Yeni Komünizm

Seçimlerin Doğası, Görevi ve Sınırlılıkları Hakkında Bob Avakian’dan Seçkiler – 1

Editörün Notu; Okumakta olduğunuz yazı, Bob Avakian’ın “Devrim ve Materyalizm” adlı kitabından bazı kesitleri oluşturmaktadır.


“Kralların ilahi hakkı” ve “demokrasi” – İki farklı sömürü sistemi hakkında iki “yapışık mitoloji”

Feodal toplumda, herkesin kendi özel yerine sahip olması “doğal”dı. Bundan daha önce bahsettim: Bir teolog olan, fakat aynı zamanda geniş anlamıyla bir teorisyen de olan, fikirleri temel anlamda feodal toplumun ilişkilerine denk düşen Aquinolu Thomas, evrendeki her şeyin, taşların bile, Tanrı tarafından takdir edilmiş kendi yerlerine sahip olduğu fikrini ortaya atmıştı. Şu durumda feodal toplumun temel taşı olan, “kralların ilahi hakkı” ortaya çıkıyordu. Bu fikir burjuva devrimcileri ve burjuva teorisyenleri tarafından büyük bir öfkeyle karşılandı. Kısa süre önce yine Thomas Paine’i okuyordum. Kendisi, kralların ilahi hakkı ve miras yoluyla geçen rolü fikrinin ne kadar saçma ve suçlu bir fikir olduğunu tekrar tekrar söyler. Bütün bunların, tıpkı bilge bir kişi gibi bir moronun da toplumda mutlak bir güce sahip olabilmesini garanti ettiğini belirtir. Zihinsel engelli birinin ilahi bir yönetme hakkına sahip olduğunun ilan edildiğini söyler.

Evet, “kralların ilahi hakkının” bu şekilde kınanması, son kertede ekonomik temelde feodalizmin sınırlamalarını kırma ihtiyacı duyan yükselen burjuvazinin bakış açısından anlaşılırdır. Fakat indirgemeci olmayalım: onlar gerçekten de üstyapı alanında onunla savaştılar ve yükselen burjuvazinin ve burjuva devriminin teorisyenleri, en azından onların baskın çoğunluğu, savundukları şeye inanıyordu. Onlara göre bu fikir – kralların ilahi hakkı ve şeylerin, değiştirilmeye çalışıldığı zaman Tanrı tarafından buyrulan ve Tanrı’nın iradesiyle korunan evrenin ve gerçekliğin dokusuna karşı çıkmak anlamına gelecek şekilde mutlak bir düzene sahip olduğu fikri – gerçekten de saçma ve suçlu bir fikirdi. Burjuva teorisyenleri bunu ne kadar saçma ve çirkin görse de, feodal düzende durum tam tersiydi: krala, monarka karşı isyan etmek, Tanrı’ya ve Tanrı tarafından buyrulmuş düzene isyan etmek demekti. Ve soylulardan serflere kadar herkesin kendi rollerini bildiği ve rollerini uygun ve düzgün bir şekilde oynadığı varsayılıyordu.

Şimdi, burjuva döneminden biraz uzaklaşıp ona meselelerin gitmesi gereken ve gidebileceği – gitmeye mahkum olmadığı, ama gitmesi gereken ve gidebileceği – yerin tarihsel perspektifinden bakarsak, burjuva demokrasisinin büyük tılsımının, yani seçimlerin ve yönetilenlerin kendisini yönetenleri seçme hakkının gerçekte, burjuva toplumun işleyişi içinde, kralların ilahi hakkından daha fazla mutlak meşruiyete sahip olmadığını görebiliriz. Bu sadece, yönetici sınıfın ihtiyaçlarının ve çıkarlarının bu özel toplum tipinde ortaya konulmasının başka bir biçimi ve – burjuva siyaseti ve seçimlerin kontrolüyle birlikte – yönetici sınıfların çıkarlarını korunup güçlendirilmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bu, kralların ilahi hakkının onlar tarafından geliştirilmiş versiyonudur: DEMOKRASİ, SEÇİMLER, gerçekte onların versiyonudur. Bu, belli bir sistemin yapışık mitolojisidir. Mitoloji olan şey seçim yapmaları değildir, mitoloji olan, seçimlerin taşıdığı anlam ve sonuçları hakkında söylenenlerdir. Gerçekte seçimler, “halkın” “iradesinin” veya “egemenliğinin” bir ifadesi değil, kapitalist sınıfın toplumda yönettiği ve ezdiği sınıflar ve gruplar üzerindeki sömürüsünü ve tahakkümünü, diktatörlüğünü sürdürmesini sağlayan sürecin ifadesidir.

Ve bu topluma eşlik eden “insan doğası” da farklı değildir: insanların devamlı olarak şeylerin neden ve nasıl olduğu konusunda ileri sürdükleri “insan doğası”, belli bir sistemin, kapitalizm sisteminin altında yatan ilişkilerin ve dinamiklerin yansımasından başka bir şey değildir.

Bu nokta çok önemli olduğundan vurgulamaya devam etmemiz gerekir, özellikle de buna dair çok fazla kafa karışıklığının oluştuğu bu dönemde. Bu kafa karışıklığı büyük ölçüde, bugün geniş bir etkiye sahip olan, söz yerindeyse halkın bütün kesimlerinin arasına sızan, her fırsatta yönetici sınıfların siyasi ve ideolojik temsilcileri, ajanları ve taraftarları tarafından savunulan yönetici sınıflar ile onları takip edenlerin çarpıtıcı ve gizleyici bakış açısının sonucudur ki bu da – bu çok önemli bir nokta – bizzat sistemin altında yatan dinamikler tarafından güçlendirilen bir durumdur. İnsan doğası fikri, devamlı olarak bizzat sistemin altında yatan dinamikler tarafından güçlendirilir; bu yüzden de bu noktaya dönmemiz, bunun derinlerine inmemiz ve Marx’ın şu büyük düşüncesini aydınlığa ve hayata çıkarmamız gerekir: bütün insanlık tarihi, insan doğasının devamlı dönüşümünü içerir ve bu insan doğası, eğer geçerli bir anlama sahipse, yahut geçerli bir anlama sahip olduğu ölçüde, üstyapının bir parçasıdır. Temeldeki bir sisteme – altında yatan toplumsal ilişkilere ve temel olarak ekonomik ilişkilere / üretim ilişkilerine son kertede denk düşen değerler ve fikirlerin, kültür ve ahlakın toplamıdır. “Adem ve Havva’dan beri” – yahut daha bilimsel bir şekilde söylersek, insanoğlunun ilk evrimleştiği zamandan beri – bizimle olan, hiçbir zaman değişmemiş, hiçbir zaman değişmeyecek ve değişmesi mümkün olmayan aşkınsal bir şey değildir.

****

Bütün bunlar aynı zamanda kapitalist toplumda burjuvazinin (kapitalist sınıfın) yönetimi (evet, diktatörlüğü) altında seçimlerin oynadığı gerçek role ışık tutmaktadır. Toplumun sınıflara bölündüğü ve antagonisttik sosyal çatışmaların bu toplumlara damga vurduğu durumlarda seçimler, “halkın iradesinin” yahut onların en temel ihtiyaçlarının ve çıkarlarının en yüksek veya en temel ifadesi olamaz; bu koşullarda, seçimler toplumun temel niteliğinin ve yönünün değiştirilmesi için herhangi türden bir temel amaç da sunmaz. Bu özellikle, seçimlerin kapitalist sınıfın belirlediği kurallar altında gerçekleşmesi ve kapitalist sistemin gereksinimlerine ve zorunluluklarına uyumlu bir şekilde yürütülüp şekillendirildiği için böyledir. Bunun neden böyle olduğu ve neden böyle olmak zorunda olduğu, bir kez daha, şu ana kadar herhangi bir toplumda ekonomik temel ve siyasi-ideolojik üstyapı arasında var olan ilişki hakkında, özellikle de ekonomik temelin (egemen üretim ilişkilerinin) temel olarak ve son kertede, seçimler de dahil olmak üzere siyaset alanında, aynı zamanda kültür ve ideoloji alanında egemen olacak koşulları, sınırları, bunların nasıl olması gerektiğini belirlemesi hakkında söylediklerimizin ifadesidir.

Ve evet, bu temel prensip – sınıflara bölünmüş bir toplumda seçimlerin halkın çıkarlarının ve onların temel ihtiyaçlarının en yüksek ifadesi olamayacağı prensibi – her ne kadar sosyalist toplumda seçimlerin önemli bir rolü olsa da, sosyalist toplum için de gereklidir.

****

Seçimler ve Burjuva Demokrasisi Hakkındaki Mitoloji ve Bunların Gerçek Niteliği

Bu sistemin temel sacayaklarından biri – ki daha önce, feodal toplumdaki kralların ilahi hakkına benzer şekilde, bununla uyumlu bir mitoloji olarak oynadığı rolden söz etmiştim – sistemin meşruiyetinin burjuva seçim alanının süreçleri ve mekanizmalarına dayanma, bilinçli olarak bunun üzerinde inşa edilme biçimi ve bunun sistemi, özellikle orta tabaka için (sadece onun için değil) meşrulaştırmadaki etkisidir. Bu, sistemin hem güçlü bir sacayağı, hem de potansiyel olarak incinmeye açık sacayağıdır. Bu sistemin ateşli savunucuları ve taraftarları, demokrasinin “özel niteliği” ve elbette Amerika’nın istisnai ve özel karakteri hakkında her türlü teoriye sahiptir. Buna, demokrasilerin asla başkalarıyla savaşmayacağı – sadece tiranlıkların savaşa gideceği – şeklindeki her derde deva fikirler ve beylik laflar, anti-bilimsel ve yanlış analizler de dahildir ve bütün bunlar, sistemin felsefesinin Paine ve ötekiler gibi kurucularına kadar gider. Tüm bunlar, özellikle orta sınıf üzerindeki – sadece onlar üzerindeki olmadığını bir kez daha belirtelim – meşruiyetlerinin nesnel olarak dayandığı ve bilinçli olarak dayandırıldığı büyük bir sacayağı teşkil eder. Ve bütün bunlar, burjuva yönetimi altında seçimlerin taşıdığı gerçek karakteri ve sahip olduğu gerçek fonksiyonu ifşa etmenin öneminin daha da güçlü bir şekilde altını çizer.

Orta tabakadan pek çok kişi de dahil olmak üzere pek çok insan, politikacılar ve siyasi partiler (özel olarak da Demokrat Parti) onların umduğu şeyi yapmadığı ve düşündükleri şey hakkında yanılmalarına neden oldukları zaman, içinde bulundukları yanılsamadan çıkabilmektedir. Şu günlerde “maviler”, bütün bir Obama meselesini önemli ölçüde ortaya koyuyor – yönetici sınıfların Obama’nın başkan olmasında sahip olduğu iskambil kozu zıddına dönmeye başlıyor.

Yine, seçimler konusunda ve daha genel olarak bu sistemin demokratik iddiaları hakkında “Demokrasi: Neden Daha İyisini Yapamayalım Ki?” kitabında belirtildiği gibi, bu iddialar ve sistemin gerçek işleyişi arasındaki çelişkiler, aynı anda hem daimi bir direniş ve mücadele kaynağı, hem de yeniden üretilen yanılsamalar için daimi bir kaynaktır. Bu, özellikle orta tabakanın (sadece bu tabakanın değil) gerçek bir bilimsel temel üzerinde yeniden kutuplaştırılması açısından, üzerinde nasıl çalışılacağını bilmemiz gereken bir çelişkidir. Gerçekte burjuva demokrasisi olan şeyin en özlü ifadesi olarak seçim olgusunun, meşruiyetlerinin temel bir sacayağı olduğunu ve bunu bilinçli bir şekilde yaptıklarını net bir şekilde anlamamız gerekir. Onlar bunu öyle bir genişletmişlerdir ki, gelinen noktada devrim – eğer bu devrim gerçekten onların çıkarlarına zıt ise – genel olarak terörizmle tanımlandığı gibi, burjuva seçimlerinin olduğu bir toplumda – yahut en azından bu türde olan, onların sevdiği ve kendi çıkarlarıyla uyumlu olarak tanımladıkları bir toplumda – değişimin mevcut kurumlar, mekanizmalar ve sistemin süreçleri üzerinden barışçıl olarak gerçekleştirilmesinin araçları bulunduğu için, devrimin gayrimeşru olduğu prensibini ortaya koymuşlardır.

Bu yüzden, hem onların sisteminin meşruluğu, hem de böyle bir sisteme karşı herhangi bir devrim girişiminin gayrimeşruluğu, büyük ölçüde ve bilinçli olarak burjuva demokrasisine ve daha özel olarak, böyle bir demokrasinin ifadesi olarak birbiriyle rekabet eden partilerin bulunduğu seçim sürecine dayandırılmıştır (Vurgular bize ait, ED). İşte bu yüzden, önde gelen haber medyası kuruluşlarını izlerseniz, sosyal ve siyasi alandaki her şeyin Demokratlar-Cumhuriyetçiler çerçevesine ve genel olarak burjuva seçim alanına kanalize edildiğini ve bu alanda yeniden şekillendirildiğini görürsünüz.

Yeni Komünizm

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

2 Yorum