Yeni Komünizm

“Kasım Süleymani, İstilacı Emperyalist Bir Ülkenin Faşist Başkanı Trump’ın Emriyle Öldürülmüş Gerici İslamcı Bir Rejimin Askeridir”

BAsics

Editörün Notu: Aşağıdaki açıklama Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ardından İran’da yeni sosyalist bir cumhuriyet kurmak için mücadele eden İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist) tarafından yapılmış ve revcom.us web sitesinde 13 Ocak 2020 tarihinde yayınlanmıştır. Açıklamanın kaynağı için bkz: https://revcom.us/a/630/statement-from-the-communist-party-of-iran-en.html


İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist)’in Açıklaması:

“Kasım Süleymani, İstilacı Emperyalist Bir Ülkenin Faşist Başkanı Trump’ın Emriyle Öldürülmüş Gerici İslamcı Bir Rejimin Askeridir”

Çin devriminin ve uluslararası komünist hareketin önderi Mao Zedong, iyi bilinen bir ifadesinde bazı ölümlerin bir dağdan daha ağır ve bazı ölümlerin de bir tüyden dahi daha hafif olduğunu söylemiştir. İran’da, geçtiğimiz Kasım ayındaki ayaklanmalarda binlerce genç erkek ve kadının ölümü bu ilk kategoriye aittir, Donald Trump’ın öldürülmesini emrettiği Kasım Süleymani’nin ölümü ise şüphesiz ikinci kategoridedir. Kasım Süleymani’nin faşist Trump’ın emriyle öldürülmesi, kendisi tarafından işlenen savaş suçlarını veya sokaklarda rejimi protesto eden aç insanlara ateş açıp öldüren baskıcı güçlerin (İran’ın pek çok kentinde) işlediği savaş suçlarını silemiyor.

Hamaney, Süleymani için üç günlük ulusal yas tutulması çağrısında bulunurken, Kasım ayındaki isyanın şehitleri ya gizlice gömülüyor veya işkence gören bedenleri, köprü altlarında veya çöplüklerin arkasındaki bataklıklarda bulunuyor. Birçoğu halen kayıp durumda, binlerce kişi tutuklandı ve binlercesi işkence altında tutuluyor. Hamaney, sokak çatışmalarında hayatını kaybeden kişilerin akrabalarının şehit olan sevdiklerinin ölümünü anabilmeleri için tören dahi düzenlemelerine izin vermiyor, çünkü rejim eğer buna izin verirse İran sokakların kesintisiz şekilde halk tarafından doldurulacağını, yüzlerce protestocunun sürüldüğü ve gözyaşları içinde makineli tüfekle öldürüldüğü Mashar’da, Khuzestan halkının ayağa kalkacağını, halkın bu öfkesinin rejime karşı daha da şiddetleneceğini çok iyi biliyor.

Ve şimdilerde İran’ın sefil rejimi, Süleymani için düzenlediği yas törenleri ile, faşist Kasım Süleymani’nin Trump gibi daha büyük bir kabadayı faşist tarafından öldürülmesini, halk kitlelerinin Kasım ayındaki isyanlarda dökülen kanlarını yıkayıp beyazlatmak için bir etkinliğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Süleymani, Kasım isyanında halkın kitlesel olarak vurulmasını emretmemiş olabilir, ancak Kudüs kuvvetindeki adamlarına ve Irak’taki iştiraklerine, Ekim ve Kasım 2019 ayaklanmalarında ülkedeki Iraklı protestocuları öldürmek üzere ateş etmelerini emretmişti.

Bunun olmasına izin vermeyeceğiz; bu rejimin kendini meşru göstermesine ve kendini haklı çıkarmak için mafyatik içeriklerini ABD emperyalizmiyle birlikte kullanmasına izin vermeyeceğiz!

Süleymani’nin Trump’ın emriyle suikaste uğramasının ardından, “iki miadı dolmuşların” -gerici İslamcı rejim ve emperyalist ABD’nin- entelektüel dalkavukları halkı bu iki model arasına, yani İran İslam Cumhuriyeti ve ABD emperyalizminin arasında kutuplaştırabilmek için yeni bir kampanya başlattılar. İslam cumhuriyetinin dalkavuklarından bazıları Kasım Süleymani için “İran’ın değerli evladı” diyerek şiir okudular.  Trump’ın dalkavukları ise Süleymani’yi öldürdü diye kendisine bir yığın övgü yağdırdı. Bunlar aynı aptallığın iki kutbudur ve eşit derecede kirli ve suçludurlar: Bunlar Şii İslam İmparatorluğunu “emperyalizme karşı direniş” adı altında yıkayıp yağlayanlardır; aynı şekilde Trump’ın “Önce Amerika Gelir!” ifadesinin faşist doğasını görmeyerek, çocukları kafese tıkmada ustalaşmış Trump’tan “İran halkının İslam Cumhuriyeti’nin pençelerinden kurtarılmasını” talep etmektedirler.

İran İslam Cumhuriyeti ve ABD: Irak Üzerindeki Gerici Rekabet

Geçmişte de yazdığımız gibi, “İslam Cumhuriyeti’nin hayatına devam etmesi, Orta Doğu’nun çalkantılı sahnesinde önemli bir oyuncu olmaya bağlıdır ve bu bakımdan büyük askeri ve siyasi kumar oynamaya devam edecektir”.

Geçtiğimiz 21 yıl boyunca, Kasım Süleymani ve onun komutasındaki Kudüs Gücü bu olayda merkezi bir rol oynamıştır. En sonunda bu kumarlardan birinde öldürüldü. Ölümünden önce Kasım Süleymani, İslam Cumhuriyeti’nin Irak üzerindeki etkisini sürdürmek için çok yönlü bir kampanyaya katılmıştı. Şunları yaptı:

1) Son aylarda Irak’ı kaplamış olan protesto dalgalarında halkın acımasızca bastırılmasına ve açık kan dökülmesine başvurarak sona erdirmek,
2) Kudüs Gücü’ne rakip olan Şii milisleri birleştirmek için (bu amaçla Muqtada al-Sadr’ı Tahran’a Hamaney ile buluşmaya getirdi),
3) Irak yönetimine, askeri ve güvenlik / istihbarat pozisyonlarına yerleştirilmiş Kudüs Gücü’ne bağlı kişileri tutmak için Irak hükümetine baskı yapmak (“Yeşil Bölge” ve Bağdat Havalimanı’ndaki kilit görevler dahil),
4) Irak parlamenterlerini “ABD’nin Irak’tan çekilmesi” için oy kullanmaya zorlamak.

Kasım Süleymani son çabalarıyla ve Şam ile Bağdat ve Tahran arasında mekik dokuyarak İslam Cumhuriyeti’nin Irak’taki nüfuzunun çökmesini önlemeyi amaçlamıştır – bu durum Irak rejimine ve İran İslam Cumhuriyeti’nin etkisine karşı ülke genelinde geçen Ekim ayında başlayan kitlesel protestolardan bu yana yükselen bir eğilimdir. Kudüs Gücü’nün kalesi sayılan Necef gibi şehirler de dahil olmak üzere kitlesel protesto dalgaları her yere yayılmıştı. Necef İslam Cumhuriyeti Başkonsolosluğu birkaç kez ateşe verildi. Bağdat’ta meydanları ve köprüleri işgal eden protestocuların genel duygusu, hükümetin yolsuzluğunu, işsizliği ve İran rejiminin Irak’ın iç işlerindeki etkisini protesto etmekti. Sonuç olarak yüzlerce insan Irak güvenlik güçleri tarafından ve İran’ın desteklediği Hashd el-Shaabi tugayları ve Kudüs Gücü tarafından öldürüldü. Bu direniş halen devam ediyor. Bu halk ayaklanması aynı zamanda Irak Şii hükümetinin saflarındaki çatlakları ve ayrışmaları da derinleştirdi ve tüm hiziplerinin meşruiyetini yok etti. İran’ın bu hükümetteki müttefikleri bile protestocuların öldürülmesiyle ilgili olarak “kaygı verici ve iğrenç” ifadelerini kullanarak kendilerini İslam Cumhuriyeti’nden aceleyle uzaklaştırmaya çalıştılar.

