Revcom.us editörünün notu: Bu makale Kolombiya Devrimci Komünist Grubu’nun (GCR) internet sitesi Alborada Comunista’da İspanyolca olarak yayınlanmıştır ve revcom.us gönüllüleri tarafından İngilizce’ye çevrilmiştir.
YK Kolektifi editörünün notu: 15 Aralık 2025 tarihinde yayınlanan bu yazı, revcom.us üzerinde yer alan İngilizce çevirisinden Türkçe’ye çevrilmiştir. Yazının orijinali için tıklayınız.
ABD “uyuşturucu kaçaklığı ile mücadele” bahanesini öne sürerek Karayipler’de eşi benzeri görülmemiş bir askeri kuvveti mobilize etmiştir. Bu hareketin asıl amacı ise Latin Amerika’yı ABD tarafından önderlik edilen bir faşist blok altında toplamaktır ve ilk hedef olarak savaş gemilerinin namluları Venezuela’ya doğrultulmuştur. Eylül 2025’ten beri Trump faşist rejimi Pasifik Okyanusu ve Karayiplerde 22 gemiyi bombalamış ve en az 87 kişiyi öldürmüştür. Bu öldürdükleri kişileri, sadece kanıt olmaksızın “uyuşturucu teröristleri” olarak tanımlamakla kalmamış, aynı zamanda da Kolombiyalı Alejandro Carranza gibi bazılarının balıkçılar olduğuna dair bulunan kanıtları da görmezden gelmişlerdir. Kıyı bölgelerdeki balıkların azalması San Andres ve Providencia da dahil olmak üzere Karayipli balıkçıları daha derin sularda balıkçılık yapmaya ve daha güçlü tekneler kullanmaya zorlamıştır, ancak şimdi bu balıkçılar gittikçe zorlaşan bir aktivitenin getirdiği ekonomik belirsizliğin üstüne uyuşturucu kaçakçılığı için kullanılan tekneler ile karıştırılıp bombalanma korkusuyla yaşamaya devam etmektedirler.1
ABD’nin USS Gerald Fort uçak gemisi
ABD günümüzde Karayipleri dünyadaki ana hareket alanlarından birine dönüştürmüştür. En güçlü ve ölümcül uçak gemisi USS Gerald Ford, bir nükleer denizaltı, çok sayıda savaşçı uçak ve bombardıman uçağı ve 15.500’den fazla asker ile ABD Deniz kuvvetlerinin %20’si şu an Karayiplerde konuşlanmış haldedir. Trump Venezuela hava sahasının kapatılmasını “emretme” hakkını kendinde görmektedir ve Venezuela’da kara hedeflerine saldırı tehditlerinin yanı sıra aynı tehditleri Kolombiya ve Meksika için dahi yapmaktadır.
Karayiplerde ABD tarafından bombalanmış araçların bazıları
Bu sözde “uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele” amaçlı yeni saldırı büyük ölçüde ABD’nin bölgede saldırılarını ve askeri hamlelerini meşrulaştırmak için kullandığı “uyuşturucuya karşı savaş” bahanesi ile paraleldir, ancak sadece “aynı şeyin devamı” değildir çünkü şu anda ABD’de faşist bir rejim konsolide olmaktadır. Bunun da sadece ABD halkı için değil, tüm dünya için ciddi sonuçları olacaktır. Bob Avakian’ın doğru bir biçimde söylediği gibi: “Faşizm, bu sistemin kendi hükmünü halka dayatmakta kullandığı nitel olarak farklı bir yoldur.”
“Trump faşizmi, temel hakları açıkça ve saldırganca gasp eden ve kendi dikte ettiği dışında hiçbir şekilde hukukun üstünlüğü ve hukuki usullerin uygulanmasının söz konusu olmayacağını bildiren, uluslararası arenada uluslararası hukuka uymayı bırakın, uyuyormuş gibi yapmayı dahi reddeden ve daha güçsüz halkların ve ülkelerin bağımsızlığı ve hatta var oluş haklarını hiçe sayarak ham yıkıcı gücün hükmetmesi gerektiğine inanan bir rejimdir.”[Bob Avakian, Revolution 114 makalesi “Trump/MAGA faşizmini yenmek: Gelecek bir seçime bakmak… ya da şimdi milyonları bu güçlü ve birleştirici çağrı etrafında mobilize etmek: Trump Faşist Rejimi Gitmeli!]
Trump’ın kendi sağ görüşlü müttefiki ve eski Honduras başkanı Juan Orlando Hernandez hakkında “haksız bir biçimde tutuklandığını” iddia ederek uyuşturucu kaçakçılığı yaptığının kanıtlanması sebebiyle 45 yıl hapse mahkum edilmiş olmasına rağmen af çıkarması, bunu kendisine bağlı kalma sözü veren Honduras başkan adayı Nasry Asfura için yapması ve aynı zamanda da Maduro’nun [Venezula başkanı] bir “los Soles Karteli”nin lideri olduğunu iddia etmesi Trump’ın asıl amacının “uyuşturucu kaçakçılığı ile mücadele” değil, bu utanmaz bahaneyi düşman gördüklerine veya kendisine bağlı olmayanlara saldırarak Güney Amerika kıtasında ABD tarafından önderlik edilen politik, ekonomik ve askeri bir bloğu konsolide etme yönündeki faşist stratejisini ilerletmek olduğunu açıkça göstermektedir.
5 Aralık Cuma günü Trump rejimi yeni “Ulusal Güvenlik Stratejisini” kamuya açık hale getirdi. Bu strateji, temel jeopolitik hedefini Batı yarımküreye çevirmekte ve dünya düzeni için “Önce Amerika” sloganı ile yola çıkan hedeflerini belirtmektedir ve 19. yüzyılın başlarında başkan James Monroe tarafından yazılmış bir ABD askeri doktrininin yeniden oluşturulmasını açıkça desteklemektedir. Bu doktrine göre Latin Amerika ABD’nin “etki alanının” kilit noktalarından biridir ve bu sebeple de ABD saldırganca kontrolü ele alma hakkına sahiptir. ABD emperyalizminin bu iddia ile genişlemesi iki yüzyıl boyunca süren bir işgal, darbe, ölüm mangalarının finanse edilmesi dalgasına sebep olmuş ve ABD parazitlerinin bütün Latin Amerika ülkelerinin ekonomilerine yayılmasını sağlamıştır. Günümüzde de Venezuela’ya karşı askeri seferberlik, Kolombiya ve Meksika’ya karşı tehditler ve Arjantin, Honduras, Şili ve diğer ülkelere açıkça baskı yapılması bu emperyalist stratejinin ifadeleridir.
Trump yönetimi ve ABD hakim sınıflarının bütün faşist kısmı bu stratejiyi ABD’nin dünyanın en güçlü ülkesi olarak zayıflamaya başlamasına ve yerine reformistlerin inandığı ve yaymaya çalıştığı inancın aksine sosyalist DEĞİL, kapitalist emperyalist bir güç olan Çin’in yükselmesine karşı en iyi mücadele yöntemi olarak görmektedir. Çin şu anda Güney Amerika’nın en önde gelen ticaret ortağı ve enerji ve altyapı alanlarında da önemli bir yabancı yatırım ve kredi sağlayıcısıdır. ABD’nin Venezuela’ya karşı sert ekonomik yaptırımları karşısında Çin’in Latin Amerika ve Karayiplere sağladığı kredilerin neredeyse yarısı Venezuela’ya gitmektedir. Dahası, Çin Venezuela’nın şu anda büyük ölçüde zayıflamış olan petrol üretiminin %90’ının alıcısı konumundadır. Venezuela rejiminin “emperyalist karşıtı” söylemlerinin aksine Venezuela küresel emperyalist sisteme derinden bağlı durumdadır, geçtiğimiz yıllarda bu bağlılık ABD’den Çin’e kaymıştır.
Maduro rejimi Venezuela halkı için hiçbir özgürleştirici veya pozitif anlama gelmemektedir, ancak bu hiçbir şekilde ABD’nin emperyalist saldırısını meşrulaştırmaz ve çoğu sağcının duruşu olan, Mao Zedong’un yarım yüzyıldan uzun bir zaman önce eleştirdiği “ulusal teslimiyet” eğilimi de bir suçtur. Bu kişiler, ABD’ye işgal ederek “Venezuela’yı kurtarması ve eli değmişken Kolombiya’ya da bulaşması için yalvarmaktadırlar. Venezuela nüfusunun -pek çok ülkeden ayrılmak zorunda kalan kişi de dahil- Maduro rejiminden memnuniyetsizliğinin gittikçe artması ve yayılması anlaşılabilirdir, ancak onların değişim isteği güç kullanarak Trump’ın ABD’sine bağlı bir hükümetin başa getirilmesini meşrulaştırmak için manipüle edilmekte ve kullanılmaktadır. Bu eğer gerçekleşirse Venezuela halkı için çok daha fazla korkunçluğu beraberinde getirecektir.
Venezuela şu anda Trump rejiminin merceği altındaki ana hedeftir, ancak bu rejimin hedefleri bunun ötesindedir. Trump rejiminin çekirdeği Venezuela başkanını iktidardan sürmenin bölgedeki stratejileri önünde engel olarak tanımladıkları Küba ve Nikaragua’yı devirmenin ilk adımı olduğuna inanmaktadır. Trump ayrıca “belki” Kolombiya ve Meksika’ya saldırma tehdidinde de bulunmuştur ve bu tehditlerin gerçekleşme olasılığını ve faşist Trump rejiminin “MAGA”ya bağlı bir yarımküre hedefi için uygulamaktan çekinmeyeceği farklı baskı kurma yöntemlerini küçümsemek bir hatadır. ABD “Savaş” Bakanı Pete Hegseth’in2 söyledikleri ciddiye alınmalıdır: “Başkan Trump ulusumuzun çıkarlarını savunmak için uygun gördüğü şekilde kararlı askeri hamleler yapabilir ve yapacaktır. Dünya üzerindeki hiçbir ülke bundan bir kez dahi şüphe duymasın.”
Bazıları ne kadar emperyalizm karşıtlığının “tarihi geçmiş ve geride kalmış” olduklarını söylerse söylesin (tıpkı 7 Ekim’de Bogota’daki Filistin yanlısı protestolar konusunda ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarının söylediği gibi), hakikat, emperyalizmin bilimsel analizinin içinde yaşamış olduğumuz toplumsal sistemin nasıl çalıştığını, insanlık ve dünya için oluşturduğu tehdidi açıklamaya devam ettiğini, emperyalizm karşıtlığının aciliyetini ve güncelliğini, emperyalizmin olmadığı (ve her çeşit kapitalizmin de olmadığı, -normal- insanlık dışı halinin de, “insani” halinin de) bir dünya görüşüyle kararlı bir biçimde mücadelenin önemini olumlamaktadır.
Yoldaşlar Cartagena Kolombiya’da duvar yazılaması yapıyorlar: Yankee Evine Git! En Kararlı En Geniş ve Derin Emperyalizm Karşıtı Mücadeleyi Örgütleyelim!
Bütün bunların nasıl sonuçlanacağını tahmin edebilmemizi sağlayacak bir büyülü mekanizma yoktur, pek çok faktör söz konusudur ve olası sonuçlar çeşitlidir, ancak hakikatin, eğilimlerin ve bunları tersine çevirmek için var olan temelin çelişkili dinamiklerini anlamak için bilimsel bir yöntem kullanabiliriz. Bu şekilde de halkın olayların bu yükselişi karşısında inaktif kalmasının ve pasif durmasının çok büyük zararları olacağını anlayabiliriz.
En derin, en geniş, en kararlı emperyalizm karşıtı mücadeleyi örgütlemek bir zorunluluktur, halkın şu anki halini ve bizzat kendisini DÖNÜŞTÜRMEK acil bir görevdir, çünkü hakikat günümüzde belki sakinleştirici fakat hatalı bir teselli gibi bazılarının görmeden tekrarladıkları gibi “günümüzde devrimci ve direnişçi hareketlerde bir yükselme vardır” şeklindeki idealist kurgu ile hiç uyuşmamaktadır. Halkın şu anki gerçek hali bu değildir, ancak gerçek bir devrim hareketinin inşa edilemeyeceği ve bu yaklaşımla emperyalist sisteme karşı direnişin gelişip büyüyemeyeceği anlamına gelmez. Bizim de aktif bir biçimde bu yönde çalışmamız gerekmektedir.
Bunun bir parçası olarak ABD’nin Venezuela, Kolombiya veya herhangi bir başka ülkeye karşı herhangi bir saldırısına karşı çıkan ve bunu yaparken diğer emperyalist ülkelerin hiçbir emperyalist çıkarının tarafını tutmayan, emperyalist sistemin tümüne karşı koyan bir hareket inşa etmemiz gerekmektedir. Böyle bir hareketi oluşturmak için “bizi ayıran şeyleri görmezden gelme” yolunu seçmemeliyiz; doğru yöntem ve ruh ile farklı görüşler ve programlar arasındaki farklılıkları konuşmalı ve böylece artan sayıda insanın sadece bir felaketten diğer felakete götürecek programları ayırt etmelerini ve daha bilinçli hale gelmelerini, bu hareketlerin aksine temelden farklı bir geleceği hedefleyen programlara sarılmalarını sağlamalıyız. Sürmekte olan suçlara ve bu suçları işleyen sisteme, kapitalist emperyalist sisteme karşı mücadelede birlik olmamızı sağlayacak bu ilham verici meydan okumaya girişmemizin zamanı gelmiştir.
ABD’NİN VENEZUELA’YA KARŞI EMPERYALİST SAVAŞINA HAYIR!
EN GENİŞ, EN DERİN VE EN KARARLI EMPERYALİST KARŞITI MÜCADELEYİ ORGANİZE EDİN!
Dipnotlar:
- Bazı Kolombiya medyasında Latin Amerika Karayiplerinde ve Pasifik açıklarında gemilere saldırıları savunan Deniz kuvvetleri mensupları ile görüşmeler yayınlanmıştır. Bu kişiler balıkçıların bu kadar “büyük gemilere” (8.2 metreye kadar) ve birden fazla motora ihtiyaçları olmadıklarını savunmaktadır. Bu pratikte bütün balıkçıları uyuşturucu kaçakçısı şüphelileri ilan etmekte ve hepsini ABD’li işgalcilerin hedefi haline getirmektedir. Ancak San Andres adalarının comrev.co okurlarından biriyle yakın zamanda gerçekleştirdiği söyleşide belirttiği üzere “Yaşamımızı kazanmaya gitmekten korkar olduk… İşimiz gittikçe daha riskli hale geliyor, hayatlarımız yaşamlarımızı sürdürmeye çalışırken sürekli olarak risk altında ve şimdi bombalamalar durumu daha da kötü hale getirdi çünkü bizi uyuşturucu kaçakçısı gemiler zannetmeleri riski var… Küçük ölçekli balıkçıların güçlü motorlara sahip teknelere ihtiyacı olmadığını söyleyenler balıkçıların çalışma şartlarından haberi olmayan kişilerdir: Kıyıya yakın bölgelerdeki balıkların gittikçe azalması ve en değerli balıkların o sularda bulunması sebebiyle balıkçılık gittikçe daha derin sularda yapılmaktadır. Oraya gitmek de güçlü motorlar gerektirmektedir ve dalgalar, rüzgarlar ve yağmurlar da bunu elzem kılmaktadır… Her balık avında 4-5 balıkçı 24 saatten uzun süre gidiyoruz, mürettebatı, balık ağını, yiyecekleri, buzu ve benzini taşımak zorundayız. Bu sadece güçlü motorları değil, ayrıca üç motor taşımamızı gerektiriyor çünkü eğer biri bozulursa günlük yakaladıklarımızı geri atmak zorunda kalamayız [tek bir motorla her şeyi kıyıya geri getiremiyorlar]…”
- ABD Savunma Bakanlığının “Savaş Bakanlığı” olarak yeniden adlandırılması da ayrıca kozmetik bir değişiklik ya da formalite olarak basitleştirilmemelidir. Bu Trump’ın rejiminin faşist askeri stratejisinin açık bir beyanıdır: Her tür (Hegseth’in deyişiyle) “donuk kanunculuk” yapmacıklığını bırakıp “maksimum ölümcüllüğü” serbest bırakmak.