Yeni Komünizm

Sistemi ve Temsilcilerini Süpürüp Atmak

BAsics

Editörün Notu: Aşağıdaki açıklama gündemdeki önemli gelişmeye ilişkin web sitemize gönderilmiş bir okurumuzun mektubudur. Sizler de görüşlerinizi bizlerle paylaşabilirsiniz. Yazıyı takipçilerimizin dikkatine sunarız.


Kadına yönelik şiddetin ve derinleşen eşitsizliklerin acımasız sonuçlarının günlük hayatın sıradan bir rutinine dönüştüğü olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Öte yandan burjuva-demokratik normların ve genel hukuk çerçevesinin devamlı olarak aşındırıldığı veya tamamen yok sayıldığı, bilimsel düşüncenin toplumun her alanında ezilmeye çalışılıp izole edildiği, azınlık olarak damgalanıp ötekileştiren ezilen uluslardan halk kitlelerinin üzerinde yaptırımların ve baskının kuvvetlendirildiği, kapitalist-emperyalist dünya sisteminin çelişkileri temelinde yapılandırılan saldırgan şoven dış politikaların gemiyi azıya aldığı olağanüstü bir dönem bu… Bütün bu gidişat Erdoğan’ın temsil ettiği Türkçü-İslamcı faşizm altında yaşanmaktadır.

AKP faşizmi altında bilim yapma temel özelliği büyük oranda ortadan kaldırılan, adeta belediyeleştirilerek kayyum atamaları ile yönetim ekipleri ve genel işleyiş biçimleri değiştirilen üniversitelerin işgal edilmesi meselesi toplumun önünde aşılması gereken büyük bir engel olarak duruyor. Bu sürecin son halkasına geçtiğimiz günlerde sosyal medyada yaptığı açıklamaları büyük tepkilere neden olan, AKP’nin 2015 döneminde milletvekili adayı, AKP faşizminin bilim alanında bir temsilcisi olan Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum olarak rektör atanması gelişmesi eklendi. Boğaziçi Üniversitesi’nde gelişmenin ardından öğrenciler haklı bir protesto ile tepkilerini gösterdiler, basın açıklaması yaptılar, üniversitenin kuzey kampüsüne yürüdüler ve burada bir forum başlattılar. Öğrencilerin “Kayyum rektör kabul etmiyoruz!” taleplerini dile getirirken polis üniversite kampüsüne girerek 4 öğrenciyi gözaltına aldı. Kampüs dışına TOMA gelirken, öğrencilere tazyikli su sıkıldı ayrıca öğrencilere plastik mermiyle ve biber gazıyla müdahale edildi. Gözaltına alınan öğrenciler sonradan serbest bırakıldı.

Prof. Dr. Melih Bulu’nun yine doğrudan iktidar çevresinin sağlık alanındaki bir projesi olan Medical Park / Liv Hospital ekseninde kurulan İstinye Üniversitesi’ne kurucu rektör olarak yukarıdan getirildiğini; yine benzer şekilde Haliç Üniversitesi’ne atandığını da anımsamak gerekiyor. Melih Bulu’nun AKP faşizmi döneminde kurulan yeni kurumlara veya Boğaziçi Üniversitesi gibi hali hazırda köklü tarihi bulunan üniversitelerin tepesine getirilmesinin şüphesiz belirli nedenleri bulunuyor. Melih Bulu’nun sosyal medyada büyük tepki çeken ve esas olarak cinsiyetçi bir dil kullandığı için haklı olarak eleştirilerin merkezine oturan açıklaması ve yine Boğaziçi Üniversitesi için kaleme aldığı “merhaba” mektubu, bu nedenlere ilişkin bizlere önemli bilgiler sağlıyor.

Melih Bulu yaptığı paylaşımda “İş fikrinizi annenize anlattığınızda eğer anlıyorsa o işi yapmayın” şeklinde bir ifade kullandı. Son derece yavan, ancak belirli bir ideolojiyi yansıtması açısından da bir o kadar gerçek bir açıklama.

Bu ifadede iç içe geçmiş birkaç problem bulunmaktadır ve esas olarak, çok daha büyük ölçekteki sistemsel bir problemin düşünceler alanındaki bir yansıması olarak görülmelidir. Evet Melih Bulu’nun dili cinsiyetçidir ve iğrençtir, fakat yalnızca mesele annelerin zeka seviyesi meselesi veya kuşak farkı meselesi değildir. Melih Bulu, her şeyi metalaştıran kapitalist-emperyalist sistemin eğitim alanındaki bilinçli bir temsilcisidir ve kullandığı dil cinsiyetçiliği ile birlikte aynı zamanda onun bütün bir dünya görüşünü yoğun bir şekilde ifade etmektedir.

Melih Bulu esas olarak “bilim” adı altında sistemin azılı bir savunucusudur. Bu düşünceye göre üniversiteler esas olarak kapitalist sistemin üretim alanındaki bilgi ve beceri deposu olmaktan öte bir şey değildir. Yani üniversiteler, bu sistemin gereksinim duyduğu kalifikasyonlarda (sistemi yeniden üretecek ve daha da mükemmeleştirecek becerilerde) ve vizyonda (kapitalist rekabet ve kar elde etme hırsı vizyonunda) işgücü yetiştiren teknik birimlerden öte bir şey değildir. Melih Bulu bunu kendi mektubunda açık bir şekilde dile getirmektedir. Girişimcilik başlıklı kısımda şu ifadeleri kullanmaktadır:

“Sadece öğrencilerimizin değil, Hocalarımızın da ürettikleri yeni bilgiyi ticarileştirecek ekosistemin geliştirilmesi önümüzdeki 4 yıl önem vereceğim bir konu olacaktır.”

İnovasyon ekosistemi maddesi altında ise üniversite için “bizleri sürekli inovasyon yapmaya teşvik edecek hale gelecek mekan” konseptine yönelik vurguları öne çıkıyor. Asıl işlerinin “bilimsel üretim” olduğunu belirten ve bundan uzaklaştıracak her türlü girişime birlikte karşı gelinmesinden bahsediyor Bulu. Mektubunu kantin, çay, kedi sevgisi, kapısının herkese açık olması ile toparlayarak “herkesin aynı gemide” olduğunu vurgulamayı da ihmal etmiyor. Yani bilim ve inovasyon gibi konseptlerin bağlandığı yer, sistemin temsilcilerinin ağızlarından düşürmedikleri sınıflar üstü “aynı gemidecilikten” öte bir şey olmadığı anlaşılıyor.

Besin Kaynaklarını Kopartabilmek

Melih Bulu gibilerin ağzından dökülen “bilimsel üretimin” ve “inovasyonun” ne anlama geldiğini bunun insanlık için getirdiği ve getireceği felaketlerin neler olduğunun çok daha yüksek sesle tartışılması gerekiyor. Belirttiğimiz gibi Melih Bulu, AKP faşizminin bilim/eğitim alanındaki sayısız temsilcisinden biridir. Esas görevi insanların yaşamlarını ve ruhlarını un ufak eden, her şeyi acımasız bir rekabetin nesnesi haline getirmiş miadı dolmuş bir sistemin güçlendirilmesi/tamiri konusunda gerekli kadroları yetiştirmektir. Toplumdaki zihinsel emek ile kol (manuel) emek arasındaki ayrımın daha da derinleştirilmesi, halk kitlelerinin mesleklerine göre, yaşlarına göre, inanç durumlarına göre, konuştukları dile göre, cinsel yönelimlerine göre, cinselliği yaşama biçimlerine göre, medeni durumlarına göre hatta çocuk sahibi olup olmamalarına göre her an her saniye devamlı olarak kategorize edilerek -segmente edilerek- ayrıştırıldıkları ve temel olarak metalaştırıldıkları bir sistemin bilimden ve inovasyondan kastının ne olduğunu çok daha açık bir şekilde görmek durumundayız.

Üniversitelerin gerçekten bilim yapma özgürlüğüne sahip olması gerekiyor. Ticari kaygılardan muaf bir şekilde, ucu nereye giderse gitsin kararlılıkla bilim yapılması, sonuçların her seferinde toplumla paylaşılması, bilimsel süreçlere halk kitlelerinin dahil edilmesi, toplumun, dünyanın bütün bir evrenin işleyişine ait vizyoner çalışmaların derinleştirilmesi gerekiyor. Kapitalist üretim biçiminin köreltici, ayrıştırıcı dar ticari kaygılarının ve rekabetinin “inovasyon” gibi kelimelerle pazarlanmasına karşı ezilen halk kitlelerinin gerçek çıkarlarının devamlı yüksekte tutulması gerekiyor.

Bütün bunların gerçekten olabilmesi için üniversitelere yönelik çeşitli pansumanlara değil, hem üniversite öğrencilerini, hem akademik kadroları hem de bilimsel üretim sürecinde yer alan bütün paydaşları gerçekten özgürleştirecek kökten farklı bir düşünce iklimine ihtiyacımız var. Ve bunun olabilmesi için eski anlayışı ve bu anlayışı devamlı olarak üreten, bu anlayışın temsilcilerini -ideolojik aygıtlarını- üretmekten başka bir işe yaramayan Türkçü İslamcı Erdoğan faşizminin ve en temelde kapitalist-emperyalist sistemin gerçek bir devrimle, insanların maruz kaldıkları maddi-manevi her tür baskı, ayrımcılık ve sömürü ilişkisinin ötesine geçecek gerçek bir komünist devrimle alt edilmesi gerekiyor.

Yeni Komünizmin mimarı Bob Avakian’ın bugünden kökten farklı dinamiklerle, insan onuruna ve potansiyeline uygun bir temelde işleyecek yepyeni bir topluma gidişatın niçin mümkün ve gerekli olduğunu ortaya koyan çalışmalarından öğrenmek, bu doğrultuda gerçek bir devrim hareketi için gerekli sorumlulukları alabilmek gerekiyor.

Kayyum rektöre karşı bu haklı protestolarında direnen Boğaziçi Üniversiteli öğrencilerin yanındayız. Haklı öfkelerini daha da derinleştirmeleri ve geri adım atılmaması gerekiyor. Bu mücadelede dikkatle atılması gereken, her seferinde kapsamlı şekilde üzerine düşünülmesi gereken pek çok adım var. Şu an gecikme ve oyalanma zamanı değil. Şimdi bunun için gerekli olan strateji, önderlik ve bilimle cebelleşme zamanı!

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER