Yeni Komünizm

“Makul Kürt” ve Kürt Ulusunun Baskı Altına Alınması

BAsics

Çok uzak bir “tarih okuması” yapmaya gerek yok. AKP’nin son 10 yıllık “Kürt açılımı” ve buna paralel giden Kürt ulusunun boğazlanmasının en caniyane biçimlerine hep birlikte bakalım:

Roboski Katliamı: 28 Aralık 2011 Türk savaş uçakları, 34 insanın bedenini bombalarla paramparça etti.

Suruç Katliamı: 20 Temmuz 2015’de Rejimin beslediği, göz yumduğu ve dönem dönem kendi “kirli işleri” için kullandığı cihatçı köktenci dinciler, Rojava’da çocuklar için çocuk parkı ve kreş yapmak isteyen çoğunluğu genç 34 insanı öldürdü.

Paris Suikastı: 9 Ocak 2013’de, MİT’in örgütlemesi sonucunda Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan katledildi.

Sur, Cizre, Nusaybin Katliamı: Devletin, Kürdistan’daki bir fiil baskı ve saldırılarına meşru bir şekilde karşı gelen gençlerin “öz yönetim” ilan etmesinin ardından, devletin otoritesinin sarsılması sonrasında, Kürt gençleriyle faşist rejimin kolluk güçleri arasında 7 ay süren çatışmalarda resmi rakamlara göre 3548 insan katledildi. Yine bu bölgelerde yaşayan 10 binlerce insan sürgüne gönderildi.

Ankara Katliamı: 10 Ekim 2015’de birçok sivil toplum örgütünün ve partinin çağrısıyla düzenlenen Barış Mitingi’nde, cihatçı köktenci dincilerin intihar saldırısı sonrasında, 107 kişi hayatını kaybetti ve 500’den fazla insan yaralandı. Olay yerine gelen polisler, yarılılara gazla müdahale etti!

Gaziantep Katliamı: 20 Ağustos 2016’da Şahinbey’de sokakta gerçekleşen bir Kürt düğününe, yine cihatçı gericiler tarafından düzenlenen saldırıda 59 kişi katledildi.

Newroz Katliamı: 21 Mart 2017 Newroz’unda, polis sokak ortasında Kemal Kurkut’u göz göre göre kurşunladı. Kemal’in katliamına yürekleri dağlayan 8 fotoğraf karesi tanıklık etti!

Bu aktardığımız olaylar basit bir “hasar tespit raporu” değildir. Türk Devletinin bugünkü rejiminin, bu devletin hakim ulus şovenizmi üzerine kurulu geleneklerine bağlı kalarak, Kürt ulusu üzerinde gerçekleştirdiği caniyane katliamların, insanlık dışı uygulamalarının sadece bir kesitine dair bazı örneklerdir.

“Makulun Çilesi”

İktidar tarafından “makul” görülmek zor bir durumdur. Zira, kime göre ve neye göre “makul” olacağınız sürekli olarak şekillendirilir ve sınırlandırılır. Devamlı olarak bir “yapısökümüne” maruz kalır. Derrida’dan alıntılayacak olursak eğer, “özünü düşünmeksizin sonunu düşünmek” gibi bir şeydir. Merkezinde hep bir “eksiklik” bir “karar vermezlik” vardır. Ne bir “kimliği” vardır, ne de “kimliksizliği” onaylar. Makul olan “araftadır”. Onun sınandığı yer “yerini bilmesi” ama “bildiği yerin” ise devamlı “yersizleştirilmesidir”. Gençliğin moda aforizmalarından birini kullanacak olursak; “ne çektin be, Makul”…!

Fakat burada esas problemin adını koymak gerekir. Esas problem “ben” olmayan “öznenin” kendisini nasıl tanımlayacağını bilememesi değildir. Tüm bu “özneleşme” ve “yeninden özneleşme” süreçlerinin neyin üzerinden yükseldiğidir. Verili hakim ilişkilerin niteliğinin ne olduğudur. Ve bu sıklıkla “unutulan” bir husustur. Bundan dolayı tüm problemler, “demokrasinin” işletilip, işletilmemesine ya da “radikalleştirilmemesine” indirgenir. Demokrasinin bir üst yapı kurumu olduğunu, egemen ilişkileri gizlemek ve “halkın iradesi” varmış gibi göstermek üzerine kurulu olduğu her zaman “tartışma dışıdır”.

Çok değil, geçen hafta, Ersin Korkut yapmış olduğu bir Youtube konuşmasından dolayı bu ülkedeki hakim ulus şovenizminin ana konusu oldu. Gerici şovenistler hep bir ağızdan “haddini bil”, “haddini bildirelim” diye sanal linç girişiminde bulundular. Korkut’un bu gericiler nezdinde “infial” yaratan sözleri ise bir cümleden ibaret: “Amed, başkentimiz, seviyoruz Amed’i”. Binlerce yıllık geçmişi olan bir şehrin Kürt’ler açısından birleştirici bir unsur olması ve özellikle de siyasi bir statüye gönderme yapması -başkent-, ezen ulus şovenizmi tarafından kabullenilmezdi. Güruhun hep bir ağızdan “şayet Kürt’lerin bir birlikteliği olacaksa, o da T.C’dir!” diyerek, kökleri bu devletin kuruluşunda yatan hakim ulusun “kırmızı çizgilerini” yeniden gösterdiler.

İrfan Aktan’ın gazeteduvar’daki [i] yazısında da söylediği üzere Ersin Korkut, şimdiye kadar bir “Kürtmüş gibi” veya “kökenli” yaşamış birisiydi. Bunun sayesinde kültür alanında kendine yer edinebilmişti. “Miş” gibi olmanın avantajlarını da kullanarak, hep bir “saf” ve “kurnazlık” ilişkisine dayalı yarattığı karakterle, uzun dönem kültür endüstrisinde yer edinebilmişti. Fakat söz konusu egemen ulus şovenizmi olunca, onca yıllık “saf” ve “kurnaz” karakter kimliği çok fazla bir işe yaramaz. Velhasıl “safça” bile olsa, aşılan sınırın “bedeli” ödenmesi gerekir. O yüzden Ersin Korkut’un, “özür dilemesi” ve “kurucu unsura” geri dönmesi ve “Başkentimiz tabi ki Ankara’dır” demesi, durumu düzeltmeyecektir. Aksine, bir “makul Kürt” olarak yeni koşulları kabul ettiği için hem “makullüğe” zorlayanlar daha fazlasını isteyeceklerdir hem de kazandığı Kürt kitlelerinin sempatisini de kaybedecektir.

 Bu ikilem, yani bir tarafta Kürt kitlelerini kaybetmeme diğer taraftan ise hakim ulus şovenizmine mavi boncuk dağıtma, “makul” olabilmenin bedelidir; “herkesten özür dileme” ama kimseye yaranamama. Ama son tahlilde, insanların bu denli acınası bir pozisyona düşmesini sağlayan, mevcut hakim ilişkileridir. Şüphesiz ki bu, insanların kendi rolleri olmadığı, bir “suçu” olmadığı anlamına gelmez. Lakin, az öncede söylediğimiz üzere, bu ilişkilerin neyin temelinde yükseldiği, insanların ruhlarının nasıl ezildiği ve neden buna zorlandıkları koşulları üzerine daha fazla ve daha derinden düşünmeye ihtiyaç vardır.

Hâkim Ulus Şovenizmi

Daha önceden de söylediğimiz üzere, şovenizm, bu ülkenin tarihsel olarak ortaya çıkış koşullarına ve gelişim dinamiklerine içkindir:

“Biraz daha derinlere inelim: Hakim ulus anlayışı -Türklerin kurucu unsur oldukları, diğer milletler karşısında üstün ve ayrıcalıklı oldukları, ayrıca Türkiye’nin diğer ülkelerden aslında çok daha güçlü ve çok daha değerli olduğu şeklindeki bariz şovenizm- bu sistemin başından itibaren tüm kurumlarına ve devam eden işleyişine yerleşiktir. Ve bu durum, şu ya da bu hükümete önderlik eden tekil kişilerin faşist ve ırkçı olmalarından ötürü -ki tamı tamına böylelerdir- kaynaklanmamaktadır. Irkçı ve faşist saldırılar, bu ülkenin tarihsel olarak gelişim zorunluluklarından ve dinamiklerinden kaynaklanır” [ii]

Hâkim ulus anlayışı, devletin kurucu unsurudur ve bu devletin yönetim biçimi -rejimi- ne olursa olsun, temel dayanaklarından biride, Kürt ulusunun baskı altına alınmasıdır. Zira, bu gerçekleşmediği takdirde, hakim sınıf ilişkilerinin çözülmesine neden olabilir.

Şovenizmin diğer bir boyutu ise inceltilmiş bir biçimde “Türkiye’nin hak ettiği yeri”, “demokratikleştirerek” sağlama girişimidir. Bu sistem, doğası ve işleyiş biçimi, kapitalist-emperyalist iktisadi ve siyasi koşullara entegredir. Sistemin her bir halkada işleyişinin özgüllüğü ve rölatif olarak bağımsızlığı olmakla birlikte, temelde böyledir. İnsanların ruhlarını ezen, un ufak eden, milyonlarca insanı, çocuğu açlıktan öldüren ve yüz milyonlarcasını sefalete sürükleyen, kadınları ve LGBTQ bireyleri ataerkil ilişkiler içerisinde baskıya ve sömürüye tabi tutan, insanları evlerinden sürerek göçe maruz bıraktıran, doğayı talan edip, geri dönülemez bir eşiğe vardıran bu kapitalist-emperyalist dünya sistemi içerisinde talep edilen “demokratik Türkiye” illüzyonu, Kürt ulusunun baskılanması ve gadre uğratılması olmadan gerçekleştirilemez. Bu sistemi, onun yapısını ve işleyişini, neyin üzerinden yükseldiğini ve neyi güçlendirdiğini tartışmaksızın ve bunlara radikal ve köklü çözümler üretmeksizin, bu inceltilmiş şovenizmden kurtulmak mümkün değildir.

Sonuç Olarak

Şüphesiz ki “makul” ya da mağdur Kürt arasında temelden bir farklılık vardır. Rejime ve onun tehditlerine boyun eğenle, her ne pahasına olursa olsun, rejimin suçlarına karşı direnen, özgürlük isteyen insanların temelleri ve yönelimleri aynı değildir. “Önce ben” deyip, başkalarının üzerine basa çıka, öne geçmeye çalışanlar, ruhları ezilmiş, değersizleştirilmiş ve insandışılaştırılmışlardır. Bununla birlikte, tüm yaşananlar bu sistemin kalbinde gerçekleşmektedir. Kapitalist üretim ilişkilerinin ve bu temelde yükselen hakim ulus anlayışının, insanları “hayatta kal ya da öl” koşullarını dayattığı ve birçok insanı buna mahkum ettiği gerçekliğinin görülmesi gerekir. Daha güzel günleri arzulayan ve evet bunun mümkünlüğünü görenlerin, sorunun kökünde yatan çelişkileri ve bunların aralarında örüntüleri daha iyi görmeleri gerekir.


Referanslar:

[i] https://www.gazeteduvar.com.tr/ersin-korkut-yalnizligi-makale-1518948

[ii] http://yenikomunizm.com/fasizm-ve-linc-kulturu-tum-bunlarin-olmadigi-bir-dunya-icin-gercek-kurtulus/

Mehmet Seyhan

"Bilgi kuramınızın ne olduğu ve hakikat belirlemeye nasıl devam ettiğiniz meselesi -veya objektif realite olarak neyi düşündüğünüz- meselesi, bilimsel bir yaklaşıma sahip olup olmamanız açısından oldukça önemlidir ve merkezi konumdadır" - Bob Avakian

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER