Yeni Komünizm

Bireysel Tutku, Kişilik ve Devrimci Süreç Hakkında Birkaç Düşünce

BAsics

Editörlerin Notu: Aşağıdaki metin, 2003 yılında Devrimci Komünist Parti ABD Başkanı Bob Avakian (BA) tarafından DKP içinde başlatılan Kültür Devrimi’nin ilk aşamalarında, 2004 yılında, parti içerisinde dağıtılmıştır. DKP ABD içinde “Tutku Metni” olarak bilinen bu metin, parti içinde süregiden Kültür Devrimi bağlamında ve aynı zamanda bunun ötesinde ve daha genel bir şekilde önem taşıyan bir dizi temel yönelim ve yöntem sorusunu ele almaktadır. Bu nedenle bu metni, bu dönemde yayınlıyoruz. Yayına hazırlık aşamasında bazı düzenlemeler yapılmıştır.


Bugün dünyanın her şeyden fazla ihtiyaç duyduğu şey, komünistlerdir

Bireysel tutku, kişilik ve devrimci süreç hakkında birkaç düşünce

Büyük T ile ifade edilecek “Tutku” hakkında bazı şeyler biliyorum. Daha özgün olarak, hayatımın çok büyük bir bölümünde, bir devrimci siyasi parti ve süreç bağlamında kişinin çok derinden hissettiği tutkusunun veya tutkularının, (meşru ve meşru olmayan) bir dizi nedenden ötürü tam ve özgür bir şekilde ifadesini bulamadığı zaman kendisini ortaya koyan nesnel çelişkiye çok yakından, çok keskin bir şekilde ve bazen de azap verici bir şekilde aşina oldum. Kişisel düzeyde bu durum can acıtır. Hem de çok acıtır. Ve kişinin sevdiği birini kaybettiği durumda olduğu gibi, buna eşlik eden çok gerçek kişisel keder ve derin kayıp duygusu, kişinin her zaman tam olarak “kurtulabildiği” bir şey değildir.

Bunu söylerken kendimi, işlere başka ve belki daha az melodramatik (!) bir perspektiften bakıp şunu eklemek zorunda bakmak zorunda hissediyorum: Ne olmuş yani? Halk kitlelerinin her günkü ıstıraplarının perspektifinden bakılırsa: Ne olmuş yani? Bazılarımızın bildiği – derinden ve bilimsel olarak bildiği – gibi, yapılması gerekenleri yaparsak bu korkunçluklardan kurtulmamızın varacağı eşi görülmemiş ölçeğin güzelliği perspektifinden: Ne olmuş yani?

Kişinin kendisini ve tutkularını bu türden daha büyük bir perspektife yerleştirme çabasının köklerinin elbette insanlığın kurtuluşuna katkı sağlama yönünde derin bir arzuda bulunması gerekir, ancak bunun yansıra, şu da doğrudur: bireysel zihin ve benlik, bireyi doğru bir şekilde bu geniş perspektife yerleştirme, arkasından da bir ömür boyunca, bireysel tutkuyu ve “benliğin” öteki unsurlarını maddenin ve insanlık tarihinin akışı içinde daha da bilinçli bir şekilde dizginlemek için bir mücadele yürütme çabası içinde, daha tam ve daha zengin bir kurtuluş (gerçekte daha derin bir bireysel kurtuluş) da yaşayabilir -ki biz, bireysel insanoğulları- yeterince heyecan verici bir şekilde maddenin ve insanlık tarihinin akışını gerçekten de etkileyebiliriz!

Bu beni, bugün dünyanın diğer her şeyden daha fazla ihtiyaç duyduğu şeyin komünistler olduğu noktasına getiriyor. Etki alanı geniş, herkesi kapsayan komünistlere. Daha özgün olarak dünya, insanlığa çok yönlü komünist öncülük sunmak için sorumluluk üstlenmek üzere elinden gelen her şeyi yapmak isteyen çok daha fazla sayıda komüniste, müthiş ve acil bir ihtiyaç duyuyor.

Belki bunu söylemesi kolay, ama yapması her zaman o kadar da kolay değil!

Bu zorluk özellikle, kişinin daha ideal (ve idealize edilmiş) bir dünyaya yönelik bireysel “tutkularının”, “yapılması iyi, harika, hatta belki de hayati önemde” olan şeyle paralel olduğu durumlarda keskin bir şekilde ortaya çıkmaktadır! Bu durum genel kanıya ters görülebilir, fakat ben daha derin bir materyalist perspektifle şunu kavramış durumdayım: büyük bireysel beceriler, tutkular ve yaratıcı enerjiler -acilen ihtiyaç duyulan entelektüel, sanatsal ve bilimsel ilerlemelere doğru şekilde girişmeyi hedefleyenler ve çeşitli türden insan ihtiyaçlarını karşılamak için büyük potansiyel taşıyanlar bile- bazı tarihsel anlarda tam ve özgür bir şekilde ifadesini bulamaz ve gerçekten de doğru yol olarak (genel toplumsal süreç ve devrimin amacı perspektifinden) bu tür yaratıcı enerjilerin bazen sert bir şekilde sınırlandırılması -yahut daha pozitif bir şekilde ifade etmek gerekirse- yoğun bir şekilde farkı yollara aktarılması ve yeniden kanalize edilmesi gerekir.

Kısacası, zorlama ve sınırlama, basitçe “negatif” terimlerle (örneğin “kişinin kolunun kanadının kırılması” gibi) görülmemelidir. İlginç bir şekilde “sınırlama” ve “zorlama”, doğal evrim süreçlerinde yeni şeylerin ve yolların ortaya çıkışında önemli bir rol oynuyor gibi görünüyor. Önceki tarihsel gelişmeler her zaman için, radikal derecede yeni değişimlerin inşa edilmesini sağlayan “hammadde” işlevi gören çeşitliliği ve eşitsizliği ortaya koysa da, tam da bu önceki tarihsel gelişmeler, verili bir noktada değişimin gelecekteki hangi yollarına girişilebileceği üzerine önemli sabit zorlama ve sınırlamalar da getirir. Bir başka deyişle değişim her zaman, çok gerçek bir biçimde, önceki tarihsel gelişmeler tarafından “kanalize edilir ve sınırlanır”. Buna rağmen, bu tür kaçınılmaz sınırlama ve zorlamalara rağmen, ve hatta onlar sebebiyle, nasıl da harikulade yeni madde formların ortaya çıktığına bir bakın!

Ben bütün bunların, sınırlamanın (“benliğin”, bireylerin ve bireysel tutkunun sınırlanması dahil) gerçekte daha yüksek yaratıcılığı ortaya çıkarmada oynadığı rol üzerine yeniden düşünmeye değer olduğunu düşünüyorum – ve belki de bu, eğer sağlam çekirdekten materyalist olmayan tarzda “kopma” şeklinde (veya ona karşı) gerçek olmayan bir durumda yapmaya çalışılmayıp, gerçek anlamda sağlam bir çekirdek temelinde (ve disiplin, bağlılık, tevazu vs. ile) girişilmesi halinde daha büyük esnekliğin ve inisiyatifin önünü açıcı olduğu şeklindeki, genel kanıya ters düşen noktanın başka bir ifadesidir. Her durumda gelmeye çalıştığım nokta, beşeri sosyal alanda ve devrimci süreçte bireyler üzerinde – ve onların becerileri, tutkuları, vs. üzerinde – nesnel zorlamalar ve sınırlamaların her zaman kötü bir şey olmak zorunda olmadığıdır (bunun her zaman kötü bir şey olduğunu düşünmek, bireysel burjuva hakkının en dar ufuklarının ötesini göremeyen ve bu yüzden de gerçek anlamda radikal devrimci değişim yolunu çizmede pek de yol alamayan atomize küçük burjuvanın duruşudur!).

Soru, devrimci sürecin parçası olarak bireylerin üzerinde sınırlamaların olup olamayacağı veya olmasının gerekip gerekmediği değil, şu olmalıdır: bu sınırlamalar doğru ve meşru mudur ve daha geniş toplumsal hedeflere katkı sunarlar mı yoksa sunmazlar mı?

Burada şunu da söylemek gerekiyor: Uluslararası komünist harekette ve kendi saflarımızda görülen (ve haklı bir şekilde kızdıran) geçmişteki hata ve dar görüşlülükler ve BA’nın devrimci vizyonuna ve sentezine (şimdiden yol açtığı bütün maliyetler ve kayıplarla birlikte) sürekli karşı çıkan ve onunla çekişen Menşevizmin ve ekonomist ve araçsalcı dogmatik revizyonizmin bütün tarihi, “tersyüz olmuş revizyonizm” için bir mazeret olarak görülmemeli, bunun sorunun doğru şekilde ele alınmasını engellemesine izin verilmemeli ve devrimci komünist parti içinde “bireyci sosyal demokrat küçük burjuva hakkının isyanının” zemin bulmasına son verilmelidir. Ve eğer, tarihsel ve uluslararası düzeyde komünist hareketin hatalarının ve dar görüşlülüklerinin üstesinden gelme, daha geniş yaratıcılığın önünü açma, farklı sesleri ve perspektifleri esnek bir şekilde ortaya koyma, hatta basit ve kaba bir şekilde söylemek gerekirse, “benim özgür bırakılmam” gibi şeylerin “adına” sağlam çekirdeği (bireysel tutkuların sınırlanmasına, yeniden yönlendirilmesine ve kanalize edilmesine duyulan ihtiyacın doğru şekilde anlaşılmasını) pencereden dışarı atarsak, zemin sağlayacağımız şey tam da bu olacaktır!

Sonuç olarak, geri dönmemiz gereken, dünya çapındaki halk kitlelerinin nesnel olarak neye ihtiyaç duyduğu ve neyi yapmamızın mümkün ve zorunlu olduğu şeklinde, yalın bir soru bulunuyor.

Bireyler ve onların bireysel eğilimleri, becerileri, ilgileri, kaygıları ve tutkuları, disiplinli bir devrimci komünist hareketin, partinin ve öncülüğün daha büyük kolektivitesi içinde ÖNEMLİ MİDİR? Elbette öyledir. Tek notalı bir senfoni gibi bir şey yoktur ve olsaydı da pek de ilgi uyandırıcı olmazdı. Bireyler ve bireysel inisiyatif, bu birbirinden oldukça farklı teller coşkulu ve hayli disiplinli bir devrimci komünist çekirdek içinde yanyana getirilebildiği ve böylelikle hepsi, farklı bireysel kabiliyetleri ve katkılarıyla, aynı yönde, birbirini karşılıklı olarak besleyici şekillerde, aynı geniş hedeflerle paralel olarak, bütün insanlığın kurtuluşu için dünyanın bugüne kadar gördüğü, (bugün Bob Avakian’ın radikal derecede canlı çalışmalarında, metodunda ve yaklaşımında yoğunlaşmış olan) en radikal dönüştürücü vizyon tarafından yönetilme (ve onu fiilen hayata geçirmek üzere mücadele etme) arzusunda ve tevazusunda bilinçli olarak birbirine bağlı halde çalınabildiği zaman, daha da önemli hale gelir.

Komünistler olarak, şunları açıkça aklımızda tutmamız gerekir:

*Bireysellik ve insanların kişiliği önemlidir, ancak genel stratejik hedeflerle giderek daha yakından ilişkili hale getirilmesi için içeriğinin devamlı olarak dönüştürülmesi, yeniden tanımlanması ve yeniden tasavvur edilmesi gerekir (bu da, nesnel olarak “zıt” yönlerde gitmeyi durdurmak ve kişinin  –evet, bireyler olarak!– bizim projemizin ve hedeflerimizin dünyada bugüne kadar ortaya çıkmış en iyi temsili olduğunu sistematik ve bilimsel olarak ortaya koyabileceğimiz şey tarafından, yani BA ve onun temsil ettiği her şey tarafından kendisine öncülük edilmesine izin vermek üzere balıklama dalmayı da içerir).

*Eğer komünist olmayan insanları, fikirleri ve perspektifleri giderek daha geniş ve esnek bir şekilde “kucaklamaya”, çevrelemeye ve incelemeye çalışırsak (ki bunu yapmamız gerekir), bunu gerçek anlamda sağlam bir çekirdek ve BİZİM projemiz ve hedeflerimize stratejik bir şekilde dayanma dışında başka bir şeyin temelinde yaparsak, bu geniş araştırma ve inisiyatiflerden mümkün olduğunca meyve toplamayı başaramayız VE, en insafsızı, HER ŞEYİ KAYBEDERİZ!

Bu çok gerçek ve yakın bir tehlikedir.

Kendi yoldaşlarımızdan bazıları da dahil olmak üzere bazı kişiler, özü itibariyle, sanat ve kültür gibi bazı alanların çok önemli olduğunu ve pek çok örnekte bunların komünist hareket tarafından çok zayıf şekilde ele alındığını, bunların temel olarak, doğrudan onun içine girmiş insanların “özel bölgesi” haline getirilmesinin gerektiğini ve bu alanlardaki bir komünist öncülüğün yalnızca, kendilerini bu alanlarda uzmanlaşmış yoldaşlardan gelmesi gerektiğini savundular ki – bu durum, bu alanlarla genel komünist hareket ve parti ve onun genel liderliği arasına bir duvar örülmesi ve hatta bu alanların onlardan “korunması” anlamına gelir. Elbette “kültürel alanların önemli ideolojik formlar olduğu” ve pek çok insanın bunlardan geçerek dünyayı ve onun neden ve nasıl dönüştürüleceğini öğrendiği doğrudur. Evet, devrimci kültürel hareketler olmadan devrimin olmayacağı doğrudur. Fakat genel stratejik perspektifimiz ve sorumluluklarımız üzerinden, bunun ne anlama gelip ne anlama gelmediğini anlamak üzere daha derinlere inmek önemlidir. Örneğin bana göre “sanat ve kültür” alanına, “bilim” alanına göre daha fazla komünist yönlendirme ve öncülük sunarak bunu bir “özel kategori” haline getirmek doğru değildir.

Buradaki mesele elbette sanat ve bilimi birbiriyle “yarıştırmak” olmadığı gibi, bugünkü haliyle toplumda sanat ve kültürün çoğu zaman kendilerini, kitlelerin aktif erişimine daha açık alanlar olarak ortaya koyduğu gerçeğini inkar etmek de değildir. Benim belirtmek istediğim nokta şudur: bizler, çok yönlü devrimci komünist öncüler olarak, bu alanların içindeki -ki hepsi de kolaylıkla, önceden duyulmamış sanat ve kültür (veya bilim) “şubeleri” (!) için bir kimlik politikası biçimine dönüşebilir- bireysel rollerimize veya bu alanlardan birinin özgünlüklerine daha az odaklanmalı ve bunun yerine, daha genel anlamıyla ideolojik hattın hücum kenarının teori olduğu yönündeki anlayışa daha fazla odaklanmalıyız. Çok yönlü komünist teoriyi ve ideolojik hattı geliştirmek ve geniş bir şekilde savunmak, bizim -evet, bireyler olarak ve bireysel tutku, ilgi ve uzmanlık alanlarımızdan bağımsız olarak- her şeyin üstünde yapmamız gereken şeydir.

Parti üyeleri ve bireysel komünist öncüler olarak herhangi bir verili zamanda ne “yapmamız gerektiği”, o dönemdeki zorunluluğun ve özgürlüğün ve o özgün anda gerekli stratejik devrimci ilerlemelerin yapılmasını sağlayacak ana bağlantıların ve odak noktalarının ne olduğunun materyalist tarzda değerlendirilmesinden kaynaklanmalıdır.

Öncelile, Parti elbette “bireyin özgün becerilerinin ve katkılarının azamiye çıkarılması” işi için değildir. Bu, bilimsel araştırma alanında ne kadar iyi olabileceğimden, bunun nasıl da “ilk aşkım” ve temel tutkum olduğundan, yahut bilimsel araştırma yoluyla insanlığa ne kadar değerli ve önemli bir katkı yapabileceğimden bağımsız olarak, artık bilimsel araştırma “yapabilecek” durumda olmadığım gerçeğiyle yüzleşme ihtiyacı üzerine (bir kez daha) düşünürken başkalarına (ve kendime de!) sıklıkla belirttiğim bir noktadır.

Örneğin sık sık, benden bir komünist parti kadrosuna nazaran “daha iyi” bir bilim insanı çıkacağını hissetmişimdir (ve halen de bunun temelsiz olmadığını düşünüyorum). Bu bir dizi nedenden kaynaklanıyor ve bunların arasında benim temayül itibariyle tam olarak bir “siyasi hayvan” olmamam, yaklaşık 11 yaşımdan itibaren Avrupa geleneği içinde bir entelektüel olarak sistematik eğitim almam (ki bu beni eleştirel düşünme alanında geliştirmiş, bana bazı eleştirel entelektüel araçlar sağlamış ve aynı zamanda hem sanat hem de bilim alanında beni entelektüel ilgi ve tutkulardan oluşan geniş ve çeşitlilik arz eden bir yelpazeyle beslemiştir), profesyonel olarak bilimsel araştırma ve inceleme süreci içinde aktif ve üretken br şekilde yer alan, faal bir bilim insanı olarak eğitilmiş olmam, vs. de bulunuyor.

Kısacası şöyle diyebiliriz: 20’li yaşlarımın başlarındayken alanımda halihazırda bilimsel teoriler ve tartışmalar konusunda iyi bir zemin elde etmiş, kolej düzeyinde eğitim almış, hem teorik hem de pratik araştırma projelerine girişmiş, dünyanın bir dizi büyüleyici ve heyecan verici egzotik bölgelerine seyahat etmiş, oralarda yaşamış ve çalışmış ve halihazırda profesyonel dergilerde bazı makaleler yayınlamıştım; saygı görüyor ve aktif olarak doktoram üzerinde çalışıyordum ve genel anlamıyla, dürüst bir şekilde, tam da yaşamak istediğim hayatı ve yaşadığımı ve “bedava yapmaktan memnuniyet duyacağım şeyler için para kazandığımı” iddia edebiliyordum!

Dolayısıyla, tahmin edebileceğiniz gibi uzun yıllar önce bütün bunları arkamda bırakıp Parti’ye katılmak, gerçek ve derin bir fedakarlıktı. Ben liseden beri bir “komünist radikal” olmuştum (pek çok başka insan gibi benim için de Vietnam savaşı, Huey’e özgürlük kampanyası,  Malcolm X’in Otobiyografisi, kadınların radikal kurtuluşu, Çin, vs. şekillendirici olmuştu) ama hiçbir zaman katılacağım bir örgüt bulamamıştım ve üniversitede ve sonrasında “o günü bekledim.” İronik bir şekilde, beni çeken şey RU’da ve onun metod ve yaklaşımlarında hissettiğim bilimsel bir boyuttu (Kızıl Metinler 6’yı ve özel olarak ilgi çeken gerçek bir partiye neden ihtiyaç duyduğumuza dair tartışmaları hatırlarım). Fakat hâlâ, doğa bilimleri ve bilimsel araştırmaya aktif katılım bana “gerçek çağrı” gibi geliyordu – bilim benim tutkum, uğraşım, ilk aşkımdı… Bu yüzden örgütlenme meselesi doğrudan ortaya konulduğu zaman, bunu itmiş, bağırmış ve çılgınca direnmiştim ve umutsuzca yaptığım “uzlaşma” teklifleriyle zırlamıştım (Sağır kulaklara, “ben gerçekten de İKİSİNİ DE yapabilirim” diye bağırıyordum). Arkasından kalbim kırıldı, gönülsüzce “aletlerimi” bıraktım, bilim dünyasını terk ettim (o dönemde buna dair aşırı duygusal bir şiir bile yazmıştım) ve gidip Parti’ye katıldım. Son kertede bunu çok basit bir nedenden ötürü yapmşıştım: O dönemde, yalnızca ne yapılması gerektiği konusunda değil, bunu yapmanın bir zemininin de olduğu konusunda yeterince şey bildiğimi idrak etmiştim; o halde Parti’ye katılmazsam aynaya nasıl bakabilirdim?

Bu son derece kişisel anekdotu şu nedenlerden ötürü paylaşıyorum:

1) Belli bir hayat ve çalışma alanına yönelik tutkuyu derinden biliyor ve hissediyor olduğumu vurgulamak istiyorum. Fakat, bir kez daha söyleyelim, daha büyük bir şemadan bakınca: ne olmuş yani?

2) Benim örgütlenmemde (ilkellik ve ekonomizmin birleşmesi nedeniyle) ciddi hatalar yapıldı ve benim, Parti’ye katılmanın ön koşulu olarak bilim yapmaya devam etmeme “izin verilmesini” istememin yanlış olması gibi, tıpkı benimki gibi mekanik bir tarzda, benden komünist olmanın ön koşulu olarak bilimi bırakmam da istenmemeliydi. Bugün meseleleri önemli derecede farklı bir şekilde ele aldığımızı umuyorum. Ve evet, faaliyet yürüten aydınların, sanatçıların ve bilim insanlarının da aynı zamanda olgunlaşmış komünistler ve Parti’nin üyeleri olabilmelerini istiyoruz.

3) Profesyonellerin komünist ve Parti üyesi olup kendi mesleklerine de devam edebilmesi genelde mümkün olabilmelidir, ancak şunu anlamazsak kendimizi kandırmış oluruz: özellikle iktidarın ele alınmasından önce ve komünist öncüler sayıca az olduğu müddetçe bu noktada gerçek çelişkiler olmaya devam edecektir, zira komünist parti içindeki bir faal profesyonel (sanatçı, bilim insanı veya başka bir şey) gelişip daha genel ve çok yönlü komünist öncülük sorumluluklarını üstlenmeye, BUNUN tam bir ifadesini ortaya koymaya başlarken diğer taraftan da verili “öteki” mesleğin gerekli standartlarını ve pratiklerini sürdürürse, muhtemelen en azından belli bir noktadan sonra çürük hale gelecektir. Devrimin koşullarının parçası olarak bunu kabul etmemiz gerekir.

Başka türlü ifade etmek gerekirse: Ben faal bir bilim insanı ve aynı zamanda olgunlaşmış bir komünist ve Parti’nin temel bir üyesi olabilirdim, fakat daha ileride daha geniş genel liderlik sorumluluklarını üstlenip profesyonel kapasitede faal bir bilim insanı olarak kalmam mümkün olamazdı. Bu yüzden Menşevik ekonomizm ve dogmatik revizyonizm, çelişkinin boğuşmamız gereken tek tarafı değildir. Bu, hepimizin (kendi öznel hayal kırıklıklarımız ve bunun altında yatan sebepler açısından ve aynı zamanda daha genç yoldaşlara nasıl yön göstereceğimiz, dışarıdaki bilim insanlarına, sanatçılara ve entelektüellere, genel anlamda fiili Parti üyeleri olacakları şekilde nasıl yön göstereceğimiz açısından)  üzerine düşünmemiz gereken bir çelişkidir.

Bu, bilim, sanat, vs. gibi alanlardaki faal profesyonelleri profesyonel komünistler olarak eğitme ve geliştirme konusunda hepimizin uğraşması gereken bir meseledir.

4) Benim kişisel olarak, bazı bireyselleşmiş ve idealize edilmiş alanlarda “en iyi” (veya bu alanlara en uygun) olduğum, doğa bilimlerinin ilerlemesine olan katkımın, doğrudan siyasal alanın ilerlemesine olan katkımdan daha fazla olacağı doğru olabilir, ve ben bunun bizim davamıza bazı önemli açılardan dolaylı olarak (felsefi ve epistemolojik açıdan da) katkı yapmış olabileceğini dahi iddia edebilirim. Fakat bir kez daha belirtmek gerekirse bu, (ki ben bunun özel “dış” becerileri ve “tutkuları” olan bütün öteki yoldaşlar için de geçerli olduğunu düşünüyorum) meselelerin daha geniş boyutuyla temel olarak ilgisizdir: bizim yapmamız gereken şey, bireyler olarak katkı yapmada iyi, hatta en iyi olabileceğimiz şeyleri “maksimize etmek” değil, büyük ve acil bir toplumsal ihtiyacı elimizden gelen en iyi şekilde yerine getirmektir.

Bu, bireyin yapabileceği ve “iyi olduğu” şey ile genel stratejik yönümüz arasında çok doğrudan ve yakın bir bağlantı olduğu zaman bile doğrudur. Örnek: BA’nın (iyi olduğu pek çok başka şey arasında) en fazla “iyi olduğu” ve açıkça eğilim taşıdığı, tutkulu olduğu şey, topluluğa hitap etmektir.  Onun bu konuda yapabildiğini yapabilecek başka hiç kimse yoktur. Fakat bu, (gördüğümüz üzere) sırf “kuramsal olarak” bunu yapması çok önemli ve hayati derecede değerli olacağı için onun herhangi bir verili noktada bunu yapmasının doğru olduğu anlamına gelmez. BA’nın bu yüzden revizyonizmin şimdiden Partimizde, uluslararası hareketimizde ve şüphesiz kişisel olarak kendisinde sebep olduğu (ve elbette bundan sonra da sebep olacağı) büyük hayal kırıklıkları, engeller ve zorluklardan ötürü yıkıcı bir öznellik ortaya koymasının ve türlü biçimlerde, bu dönemde odaklanabileceği ve odaklanması gereken şeylerden “kaçmasının” tolere edilebileceği anlamına da gelmez. Burada üzerine düşünülecek bir şey var mı?

