve Bob Avakian’ın bu makalede ele alınan iktidar meselesine yönelik diğer analizleri yenikomunizm.com ve İngilizce bilen okurlar açısından revcom.us web sitesinden incelenebilir.


Referanslar:

[1] Chunqiao, Z., 2019. Seçme Makaleler. Burjuvazi Üzerinde Çok Yönlü Diktatörlük Uygulanması Üzerine. A. Arslan (Çev.), İstanbul: El Yayınları. s.88.

[2] Avakian, B., 2003. Proleter Demokrasi ve Proletarya Diktatörlüğü Üzerine: Öncü Toplumun Kökten Farklı Bir Görünümü. Bu makale Bob Avakian’ın “İki Büyük Kamburu Aşmak: ‘Dünyayı Fethetmek’ Üzerine Daha Fazla Düşünce” başlıklı bir konuşmadan alınmıştır ve Revolutionary Worker’ın 1224 nolu sayısında yayınlanmıştır. Kaynak için bkz: https://revcom.us/a/1224/2hdem11.htm

[3] Üstte age.

Avatar

The proletarians have nothing to lose but their chains.They have a world to win! Twitter: @RajkoTomas

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER