Yeni Komünizm

Dünyada her saat başı onlarca kadın öldürülüyor, yüzlercesi tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Kadınlar toplumsal yaşamda devamlı olarak ayrımcılığa uğrayıp sindirilip dışlanıyorlar. Kadınların bedenleri büyük bir pazarlama malzemesi olarak devamlı olarak metalaştırılıyor. Kadınlar sevdiklerinden kopartılıyor ve istemedikleri insanlarla yaşamaya zorlanıyorlar. Kürtaj haklarına yönelik alçakça saldırılarla adeta kuluçka makineleri olarak görülerek annelik dayatması ile karşı karşıya kalıyorlar. Kadınlar “zina yapmakla”, “ahlaksızlıkla”, “iyi anne olamamakla” suçlanıyorlar. Erkeğin elinin kiri olarak görülüyorlar. Samimi ilişkilerinde kullan at şeklinde seks objelerine indirgeniyorlar. Toplumsal cinsiyet rollerinin kutsandığı verili ilişkiler içinde geleneksel ahlakın kanlı pençeleriyle kapitalist sistemin acımasız metalaştırma mantığı arasına sıkıştırılıyorlar. Evlere kapatılarak ev işleri ve çocuk bakımı üzerlerine yıkılıyor veya düşük ücretli işlerde emekleri devamlı olarak sömürülüyor. Kadınların geleceğe dair umutları ve hayalleri yok edilmek isteniyor. Yalnızca kadınlar değil, LGBTİQ+ bireyler de sistematik bir aşağılanma, ayrımcılık, saldırganlık ve baskı türlerinin doğrudan hedefi olmaya devam ediyor. Bu durum sadece Türkiye özelinde değil, tüm dünyada devamlı olarak vuku buluyor.

Yaşanan acıların varlığı tesadüfi veya geçici bir olgu değil. Öte yandan mevcut sistem içindeki çeşitli reformlarla veya daha “aydın insanların” yüksek mevkilere gelmeleriyle bunların ortadan kaldırılması da mümkün değil. İşin temeline inmek gerekiyor. Bütün bu gereksiz acıları devamlı olarak üreten -ve eğer son verilmezse daha da korkunç şekillerde üretmeye devam edecek- bir düzenin boyunduruğu altında yaşıyoruz. Dünyada egemen olan bu sistemin ismi kapitalizm-emperyalizmdir ve binlerce yıllık tarihsel kökleri bulunan patriyarka yani ataerki de, doğrudan bu sisteme içkin bir sorun olarak kendini geliştirerek var etmeye devam etmektedir. Bu sistem her bir özgülde farklı biçimler almakla birlikte -ki bu biçimler bazı coğrafyalarda dehşet sonuçlar doğurmaktadır- kadına yönelik baskı ve sömürünün hız kesmeden devam etmesi, acilen ve kökten aşılması gereken kritik önemde bir insanlık sorunu olarak ele alınmak durumundadır.

Merceğimizi Türkiye/Kürdistan coğrafyasına uzattığımızda, dünya arenasında etkisini gösteren bir işleyişle bağlantılı olarak çözümlenememiş pek çok çelişki ile ve bunun sonucunda kadınlara yönelik büyük bir zulüm ve kıyım tablosu ile karşılaşıyoruz. Kadınlara yönelik baskı ve şiddetin Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün bir tarihinde gerek resmi ideolojinin söyleminde, gerekse günlük toplumsal ilişkileri üreten sivil toplum içinde yerleşik olduğunu görebilmek son derece önemli. Bugün Türkiye’de mevcut rejim kadınları açık bir şekilde bastırmak ve ataerkiye tabi kılmak istemektedir. Özellikle Kürt ulusu başta olmak üzere ezilen uluslardan kadınlar açısından mevcut ataerkil baskı, ulusal baskı ve toplumdaki diğer baskı türleri ile iç içe geçerek çok daha acımasız bir hal almaktadır.

Peki iktidarı elinde tutanlar bu gidişatı hangi düşünce biçimi doğrultusunda ve hangi ideolojik yönelimle destekliyorlar? Sonu gelmeyen sistematik zulmü ısrarla uygularken dayandıkları temel, İslamcı-Türkçü faşist ideolojileridir. Egemen sınıfların ve kurumlarının, ayrıca günlük toplumsal ilişkilerin işleyişi üzerinde belirgin bir ağırlığı bulunan bu ideoloji, siyasal İslam’ın radikal bir biçimi ile şoven Türk milliyetçiliğinin zehirli bir bileşiminden oluşmaktadır.

Yaşanan pek çok gelişmeden yalnızca bir kısmına bakmak dahi bu işleyişe dair önemli bir çerçeveyi ortaya koyacaktır. Son 20 yıllık AKP iktidarı altında, doğrudan hükümet temsilcileri ve üst kademelerdeki devlet görevlilerinin açıklama ve yaklaşımlarıyla körüklenen açıktan bir saldırı ve ayrımcılık uygulamaları ile karşı karşıya bulunmaktayız. Kadınlar, bariz bir şekilde İslamcı-erkek üstünlenmeci geleneksel ahlak konseptine hapsedilmeye çalışılıyor. Devamlı olarak yenileri eklenerek gelişmeye devam eden kadınlara yönelik ölüm, saldırı ve tecavüz sayıları iktidar temsilcilerinin “Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”, “Yalnız bırakılan kadın ya davulcuya ya zurnacıya kaçar”, “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum”, “Kadına şiddet abartılıyor”, “Biri var (Dilşat Aktaş’ı kastederek), artık kız mıdır kadın mıdır artık bilemem!” (Tayyip Erdoğan), “Kadın iffetli olacak. Sokaklarda kahkaha atmayacak. Mahremi bilecek. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.” “Ben geleneklerine bağlı aile hayatının kutsallığına inanan biriyim, evli çocuklu biri kadın cinsel organından bahsedemez” (Bülent Arınç), “Tecavüze uğrayan kadın doğursun gerekirse devlet bakar” (Recep Akdağ), “Tecavüze uğrayan kadınlar kürtaj yaptırmamalı Bosna’da kadınlar tecavüzden sonra doğurdular” (Ayhan Sefer Üstün), “Türk kadını evinin süsüdür” (Vecdi Gönül), “Kadın ahlaklı olsun da kürtaj yaptırmak zorunda kalmasın” (Melih Gökçek) şeklinde sayısız açıklamanın devamlı olarak topluma aşılandığı bir zeminde yaşanmaktadır.

Öte yandan LGBTİQ+ bireylere ve yine kadınlara yönelik açık bir saldırının ve şeytanlaştırmanın resmi sözcülüğünü yapan Din İşleri Yüksek Kurulu’nun 2020 döneminde yaptığı; “Toplumun çekirdeğini oluşturan ve onun geleceğini belirleyen aile kurumunu tehdit eden en büyük tehlikelerden biri olan ve toplumsal düzenin bozulmasına, nesillerin ziyan olmasına, insana mahsus bir erdem olan haya duygusunun yitirilmesine ve birçok hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan zina hakkında Yüce Allah onun ‘son derece çirkin bir iş ve çok kötü bir yol’ olduğunu beyan edip, bu suçun işlenmesi şöyle dursun, yanına bile yaklaşılmaması talimatını vermiştir. Aynı hüküm Kur’an’dan önceki kutsal kitaplarda da yer almış, bu suçu işleyenlere ağır cezalar verileceği beyan edilmiştir.” şeklindeki açıklamalar nefret söylemi olması bir yana, dini ideolojinin, geleneksel ahlakın ve onun sözcülerinin nasıl ve hangi temelde işleyecek bir toplum istediklerini göstermesi açısından son derece öğreticidir. Diyanetten yapılan açıklamalarla kamuoyu ve halk kitleleri gerici dünya görüşleri temelinde yeniden ideolojize edilmekte, halk kitleleri çeşitli negatif kutuplaşmalara çekilmekte ve bunun üzerinden siyasete yön verilmektedir. Dini faaliyetleri yöneten kurum görümünde olan Diyanet, faşist iktidarın hizmetinde propaganda faaliyetleri yürüten yıkıcı bir kuruluş durumundadır. Cuma hutbelerinde zehir akıtarak, Lut kavimi benzetmeleri ile eşcinsel bireylere hakaretler yağdıran, kadın düşmanı ideolojinin sözcülüğünü yapan, bu doğrultuda dini ideolojiyi kırbaç gibi kullanan bu kuruluş doğrudan AKP-MHP faşist iktidarının amaçlarına hizmet etmektedir.

Bütün bu gelişmeler ve daha fazlası, bizlere derin eşitsizliklerin ve sınıfsal ayrışmaların damgasını vurduğu, baskıcı ilişkileri, suistimali, şiddeti yücelten toplumsal kültürel ilişkilerin egemen olduğu belirli bir toplumsal formasyonu göstermesi açısından son derece önemlidir. Burjuva adalet mekanizmasının ve formal eşitlik anlayışının illüzyonunun pratikte iflas ettiği, yaşanan suistimallere yapısal açıdan kalıcı çözüm üretemediği zemin böylesi bir zemindir. Bu aynı zamanda insanların devamlı olarak birbirlerine ve kendi emeklerinin ürününe yabancılaştıkları, devamlı olarak ayrıştıkları, aşırı rekabetçi üretim ilişkilerinin geleneksel ilişkileri devamlı olarak zorladığı, halk kitlelerinin egemen olan iki büyük konsepte hapsedildikleri bir çerçeveyi göstermesi açısından önemlidir. Bunlardan biri dini ideolojinin damgasını vurduğu geleneksel ahlak konseptidir. Diğeri ise kapitalist-emperyalist sistemin getirmiş olduğu, geleneksel ahlak üzerinde devamlı olarak baskı yapan, ancak kadınlar başta olmak üzere ezilen halklar açısından gerçek bir özgürlük vizyonunu katiyen içermeyen liberal düşünce ve davranış konseptidir. Günümüzde birbirini büyüterek güçlendiren bu her iki konsept de egemen sınıflar ve iktidarlar tarafından ağırlıklı olarak benimsenmektedir; özellikle geleneksel ataerkil ilişkilerin sözcülüğünü yapan İslamcı-Türkçü faşist AKP/MHP iktidarı tarafından sistematik bir şekilde yapılandırılarak her fırsatta halk kitlelerine dayatılmaktadır.

Bu İslamcı-Türkçü faşist rejime ve çok daha temelde kapitalist-emperyalist sisteme, onun işleyiş biçimine, baskı ve sömürüyü devamlı olarak üreten kurumlarına ve temsilcilerine gerçekten de mecbur muyuz? Kadınlar başta olmak üzere ezilen halk kitlelerinin devamlı olarak maruz bırakıldıkları fiziki ve psikolojik şiddet insanlığın önüne geçemeyeceği bir kader mi? Yaşanan bunca acı tanrının bir tür sınaması ve bilemediğimiz büyük planının bir parçası mı? İyi niyetli bazı insanları sistem içinde yetkilendirmek ve reformlarla kalıcı değişikliklerin olacağını beklemek gerçekçi mi? Bu sorulara yanıtımız kesin ve toptan HAYIR! şeklindedir. Peki bu durumda kökten çözüm nedir ve ne yapmak gerekiyor?

Gerçek Bir Kazanma Şansı Olacak Devrim Hareketini Birlikte İnşa Etmeye Var mısın?

Çözüm kadınların her tür baskı ve sömürü ilişkisinden kesin olarak kurtuluşunu sağlayacak gerçek bir komünist devrimdir. Bu devrimin kadınlara yönelik ayrımcılık, ötekileştirme, değersizleştirme, baskı ve şiddetin bütün bir tarihsel bağlamını bilimsel bir şekilde analiz etmesi, bu ilişkilerin hangi temelde geliştiğini, toplumsal ilişkileri içinde hangi kurumlarla istikrarlı kılındığını, özetle gelişim seyrini gerçek sonuçları ve somut gelişmelere dayanarak olası ihtimalleri ortaya sermesi gerekmektedir. Bu devrim, bir yandan kadınlara ve LGBTİQ+ bireylere yönelik baskı ve sömürü tarihinin itici dinamiklerini saptarken, bunların kökten sökülüp atılması için gerekli olan toplumsal dönüşümün biçimini ve bu kökten dönüşümün kurumlarını da somutlaştırabilmesi gerekmektedir. Kadınlara ve LGBTİQ+ bireylere yönelik cinayetler ve her tür şiddet uygulaması ancak tüm insanlığın kurtuluşunu hedef alan kökten farklı bir toplumu hedefleyen, bilimsel bir yöntem ve yaklaşım temelinde gerçekleştirilecek ve geleneğin köleleştirici ahlakını ve toplumsal cinsiyet rollerini aşacak komünist bir devrim ile tarihin çöplüğünde yerini alabilir.

Günümüzde bu önemli noktaları içeren, kazanma şansı olacak bir devrimin stratejisini ortaya koyan, bilimsel yöntem ve yaklaşımı ile dünyanın tamamında baskı ve sömürünün bütün zincirlerini kırmamızı sağlayacak yeni bir çerçeveye sahibiz. Bu yeni komünizmdir. Devrimci önder Bob Avakian tarafından geliştirilmiştir ve günümüzde komünizmin yeni bir aşamasının başlangıcı için ezilen ve sömürülen kitleler başta olmak üzere tüm insanlık tarafından ciddi şekilde incelenmesi ve bu temelde harekete geçilmesi kritik önemdedir.

Kadınlara yönelik şiddet ve ayrımcılık türlerini tamamen ortadan kaldırmak acilen gereklidir ve mümkündür. Bu durum gerçek bir devrim hareketi için bir “mihenk taşı” meselesidir.

Bob Avakian’ın da söylediği üzere;

“Kadınların ezilmesi ve onların kurtuluşu için verilen mücadele, tüm boyutlarıyla, hem bu ülke içinde hem de bir bütün olarak dünyada stratejik bir sorun olarak, her türlü baskı ve sömürünün kökünü kazıma ve bütün insanlığın kurtuluşu için yürütülen genel mücadelede hayati bir önem oynayabilecek ve oynaması gereken bir şey olarak görülmelidir.

Birini hariç tutarak bütün zincirleri kıramazsınız. Hem erkeklerin kadınlar üzerindeki baskısını devam ettirmek isteyip, hem de sömürüden ve baskıdan kurtulmak istediğinizi söyleyemezsiniz. Hem insanlığın yarısını köleleştirip hem de insanlığı özgürleştirmekten bahsedemezsiniz. Kadınlara yönelik baskı, toplumun efendiler ve köleler, ezenler ve ezilenler şeklinde bölünmüş olmasıyla doğrudan bağlantılıdır ve tüm bu koşullara son vermeden kadınların kurtuluşu imkansızdır.

Kadınlar yalnızca devrim yaparken değil, bu devrimin tamamında muazzam bir rol oynayacaktır. Proleter devrimin sağlam bir gücü olarak kadınların öfkesi tamamen açığa çıkarılmalıdır.”

Türkiye’de devrimle birlikte kurulacak yeni sosyalist cumhuriyet kadınların ve LGBTİQ+ bireylerin tam olarak özgürleşmesi yolunda, bunun dünya devriminin ve tüm insanlığın özgürleşmesinin önemli bir parçası olduğu perspektifiyle hareket edecektir. Bu vizyon özellikle üretim araçlarının mülkiyetinin sömürücülerden alınarak kolektifleştirilmesi ardından üst yapı alanında komünizm yolunda gerçekleştirilecek sayısız devrim ve atılım ile güçlü bir temel üzerinde, devrimin özgürleşmeyi destekleyecek yeni kurumları ve biçimleri ile gelişimi destekleyecektir.

Şu an yaşanan bu kahredici acılara boyun eğip sessiz kalarak sistemi ve işleyiş biçimini temelden değiştirmeyecek geçici çözüm ve reformların peşine takılma zamanı değil, yepyeni ve bilimsel bir perspektifle kadına yönelik baskıyı analiz etme, çok daha bilinçli bir şekilde ayağa kalkma, gerçek bir devrim hareketi için gereken adımları atma zamanıdır!

Bob Avakian’ın devrimci önderliğinden ve yeni komünizmden öğrenerek insanlık için bu son derece gerekli, mümkün ve arzu edilir devrimi birlikte gerçekleştirmeye var mısın?

#BÜTÜNZİNCİRLERİKIRACAĞIZ

#DEVRİMDAHAAZIDEĞİL

Devrime Şimdi Katılmaya Hazır mısın?Sosyal medya adresini bizlerle paylaş.

Bizlerle şimdi iletişime geçerek kadınlara yönelik bütün baskı ve sömürü ilişkilerinin kökten ortadan kaldırılacağı geleceğin yeni toplumu için büyük bir adım atmış olacaksın.

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER

ACİL DURUM KAMPANYASI