Daha genel olarak, kendi yoldaşlarımızın ve geniş halk kitlelerinin, BA’nın mevcut ve süregiden epistemolojik atılımlarının temsil ettiği, tarihsel olarak benzeri görülmemiş “fikirler dünyasındaki devrimi” ele aldığını, “onunla gittiğini” ve (yalnızca bir kısmını hayal edebileceğimiz sayısız yaratıcı biçimde) onu çılgınca yaydığını görmeliyiz. HEPİMİZİN yapması gereken şey budur ve aynı zamanda, son kertede (fakat aynı zamanda ivedi ve doğrudan bir şekilde) çok ihtiyaç duyulan “radikal kültür hareketlerini” gerçek anlamda ortaya çıkarmanın, kitleleri devrimci yöne taşımaya yardımcı olacak, büyüklü küçüklü, çok sayıda yeniliği ve yeni yaratıcı ifadeyi ortaya çıkarmanın en iyi yolu da budur.

Ben ironik bir şekilde, ÇOK YÖNLÜ KOMÜNİST ÖNCÜLÜK SUNMANIN (özellikle de BA’nın yöntem ve yaklaşımını geniş bir şekilde yaymak yoluyla bunu yapmanın) sanat ve kültür hareketlerini ortaya çıkarmada ve bu süreci YÖNETMEDE (sonuçta bu yönetilecektir, değil mi?) temel bağlantı noktası olduğunu büyük ölçüde görmezden gelme yönünde bir eğilim olabileceğini düşünüyorum. “Sağlam çekirdek ve bir hayli esneklik” formülasyonunu ortaya koyanın, BA’nın sözlerine sıkı sıkıya bağlı bir şair olması tesadüf değildir. BA’nın sözlerine doğrudan bağlı olan başka bir şairin hem güçlü sanatçı olma hem de devrimin ilerletilmesine somut bir şekilde katkı sunma potansiyeline sahip yaratıcı bir yeni çalışmayı kafasında canlandırmaya başlaması tesadüf değildir. Geleceğin pırıltılarına boş yere umut vermek mi? Ben BA’nın sözlerine sıkı sıkıya bağlı bilim insanlarının laboratuarda veya sahada veya teorik düşüncelerde bazı yeni atılımlar yapmasını bile tahayyül edebiliyorum… Çünkü BA’nın temsil ettiği şey, GERÇEKTEN DE fikirler dünyasında bir devrimdir.

Kısacası, kültürel hareketleri ve sanatsal, entelektüel ve bilimsel profesyonelleri ortaya çıkarmanın, geliştirmenin ve onlara yol göstermenin temel yolunun gerçekte ne olduğu meselesiyle ve bunun ne kadarının doğrudan olacağı, ne kadarına bu profesyoneller arasında komünist projemizi savunmak ve yaymak yoluyla ve onların bunu (BA’nın sözleri dahil) kendi durumlarıyla ilişkilendirmelerine ve sayısız harika biçimde “onunla gitmelerine” izin vermek/bunu teşvik etmek yoluyla yapılacağı meselesiyle daha fazla ilgilenmemiz gerekeceğini düşünüyorum. Ve özel tutkularından, hatta özel sorumluluk alanlarından bağımsız olarak genel öncülük sorumluluğuna sahip yoldaşların, özel bir alanda daha doğrudan çabalamak yerine BUNU yapmaya daha fazla yardım etmedeki rollerini görüyorum.

İnşa etmeye ihtiyaç duyduğumuz genel komünist hareketin herhangi bir alanında – ne sanat ve kültür, ne bilim, ne de başka bir alanda – “istisnacılık” diye bir şey yoktur: şimdi bu konudaki düşüncemin açık olması gerekir, fakat bu alanlardan herhangi birinin “özgünlüklerine” dair bir “prensip oluşturmanın” yanlış (ve materyalizm dışı ve bilim dışı) olduğunu düşündüğümü vurgulamam gerektiğini düşündüm. “İçine alır ama yerini almaz” prensibini derinden kavramamız ve hayatın içine girmek, yönünü değiştirmek ve yönetmek istediğimiz alanlarının her birinin (yani bütün alanların!) özgünlüklerini gerçekten de öğrenmemiz gerekir, fakat “sanat ve sanatçılar” alanının (bu bazen bir bütün olarak entelijensiyayı da içine alır) bir biçimde, içkin olarak öteki alanlardan daha hassas olduğu, veya daha kolay incindiği veya daha karmaşık olduğu şeklindeki yaygın fikir bana göre boş laf ve desteklenemeyecek, bilim dışı ve romantize edilmiş bir nosyondur. Eğer bu konuda söylediğim şey doğruysa, o halde sanat ve kültür figürleri hakkında ekstra korumacı veya savunmacı olunması gerektiğine dair hiçbir bilimsel kanıtın bulunmadığı ve pek çok sanatçının ve başka kültür figülerinin sansürlenmemiş tam haliyle komünizmle –onlara korkunç bir revizyonist lapa değil, gerçek anlamda komünizmi sunduğumuzdan emin olmalıyız!– ilgilenemeyeceğini (ve ondan büyük ölçüde esinlenemeyeceğini), hatta onların komünizmin tarihi, yahut çeşitli başka konular hakkındaki yanlış veya geri görüşlerine ve önyargılarına karşı yürütülen mücadeleye yanıt bile veremeyeceklerini düşünmek için hiçbir sebebin olmadığı da doğrudur.

Aydınların ve genel olarak sanat ve bilim alanında çalışan kişiler arasında yanlış düşüncelerin, önyargıların ve toptan anti-komünizmin “normal” olması, çağımızın bir gerçeğidir. Bu tabakanın, gerçeklikte ve tarihsel projemizin kusurlarında gerçekliği olan (veya olabilen) kaygılarını gerçekçi bir şekilde ve savunmacı olmadan ele alabiliriz ve almamız gerekir. Fakat bunu aşırıya kaçırmayalım! Bugün bu tabaka arasında var olan daha büyük sorun, emperyalist sistemin tüm korkunçluklarını (kendi faaliyet sahalarını ilgilendirenler dahil) tam olarak kabul etme, bunlarla yüzleşme ve bunun mantıksal sonuçlarını izleme (bu sistemin neden “kesinlikle reforme edilemez” olduğu konusunda materyalist bir değerlendirme dahil) konusunda tereddüt içinde olması, eş zamanlı olarak da bütün bunları fiili kazanımlarla ve yaratmaya çalıştığımız dünyanın çok daha iyi ve daha da iyileşecek zeminiyle doğru şekilde karşı karşıya koymayı başaramamalarıdır.

Ve işe kendimizden başlamamız, kendimizi, tarihsel olarak koşullandırılmış düşünce alışkanlıklarının dar ve sınırlı çizgilerinin dışına çıkarmamız gerekir. Örneğin gazetenin, yerinde bir şekilde keskin bir eleştiriyle, BA’nın kendini sakınmadan ortaya koyduğu eleştiriyle çıkan  sayısına (Revolution #4) bakın.  Arthur Miller hakkındaki, “Dünyayı değiştirme tiyatrosu” makalesine bakın. Yanından dahi geçmez! Evet, Miller’ın çalışması pozitif unsurlar taşıyor, fakat “dünyayı değiştirme sahnesi” çok abartılı bir tanım ve Miller’ın ve onun çalışmasının temsil ettiği şeyin doğru bir değerlendirmesi değil. Kısacası, bana öyle görünüyor ki eğer bu muhtelif alanlarda uygun bir şekilde öncülük yapacak ve gerçek anlamda devrimci bir “yakınlaşma” ve sinerji için çalışacaksak, başka şeylerin yanısıra, şunları da yapmamız gerekir: popüler anti-komünist önyargıların peşinden gitmemek ve gerçekliğin doğru ve bilimsel şekilde değerlendirilmesi için savunmacı olmayan bir şekilde mücadele etmek; radikal orta tabakanın en iyi tezahürlerini kabul etmek ve değerli görmek, fakat yine, bunların peşinden gitmemek veya aşırı övmemek; kendi “düşlerimizi” yükseğe kaldırmak ve bu alanlar da dahil olmak üzere, komünist geleceğin neye benzeyeceğine dair betimlemeye yardım etmek.

Kızıl ve Uzman:

Bazı meseleleri veya alanları “girilmez” veya “uzak durulacak” alanlar, yahut (gerçekte öyle olmadıkları halde) “ikincil önemde” ilan ederek, yahut açıkça anti-komünist olan sanatın yasaklanması hayaletini çağırarak (liderliğin bu tür şeyleri inceemesinin onları “tamamen öldüreceği” fikri gibi) derebeylikler ilan etmek ve onların etrafına hendekler yerleştirmek mümkündür. Bu kesinlikle doğru değildir ve tümden reddedilmelidir. Bunu söylerken kendim, özgün alanlarda “uzman bilgisinin” değeri ve her yeni araştırmaya hemen saldırıp onu hırpalamadan, deneyime belli bir alan sağlamak, bazı yeni şeyler denemek, vs. için genel olarak yaratıcı çalışmaya duyulan ihtiyaç konusunda belli bir anlayışa sahibim ve bunlara değer veriyorum. Bu yüzden kanat açmak ve iyi olmak istiyorsak neden her türden, özellikle de ilk aşamalarındaki yaratıcı çalışmanın “tepesine dikilmemek” gerektiğini, en küçük ayrıntısına kadar “çok yakından incelememek” ve benzeri şekillerde gelişimini engellememek ve boğmamak gerektiğini anlıyorum. Fakat bu bizi, bu çalışmalar dünyaya gönderilmeden önce onları yapıcı eleştiriye tabi tutma yükümlülüğümüzden muaf kılmaz – çünkü bu tür şeyler önemsenir ve etki yaratır.

Bir işe yarar mı bilmiyorum, ama benim için öğretici bir deneyim olan küçük bir anekdot daha anlatmak istiyorum. 20 yıl kadar önce evrim süreçleriyle ilgili bazı temel olguları popülerleştirmeye çalışıyordum ve o dönemin biyologları tarafından yaygın şekilde kullanılan, fakat daha geniş bir kamuoyu tarafından determinist uyarlamacılığın savunulması olarak yorumlanabilecek bir tür “şipşak stenografi” olan bazı formülasyonlar kullanıyordum (bir şeylerin şu veya bu önceden belirlenmiş amaç “için” evrilebileceği nosyonu dahil).  BA bunu ele aldı ve bana bu sorunu gösteren bir eleştiri sundu. Ben başlangıçta bu eleştiriyi pek ciddiye almadım – sonuçta ben profesyonel eğitimli biyologdum, alanda genel kabul gören ve kabul edilen dilde neler olduğunu ben biliyordum, başka uzmanların bu tür dar görüşlü formülasyonlarla neyi kastedip neyi kastetmediğini ben biliyordum, ben onun bunu orantısız şekilde yaptığını düşünüyordum, ben, … eh… o bunlar hakkında ne bilebilirdi ki?! Mesele şu ki ben subjektif davranıyor ve “egomu” ve “deneyimimi” baskın çıkarıyordum – gerçekte ise, tartışılan özgün bilimsel kavramlar hakkında sınırlı ön bilgisi ve doğrudan deneyimi olduğunu kabul etmesine rağmen, görünürde küçük bir metodolojik “şapşallığı” farketmişti ki ben kısa süre sonra bunun, başlangıçta anlayabileceğimden veya anlamak istediğimden çok daha geniş içerimlerinin ve etkilerinin olduğunu (epistemolojik olanlar dahil) anlayacaktım. Bu dersi hiçbri zaman unutmadım.

Benzeri bir şekilde Mao’nun bir keresinde, “Eğer yeterli sayıda opera izlemeye giderseniz, eninde sonunda iyi operayla kötü operayı birbirinden ayırabilir hale gelirsiniz” dediği aktarılır.

Bir kez daha belirtmek gerekirse buradaki mesele şudur: Menşevik revizyonizmin tipik olarak birikmiş deneyimin ve dinamiğin “uzman” tarafının değerini doğru şekilde kabul edip değerlendiremediği (bunu yerine tipik olarak dar rövanşist kaba işçiciliği bu deneyime benzettiği) şeklindeki basit gerçek, bunun “mantıksal olarak tersini” yapıp herhangi bir verili uzmanlık alanını veya birikmiş deneyimi esrarengiz bir şey gibi görmemiz ve onu romantize etmemiz, onu temel olarak uzman olmayan kişilerin (böyle olduğu varsayılan veya gerçekten böyle olan kişilerin) “sınırılarının dışında” ilan etmemiz gerektiği anlamına gelmez. Bu, genel olarak yanlış ve bilim dışıdır; özel olarak da, gerçek anlamda ileri epistemolojik yöntem ve yaklaşım kendi başına çok daha büyük bir “deneyimin” bir parçası olarak tanınmadığı zaman korkunç bir hal alır ki bu deneyim, insan düşüncesinin ve faaliyetinin herhangi bir alanını içine alabilecek ve hem uzmanlara hem de uzman olmayanlara, gerçek anlamda değerli bakış açıları sunabilecektir ve bunun için onları duymaya daha açık olmamız yeterlidir!

Ben bunun da daha derinden tartışılmaya/düşünülmeye değer bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu aynı zamanda, bir kez daha, çok yüzlü bir konsept olan “kişinin kendisine öncelik edilmesine izin verme alçakgönüllülüğü” konseptiyle bağlantılıdır.

Burada, zihnimden geçmeye devam eden bir düşünceyi son kez tekrar ederek bitireceğim: Evet, dünyanın, hepsi de şu veya bu şekilde devrime ve son kertede komünizme doğru meyleden çok sayıda sanatçıya, bilim insanına ve aydına, çokça yaratıcı yeniliğe ve kültürel harekete ihtiyacı var. Fakat bugün dünyanın başka her şeyden daha fazla ihtiyaç duyduğu şey, gerçekte çok az bulunan bir şeydir: gerçek devrimci komünistler. Ve bizzat komünistlerin arasında, hiç olmadığı kadar çok ihtiyaç duyulan şey, onların yükümülüklerini şu veya bu “uzmanlık mevkinde” değil, ÇOK YÖNLÜ KOMÜNİST ÖNCÜLER olarak yerine getirmesidir. İşte, insan faaliyetinin ve tahayyülünün tüm muhtelif alanlarını da içerecek şekilde radikal derecede yeni bir dünyayı getirmeye en büyük yardımı yapmamızın yolu budur.

Avatar

Gerçek Bir Devrim ve Kökten Yeni Bir Toplum İçin Gerçek Kurtuluşa Giden Yolda Bilim, Strateji ve Önderlik

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER