Yeni Komünizm

Trump ve Faşistler İran’la Savaş Tehlikesini Büyük Ölçüde Yükselttiler — Ancak Biden ve Demokratlar da Emperyalizmin Yağmacı Çıkarlarını Temsil Etmektedir

BAsics

Editörün Notu: Aşağıdaki makale 7 Aralık 2020 tarihinde revcom.us web sitesinde yayınlanmıştır. Çevirisini takipçilerimizin dikkatine sunarız.

Kaynak için bkz: Trump and the Fascists Greatly Heightened the Danger of War with Iran—but Biden and the Democrats Also Represent the Predatory Interests of Imperialism (revcom.us)


Trump’ın seçimde yenilgiye uğraması ile birçok ilerici fikirli insan, İran’a karşı keskin ve yükselen ABD tehditleri ve hamleleri döneminin bitmiş olabileceğinden rahatlığa kapıldı. Trump/Pence rejimi altındaki ABD, İran’la uluslararası anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmişti. Obama yönetimi altında ise müzakereler yapılmış, İran, ABD ve diğer güçler tarafından İran’a karşı ekonomik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında nükleer gelişmeyi sınırlamayı kabul etmişti. Trump, İran’a karşı yaptırımları artırarak İran ekonomisine yoğun bir baskı uyguladı. Bu durum COVID-19 pandemisinden kaynaklanan hastalıkları ve ölümleri büyük ölçüde yoğunlaştırmak da dahil olmak üzere İran halk kitlelerinin yaşamları üzerinde yıkıcı etkilere neden oldu.

Ocak 2020’de doğrudan bir savaş eylemi anlamına gelen olayda, Trump, İran’ın önde gelen liderlerinden birinin -Irak’tayken yani başka bir egemen ülkedeyken- suikast emrini vermişti. Seçimleri kaybetmesinden sonra bile, Trump ve rejimi İran’a daha ölümcül yaptırımlar uygulamaya ve savaş tehdidini yükseltmeye devam etti.

Şimdilerde ise Biden, Beyaz Saray’a girer girmez ABD’yi yeniden -Trump’ın ABD’yi geri çekmesinden sonra- İran ve Avrupalı emperyalist güçlerin sürdürmeye devam ettiği uluslararası nükleer anlaşmalara sokmayı hedeflediğini söylüyor. Eğer Biden bunu yaparsa -ve bu kesin bir şey değildir- bu durum ABD politikasında önemli bir değişiklik olacaktır. Ancak böyle bir hareketin altında yatan temel amaçlarda ve itici güçlerde bir değişiklik OLMAYACAKTIR. Biden ve Demokratlar, en az Trump kadar ABD emperyalizminin yağmacı çıkarları tarafından yönlendirilmektedir.

Orta Doğu’yu kontrol etmek, onlarca yıldır ABD emperyalizminin gezegene hakimiyetinin temel faktörlerinden biri olmuştur. Bu bölge dünyadaki petrol ve doğal gazın büyük bir kısmının bulunduğu yerdir. Afrika, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan bir kavşaktır. Küresel ticaret yolları buradan geçer. Ortadoğu’nun hâkimiyetini kaybetmek demek, ABD’li egemen sınıflar için büyük ses getirecek bir darbe olacaktır. Son yıllarda ABD, bu bölgedeki konumu için muazzam yeni zorluklarla karşı karşıya kaldı, gerici ve genellikle ABD karşıtı katliamcı yapıların yükselişinde yoğunlaştı. İslami köktencilik ve Rusya ve Çin gibi küresel rakiplerle keskinleşen çatışmalar gündeme geldi. Birçok yönden bu meseleler İran çevresinde yoğunlaştı. İran, büyük petrol rezervlerine sahip güçlü bir bölgesel devlettir. Ayrıca ABD kontrolünü baltalayan ve önemli ABD müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan’ın çıkarlarını tehdit eden kendi gündemi ve hırsları ile İslami köktendinciliğin önemli bir kutbudur.

2000’lerin başından itibaren Afganistan ve Irak’ta başlayan savaşlar ve işgal başarısız oldu ve hatta geri tepti, ABD’nin istediği sonuçları vermedi. ABD, düşmanlarını ezemedi ve istikrarlı yandaş rejimler kuramadı. Bunun yerine, miadı dolmuş gerici emperyalizm ile miadı dolmuş gerici İslami köktencilik arasındaki çatışmada, Çin ve Rusya gibi rakip emperyalist güçler kazanç sağlasa bile, bu değişken bölgedeki diğer derin sorunları ve çelişkileri etkileyerek çok karmaşık ve yoğun şekillerde büyük ölçüde artmıştır. Bu fokurdayan çelişkiler kazanı, bölgeyi paramparça etmekle tehdit ediyor ve bu durum aynı zamanda bölgedeki halk kitleleri için bir korku şovudur.

Obama için İran’la nükleer anlaşma demek, acil savaş tehlikesini ortadan kaldırma, İran’ın nükleer hırslarını sınırlama ve hatta belki de İran’ın teokratik rejimini, durumu istikrara kavuşturmaya yardımcı olabilecek tarafsız bir güce dönüştürme ve böylece bölgeye hakim olma girişimiydi. Biden ve Demokratların geri dönmeyi umduğu yaklaşım budur. Ancak bu yaklaşım, egemen sınıfın güçlü kesimlerini temsil eden ve anlaşmanın İran rejimini bölgede daha güçlü hale getireceğinden korkan, ABD’nin kilit müttefiklerinin altını oyacağından, ABD’nin bölgesel ve küresel hakimiyetini zayıflatacağından korkan Cumhuriyetçi-faşistler tarafından kınanıyor. Bu savaşın her iki tarafı da İran ve ABD’deki halk kitleleri de dahil olmak üzere dünya halklarının gerçek çıkarlarını temsil etmiyor.

Biden’ın İran konusundaki özel pozisyonuna gelirsek -revcom.us gelişmeler doğrultusunda bu konu hakkında daha fazla yazacaktır- ancak bu yılın başlarında New York Times tarafından Demokrat başkan adaylarına yöneltilen sorulara yanıt verirken Biden’ın dediklerini hatırlamakta fayda var: Biden, eğer ABD çıkarları tehdit altındaysa İran’a (ve diğer stratejik alanlara) önleyici saldırılar da dahil olmak üzere her tür askeri müdahaleyi dışlamama konusunda oldukça kararlıydı.

Biden’a “İran veya Kuzey Kore nükleer testlerini veya füze testlerini yaparsa askeri gücü değerlendirip değerlendirmeyeceği” sorulduğunda yanıtı şöyle oldu: “Evet. Amerika Birleşik Devletleri’nin hayati bir çıkarını korumak için kuvvet makul bir şekilde kullanılmalıdır… Kuzey Kore’nin nükleer programı ve İran’ın nükleer hırsları hayati çıkarlarımıza karşıdır.”

Dünyadaki egemen kapitalist-emperyalist güç olarak ABD’nin “hayati çıkarlarının” halkın çıkarları ile hiçbir ilgisi yoktur ve bunlara temelden karşıdır.

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER