Yeni Komünizm

Mental Kölelikten ve Tüm Baskılardan Kurtuluş Üzerine

BAsics

Editörün Notu: Aşağıdaki makale, Bob Avakian’ın 4 Mayıs 2020 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmış yazısının çevirisidir. Okurlarımızın dikkatine sunarız.

Kaynak için bkz: https://revcom.us/a/646/bob-avakian-on-emancipation-from-mental-slavery-all-oppression-en.html


1863’te Amerikan İç Savaşının ortalarında, Abraham Lincoln nihayetinde Özgürlük Bildirgesi’ni yayınlamıştı ve İç Savaşın bir sonucu olarak Siyahi halk resmi olarak, kelimenin tam anlamıyla fiziksel kölelikten azat edildi. Ancak bugün sorulması gereken soru şudur: Siyahi halk tüm kölelik ve baskı biçimlerinden nihai olarak ne zaman ve nasıl kurtulabilecek? Ve bu soru bizi doğrudan şu meseleye götürüyor:

Siyahi halk, dinin mental köleliğinden nihai olarak kendini ne zaman kurtaracak?!

Çok da uzak olmayan bir geçmişte, gerçekten sömürüsüz bir dünyanın olasılığını 1960 ve 70’lerde bu ülkede ve dünyada gerçekleşen çeşitli radikal ayaklanmalarda gördük. [1] Bu ülkede Siyahi halkın mücadelesi de bunların arasında ön saflardaydı. Bu mücadeleler karşı olduğu bu sistemin içerisinde daha da radikalleştikçe, sabırsız ve cüretkar Siyahi gençlikten güç alan Kara Panter Partisi gibi gruplar büyüdüler ve etkilerini artırdılar, Siyahilerin özgürleşme hareketi de çok daha ileri bir rol oynayarak güçlü pozitif bir role kavuştu. Ve çok geniş kapsamlı ve kuvvetli bir şekilde, çok uzun süredir devam eden bu kabusa yalnızca son vermenin gerekli olduğu değil, fakat aynı zamanda bunun yapılabilir olduğunun kanaati de oluşmaya başlamıştı:

“Bütün bunların açıkça gösterdiği şey, Siyahi halk arasında ve özellikle de gençlik içinde -ki her zaman kendilerinin doğaları gereği dindar oldukları söylenir- dinden belirgin şekilde uzaklaşma durumuydu. Niçin? Çünkü insanlar umut doluydu, daha iyi bir dünya için hiçbir umudun olmadığına inanmıyorlardı. Çok daha iyi bir dünya için umut doluydular. Ve Siyahi halk, özellikle de gençliğin bir bölümü dinden ve dinle birlikte gelen, insanları muhafazakar etkilerle aşağıya çeken bütün eski geleneklerden belirgin şekilde uzaklaşmıştı” [2]

Zorlayıcı Hakikatler, Hakikati Özgürleştirmek

Ancak 1960’ların radikal başkaldırılarının büyük vaatleri ve uyandırdığı umutlar gerçekleştirilemedi, temel olarak bunun nedeni bütün bu şeylerin gerçek bir devrime doğru ilerlememiş olmasıydı. Ve geçen on yıllar boyunca iktidardaki güçlerin bilinçli bir şekilde yürüttükleri, Siyahi halk arasından daha fazla burjuva ve küçük burjuva tabakalar yaratma politikası ve bunu yaparken aynı zamanda kitleler halindeki Siyahi halkı yoksunluk, baskı ve acımasızca sindirme politikaları uygulandı. Acı gerçek şöyle sonuçlandı:

“Siyahi halk da dahil olmak üzere temel kitleler arasında (bilinçli bir egemen sınıf siyaseti ile geliştirilen daha orta sınıflar değil, fakat ezilen halk kitleleri arasında) muazzam oranda moral bozukluğu, yenilgi duygusu ve (egemen sınıfın kasıtlı siyasetleri ve eylemleri doğrultusunda) temel kitlelerin umutsuz koşulları ve moral bozukluğunda pekişerek yoğunlaşan, geniş oranlarda uyuşturucu kullanımı bulunmaktadır. Pek çok kişi umutsuzluktan uzaklaşmak için uyuşturucuya bağımlı olup yaşamını yitirmekte ya da tükenmiş sefil durumlara sürüklenmektedir – 1960’lardaki yükseliş boyunca gerçek bir temelde pek çok insana ilham veren umudun noksanlığı durumudur bu, bu umut şimdilerde tükenip gitmiş ve umutsuzluğa ve ölüme dönüştürülmüştür. Ve durum, bu ülkenin (ve aynı zamanda uluslararası olarak) gettolarında ve barriolarındaki çetelerin genişlemesi ile çok daha umutsuz ve moral bozucu hale gelmiştir, gençlik yoksunluk ve çaresizlik koşullarıyla çetelere çekilmektedir, ve zengin olma illüzyonu ve “zengin ol ya da çalışarak öl” yönelimi uyuşturucu satıcıları tarafından pompalanmakta ve kokuşmuş kültür toplum çapında bunu yaymaktadır, bu durum başkalarının daha fazla sömürülmesi ve yıkılmasının aracı olarak gerek Wall Street’te ve dünya çapında, gerekse iç mahallerdeki sokaklarda teşvik edilmektedir.” [3]

Bütün bunlara ek olarak, ölümcül bir umutsuzluğun yanında, Siyahi halktan ciddi sayıda insan da dine çekildi. Genellikle, dinin, Siyahi halk açısından şu an da böyle olmakla beraber geçmişte de Amerika’da tecrübe ettikleri ve çektikleri sıkıntılara ve güçlüklere -gerçek dehşetlere- dayanabilmesi, direnebilmesi için bir kaynak olduğu iddia edildi. Ancak bu bir yenilgi mantığıdır ve bu mantık bu sistemin olduğu gibi kalacağı, Siyahi halkın aşağılanmaya, hor görülmeye devam edeceği, şiddette ve teröre maruz kalmaya devam edeceği, ayrımcılığa maruz kalmaya ve zulme uğramaya devam edeceği; umabileceklerinin en iyisinin de bir şekilde hayatta kalmak, bunu başarmak için de çabalamaları gerekeceği şeklindeki önyargıdan kaynaklanmaktadır. Bunun bir parçası da ‘’Bu hayatta acı çekersin ama Tanrı ile her şey yoluna girer, kendini Tanrıya ada ki, sonraki hayatta ödüllünü al’’ şeklindeki inançtır.

Bir kere daha soruyu tüm keskinliğiyle sormak gerekiyor: Siyahi halk yüzyıllardır devam eden baskıdan tam ve nihai olarak nasıl kurtulacak ve bunun dünyanın her yerinden insanların maruz kaldıkları baskıların son bulması ile nasıl bir ilişkisi var?

Cevap bunun gerçekleşmesinin mümkün olduğu, fakat bunun yalnızca dünyayı değiştirmek için bilimsel bir temelde olabileceği ve yine bilimsel temelde bütün bu baskı ilişkilerinin köklerinin kapitalist-emperyalist sistemden çıktığının anlaşılması ile mümkün olabileceğidir. Aynı sistem sadece bu ülkede değil, tüm dünyada da zalimce ve canice insanları ezmekte ve doğayı talan etmektedir. Bu sistem alaşağı edilmelidir ve bu gerçek bir devrim ve yerine koyulacak radikal derecede farklı ve çok daha iyi bir sistem olan sosyalist düzenle -ki bunun da amacı sömürü ve baskının hiçbir yerde olmadığı komünist bir dünya olacaktır- mümkündür.

Daha önce de belirttiğim, çok basit ve temel bir hakikati ortaya koymuştum:

“Temelde iki seçeneğimiz var, ya bu şekilde yaşamaya devam edeceğiz ve gelecek nesilleri bununla yaşamaya mahkum edeceğiz -eğer bir gelecekleri olabilirse- ya da devrim yapacağız!” [4]

Ve bütün bunlarla ilişkili olarak temel bir hakikatle ilgili şöyle demiştim:

“Bu tarif edilemeyecek çirkinlikten eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir şeyin doğma ihtimali var : Ve bütün bunlara son verme noktasında Siyahi halk kritik önemde bir rol oynuyor. Sadece bu sistem tarafından sömürüldükleri için değil ama insan dışı bir muameleye sürüklendikleri, terörize edildikleri, binlerce farklı şekilde işkenceye uğradıkları içinde bu sisteme son vermek bunlara da bir son vermenin tek yolu, ve bu sadece insanlığı özgürleştirme mücadelesiyle, uzun zamandır sahiplere ve kölelere bölünmüş, halk kitlelerinin cehalete ve sefalete zincirlenmiş, tecavüzlere, katliamlara, şiddette itilmiş bir halde bulunduğu bu uzun gece son bulabilir.” [5]

Ancak başka bir taraftan da, temel olarak ifade etmek gerekirse yine iki seçeneğimiz var: ya dinin mental köleliğine takılı kalacağız ve baskı altında kalmaya devam edeceğiz, ya da gerçekten ve tam olarak özgürleşebilme ihtimali için mücadele ederek bütün sömürü ve baskılara bir son verebilmek için dinlerin mental zincirlerini söküp atacağız.

Din insanlara maruz kaldıkları bütün baskılarla yüzleşebilmek için veya göğüs germek zorunda oldukları kaygılarla baş etmeleri için ya da “yanlış yapmaktan” onları uzak tutan, hatta “yanlış yapsalar” dahi, yine de değerli hissedebilecekleri bir rahatlık veriyormuş gibi gözükebilir. Ve bazı insanlar için çeşitli baskı biçimlerine karşı mücadele etmek için dinlerinin bir motivasyon sağladığı doğrudur da. Pek çok insan da olaylara dini bakış açılarıyla yaklaşarak, öğrenilmesi ve bilinmesi önemli olan şeylere karşı bir anlayış ve bilgi geliştirebilirler. Ancak aynı şekilde bir düşünme biçimi ve pratik bir rehber olarak dinlerin gerçekte varolmayan doğaüstü varlıkların varolmalarına dayalı olduğu ve bunların insanlığın kaderi de dahil olmak üzere realiteyi kontrol edip şekillendirmesi durumu vardır. Dinler insanları hayali doğaüstü varlıklara veya onun temsilcisi olduğunu iddia eden otoritelere tabi olmaya çağırırlar. Aynı zamanda insanlardan gerçekte hiçbir baskı ilişkisini sona erdirmediği gibi aynı zamanda her tür aşağılanmayı ve dehşeti meşrulaştıran emirlere de tabi olmalarını isterler. (Bu konu “Aklı Özgürleştirmek ve Dünyayı Kökten Değiştirmek İçin: Tüm Tanrılardan Kurtulun!” kitabında detaylı bir şekilde, özellikle de üç temel tek tanrılı din olan: Hristiyanlık, Musevilik ve İslam özelinde incelediğim bir meseleydi [6]) Bu şekliyle, din gerçekliğe tutarlı ve bilimsel bir şekilde yaklaşmanın ve bütün baskı ilişkilerine karşı bilimsel bir zeminde mücadele yürütmenin karşısında yer alır.

Bu nedenle bütün güçleri ve zenginlikleri baskıya ve sömürüye dayanan iktidar sahipleri dinleri teşvik etmeye devam ederler. İşte bu yüzden Siyahi halkı okumayı öğrenmekten (ve öğrenmeye çalışanları sert bir şekilde cezalandıran) aynı köle sahipleri onları dizlerinin üstüne çöküp dua etmeleri ve dine bağlanmaları yönünde teşvik etmiştir. Ve yine bu yüzden bugün iktidardakiler Siyahi halkın toplanabileceği, etrafında dolaşabileceği ve tutkulu bir şekilde ilahi konuşmalar düzenleyebileceği platformları sağlamaya çok isteklidir. Bunu duymak size acı verebilir, ancak sorulması gereken soru doğru mu yoksa değil mi? Bunu bir düşünün.

Herhangi verili bir zamanda insanları inançlarından zorla uzaklaştırmaya çalışmak mümkün olmadığı gibi doğru da değildir ve kimse bunu denememelidir. En temel haliyle, bütün kölelik ve baskı türlerinden kurtuluş, insanların gönüllü ve bilinçli davranışları ile elde edilebilir. İdeolojik bir mücadele ile savaşmaya büyük bir ihtiyaç vardır. Bu mücadele ilkeli ve yeterince keskin bir şekilde yürütülmelidir; bilimsel anlayışı ve dünyayı anlayabilecek ve değiştirebilecek, kendilerini ve diğerlerini gerçekte baskı altında tutmaya katkı sağlayan düşüncelerden  tam olarak kopacak şekilde insanları kazanmaya ihtiyaç vardır.

Yine belirtmek gerekirse, şu an da pek çok dindar insanın baskıya karşı mücadelede yer aldıkları doğrudur ve aynı şekilde pek çok dindar insanın bütün bu baskıcı sistemi alaşağı edeceği, milyonların gerçekleştireceği devrimde bir rol oynayacakları da doğrudur. Ancak bu devrim, ve bütün bu baskıları bitirmeye yönelik devamlı mücadele ve de gerçek ve tamamlanmış bir kurtuluş için, en çok ezilenler de dahil olmak üzere, dünyayı değiştirmek için bilimsel yaklaşımı benimseyerek -dinin mental köleliği de dahil- baskının her biçimini objektif olarak meşrulaştıran, teşvik eden ya da en azından bunu rasyonelize etmeye çalışan her türlü düşünce biçimine karşı mücadele edecek olanların öncülük edeceği de bir gerçektir.

Acı gerçek şudur:

“Gerçeklikle aslında olduğu şekliyle yüzleşmekten aciz ve gönülsüz olan ezilen halklar, köleleştirilmiş ve ezilmiş kalmaya mahkumdur.” [7]

Ancak çok daha özgürleştirici olan hakikat ise şudur:

“Tanrı veya tanrılar nosyonu, emekleme çağındaki insanlık tarafından bilgisizlikten ötürü yaratılmıştır. Bu durum, halkın büyük çoğunluğunu sömürmeleri ve onlara egemen olmalarındaki ve halkı cehalet ve irrasyonallikle köleleştirmedeki çıkarlarından dolayı binlerce yıldır egemen sınıflar tarafından devam ettirilmiştir.

İnsanlık için yeni, çok daha iyi bir dünya ve gelecek kurmak demek, sömürücü sınıfları devirmek ve böylesi köleleştirici bir cehaletten ve irrasyonellikten kurtularak bunları ilelebet arkada bırakmak demektir.” [8]


Referanslar:

[1] Bob Avakian, “İnsanlık İçin Bilimsel Temelde Umut: Bireysellikten, Asalaklıktan ve Amerikan Şovenizminden Kopmak” Bilgi için bkz: http://yenikomunizm.com/insanlik-icin-bilimsel-temelde-umut-bireysellikten-asalakliktan-ve-amerikan-sovenizminden-kopmak/

Burada Bob Avakian, 1960’lardaki büyük değişikliklerden bahseder:

“1960’lara dönersek, o zamanlar bu ülkedekiler de dahil olmak üzere, bütün dünyadaki halk kitleleri umutla doluydu ve kökten farklı ve daha iyi bir dünyanın hayata geçirileceği ihtimaline yönelik kararlıydılar. Üçüncü Dünya genelinde kendilerine onlarca yıldır, kuşaklar boyunca hatta yüzyıllardır dayatılan sömürgeci baskının boyunduruğunu atmayı amaçlayan kurtuluş savaşları vardı. Ve emperyalist ülkelerde -özellikle de ABD dahil olmak üzere- 1960’ların genç kuşağı hem kökten farklı ve daha iyi bir dünyanın mümkünlüğüne inanıyordu hem de bunun gerekliliğini kavrıyordu, ayrıca işlerin niçin bu şekilde olması gerektiğine ilişkin argümanları işitmekle ilgilenmiyorlardı.”

[2]İnsanlık İçin Bilimsel Temelde Umut” – Bob Avakian

Bu durum “Bob Avakian’ın Mark Rudd’a Cevabı: 1960’lardan Çıkartılacak Dersler ve Gerçek Bir Devrime Olan İhtiyaç” içinde şu şekilde belirtilir:

“…bu Siyahi devrimcileri ve sivil haklar hareketinin kısıtlılıklarından daha ileri seviyelere geçerek Siyahların kurtuluşunu talep etme ve bunu Üçüncü Dünya’daki kurtuluş mücadeleleriyle ilişkilendirme pozisyonu olan Siyahi devrimciler, eğitimli gençler de dahil olmak üzere o zamanların (devrimci bir yönelim) daha devrimci bir yönelime doğru (o zamanların görüşü) Çin’den gelen devrimci komünizmin yanı sıra çeşitli devrimci milliyetçi ve diğer çelişkili eğilimler de dahil olmak üzere, çelişkili eğilimler kompleksini içeren bilinen bir ifade ile “karmaşık bohça” olduğunu unutur görünmektedir.”

[3]İnsanlık İçin Bilimsel Temelde Umut” – Bob Avakian

[4] Bu alıntı “Niçin Gerçek Bir Devrime İhtiyacımız Var ve Nasıl Gerçekten Devrim Yapabiliriz?” videosu içinde yer almaktadır, ayrıca “Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet için Anayasa (Tasarı Önerisi)” incelenebilir, metinleri revcom.us web sitesinde mevcut.

[5] Bu ifade, Bob Avakian’ın Siyahilerin ezilmesi ve tam olarak özgürleşmelerine giden yoldan bahseden diğer çalışmaları ile birlikte revcom.us adresinde mevcuttur.

[6] Bob Avakian, 2014. Aklı Özgürleştirmek ve Dünyayı Kökten Değiştirmek İçin: Tüm Tanrılardan Kurtulun! N. Domaniç (Çev.), İstanbul: El Yayınları.

[7] BAsics 4:1 (BAsics: Bob Avakian’ın Yazı ve Konuşmalarından)

[8] BAsics 4:17, vurgular eklenmiştir.

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER