Yeni Komünizm

Sean Penn, COVID-19 ve Toplu Katliamcılar: Penn’in Miyopluğu Çok Tehlikeli

BAsics

Editörün Notu: Bob Avakian’ın ünlü aktör Sean Penn’in açıklamaları üzerine kaleme aldığı bu yazısı 27 Mart 2020 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmıştır. Çevirisini okurlarımız için aktarıyoruz.

Kaynak için bkz: https://revcom.us/a/640/bob-avakian-sean-penn-covid-19-and-mass-murderers-en.html


CNN’de geçenlerde çıktığı bir televizyon programında mevcut virüs krizine bağlı olarak ordunun alabileceği rollerden bahsederken tanınmış aktör Sean Penn ciddi olarak şöyle bir şey söyledi: ‘’Dünya üzerinde Amerikan ordusu kadar insancıl başka bir güç yoktur.’’

2010 yılının Şubat ayında Haiti’de yaşanan ve yıkıcı sonuçları olan depremin ardından Penn kendisini uzun bir süre boyunca ülkedeki kurtarma çalışmalarına adamıştı. Eylemin kendisi takdire şayan olabilirdi ancak bu kurtarma çalışmalarında Amerikan ordusuyla olan ilişkileri ile bu ordu tarafından yapılanları çarpıtmış ve gizlemişti. Hatta daha da ileri giderek, bu sistemin doğasıyla uyum içinde hareket eden, işlediği ve işlemeye devam ettiği korkunç savaş ve insanlık suçları bulunan bu orduyu yüceltmeye kadar işleri vardırdı.

Amerikan ordusunun geçmiş yüz yılda Haiti’de oynadığı kapsamlı role ve ilişkisine dair aşağıdaki alıntı başlangıç için genel bir şablon sunacaktır:

2010 depreminde Amerika’nın Haiti’de oynadığı role ilişkin yaptığı konuşmada Anayasal Haklar Merkezi yasal direktörü Bill Quigley şu sözleri sarf etmişti: “Ülkeyi bağımlı kıldık. Ülkenin her tarafında askerlerimizi konuşlandırmayı sürdürdük, ve ülkeyi yoksullaştırmaya devam ettik. Fazla pirincimizi, tarım ürünlerimizi ve buna benzer fazlalıklarımızı ülkeye yığmaya devam ettik, bunu yaparak ülkenin belkemiği olacak küçük işletme sahiplerini ve çiftçileri saf dışı bırakmış olduk… Depremi biz yaratmadık ama depremi korkunçlaştıran sonuçların bazılarını biz yarattık…” (Democracy Now!, 14 Şubat, 2010)

Amerika 20.yüzyılda “arka bahçesinde” dominant bir güç olarak kendini gösteriyordu. 1915 yılında Haiti’yi işgal etti. İşgalin hemen ardından Amerikan piyadeleri doğrudan Haiti Ulusal Bankası’na gittiler ve tüm altın rezervlerini doğrudan New York’ta bulunan CitiBank’a taşıdılar. Haiti’de yabancıların mülk edinebilmelerini sağlamak üzere anayasa tekrar yazıldı. Tarım arazileri küçük köylülerden alındı ve büyük plantasyon alanları yaratıldı. Ekonomi yeniden organize edildi ve böylece Haiti’nin gayri safi milli hasılasının %40’ı doğruca Amerikan bankalarına akmaya başladı.

Haiti halkı işgale karşı cesurca direndi ancak bu ayaklanmalar Amerikan ordusu tarafından acımasızca bastırıldı, direnişin liderleri öldürüldü, köyler yerle bir edildi ve on beş bin ila otuz bin arasında Haiti’li öldürüldü. İşgalciler 1934’e kadar ülkeyi terk etmediler. Gittiklerinde ise, halkı baskı altında tutmaya devam edebilmek için arkalarında Amerikalıların eğittiği Haiti Ulusal Ordusunu bıraktılar.

1957 yılında François ‘’Papa Doc’’ Duvalier çete-milisleri Tontons Macoutes ile iktidara geldi. Duvalierciler, Amerika tarafından desteklenen ve teşvik edilen bir terör ile ülkeyi yönettiler, bu dönem içerisinde ortalama 50.000 kişi öldü.

Papa Doc 1971 yılında öldüğünde Amerikan savaş gemileri, Haiti açıklarında Duvalier’nin oğlu Jean Claude’nin (Baby Doc) kolay bir şekilde görevi devralması için demirlediler. Baby Doc, ‘’Amerikan Planı’’ ile özdeşleştirilmişti. Bu planla hedeflenen şey köylülerin ellerinde olan topraklardan elde edilen ürünlerin, Amerika’dan yapılacak ucuz ithalat ile saf dışı bırakılmasıydı, böylece yüzbinlerce köylü şehirlere ve gecekondulara yerleşmek zorunda kalacak ve Disney, KMart gibi şirketlerin saatine 11 cent ödediği montaj fabrikalarında işe girmeye muhtaç hale gelip, bu şirketler için pijama ve tişört üretmeye başlayacaktı.

1985-86 yıllarında çok güçlü bir ayaklanma Haiti’yi sarstı, Amerika Baby Doc’u kurtarıp Fransız Riviera’sına kaçırmak zorunda kaldı. Bu şekilde Haiti Ordusu aracılığıyla ülkedeki kontrollerini sürdürmeye devam edebileceklerdi. Bu olayları takiben Haitililer tarafından bilinen adıyla “Duvalier olmadan Duvaliecilik” anlayışıyla pek çok askeri hükümet göreve getirildi.2

Amerikan işgal güçleri tarafından Haiti halkına uygulanan ırkçı muameleler her yerde son derece açıktı. Dönemin içişleri bakanı Robert Lansing, işgali meşrulaştırmak için Haitilileri ‘’vahşi genleri miras almış, medeni bir hayat yaşamak için fiziksel olanakları olmayan’’ ve kendilerini yönetmekten aciz bir halk olarak suçladı. Illinoisli bir senatör olan Medill McCormick ise 1920 yılında yazdığı yazıda; Amerikan işgalinin “ülkenin ve hükümetin gelişebilmesi ve hepsinin ötesinde damarlarında Afrikalı kanı taşıyan halkın gelişebilmesi için işgalin gerekli olduğunu” söyledi. İşgal sırasında Amerikan piyadelerinin Haitili kadınlara çoğu kez cinsel saldırıda bulundukları raporlanmıştır. Buna ek olarak işgal süreci, ırk ayrımını ve de insanların yol ve inşaat çalışmaları için zorla çalıştırmaları da beraberinde getirdi.

Haitililerin direnişleri, Amerikan ordusu tarafından zalimce bastırıldı, liderleri infaz edildi, köyler yerle bir edildi ve binlerce insan katledildi. Haitili-Amerikalı yazar Edwidge Danticat şöyle yazıyor: “Benim büyükbabam da Cacoslardan biriydi, yani emekli Amerikan piyadelerinin günlüklerinde hep bahsettikleri sözde haydutlardan biri. İşgale karşı savaşanlar şimdi isyancı diye isimlendiriliyorlar. Büyükbabamın en büyük oğlu, amcam Joseph’in en sık anlattığı hikaye bir grup genç piyadenin gövdesinden ayrılmış kafasını bölgedeki isyancıları korkutmak için tekmeledikleriydi.’’ Danticat ayrıca piyadelerin, direnişin sembol isimlerinden Charlemagne Peralte’yi infaz edip vücudunu bir kapıya bağlayarak günlerce güneşin altında çürümeye bırakıldığından da bahseder.

On dokuz yıllık Amerikan işgalinde en az on beş bin Haitili öldürüldü. 1918 yılında yaklaşık 40.000 kişilik bir ayaklanma başladı. Haiti Jandarması ayaklanmayı bastırmada başarılı olamayınca Amerikan piyadeleri bastırma operasyonuna katılarak 2.000 kişiyi öldürdü. 1929 ayının Aralık, Les Cayes şehrinde düzenlenen ulusal çaptaki grev ve başkaldırı hareketlerinde, Amerikan piyadeleri 1500 kişinin üstüne ateş açtı, 23 kişi yaralanırken, 12 kişi öldü.3

Başka bir deyişle, Haiti’nin ABD ve Birleşmiş Milletler birliklerinden oluşan çeşitli değişken kombinasyonlar sonucu 16 yıllık işgal süresi boyunca pek çok kişinin hayatı çok daha kötüleşmiştir.4 Bir yüzyıldan daha uzun bir süre zarfında ABD’nin Haiti’de asıl yaptığı şeyler; ABD ordusunun, ABD ordusuyla birlikte hareket eden -ve ABD ordusu tarafından zorla desteklenen- CIA ve diğer “istihbarat servislerinin” de desteğiyle ABD ordusunun geçmiş tarihinden günümüze kadar yaptığı daha geniş kapsamlı vahşet, kıyım ve kitlesel çaplı imha ile uyumludur.

ABD ordusu tarafından bu ülkenin başlangıcından beri yapılmış, yerli halklara karşı izlenmiş soykırım savaşları, acımasız kölelik dayatmaları ve köleliğe karşı ayaklanmaları bastırmayı da içeren bütün vahşetlerin tekrar üzerinden geçmeden, sadece son 75 yılın tecrübesinden aktarılacak örnekler dahi bu ordunun gerçekten iğrenç doğası ve rolü hakkında çok daha eksiksiz bir resim sunar:

1945’te 2. Dünya Savaşı’nın sonunda 2 Japon şehrine atom bombası atarak binlerce sivili anında öldürmek ve birçok başkasını dayanılmaz acılara ve nihayetinde de ölüme maruz bırakmak…

Dünyanın her tarafından ülkelerde birden fazla işgal ve darbe yöneterek halkların katline ve ülkelerin onyıllar süren tiran yönetimlerine sebep olmak (örneğin: İran 1953, Guatemala 1954, Endonezya 1965 darbeleri ve Dominik Cumhuriyeti’nin ve komşu Haiti’nin işgali, 1965’te binlerin öldürülmesi, tam da ABD Vietnam’daki savaşını başlatırken).

1950-53 Kore Savaşı’nda birkaç milyon insanı öldürmek ve diğer pek çok şeyin yanında bütün Kuzey Kore’yi dümdüz etmek.

1964-73 arasında Vietnam Savaşı sırasında birkaç milyon insanı katletmek ve kırsal bölgelerin büyük kısmını zehirlemek, Napalm (deri yakan jelleşmiş benzin ya da yakıt), beyaz fosfor ve Portakal Gazı5 da olmak üzere iğrenç kimyasal silahlar kullanmak.

Vietnam savaşından bu yana geçen tüm bir zaman boyunca devam eden kanlı darbeler ve işgallerle yaşanmıştır. Daha yakın zamanlarda ise örneğin:

*18 yıl süresince, 3 [ABD] yönetimi Afganistan’a neredeyse 800.000 asker konuşlandırmıştır ve 50 NATO ülkesi ve onların partnerleri onbinlerce dahasını yığmıştır.

*ABD tarafından salınmış şiddet afallatıcı duruma gelmiştir. 2004-2018 arasında, Afganistan’a 38.000’den fazla bomba atmıştır. Mart 2020 itibari ile 12.000’den fazla drone saldırısı yapmıştır.

*ABD birlikleri ve onların Afgan destekleri gecenin köründe yapılan ev aramaları ile insanları dehşete düşürmüştür. En az 15.000 Afgan’ın az ya da hiç olmayan kanıtlarla tutuklandığı, acımasızca şiddete uğradığı, işkence gördüğü ve bazen de öldürüldüğü bir hapishane ve tutuklu merkezi ağı kurmuşlardır. Bu hafta Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, Afganistan’da ABD birliklerinin “işkence örnekleri sergilediği, acımasız muamale yaptığı, onur kırıcı tecavüz ve cinsel şiddete başvurduğu” -savaş suçları işlediği- hakkında kanıtlar bulunduğunu açıklamıştır.

*Ağustos 2016’ya gelindiğinde, savaşta 111.000 civarı insan öldürülmüş ve 116.000’den fazlası yaralanmıştır. Bir araştırma “Teröre Karşı Savaşın” Afganistan’da 2013’e gelindiğinde direkt veya dolaylı olarak yaklaşık 220.000 ölüme sebep olduğunu kaydetmiştir. Bütün bu kıyımın üzerine, neredeyse 5 milyon Afgan savaş yüzünden evlerini terk etmek zorunda kalmıştır.6

2003 işgali ve onun sonuçlarını da içererek Irak savaşında ABD ve ordusunun yaptıklarıyla -ki bu uluslararsı bir savaş suçu olmuştur (önceden söylediğim gibi)- birlikte “dünyanın o bölgesine bir ölüm ve yıkım girdabı salmıştır”.7

Bunların yanında ABD ordusunun bu ülke içinde yakın zamanda yaptıkları da vardır -1960’larda ve 1992’de tekrardan şehir eylemlerini (büyük kısmı polis şiddetine karşı çıkan eylemlerdir) bastırmada polise destek sağlama ve bu süreçte yüzlerce silahsız kişiyi katletmek gibi.

ABD ordusunu dünyanın en insancıl gücü olarak överken Sean Penn’in aklında olanlar bunlar mıydı?! Kendisi ya bütün bunları “işine gelmediği için” bilmiyor ya da bilmiyor gibi yapıyor.

Suç örgütlerinin başları, örneğin mafya babaları, uyuşturucu lordları ve kartel patronları, itibarlarını cilalamak ve avladıklarının üzerinde iyi niyet veya en azından suskunluk kazanmak amacıyla yardımsever davranışlarda bulunurlar, şiddetli terörü kendi etkilerini ve baskınlıklarını göstermenin temel yolu olsa bile. ABD emperyalizminin ve ordusunun, sadece Haiti’de değil bütün dünyada ve kendi tarihi boyunca rolünün eleştirisi olarak burada sunulanlar “Godfather, bu emperyalistlerin yanında Mary Poppins gibi kalır”8 sözünün doğruluğunu fazlasıyla gösterir.

Herhangi spesifik bir durumda hamleleri ne olursa olsun, bu kapitalist-emperyalist sistemin muazzam şiddet kurumlarının (ordu ve polis de dahil) temel doğasının ve bunların rolünün üzeri örtülmemeli ve durumları çarpıtılmamalıdır. Bu kurumlar övülmemelidir ve yüceltilmeleri söz konusu dahi olmamalıdır. Özellikle Sean Penn gibi halk kitlelerine seslenecek konumda olan kişilerin, kısmi, sınırlı deneyimlerin ve dar bir perspektife tekabül eden yaklaşımların ötesine geçmesi, gerçekliği bütün olarak anlamaları ve gerçekleri konuşma sorumluluğunun olması gerekir – yani Sean Penn gibi bu sistemin ve onun silahlı güçlerinin suç ortaklığını yaparak bunların süregiden suçlarının bahanecisi olmamaları gerekir.


Referanslar

1. “Hurricane Matthew: A Horror in Haiti, A Cold‑Blooded Response By the Rulers of the U.S.,” Revolution #460, 10 Ekim 2016, revcom.us.

2. “The U.S. in Haiti: A Century of Domination and Misery,” Revolution #525, 8 Ocak 2017, revcom.us.

3. “American Crime Case #80: 1915-1931: The U.S. Invasion, Occupation and Domination of Haiti,” Revolution #456, 12 Eylül 2016, revcom.us.

4. “Cholera in Haiti: a foreseeable result of a criminal system” (Kazanılacak Dünya Haber Servisi’nden), ayrıca Revolution #223, 23 Ocak 2011, revcom.us.

5. Bob Avakian, On Bargains With The Devil—Trump Fascism, “Obamanation,” And The System They Serve, revcom.us.

6. “America Leaves Afghanistan After Killing Over 100,000 People in Its ‘Good War,’” revcom.us, 9 Mart 2020.

7. Bob Avakian, David Brooks—The Not So Great Pretender—And The Profound Differences Between Trump, Sanders And Actual Socialism, Türkçe çevirisi için: David Brooks ve Trump, Sanders ve Gerçek Sosyalizm Arasındaki Derin Farklılıklar bkz: http://yenikomunizm.com/trump-sanders-ve-gercek-sosyalizm/

8. BAsics 1:7 (BAsics, Bob Avakian’ın konuşma ve yazılarından). 

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER