Kolombiya Devrimci Komünist Grubu: De la Espriella’nın Seçilmesi, Faşist Bir Rejim Tehlikesi, Mevcut Kutuplaşma ve Devrim İçin Yeniden Kutuplaştırmaya İhtiyaç

Editörün notu: Aşağıdaki yazı, Kolombiya Devrimci Komünist Grubu’nun (GCR) yayın organı Alborada Comunista içerisinde 23 Haziran tarihinde İspanyolca olarak yayınlanmıştır. Türkçe çevirisini okurlarımıza sunarız.


Faşist Abelardo de la Espriella’nın (ADLE) iktidar partisi adayı Ivan Cepeda’yı %1 farkla (yaklaşık 250.000 oy), oyların %49.7’sini alarak yendi. Bu sonuçlar ülkede aşırı sağ ve (gittikçe çiğleşen) “solcu” güçler arasındaki siyasi kutuplaşmayı gözler önüne seriyor.

ADLE’nin seçimi bölgede 2000’lerde başlayan “pembe dalgayı” tersine çeviren faşist dalganın bir parçası ve uluslararası aşırı sağ tarafından özellikle de Trump tarafından destekleniyor. Ancak bu destek Trump ile sınırlı değil; Abascal, Milei, Kast, Bolsonaro, Uribe gibi figürlerin parçası olduğu anti-komünist “enternasyonal” olan “Madrid Forumu”ndan da destek görüyor. Bu durum toplum içerisindeki geniş bir kesimin; gerici, geleneksel ve ataerkil değerler ve ahlaktan, kuduz anti-komünizmden ciddi derecede etkilendiğini gösteriyor. Bunlara göre sağın parçası olmayan herkes “gerillayken” tüm siyasi özgürlükleri ve yasal korumaları dağıtmak anlamına gelse bile toplumun askerileşmesi ve “kanun ve nizam” çağrıları yapıyorlar. Toplumun bu kesimi içerisinde özellikle de şehirli orta sınıflar ekonominin liberalizasyonu ile sosyal merdivende daha yukarılara tırmanacaklarını ve servet sahibi olacaklarını düşünüyorlar.

Kimi yorumcuların doğru bir şekilde işaret ettiği gibi De la Espriella; kuduz bir anti-komünizmi teşvik eden, açık ve şiddetli bir kapitalist diktatörlüğü savunurken burjuva demokratik her türlü güvenceyi yok etmekle tehdit eden faşist bir programı uygulamaya koymak istiyor. Bu programın merkezi bir parçası da ABD emperyalizminin tahakkümünü arttırırken Trumpçı faşizme daha fazla boyun eğmektir. ABD’de Petro yanlısı fenomen Beto Coral’ın Marco Rubio’nun isteği üzerine tutuklanması (ADLE’yi teşhir etmek “suçuyla”) Daniel Coronell gibi gazetecilere ve De la Espriella’nın programına muhalefete karşı yeni seçilen Kongre’nin tehdit edilmesi bu yeni hükümetin doğasına ilişkin pek çok şey söylemekte. Çok taraflı antlaşmalardan çıkmak istemesi veya silah taşımayı yasallaştırmak istemesi Espriella’yı ülkeyi onlarca yıl yönetmiş olan liberal-muhafazakar sağ kanattan ayırıyor.

Trump’ın De la Espriella’ya olan açık desteği ADLE’nin zaferinde çok az etkiye sahip olmuş olsa da gelmekte olan rejimin ABD’nin Batı Yarımkürede; Kuzeyde Grönland’dan Kanada’ya ve Güney’de Tierra del Fuego’dan Latin Amerika’nın güney kıyısını tahakküm altına almak için kurmak istediği emperyalist stratejde nasıl bir rol oynayacağını gösteriyor. Petro hükümeti, Kolombiya’yı kapitalist-emperyalist sistemin sınırları içinde tutmak için yoğun çaba harcamasına (kamu desteği için zaman zaman doğru siyasi tutumlar alsa bile) ve ABD’nin Kolombiya’daki tahakkümünü bitirmek için hiçbir şey yapmamasına rağmen Trump yönetimini memnun edemedi. Trump yönetimi, Petro’yu rahatsız edici ve uygun olmayan bir aday olarak görerek ABD emperyalizminin çıkarlarına en uygun piyon olan ADLE’yi açıkça destekledi.

ADLE; Donald Trump’ın, Javier Milei’nin ve Nayib Bukele’nin açık birer hayranı. Bir ABD vatandaşı olarak Cumhuriyetçi faşist Parti’nin bir bağışçısıydı ve herhangi bir ulustan çok ABD emperyalizminin çıkarlarına bağlılık yemini etti. Kimi eleştirmenlerin söylediği gibi ADLE kendisini defalarca kez bir vatansever olarak sunsa da burada hangi ülkeden bahsettiği pek net değil. Küresel tahakküm için emperyalist güçler arasındaki mücadele zemininde-özellikle de ABD ve Çin- gelmekte olan rejimin Yankeelerin faşist bloğunun “arka bahçesinde” sadık bir piyon olmaya çalışacaktır.

Sosyal demokrasi içerisinde kimileri Kolombiya politik sistemindeki “kuvvetler ayrılığının” ADLE’nin faşist programını uygulamaktan onu alıkoyacağını düşünüyor ve “anayasayla yasalara bağlı kalacağı” sözüne güvenerek bir illüzyon yaratıyorlar. Kimileri aday olan Abelardo ile başkan Abelardo’nun farklı olduğu bayat illüzyonu tekrar ediyor ve seçimi az bir farkla kazandığı için “herkesin başkanı” olabileceğini söylüyorlar. Bunun adı naiflik bile değil. ABD’de, Arjantin ve El Salvador’da faşistlerin bir kez iktidara geldiklerinde ve iktidarlarını konsolide ettiklerinde yapabilecekleri ortadayken böylesi bir absürtlükte ısrar etmek faşizmi meşrulaştırmaya ve ona karşı direnişi pasifize etmeye neden olur.

Liberal sosyal demokratik sol içerisindeki pek çok insan bu sistemim işlediği kimi suçlardan gerçekten de endişe duyuyor. Örneğin doğanın tahrip edilmesi veya siyasi özgürlüklerin silinmesi. Bu insanlar emekçilerin refahı için kimi sosyal reformları destekliyorlar. Ancak kapitalist emperyalis sistemi değiştirmeden rejim değişikliğiyle halkın çıkarlarına hizmet edecek temel bir değişikliğin olabileceği gibi bir yanılgının içerisindeler. Hatta solun bazı kesimleri bunun aksini düşünenlere gerici damgası vuruyor.

19. yüzyıldaki kimi iç savaşlardan 20. Yüzyıl ortalarındaki “La Violencia” periyodundan bugüne kutuplaşma Kolombiya tarihinde her zaman var olan ve kimi zaman silahlı çatışmalara evrilen değişmemiş bir gerçektir. Bunun bu haliyle siyasal ve sosyal sahanın parçası olmasına izin verilemez. İçerisinde bulunduğumuz zaman umutsuzluğun veya felç olmanın zamanı değildir. Bu bölünme ve kutuplaşmaları oldukları haliyle bırakamayız. Onları dönüştürmek mümkün ve zorunludur.

Kitlelerin baskıcı bir grup veya öbürü arasında seçim yapmasını reddetmesini sağlayacak, hakim sınıfların faşizm biçimini tercih etmelerinin kapitalist-emperyalist sistemin ihtiyaçları, sınırları ve karşı karşıya olduğu çelişkiler ile ilgili olduğunu gösterecek ideolojik ve siyasal bir yeniden kutuplaştırma bir zorunluluktur. Bu durum, baskıcı yöneticilerin arasındaki derin bölünmelerden faydalanmak ve bütün sistemle yüzleşerek onu alaşağı ederek yerine çok daha iyi bir sistemi inşa etmek için bir fırsattır. Hem faşizmle hem emperyalizmle savaşmak mümkün olduğu kadar aynı zamanda bir zorunluluktur da. Bunu yaparken burjuva demokrasisini savunma tuzağına düşmeden, gerçek bir devrimci mücadelenin parçası olarak siyasi özgürlük gibi burjuva demokratik teminatlarda savunulmalıdır.

Her ne kadar bugün devrimci komünist hareket nicel olarak çok zayıf olsa ve olması gereken güce çok uzak da olsa bu değişmesi gereken ve değişebilecek bir gerçektir. Bunun parçası olarak faşizme karşı mücadeleyi ve emperyalizme karşı mücadeleyi; sahayı, halkı ve gerçek öncüyü hazırlama mücadelesinin parçası olarak ele almalıyız. Sadece Yeni Komünizm-Bob Avakian’ın geliştirdiği komünizmin yeni sentezi- gerçekten bütün bu korkunçluklara son vererek gerçekten özgürleştirici bir toplumu hayata geçirebilir. Ancak bu dünyada insanlar gerçekten serpilip gelişebilir ve insanlıklarını ifade edebilirler.