ABD hükümeti bu gelişmeden son derece memnundu ve bu durumu İran’ın Irak’taki etkisini azaltma ve Kudüs Gücünü o ülkedeki denklemlerden çıkarma fırsatı olarak gördü. 29 Aralık 2019’da ABD, Kuzey Irak’ta El-Anbar eyaletinde Kata’ib Hizbullah’a (doğrudan Kudüs Gücü komutasındaki Şii milislerin bir koluna) karşı hava saldırıları düzenledi (bildirildiğine göre en az 25 kişiyi öldürdü ve 55 kişi daha yaralandı). Roket yağmuru bu grubun karargahına düştükten sonra, İslam Cumhuriyeti ve özellikle Hamaney, olayı Irak şehirlerindeki İran karşıtı dalgayı Amerikan karşıtı bir dalgaya dönüştürmek ve Kudüs Gücü için meşruiyeti geri getirmek için kullanmak istedi. Hashd al-Shaabi, 31 Aralık’ta Bağdat’ın korumalı “yeşil bölgesinde” ABD büyükelçiliğine saldırı ile sonuçlanan bir “misilleme” emri çıkardı. Şii milisler bölgeye kolayca girdiler. Ancak bu “güç gösterisinin” Irak’taki siyasi iklim üzerinde fazla bir etkisi olmadı ve İslam Cumhuriyeti bundan çok fayda sağlamadı. ABD’nin esas operasyonu, Kasım Süleymani Şam’dan bir uçuşla Lübnan Hizbullahından ortaklarıyla Bağdat’a geldiğinde ve kıdemli Hashd el-Shaabi liderlerinin onları almaya gelmesiyle gerçekleşti.

Süleymani’nin İslam Cumhuriyeti’ndeki Rolü

Kasım Süleymani, İslam Cumhuriyeti’nin denizaşırı nüfuzunu genişletme politikasının uygulayıcısıydı. İslam Cumhuriyeti’nin ayakta kalması bu politikanın devamına bağlıdır – sözde “İran sınırlarının güvence altına alınması” nedeniyle değil, İslam Cumhuriyeti sadece İran sınırları içinde teokratik bir rejim olmadığı için, bu bölgedeki gerici İslamcı hareket ve İran politikası kavramsallaştırıcılarının dediği gibi diğer “İslam şehirleri” “İslam Metropolüdür”. Amacı İran’daki devlet gücünü İran’ın ötesinde bir bölgede İslam İmparatorluğu kurmak için kullanmaktı. Bu vizyon İslam Cumhuriyeti’ni yalnızca bölgesel bir baskı gücüne dönüştürmekle kalmadı, aynı zamanda İran’ın içindeki Şeriat hukukunun faşist dayatmasını da artırdı. Bu vizyon, İslam Cumhuriyeti rejiminin İran’ı diğer tüm “İslam şehirleri” için bir rol modeli haline getirmesini gerektiriyor. Bu gerici görev, Kudüs Gücü’nün İran sınırlarındaki savaşlarını ve İran’ın sınırları içindeki halk kitlelerinin katledilmesini teşvik ediyor.
Ortadoğu’daki savaşlar, kuşkusuz ABD emperyalizminin ve müttefiklerinin istilalarının sonucu olmuştur – özellikle ABD’nin 2001’de Afganistan’ı, daha sonra 2003’te Irak’ı işgal etmesinden bu yana bu durum böyledir. Ancak İslam Cumhuriyeti, bu savaşların yayılmasında önemli bir rol oynamıştır ve Şii milislerini geliştirmek ve genişletmek için bir alan yaratmaya çalışmışlar ve böylece ABD’nin Irak, Afganistan ve Ortadoğu’nun başka yerlerindeki askeri ve güvenlik güçleriyle el ele vermişlerdir. 2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgal etmesinin ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından, Sünni Araplar arasında ABD ordusuna karşı büyük ayaklanmalar yaşandı ve bu ABD ordusu tarafından zalimce bir baskı ile ele alındı, ancak bu baskıda özellikle Kudüs Gücü ve genel olarak İran İslam Cumhuriyeti ABD’ye yardım etti. 2007-2008 yıllarında Irak’taki iç baskılar boyunca Şii milisleri ve özellikle Kata’ib Hizbullah, Kasım Süleymani önderliğinde kuruldu. Kudüs Gücü ve Kata’ib Hizbullah’ın Bağdat Üniversitesi’ndeki Sünni elitlerin ve aydınların suikastındaki rolü yeterince açıklanmadı. 2011’den sonra Kata’ib Hizbullah, Suriye’deki “Arap Baharı’nın” kanlı şekilde bastırılmasında ve Beşar Esad rejiminin iktidarda korunmasında belirleyici bir rol oynamıştır. Bu nedenle, İslam Cumhuriyeti ve Kasım Süleyman’ın “anti-emperyalizmi” oldukça “durumsal” ve tamamen aldatıcı olmuştur.

Daha Yıkıcı Savaşlar Ufukta Görünüyor

İslam Cumhuriyeti ile ABD arasındaki çatışma eskidir, ancak Beyaz Saray’ın faşist bir rejim tarafından işgal edilmesiyle, bu çelişki yeni bir hal aldı ve geçmişten niteliksel olarak farklı bir bağlamda gelişmektedir.

Trump rejimi, tüm uluslararası antlaşmaları ve anlaşmaları çöpe atıp küresel ilişkilerde yeni normlar oluşturmak amacıyla agresif dizginsiz bir kabadayı görevi görmektedir ve bu durum aynı zamanda İran İslam Cumhuriyeti ile ilişkileri de kapsıyor. Trump rejimi altındaki ABD emperyalizmi, bu “yolu” yurt içinde ve yurt dışında karşılaştığı zorlukları aşabilmek için izlemektedir. ABD emperyalizminin dünyadaki “tek ve tartışmasız süper güç” statüsü sarsılmıştır ve şimdi diğer emperyalist güçlerin öne çıkmasıyla, yani Avrupa Birliği, Rusya ve özellikle de Çin’in öne çıkışı ile ekonomik, siyasi ve askeri zorluklarla karşı karşıya kalmış bulunuyor. Bu arada İslam Cumhuriyeti, emperyalist güçler arasındaki çatlaklar ve anlaşmazlıklar içinde manevra yaparak hayatta kalmayı sağlamaya çalışıyor. ABD’deki Trump/Pence rejimi, burjuvazinin “geleneksel” düzenini altüst ediyor ve İran’daki teokratik-faşist rejim, emperyalizme bağımlı bir kapitalist sistemin üstünde oturuyor. Ancak bunların hiçbiri kapitalist-emperyalist sistemin işleyişi için “yama” olarak kabul edilemez. Bunlar yalnızca dünya kapitalist sisteminin dünya halklarının çoğunluğunun çıkarına karşı olduğunu gösterir.

Amerikan emperyalizmi ve İslam Cumhuriyeti, İran ve Ortadoğu’daki halkların düşmanlarıdır. Aralarındaki çelişki, denklemin her iki tarafında tamamen gerici ve asalak bir karaktere sahiptir ve Orta Doğu halkları için muazzam acıların üremesinin kaynağı olmuştur. Avakian Yoldaş bu çelişkiyi şu şekilde kavramsallaştırdı:

“…bunlar insanlığın sömürgeleştirilen ve ezilen ve tarihsel olarak miadı dolmuş katmanlarına karşı, emperyalist sistemin tarihsel olarak miadı dolmuş egemen sınıfı şeklinde bulunurlar. Bu iki gerici kutup birbirlerine karşı olsalar da aslında birbirlerini güçlendirirler. Eğer bu “miadı dolmuşlardan” birinin yanında yer alırsanız, en sonunda ikisini de güçlendirirsiniz. Her ne kadar bu çok önemli bir formülasyon olsa ve dünyanın şu evresinde süreçleri yöneten dinamikleri anlamak açısından kritik olsa da, aynı zamanda bu “tarihsel olarak miadı dolmuşlardan” hangisinin daha büyük zarar verdiği ve insanlığa karşı daha büyük tehdit oluşturduğu konusunda açık olmamız gerekiyor: Bu da, tarihsel olarak miadı dolmuşlardan emperyalist sistemin egemen katmanıdır, ve özellikle de ABD emperyalistleridir.” – Bob Avakian (Başka Bir Yolu Öne Sürmek, Revolution #86, 29 Nisan 2007)

Geçtiğimiz 40 yıl içinde İslam Cumhuriyeti, ABD’ye karşı “bağımsızlık” elde ettiğini iddia eden çok sayıda tumturaklı açıklama yaptı. Fakat giderek İran ekonomisini ABD diktatörlüğüne bağladı; dolayısıyla ülkeyi ve insanları ABD’nin zalim ekonomik yaptırımlarına maruz bıraktı. Yalnızca İran İslam Cumhuriyeti değil, genel olarak İslamcı köktenciler emperyalist ilişkiler çerçevesinde iktidar elde etmeyi amaçlayan tabakaların ve sınıfların çıkarlarını temsil ederler ve bu amaçla Orta Doğu’daki halk kitlelerinin ABD emperyalizmine karşı nefretini kötüye kullandılar. İslam Cumhuriyeti ve Amerikan emperyalizminin kullandığı araçlar, halk kitlelerine karşı derin bir nefreti yansıtmaktadır.

Hiçbir gerici rejimin saldırganlık, katliam ve yağmalarda ABD emperyalizmin yanına yaklaşmayacağını söylemeye gerek bile yok. ABD ordusunun Irak ve Ortadoğu’daki hedefi, tüm dünyaya hakim olmak için önemli stratejik ve jeopolitik bir bölgeye hakim olmaktan başka bir şey değildir. ABD, bu ülkelerin halklarını ve kaynaklarını yağmalamak için Orta Doğu’dadır. ABD, Çin, Avrupa, Japonya ve Rusya’nın emperyalist güçlerini kendi küresel hegemonyasına tabi tutmak için Orta Doğu’dadır. ABD, İslam Cumhuriyeti’ni ve bölgedeki diğer gerici rejimleri çıkarlarına boyun eğdirmek amacıyla Orta Doğu’dadır. Ancak mesele şu ki ABD ve İslam Cumhuriyeti ile Orta Doğu’daki savaşlar bir “sistemin” ürünüdürler. Sistemin tepesinde oturan ABD emperyalizmidir, ancak bu gerçek İslam Cumhuriyeti’ni daha az suçlu hale getirmez, ya da mümkün olan en kısa sürede devrilmesi gerektiğini daha az önemli hale getirmez.

Kuşkusuz Trump, ABD egemen sınıfındaki diğer fraksiyonlarla çelişkilerini ilerletmek için Süleymani suikastinden ve İslam Cumhuriyeti’ndeki gerginliklerden en iyi şekilde yararlanmaya çalışacak ve hatta İran’a karşı geniş çaplı bir savaşla ABD içindeki faşist rejimini meşru hale getirmeye çalışacaktır. ABD’deki Demokrat Parti’nin bazı üyeleri, Kasım Süleymani’nin öldürülmesini çoktan “çakmak kutusuna dinamit atmaya” benzetmiş bulunuyor. Tüm bunlar gerçektir ve Orta Doğu’daki kaos ve yıkıcı türbülansların girdabı daha da hızlı dönecektir. Sorulması gereken şudur: İran ve Irak’ta, ABD’de ve tüm dünyada halklar için çözüm nedir?

Orta Doğu’daki gerici ve emperyalist savaşların durdurulmasını talep eden bir dünya hareketinin ortaya çıkması -tıpkı çevrenin yok edilmesine karşı küresel hareket gibi- acildir. Afganistan, Irak, İran, Lübnan ve Suriye’den ABD, Mısır, Hong Kong ve Moskova’a kadar kitleler bir araya gelmeli ve bu savaşların devamına ve genişlemesine hoşgörü göstermeyeceklerini beyan etmeli ve ABD emperyalistleri, İran İslam Cumhuriyeti ve bölgedeki İslami savaş ağalarını da içeren diğer gerici rejimler tarafından izlenen her şeye bir son vermeye kararlı olmalılar. Daha spesifik olarak, İran’daki İslam Cumhuriyeti’ne karşı kitle mücadelesi ile ABD’deki faşist Trump/Pence rejimini aşağı indirmek için kitle mücadelesi arasında politik ve pratik bir bağlantı/birlik kurulmasına ihtiyaç vardır. Bu durum, Ortadoğu’daki savaşlara etkili ve ilham verici bir direniş için dinamik bir faktör olacaktır.

Savaşlara karşı kitlesel ve küresel direniş esastır, ancak bu savaşlar çok daha derin bir problemin ürünüdür. Dünyadaki durum sadece İran’ın değil, tüm insanlığın önemli bir kavşakla karşı karşıya olduğu bir noktaya ulaştı: dünya kapitalist sisteminin işleyişinden kaynaklanan yıkıcı sonuçlarla yüzleşmek ya da komünist devrimler yoluyla bu sisteme son vererek insan toplumunun gidişatını, şu an olduğundan milyonlarca kat daha iyi olacak bir geleceğe dönüştürmek.

Mevcut durumun nasıl gelişeceği, hangi inişler, kıvrımlar ve dönüşlerden geçeceği ve bunun sonucunun ne olacağı çeşitli faktörlere bağlıdır.

Ancak halkın ve partimizin (İran Komünist Partisi/MLM) özgürlüğü, İran İslam Cumhuriyeti’nin devrimci şekilde devrilmesinin örgütlenmesinden ve İran’ın Yeni Sosyalist Cumhuriyeti’nin kurulmasından ve aynı yolun bölgenin diğer herhangi bir bölümde açılmasına yardım etmekten geçmektedir.

ABD gibi bir ülkede Devrimci Komünist Parti ABD’nin önderliğinde bu yolun  güçlendirilmesinin, baskı ve zulüm dünyasının gerçek bir devrimle alt edilmesinin tüm dünyadaki insanların morali ve vizyonu üzerinde derin bir etkisi olacaktır. Bu vizyon ve “Yeni Komünizm” pusulası ile, kıvrımlar, dönüşler ve çalkantılı yollardan kurtulup radikal olarak farklı bir geleceğe doğru yolumuzu açmaya çalışıyoruz. Geç kalmayalım, anı yakalayalım!

Devrim, Daha Azı Değil!

Kahrolsun emperyalist ve gerici savaşlar!

Kahrolsun İran İslam Cumhuriyeti – Kahrolsun ABD Emperyalizmi!

Yaşasın Enternasyonalist Birlik!

İran’da Yeni Sosyalist Cumhuriyeti İçin Komünist Devrim’de İleri!

İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist)

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER