Yeni Komünizm

Ukrayna’daki Savaş ve İnsanlığın Çıkarları: Zararlı Kafa Karışıklıkları ve Şovenist Yanılgılara Karşı Bilimsel Devrimci Yaklaşım

Bob Avakian Daha İyi Bilmesi Gereken (ve Belki Bir Zamanlar Bilen) Kişilere Cevap Veriyor:

Son dönemdeki makalelerimden “Ukrayna: İkinci Dünya Savaşı’nın Tekrarı Değil, 3.Dünya Savaşı Gerçek Bir Tehlikedir”, 1960’larda Vietnam’daki ABD emperyalist savaşına şiddetle karşı çıkan büyük bir radikal harekete dönüşen SDS (Demokratik Toplum İçin Öğrenciler) yapılanmasının bazı eski üyelerine iletildi. Birkaç kişi makaleme yanıt olarak çeşitli karşı argümanlar ileri sürdü. Bunlar bu ülkede “liberal”, “ilerici” ve “sosyal demokrat” görüşlere sahip pek çok insanın bugün düşünüş şeklini yansıtan argümanlardır. (1) Bunların bir kısmı bir nebze “iğneleyici sözler” içeriyor olsa da, bazıları meselenin özüne değinen ve (“iğneleyici sözlerin” aksine) ciddi bir yanıtı hak eden önemli noktalar da içeriyordu. Burada, gündeme getirilen daha alakalı ve önemli noktalardan bazılarına değineceğim.

Makaleme karşı görüş bildiren aşağıdaki şu düşünce ile başlıyorum:

“İşte yanıtım: ABD’nin utanç verici bir emperyalist savaşlar geçmişine sahip olduğunu ve Japonya’ya nükleer bomba atmaması gerektiğini belirtmek gerekiyor. Ayrıca NATO’nun eski Sovyet kontrolündeki Cumhuriyetleri üyeliğe kabul etmemesi gerektiği konusunda makul bir gerekçe var. Ancak, NATO üyeliğinin tam olarak bu ülkelerdeki büyük çoğunluğun istediği şey olduğu da doğru. Yemen’e gelirsek, ABD’nin oradaki rolünün Rusya’nın Ukrayna’daki rolüne eşdeğer olup olmadığı konusunda fikir sahibi olmak için yeterince bilgili değilim. İnceleyeceğim ama eğer böyleyse şaşırırım. Asıl mesele şu: Mevcut çatışmada savunduğunuz ABD politikasının kaçınılmaz sonucu Ukraynalıları Putin’in şefkatli merhametine bırakacaktır. İstediğiniz bu mu?”

Amerika’nın “utanç verici emperyalist savaşlar tarihini” (ve 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’ya iki atom bombasının atılmasını) savunmak istemeyenlerin çok tipik bir argümanı vardır. Bu “emperyalist savaşların utanç verici tarihi” önce kabul edilir ve daha sonra etkili bir şekilde bu durum göz ardı edilir veya konunun önemi azaltılır. Bu durum şunu söylemekle eş anlamlıdır: “Bütün bu utanç verici tarihin şu anda olanlarla hiçbir ilgisi yok ve tek yapmamız gereken Putin/Rusların Ukrayna’da yaptığı korkunç şeylere bakmak.”

Buna cevaben belirtmek gerekir ki, bu “utanç verici tarih” yalnızca bir “tarih” değildir. ABD’nin şu anda Ukrayna ile ilgili olarak (ve daha genel olarak) yaptıklarıyla ilgilidir ve buna dair her şeyi içermektedir. En önemlisi, bu “utanç verici tarih”, ABD’de hüküm süren sistemin, kapitalizm-emperyalizm sisteminin doğasıyla ilgilidir. ABD emperyalizminin dünyadaki egemen konumu ve bu egemen konumu koruma ve güçlendirme gerekliliği ve kararlılığı ile ilgilidir.

Bir başka yazımda, eski zamanlardan bir arkadaşımın içgörüsünden yola çıkarak Ukrayna’daki bu çatışmanın her iki tarafındaki emperyalistleri -yalnızca belirli bir yerdeki “arazi” için değil, bir bütün olarak dünyadaki hakimiyet için savaşan gangsterler- ve çok önemli olarak, insan uygarlığını ortadan kaldırabilecek nükleer silahlar da dahil olmak üzere büyük kitle imha cephaneliğine sahip “yasal gangsterler” olarak adlandırmıştım. (2) Eğer bu benzetme geçerliyse -ki öyledir- o zaman şunu sormak yerinde olur: Bir mafya “ailesinin” (veya suç kartelinin) parçası olan birinin şunu demesini meşru mu kabul edeceğiz: “Evet bizler çok kötü şeyler yaptık, fakat şimdi önemli olan başka bir grup gangsterin orada ne yaptığıdır ve onların canice suç faaliyetlerinin kurbanlarına nasıl yardım edeceğimizdir” Bu kişinin ait olduğu örgütün suç niteliğinin olup bitenlerle birdenbire alakasız bir hale geldiğini kabul edecek miyiz? Ya da bu durumda, bu örgütün bir şekilde suçlu olmaktan veya suç teşkil edecek şekilde hareket etmekten çıktığını mı kabul ederiz? Yoksa bizler -oldukça doğru bir şekilde- bu suç örgütünün açıklamalarının ve eylemlerinin bütün bir suç tarihinin bir devamı olduğunu ve bunun bütün bir suç niteliğinden akıp geldiğini mi kabul ederiz?

Bu noktaya sonradan geri döneceğim.

Ardından “sol elle verir” ve “sağ elle alır” şeklindeki bir argüman daha var. ABD önderliğindeki emperyalist askeri örgüt NATO’nun Rusya’ya çok yakın, hatta Rusya ile sınır komşusu ülkelere yayılmasının belki kötü olduğu ancak “NATO üyeliğinin bu ülkelerdeki büyük çoğunluğun tam olarak istediği şey olduğu da doğru” şeklindeki argüman.

Bu argümanın çizgisi çok tehlikelidir. Adalete önem veren insanların gerçekten tutarlı bir şekilde uygulamak ve bir tür genel ilke haline getirmek isteyeceğinden şüpheli olduğum bir standart ve kriter içermektedir. Örneğin, 1960’lara kadar (en azından) bu ülkedeki insanların çoğunluğunun Siyahilere karşı ayrımcılığın ve ötekileştirmenin devam etmesini istediği kesinlikle doğrudur. Ya da daha önce bahsedilen tarihsel bir örneğe dönecek olursak, bu gerçekleştiğinde bu ülkedeki insanların çoğunluğunun Japonya’ya atom bombası atılmasını desteklediği korkunç bir gerçektir (Üstelik bunun yanlış olduğunu kabul etmeyi reddeden bu ülkenin hükümeti gibi pek çok kişi de halen bunu desteklemektedir). Başka birçok örnek verilebilir, ancak bu tür “popülist” argümanların her tür korkunç şeyi desteklemeye veya en azından rasyonelleştirmeye yol açabilecek olması da açık olmalıdır. (Bu aynı zamanda “gerçekçilik” adına, en nihayetinde bu kapitalist-emperyalist sistemi destekleyen argümanlarla ve özellikle de bu sistemin bir temsilcisi olarak, Japonya’ya atom bombası saldırıları da dahil olmak üzere en korkunç suçlarından bazılarını işleyen Demokrat Parti ile ilgilidir. Bu da daha sonra döneceğim bir konudur. Ancak burada yukarıda belirtilen argümanlara geri dönelim.)

Açıklamada şu ifadelere yer veriliyor: “Yemen’e gelirsek, ABD’nin oradaki rolünün Rusya’nın Ukrayna’daki rolüne eşdeğer olup olmadığı konusunda fikir sahibi olmak için yeterince bilgili değilim. İnceleyeceğim ama eğer böyleyse şaşırırım.”

Objektif olarak, ABD’nin Yemen’deki rolünün, Rusya’nın Ukrayna’daki rolüne basitçe “eşdeğer” olmadığına şüphe yok, ancak bunun yol açtığı yıkım ve ızdıraplar çok daha kötüdür. Her şeyden önce, kişisel bir saldırı olarak değil, fakat bu ülkede kendilerini önemli dünya olaylarını önemseyen ve nispeten bilgili olarak düşünmekten hoşlanan “ilerici” insanların içinde bulunduğu iç karartıcı durumun bir yorumu olarak bakarsak, bu kadar çok kişinin Yemen’de yıllardır neler olup bittiğini ve ABD’nin bu konudaki rolünü bilmemesi oldukça dikkat çekicidir. Bunu ciddi bir şekilde “incelerseniz” (ve ABD’nin Ukrayna’daki eylemlerini haklı çıkarmak için şu anda büyük bir propaganda saldırısı yürüten aynı ABD medyasına güvenmezseniz), Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü -Obama/Biden yönetiminden beri ABD tarafından desteklenen ve ağır askeri ve diğer yardımlarla sağlanan- korkunç kolera salgını da dahil olmak üzere savaşın yarattığı koşullar sonucunda hayatını kaybeden Yemen halkı için, özellikle de çocuklar için neredeyse inanılmaz acılar yaşatan bir savaşın olduğunu göreceksiniz. (Diğer kaynaklara ek olarak, Yemen’deki savaşın, orada yaşayan halkın korkunç acılarının ve tüm bunlardan ABD’nin sorumluluğunun önemli analizi revcom.us’ta bulunabilir.)

Ve sonra şu argümana geliyoruz: “Asıl mesele şu: Mevcut çatışmada savunduğunuz ABD politikasının kaçınılmaz sonucu Ukraynalıları Putin’in şefkatli merhametine bırakacaktır. İstediğiniz bu mu?”

Hayır, istediğim şey (söz konusu makalede ve diğerlerinde çağrı yaptığım şey) bu çatışmanın “her iki tarafında” -ve bir bütün olarak dünyada- bulunan halk kitlelerinin bu çatışmanın her iki tarafındaki emperyalistlerin çıkarlarının aksine kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeleridir. Yakın tarihli başka bir makalede şiddetli bir şekilde savunduğum gibi:

Bütün bunlar, bu ülkedeki, onunla uyumlu diğer ülkelerdeki ayrıca Rusya’daki halk kitleleri -her yerdeki halklar- açısından şimdi tam olarak uyanmanın, meseleye dair gerçek ve son derece ağır riskleri fark etmenin ve gerçek çıkarlarımız doğrultusunda, tüm insanlığın çıkarları doğrultusunda hareket etmenin niçin hayati önem taşıdığını vurgulamaktadır. Bu savaşın yalnızca Ukrayna halkı için daha fazla acıya neden olmakla kalmayacak muhtemelen başka bir düzeyde bizzat insanlığın varlığı için tehdit oluşturacak kitlesel bir yıkıma ve ölümlere neden olacak çok daha korkunç bir çatışmaya dönüşmeden önce, Ukrayna’daki bu savaşın ve her iki taraftaki emperyalistlerin bu savaşa (doğrudan ve dolaylı) katılımının DURDURULMASI gerekiyor.

Ulusal Bağımsızlık Savaşı mı, Yoksa Emperyalistler Arasında Bir “Vekalet Savaşı” mı?

Bunun merkezinde şu anda Ukrayna’daki savaşın gerçek doğası meselesi ve evet, Amerikan şovenizminden ve onun tarihi çarpıtmasından güçlü bir şekilde etkilenen karman çorman düşüncelere karşı bu meseleye bilimin uygulanması meselesi bulunuyor. Aşağıdaki argümanda bu durum yoğunlaşmaktadır:

“Putin belki bir Hitler olmayabilir, ancak Ukrayna’da yaptıkları anıları geri getiriyor. FDR, Avrupa’yı Nazilerden kurtarmakta haklıydı ve Biden’ın Ukrayna’yı Ruslardan kurtarmak için Üçüncü Dünya Savaşı dışında elinden geleni yapmakta haklı olduğunu da söyleyebilirim. Vekâlet savaşları mı ulusal kurtuluş savaşları mı? NLF ve Kuzey Vietnamlıların Rus ve Çinli emperyalistlerin vekilleri olmasına benziyor; bu durumda Ukrayna niçin NATO emperyalistlerinin daha çok vekili oluyormuş? Tarih bize karmaşık seçimler yaptırıyor. Gördüğüm kadarıyla, Ukraynalılar da NLF’nin kendi ülkeleri için savaştığı kadar hararetli bir şekilde kendi ülkeleri için savaşıyorlar. Bob, son olarak devrimci komünizmin yaşanmış tarihinde halen uğraşmaya değer ne olduğunu da bilmek isterim.”

Bu söylenenler tam olarak bilim-karşıtı ve tarih-karşıtı Amerikan şovenizminden (keskin bir dozda kokuşmuş komünizm karşıtlığıyla) güçlü bir şekilde etkilenmiş hatalı düşüncenin adeta bir “hazine odasıdır”. Buna tam olarak cevap vermek burada mümkün olanın kapsamı dışındadır, ancak burada tartışılanın özü bir cevabı gerektirmektedir. İlk olarak, bu argümana karşı olan makalemde, Putin’i ve şimdiki eylemlerini Hitler’in 2. Dünya Savaşı’na yol açarken yaptıklarıyla karşılaştırmanın neden yanlış olduğunu ve o zamanki durumla şimdiki durum arasındaki önemli farklılıklar konusunda önemli bir çarpıtma ve cehaleti (veya kasıtlı olarak görmezden gelmeyi) içermesinin bazı nedenlerinden bahsettim. Bunların hepsini burada tekrar etmeyeceğim, ancak bir noktayı kesinlikle tekrar vurgulamaya değer: Hem ABD hem de Rusya binlerce nükleer silaha sahiptir. Bunlar 2. Dünya Savaşı’na giden süreçte (ve neredeyse tamamında) o dönem var olmayan silahlardır. “FDR, Avrupa’yı Nazilerden kurtarmakta haklıydı” ifadesinin geçip gitmesine izin veremem. İşte Amerikan şovenizminin parıltısının yarattığı bir başka çarpıcı “kör nokta”.

Olayları bu argümanın oldukça kaba terimleriyle ortaya koyacak olursak, “Avrupa’yı Nazilerden kurtaran” kişi FDR (yani 2. Dünya Savaşı’nın çoğunda görevde olan ABD başkanı Franklin Delano Roosevelt) değildir. Bu kişi her yerdeki anti-komünistlerin nefret ettikleri kişi Joseph Stalin’dir. Gerçek şu ki, NAZİ savaş makinesini parçalayan ve etkili bir şekilde savaşta Alman Nazilerinin ve onların Japon (ve İtalyan) müttefiklerinin nihai yenilgisine yol açan bir dönüm noktası yaratan unsur o dönem Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliği’dir. Bu tarihsel bir gerçektir (ve örneğin savaş sırasında İngiliz lider Winston Churchill tarafından da NAZİ’lere karşı kesin savaşın doğu cephesinde yani NAZİ kuvvetlerinin büyük çoğunluğunun Avrupa’daki savaşın can alıcı bölümünde Sovyet kuvvetlerine karşı yoğunlaştığı yerde gerçekleştiği kabul edilmiştir)

Nazilerin o zamanki sosyalist Sovyetler Birliği’ne saldırısı, Sovyetlerin direnişi ve Nazi işgalinin geri püskürtülmesi, Sovyetler Birliği’nde büyük yıkımla birlikte ülkede 20 ila 30 milyon arasında bir insanın hayatına mal olmuştur. Bu savaşın Sovyet liderliği tarafından nasıl yürütüldüğüne dair eleştirilerim -önemli ölçüde devrimci bir temelden ziyade, esas olarak milliyetçi (ve hatta Büyük Rus şovenisti) bir temelde yürütülmesini de içermesine karşı eleştirilerim- olmasına rağmen, eğer FDR’ye “Avrupa’nın Nazilerden kurtarılması” olarak atfedilen standardı alırsak, o zaman Nazilerin gerçek yenilgisi kesinlikle “devrimci komünizmin yaşanmış tarihinde” ve bu durumda Sovyetler Birliği açısından kutlanması gereken şeyler arasında sayılmalıdır. (Aslında, bu “yaşanmış tarihte” “halen çabalamaya değer” çok fazla şey var. Hatta geliştirmiş olduğum yeni komünizmle birlikte, olması gerektiği gibi, tutarlı bir bilimsel yöntem ve yaklaşımla eleştirel bir şekilde bu tarih analiz edilerek, bu şekilde hem bu tarihin esas olarak kesinlikle olumlu, hem de ikincil fakat gerçek ve bazen de acıklı olumsuz yönleri tespit edilmektedir. Bu noktaya biraz sonra burada daha fazla değineceğim.)

Bu durum beni makalemi eleştiren başka birinin argümanına götürüyor:

“Tanrı beni affetsin, Başkan Avakian ile polemiğe girmeden -onun Mao Zedong’tan bu yana en büyük komünizm teorisyeni olduğu ve benim ise sosyo-politik analizlerime “bilim” olarak güvenmeyen mütevazı bir sosyal demokrat olduğum düşünülürse-  benim görüşüme göre kendisi Ukraynalılar adına herhangi bir aracı tamamen bir kenara itmektedir. Bu oldukça sorunlu.”

Eğer bu açıklamanın başındaki “iğnelemenin” ötesine geçersek, Mao’da burada tartışılan sorunlarla, özellikle de Ukrayna’daki savaşın şimdiki gerçek doğasının ne olduğu konusundaki belirleyici soruyla kesin ilgisi olacak çok önemli bir şey bulunmaktadır.

Çin devrimine birkaç on yıl boyunca önderlik etme sürecindeki Mao, evet, bilimsel komünist teoriye, özellikle de toplumda ve genel olarak yaşamdaki çelişki tartışmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Daha spesifik olarak, Mao’nun bir çelişkinin esas (veya başlıca) yönü ile ikincil yönü arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik yaklaşımı bununla oldukça ilgilidir. Mao’nun da belirttiği gibi, bir çelişkinin başlıca yönü, herhangi bir verili noktada bu çelişkinin özünü veya temel karakterini belirler. Ancak hayatın tamamının sürekli hareket halinde olduğunu da vurgulamıştır. Belirli bir şey (veya çelişki) sürekli olarak başka şeylerle etkileşim halindedir. Bir çelişkinin temel yönü değişebilir ve ikincil olan temel hale gelebilir ve bunun tersi de geçerlidir. (Günlük hayattan basit bir örnekle açıklamak gerekirse, güneş bulutların arasından “bakmaya” yeni başlamışken hava bulutluysa ve şiddetli yağmur yağıyorsa, bu noktada bulutluluk ve yağmur durumu esastır, güneşin görünümü ise ikincildir; ama işler öyle bir değişir ki güneş tamamen ortaya çıkar ve yağmur bir çiselemeye dönüşür; bu durumda güneş ışığı ana unsur haline gelir ve yağmurun tamamen durması oldukça olasıdır.)

Bu temel anlayışın Ukrayna’daki savaş açısından ve özellikle (daha önce alıntılanan) bu argümana cevap olarak kesin ve çok önemli bir uygulaması vardır.

“Vekâlet savaşları mı ulusal kurtuluş savaşları mı? NLF ve Kuzey Vietnamlıların Rus ve Çinli emperyalistlerin vekilleri olmasına benziyor; bu durumda Ukrayna niçin NATO emperyalistlerinin daha çok vekili oluyormuş? Tarih bize karmaşık seçimler yaptırıyor. Gördüğüm kadarıyla, Ukraynalılar da NLF’nin kendi ülkeleri için savaştığı kadar hararetli bir şekilde kendi ülkeleri için savaşıyorlar”

Cevap olarak, Ukrayna’daki savaşın başlangıcında, Rusya’ya karşı olan taraftaki başlıca yönün Ukrayna’nın Rus işgaline karşı direnişi olduğu iddia edilebilir. (bu anlamda Ukrayna adına bir ulusal bağımsızlık savaşı) ve ABD/NATO’nun Ukrayna’ya silah sağlama ve yaptırımlar yoluyla Rusya’ya karşı ekonomik savaş yürütmedeki rolü ise o noktada ikincildi. Bununla birlikte, bu savaşın çok başlarında bile, Ukrayna hükümetinin başkanı Volodymyr Zelensky, defalarca ve ısrarla ABD’nin ve onun NATO “müttefiklerinin” -ABD/NATO’nun Ukrayna üzerinde bir “uçuşa yasak bölge” dayatması yoluyla- bu savaşa doğrudan katılımı için çağrıda bulundu. Bu durum niteliksel ve hızlı bir şekilde, savaşın karakterini ezici bir çoğunlukla rakip emperyalistler (ABD/NATO ve Rusya) arasında bir çatışma şeklindeki bir savaşa dönüştürecekti. Ve savaş sürerken, böyle bir “uçuşa yasak bölge” olmadan bile, savaşın temel karakteri emperyalistler arasında bir savaşa dönüştü. Bunun temel nedeni, ABD emperyalistlerinin (ve onların NATO “müttefiklerinin”) eylemlerinin ve amaçlarının önemli ölçüde tırmanmış olmasıdır. Özellikle de Ukrayna’yı giderek daha fazla silahlandırmaları, aynı zamanda Ukrayna kuvvetlerine istihbarat sağlamaları vb. Bunların hepsi, şimdi açıkça ilan edilen Rusya’yı ve onun ABD egemenliğine meydan okuma yeteneğini zayıflatma amacı ile yapılmaktadır. Sonuç olarak, ABD/NATO’nun şimdiye kadar Rusya ile “vekaleten” savaş yürüttüğü, fakat aynı zamanda bunun bu karşıt emperyalistler arasında doğrudan bir savaş haline gelebileceği yönündeki çok gerçek ve büyüyen tehlike ile, tüm korkunç sonuçlarıyla ve hatta bunun içerebileceği insanlık için oldukça gerçek bir varoluşsal tehditle birlikte, şu an başlıca yön emperyalistler arasındaki savaş haline gelmiştir.

Buna karşılık, Vietnam’daki savaş başından beri emperyalizme karşıydı ve esas olarak (ve esas karakterinde) bir ulusal kurtuluş savaşı olarak kalmıştır: Önce Vietnam’ı sömürgeleştiren Fransız emperyalistlerinden, sonra da Fransızları ağır bir şekilde desteklemekten Vietnam’ı ve halkını boyun eğdirmeye teşebbüs etmeye doğrudan ve kitlesel olarak dahil olan ABD emperyalistlerinden kendini kurtarmak için savaşan bir ülkedir Vietnam. 2 milyon Vietnamlı sivilin hayatına mal olan ve Rusya’nın Ukrayna’da yaptıklarının çok ötesinde bir ölçekte Amerikan vahşetinin damgasını vurduğu bir savaştır.

Ukraynalıları şimdiki emperyalistler arasındaki bu savaşta yalnızca “piyonlar” olarak görmenin yanlış olduğu iddiasına gelirsek, ne yazık ki esasen bu hale gelmiş durumdalar. Ya da Raymond Lotta’nın çok keskin bir şekilde ifade ettiği gibi -YouTube RNL Show 99. bölümündeki bir röportajda- Ukraynalılar şimdi Ukrayna’daki savaşta ABD emperyalist amaçları için “ateşe atılan kimseler” haline geldiler (ki bu da yine çok daha geniş ve çok daha yıkıcı bir savaş olma tehdidinde bulunuyor). Bu durumda, Ukrayna halkını ve bir bütün olarak insanlığı gerçekten önemseyen herkesin bu savaşın ve bu savaşta her iki taraftaki emperyalistlerin eylemlerinin, içerdiği yıkım ve korkunç ızdırıpların çok daha büyümeden durdurulmasını aktif olarak talep etmesi gerekmektedir.

Bir savaşın temel karakteri açısından belirleyici olan, o savaşa dahil olan insanların (bir tarafta ya da diğerinde) ne kadar “ateşli” bir şekilde savaştığı değildir. (Aşırı bir örnek vermek gerekirse, en azından 2. Dünya Savaşı’nın büyük bir bölümünde, NAZİ ordusunun askerleri çok “ateşli” bir şekilde savaşıyordu.) “Ukraynalıların, NLF’nin kendi ülkeleri için hararetle savaşmalarına benzer şekilde kendi ülkeleri için savaştıklarını” kabul etsek bile, bu durum Ukraynalıların şu anda dahil oldukları savaşın belirleyici karakterinin mutlak olarak bu olduğu anlamına gelmez. Daha ziyade, asıl yönü tarafından belirlenen savaşın gerçek ve objektif karakterinin ne olduğu meselesidir. Ve bu temel yön değişebilir; Ukrayna’daki savaşın somut gerçekliğinde esas olarak emperyalistler arasında bir savaşa dönüşmüştür.

Bir kez daha Vietnam örneğine bakacak olursak, Vietnam kurtuluş savaşına Çin ve Sovyetler Birliği tarafından sağlanan yardım ikincil bir faktördü. Ve çok daha önemlisi, o zamanlar Çin kesinlikle emperyalist bir ülke değildi, işin aslı devrimci sosyalist bir ülkeydi. Ve Vietnam’a özverili yardımı, dünya çapında emperyalizme karşı devrimi teşvik etmenin bir parçası olarak Vietnam’ın ulusal kurtuluş mücadelesini desteklemenin hizmetindeydi. (Kapitalizm Çin’de ancak 1976’da, yani Mao’nun ölümünden kısa bir süre sonra Çin’deki “kapitalist yolcuların” darbesiyle başladı ve restore edildi. Bu konu benim çalışmalarımda ve revcom.us adresinden erişilebilen diğer önemli materyallerde derinlikli bir şekilde analiz edilmiştir.) Vietnam Partisi’nin bizzat kendisi, savaş döneminde zaten keskin bir çelişki içindeydi. Komünizm ve devrimci milliyetçiliğin bir tür eklektik bileşimi vardı. Partinin o zamanki devrimci karakteri ile şu anda Ukrayna’nın egemen sınıfları tarafından temsil edilen aşırı sağın -aslında faşist güçlerin ve her şekilde umut vermeyen bir burjuvaziyi teşkil edenlerin- arasında karşılaştırılacak hiçbir benzerlik yoktur ve herhangi bir karşılaştırma yapmak da aymazlıktır (Bu direniş ABD/NATO emperyalizminin müdahalesi değil de, esasen Rus işgaline karşı bir muhalefet şeklinde tanımlandığı müddetçe desteklenebilirdi, ki aslında durum artık böyle de değildir.)

1960’larda ve 1970’lerde Ukrayna’daki mevcut savaş ile Vietnam’daki savaş arasındaki fark ve bunun şu an Ukrayna’daki savaşın temel doğasıyla nasıl bir ilişkisi olduğuna dair bu tartışmayı bitirmeden önce bu ülkedeki insanların bu savaşa karşı bir sorumluluklarının olduğunun, Vietnam’daki emperyalist savaşın ABD egemen sınıfı tarafından yürütüldüğü ve Ukrayna’nın işgalinin ise bu ABD egemen sınıfının başlıca rakiplerinden biri tarafından yürütüldüğü şeklindeki çok önemli fark gerçeğinin altını çizmek gerekiyor. Rusya’daki insanların sorumluluğu, bu savaşta esas olarak kendi egemen sınıflarına karşı çıkmaktır; ABD’deki (ve “uyumlu” NATO ülkelerindeki) insanlar için sorumluluk ise tam tersidir: Rus saldırganlığına karşı çıkarken, bu savaşta “kendi” emperyalistlerinin amaç ve eylemlerine karşı çıkmak. Veya daha önce de belirttiğim gibi:

“Rusya’nın bu emperyalist saldırganlığı elbette kınanmayı hak ediyor. Fakat özellikle de bu ülkede -ki bu tür saldırganlık eylemlerinde açık ara rekoru elinde tutmaktadır- yaşayan insanlar açısından “bizim” emperyalistlerimizin tutumlarını tekrarlamamak ve amaçlarına hizmet etmemek, bunun yerine Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline karşı muhalefeti, “barışı” veya “ulusların kendi kaderini tayin hakkını” teşvik etmenin bir yolu olarak değil de rakip Rus emperyalistlerine karşı ABD emperyalist çıkarlarını ilerletme aracı olarak kullanan bu (ABD) emperyalistlerin amaç ve eylemlerine karşı muhalefetimizi açıkça ortaya koymak, temel bir ilke meselesidir ve derin bir önemi vardır. Dolayısıyla, bu çok önemli ilkeye uygun olarak Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline, özellikle de bu emperyalist ülkedeki insanlar tarafından yapılacak herhangi bir muhalefete, ABD’nin sürekli olarak sürdürdüğü savaşlara ve diğer ülkelere şiddetle müdahale ettiği diğer biçimler de dahil dünyadaki rolüne karşı açık ve kesin bir tavır eşlik etmelidir.” (4)

Burada ayrıca, makalemi eleştirenlerden birinin, Putin’in Ukrayna halkına karşı eylemlerinden çok az bahsedildiği yönündeki iddiaya da yanıt vermek gerekiyor (“Putin’in onlara karşı eylemlerinden, biraz boğaz temizleme dışında neredeyse hiç söz edilmiyor”) Eğer makalemin kasıtlı olarak yanlış okunmamış olduğunu varsayarsak, bu ifade bilinçli ya da bilinçsiz Amerikan şovenizminin körlüğünün bir başka örneğidir. Bu makalede (ve bir dizi başka yazıda) Rus saldırganlığına karşı çıkışım çok açıktır. Ve Yemen halkının çektiği acıların Ukrayna halkının çektiklerinden çok daha kötü olduğuna vurgu yapmam, Ukrayna halkının bu savaşta maruz kaldığı korkunç acıyı inkar etmenin bir yolu değildir. Bu durum ABD emperyalistlerinin (ve onları tekrarlayanların) Ukrayna’daki Rus vahşetini bir tür “benzeri görülmemiş” savaş suçları olarak tasvir etmedeki mutlak ikiyüzlülüğünü vurgulayarak, Yemen’de kanıtlandığı gibi, ABD emperyalistlerinin kendilerinin çok daha kötü vahşetlerden sorumlu olduklarını belirtmektedir. Ve ABD emperyalist egemen sınıfının, kendi emperyalist amaçlarını ilerletmek için Rusya’nın Ukrayna’daki saldırganlığına ve oradaki halkın çektiği acılara yönelik tutumlarına karşı çıkmaya büyük önem verdiğim doğrudur. Böyle bir durumda birinin yapması gereken tam da budur: “Kendi” emperyalist egemen sınıfının emperyalist amaçlarına ve eylemlerine karşı çıkmak. Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’da yaptıkları konusunda “yumuşak” olduğu iddiasıyla eleştirilen makalemde tam olarak onları Rus emperyalizminin amaçları (bu emperyalizmi bir şekilde “olumlu” veya “tarafsız” bir fenomen olarak değil, fakat son derece olumsuz bir fenomen olarak gördüğümü söylemeye dahi gerek yok!) ve eylemleri şeklinde meseleyi kavrayıp nitelendiren ve bu amaçları detaylı bir şekilde inceleyen “Putin/Rus Emperyalizminin Gerçek Amaçları” bölümü yer alıyor.

Son olarak, Ukrayna’daki savaş konusunda ve bunun etrafında karışıklık (veya kasıtlı çarpıtma) olabilecek bir noktayı açıklığa kavuşturmak için:

Söz konusu yazıda Putin’in başka ülkeleri işgal edebileceğine inanmanın hiçbir temeli olmadığını söylemedim. Daha doğrusu şöyle dedim -ve bu çok önemli bir ayrımdır- Putin’in diğer NATO ülkelerini işgal etme (o makalede vurguladığım gibi, ABD’nin acil bir askeri tepkisini “tetikleyecek” türden bir şeyin) veya saldırma niyetinde olduğu iddiasını destekleyecek hiçbir kanıtı bulunmadığını belirttim. Bu durum, her iki tarafın da -yani hem Rus emperyalizmi hem de ABD/NATO emperyalist bloğunun- bu çatışmada yer aldığı bir analizin parçasıydı. Emperyalist hasımlarıyla doğrudan askeri çatışmaya girmeden hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar. Ancak, benim de belirttiğim gibi, bu savaşın dinamiklerinin aslında Rusya ile ABD/NATO arasında doğrudan bir askeri çatışmaya yol açabileceğine dair çok tehlikeli bir gerçek var:

“Ancak tekrar tekrar gösterildiği gibi, niyetler her ne olursa olsun, olaylar -özellikle savaşın kendi dinamikleri bir kez işledikten sonra- “niyetleri aşabilir” ve başlangıçta hiçbir tarafın istemediği veya beklemediği koşullara ve sonuçlara yol açabilir. Mevcut durumda, Ukrayna’daki savaşla birlikte böyle bir dinamiğin “devreye girmesi” ve gerçekten korkunç sonuçlara yol açabilecek oldukça gerçek bir tehlike bulunmaktadır. ABD/NATO ile Rusya arasında, bir bütün olarak insan medeniyeti için oldukça gerçek bir tehdit oluşturabilecek, nükleer silahların kullanılmasıyla gerçek bir savaş olasılığıdır bu.” (5)

Devrimci Komünizmin Fiilen ve Esasen Oldukça Olumlu Olan “Yaşanmış Gerçekliği”

Bu soru keskin bir şekilde sorulduğundan, makaleme verilen yanıtlardan birinde doğrudan buna yanıt vermek gerekiyor: “Bob, son olarak devrimci komünizmin yaşanmış tarihinde halen uğraşmaya değer ne olduğunu da bilmek isterim.”

Elbette başta da belirttiğim gibi, burada kapitalist-emperyalist sistemin propaganda araçları ve onun entelektüel suç ortakları tarafından bugüne kadar ortaya atılan ve atılmaya devam edilen ve daha iyisini bilmesi gereken (ve belki de bir zamanlar bilen) çok fazla sayıda kişi tarafından eleştirmeden yutulan ve sıklıkla kusulan bütün yalanlara, iftiralara ve çarpıtmalara cevap vermek için gereken uzunlukta ve derinlikte konuya girmek mümkün değil. Bunu akılda tutarak, “devrimci komünizmin canlı gerçekliğinin” olağanüstü başarılarından bazılarına değinirken (ve yalnızca esas olarak olumlu deneyiminin değil, aynı zamanda bazı oldukça ciddi ve hatta bazı durumlarda üzücü olan gerçek eksikliklerinin ve hatalarının bilimsel bir değerlendirmesinin önemine dikkat çekerken) bu soruya gerçekten daha ileri, ciddi ve anlamlı bir yanıt arayan herkesi revcom.us web sitesine ve özellikle burada bulunabilecek özel bir sayıya yönlendireceğim: “Bildiğinizi” Düşündüğünüz Şeyi Bilmiyorsunuz… Komünist Devrim ve Kurtuluşa Giden GERÇEK Yol: Tarihi ve Geleceğimiz, Raymond Lotta ile Röportaj.

Ancak kısaca Sovyetler Birliği’ne (dünyanın 1917 Rus Devrimi ile ortaya çıkan ilk sosyalist devletine) ilişkin olarak 1930’ların başlarına kadarki ilk döneminde, özellikle uçsuz bucaksız kırsal kesimde, halk kitlelerini feodal baskının ve dayatılan cehalet ve batıl inançların geri kalan unsurlarından kurtaran muazzam özgürleştirici dönüşümler yaşandığını belirtmek gerekiyor, aynı zamanda şehir merkezli kapitalist sömürüyü sona erdirmek için de hareket edildi. Bunun göze çarpan bir örneği, o dönemde eşi benzeri olmayan şekillerde kadınların vahşi ve boğucu ataerkil baskıdan kurtuluşuydu. Ve tüm bunlara sanat ve kültür alanında yaratıcılığın ve devrimci içeriğin çiçek açması eşlik etti.

1917’deki Rus Devrimi’nden 1930’ların başlarına kadar yaşanan bu dönemde bile hatalar yapıldığı, hatta bazı ciddi hatalar yapıldığı doğrudur. Sovyetler Birliği’nin kendi içindeki gerici güçlerin şiddetli muhalefeti ve güçlü emperyalist ülkeler tarafından düşmanca kuşatma bağlamında, toplumun sosyalist dönüşümüne yönelik ilk girişim olduğu düşünüldüğünde, bu durum pek şaşırtıcı değildir. Ve özellikle 1930’ların başlarından sonra, Sovyet toplumunun birçok farklı alanında, daha önceki ilham verici dönüşümlerin ve devrimci coşkunun ifadelerinin birçoğu baltalandı, hatta tersine döndü, politik ve kültürel olarak belli bir boğucu atmosfer önemli ölçüde yerleşmeye başladı. Bütün bunlarla ilgili önemli bir dönüm noktası, 1930’ların başında Almanya’da faşizmin zaferiydi. Nazilere karşı en güçlü doğrudan muhalefeti oluşturan ve kitlesel direnişin ilk hedefi olan Komünist Parti’nin bu ülkede ezilmesi ve NAZİ rejimi tarafından yoğun baskı ve cinayetlerle Almanya’da faşizmin zaferiydi. Özellikle Alman Nazi rejiminin doğrudan işgal tehdidi karşısında ve Sovyet hükümetinin 1930’ların ikinci yarısı boyunca bu artan tehditle başa çıkmak için yaptığı hazırlık ve manevralarda, birçoğu gerçek düşman olmayan düşman olarak algılanan ve kınanan insanlara karşı şiddetli bir baskı kampanyası da dahil olmak üzere, Stalin ve Sovyet liderliği tarafından ciddi hatalar ve komünist ilkelerin ihlalleri gündeme geldi. Sonrasında 1941’de Sovyetler Birliği’ndeki korkunç yıkım ve büyük can kayıplarıyla NAZİ işgali geldi. (O savaşta ölen Sovyet sivil ve askerlerinin sayısı, ABD ölümlerinin yaklaşık 50 katıdır).

O savaşın ardından, Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm aslında pamuk ipliğine bağlıydı. 1950’lerin ortalarında Nikita Kruşçev ve Sovyetler Birliği’nin diğer liderleri tarafından kesilen ve Sovyetler Birliği’ni kapitalizmi restore etme yoluna sokan bir iplik. Burada sadece değinebildiklerimden bile açıkça anlaşılacağı gibi, bu çok karmaşık bir tarihtir. (Ve bir kez daha bu meselenin daha kapsamlı bir değerlendirmesi için insanları bahsettiğim özel sayıya yönlendirmek isterim), fakat sosyalist olan Sovyetler Birliği’ndeki bu deneyimin dürüst, bilimsel bir değerlendirmesiyle yapılan ciddi hatalarla bile -ve komünist devrimde ilerlemek için daha da iyisini yapmak gerekli ve mümkün olsa bile- şu sonuca yol açtığına şüphe yoktur. Bu ilk sosyalist devletin “yaşanmış deneyiminde” kesinlikle “şu an çabalamaya değer” birçok olumlu şey vardı.

Ve bu daha da doğru olarak -ve çok daha büyük bir boyutta doğru olarak- 1949’dan 1976’ya kadar çok kısa süren varlığı sırasında sosyalist Çin’in deneyimiyle kendini göstermiştir. Devrimci komünizmin “yaşanmış deneyiminde” “şu an için çabalamaya değer” olan bu meselenin, dünyada muazzam bir devrimci yükseliş dönemini yaşamış biri (SDS emektarı) tarafından gündeme getirilmesi çarpıcıdır. Çin’deki devrimci deneyimin en seçkin ve ilham verici örnekleri 1960’larda ve 1970’lerin ilk yarısında kendini göstermiştir. Bu “soruyu” ortaya atan sizler, gerçekleştirilen muazzam özgürleştirici dönüşümleri unuttunuz mu (veya o sırada bir şekilde fark edemediniz mi), sadece birkaç on yıl içinde sosyalist Çin’de, oradaki Kültür Devrimi doruk noktasına ulaşmadı mı? Çin devriminin nasıl bir yol izlediğinin ve getirdiği sosyalist dönüşümlerin farkında değil misiniz? Bunlar yüz milyonlarca Çinli köylüyü, ailelerin çaresizce hayatta kalmak için kendi çocuklarını, özellikle de kızlarını satmak zorunda kaldığı durumlar da dahil olmak üzere tarif edilemez derecede acı feodal sömürü ve yoksunluktan kurtarmadı mı?

Toplumun devrimci dönüşümüne katkı sağlayacak şekilde, kitlelerin bilinçli bir şekilde bu belaları aşmak için mücadele ettiği kampanyalarla, korkunç hastalıkların ve büyük afyon bağımlılığının ne derece sona erdiğinin farkında değil misiniz? Bu özgürleştirici dönüşümlerin özellikle kadınları yüzyıllardan, hatta binyıllardan beri korkunç bir baskıdan kurtardığı gerçeğini bir şekilde gözden mi kaçırdınız, yoksa görmezden mi geldiniz? Sosyalist Çin’de önemli bir sosyal fenomen olarak fahişelik ortadan kaldırılmadı mı ve kapitalizm Çin’de restore edildiğinden beri büyük bir toplumsal fenomen olarak yeniden ortaya çıkmadı mı?

Sosyalist dönemde Çin’de ortalama yaşam süresinin iki katına çıktığını (ortalama 32 yıldan 65’e) ve büyük şehir Şanghay’daki bebek ölüm oranının New York’takinden daha düşük olduğunu öğrenemediniz mi?

Çin’de kadınların tarihte ilk kez sanatsal değeri yüksek ve devrimci içeriğe ilham veren yapımlarda başrol oynadığı devrimci baleler de dahil olmak üzere Kültür Devrimi yoluyla ortaya çıkan devrimci kültürü unuttunuz mu (ya da bir şekilde kaçırdınız mı?). Özellikle kapitalist yönetimin ve sömürünün geri kalan yönlerinin ortadan kaldırıldığı ve yerine yeni özgürleştirici sosyalist ilişkiler biçimlerinin konduğu, halk kitlelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik planlı bir sosyalist ekonominin gelişimini yönlendiren “devrimi kavrayın, üretimi teşvik edin” sloganı ve yaklaşımında yoğunlaşarak ve zalimce sömürülen koşullar altında rekabet halindeki kapitalistlerin amansız kâr dürtülerinin hizmetinde emeği yabancılaştırmaya dayanmak yerine, dünya devrimini destekleyen Kültür Devrimi yoluyla sosyalist Çin ekonomisindeki radikal dönüşümleri unuttunuz mu (ya da bir şekilde gözden mi kaçırdınız?)

Çin’deki Kültür Devrimi’nin, insanlık tarihinde gerçekten kitlesel demokrasinin en büyük çiçeklenmesini içerdiği gerçeğini bir şekilde gözden kaçırdınız mı? Bu süreç kelimenin tam anlamıyla, özellikle çok sayıda genç olan yüz milyonlarca insanı içeriyordu, insanlar kapitalist sömürüyü ve baskıcı sosyal ilişkileri teşvik eden hükümet yetkililerini ve politikalarını eleştiren “büyük karakterli posterleri” ve diğer kitlesel ifade biçimleri üretiyordu. Bu evre, Çin’de ve genel olarak dünyada devrimci dönüşümle ilgili meseleler üzerinde kitlesel bir tartışma ve ideolojik mücadele süreciydi. Ve Mao’nun başını çektiği devrimci önderlik, bu kitlesel dışavurumu destekledi. Evet, bu bazı aşırılıkları içeriyordu. Bazı aşırılıkları içermeyen gerçekten büyük bir devrimci yükseliş ne zaman oldu? Ancak bu aşırılıklar, emperyalistlerin ve bu devrimci yükselişten nefret eden ve ona karşı çıkan diğerleri tarafından fazlasıyla abartıldı (ve diğer “aşırılıklar” icat edildi). Gerçek şu ki, Mao bu aşırılıklara karşı çıkmak ve mücadeleyi ana hedeflerine yönlendirmek için eleştirilerde bulundu ve ekonomide, siyasi yapılarda, toplumsal ilişkilerde, ideoloji ve kültürde daha ileri devrimci dönüşümler gerçekleştirebilmek ve otorite konumundaki insanların kapitalizmi yeniden kurma hamlelerini yenmede kendisi somut rehberlik sağlamıştır.

Görünüşe göre Çin’in ABD emperyalizmine karşı kurtuluş savaşında Vietnam halkına yaptığı yardımın farkındasınız. Gerçi buna devrimci enternasyonalizmin ilham verici, özverili bir eylemi yerine emperyalizmin bir eylemi olarak iftira ediyorsunuz. Daha ileri gidebilirdim ama konu açık olmalı. Evet, bir kez daha hatalar yapıldı ve önderliğin yöneliminde, yönteminde ve pratik eylemlerinde eksiklikler vardı; ancak nesnel, bilimsel bir analizin bu “yaşanmış deneyimin” kesinlikle ve ezici bir çoğunlukla oldukça olumlu, tarihsel olarak böyle olduğu sonucuna götürdüğüne de şüphe yoktur. Ve mesele şu ki, buna bilimsel bir yönelim ve yöntemle yaklaşmak, bu ezici çoğunlukla olumlu deneyimlerden fakat aynı zamanda olumsuz yönlerinden de çok önemli dersler çıkarmak, insanlığın kurtuluşu için mücadelenin daha da güçlü bir temel üzerinde ilerlemesini ve bu kurtuluşu sağlamak için komünizm hedefine yönelik mücadelede daha da iyisini yapmak için bir temel sağlayan komünizmin yeni sentezi (halk arasında yeni komünizm olarak anılmaktadır) ile mümkün hale gelmiştir.

“Mümkün”ün Politikası Canavarlığın Politikasıdır

Son olarak, makalemin tetiklediği anlaşmazlıklardan biri olan aşağıdakilere yanıt vermek önemlidir:

“Gerçeği söylemek gerekirse, kahrolası Demokrat Parti’den nefret ediyorum ama benim pragmatik sosyal demokrat bakış açımla ciddi ulusal siyaset açısından ABD’de var olan tek kullanılabilir seçenekler. Ve kesinlikle benim tek örgütlenme odağım olmasa da, mevcut zemindeki seçim politikaları özellikle en savunmasız olanlar ve teoriler üzerine entelektüel tartışmalarla meşgul olmayanlar açısından kritik öneme sahip. Solda daha görkemli olan ve geniş kesimler arasında var olan iktidar yarışmalarından ve karmaşık koalisyon önerilerinden kopuk olan her şey, Yehova Şahitlerine duyduğum aynı kayıtsızlıkla tepki verdiğim ve doktrinsel bir dini inanç gibi.”

Bu ifadenin, daha adil bir toplum ve dünya arayan herkes tarafından birleştirilebilecek tek yanı, başlangıçta ifade edilen duygudur: “Doğrusunu söylemek gerekirse, kahrolası Demokrat Parti’den nefret ediyorum.”

Revcom.us’taki kapsamlı materyalde de fazlasıyla gösterildiği gibi, Demokrat Parti -ABD kapitalist emperyalistlerinin iki iktidar partisinden biri olarak- bugüne kadar tekrarlanan, kitlesel ve korkunç savaş suçlarının ve insanlığa karşı suçların bir aracıdır ve her zaman öyle olmuştur. Özellikle Demokrat Parti’den gerçekten nefret ettiğini beyan eden biri için -ve bu durumda, bunun yalnızca, onun birçok türden adaletsizliği yürürlüğe koyma ve uygulamadaki rolüyle ilgili olduğu varsayılabilir- bu durumda Demokrat Parti’nin bir şekilde sözde olumlu değişim için tek pratik araç olduğu konusunda ısrar etmek, Demokrat Parti’nin fiili rolünü ve defalarca suçlu olduğu korkunç suçları kasıtlı olarak görmezden gelmeyi gerektirir.

Daha da temel olarak, kişinin bakış açısını düşürmesi ve vizyonunu bu sistemin gerçekten korkunç şartları ile daraltması -tamamı “gerçekçi olmak” adına- siyasi faaliyetin bu sistemin sınırları içinde kalmasında ısrar etmesidir. Bu durum, “mümkün”ün siyasetinin aslında canavarlık siyaseti olduğu şeklindeki ifademin mükemmel bir örneğidir. Ayrıca, Demokrat Parti’yi olmadığı ve asla olmayacağı gibi yapmaya çalışırsanız, sonunda Demokrat Parti’nin gerçekte olduğu kişi olacaksınız şeklindeki “rehber” ifademdeki gerçeğin altı çizilmektedir. Ve söylenmelidir ki, özellikle Demokrat Parti’nin bu kapitalizm-emperyalizm sistemine başkanlık ederken işlediği suçlar hakkında en azından bazı gerçekleri bilen herkes açısından, daha sonra bir tür sözde anlamlı değişikliği gerçekleştirmek için Demokrat Parti ile birlikte ve onun aracılığıyla çalışmanın gerekli olduğu konusunda ısrar etmek demek bu sistemin gerçekten korkunç suçlarına ortak olmak demektir.

Sözde “sol” olarak adlandırılanların çoğuna yönelik aşağıdaki eleştirinin ruhuyla kesinlikle özdeşleşebilirim ve bu durum “uyanıklık fenomenine” de uygulanmalıdır:

“Bay Area’da 50 yılı aşkın bir süre yaşadım ve bunların iddialı “ilerici” saçmalıklarından nefret etmeye başladım. “Sol” yanlıları, çoğunlukla egemen sınıfın temel liberal kanadında bir tabana sahiptir. Ne kadar beceriksiz olursa olsun, organizasyonun ve belirli bir “liderlik” markasının devam etmesine yarıyorlar.”

Ancak bu tür sahte “sol” ve “uyanık” saçmalıklara verilecek yanıt, Lenin’in çok yerinde bir şekilde “burjuvazinin kanatları altına girme çabası” şeklinde tanımladığı şeye, özellikle de Demokrat Parti tarafından temsil edilen “liberal” kanadının altına girme çabasına düşmektedir.

Ve bu sistem içinde “gerçekte var olan iktidar mücadelelerinden kopuk” olan her şeyin bir şekilde alakasız olduğu beyanına gelirsek. Bu ifade, yalnızca “mümkün”ün politikasının canavarlık politikası olduğu gerçeğinin başka bir ifadesi değildir, aynı zamanda sözde “gerçekçi” politikaya yaklaşımın mutlak iflasının çarpıcı bir ifadesidir.

Unutmayın ki, bu kapitalizm-emperyalizm sisteminin ve emperyalist güçler arasındaki rekabetin, sadece halk kitlelerine büyük acılar yaşatmakla kalmayıp, kesinlikle ve giderek artan bir şekilde, bu kapitalizm-emperyalizm sisteminin uygulandığı bir durumda bu beyan yapılıyor. Çevrenin yıkımını hızlandığı ve Rusya emperyalistleri ile ABD/NATO bloğu emperyalistleri arasındaki artan savaş tehlikesi yoluyla insanlık için varoluşsal bir tehdit oluşturduğu bir durumda yapılıyor. Burada, nihai olarak ve temelde Demokrat Parti’ye (ve hizmet ettiği sisteme) dayanmayan herhangi bir siyasetin, Yehova Şahitleri kadar gerçeklikten kopuk olduğu şeklindeki küçümseyici iddiaya karşı olarak, gerçek şu ki, bu sistem içinde çalışmanın bir şekilde sadece bu ülkede değil, bu ülkenin dışındaki uçsuz bucaksız dünyada iyilik için bir güç, halk kitlelerinin çıkarları doğrultusunda hareket edecek bir güç haline gelmesine yol açabileceğini düşünmek son derece gerçekçi değildir ve gerçeklikten kesinlikle kopuktur. Buna, kendi kendini “demokrasinin şampiyonu” ilan eden ama aslında asalak emperyalist ABD tarafından acımasızca sömürülen ve yağmalanan Üçüncü Dünya’daki (Latin Amerika, Afrika, Asya ve Orta Doğu) milyarlarca insan dahildir.

Sonuçta, Biden başkanlığındaki Demokrat Parti’nin şu anki yaklaşımı nedir? Rakip Rus emperyalizmini sakat bırakmaya ezici bir vurgu yapmak ve “batı” emperyalist ittifakını savaş yoluyla güçlendirmek, en azından şimdilik, evet, Ukrayna halkını “piyonlara” ve “ateşe atılacak kişilere” indirgeyen bir “vekalet” savaşı olarak savaşmak. Bu durum korkunç sonuçlarıyla birlikte ABD/NATO ile Rusya arasında doğrudan bir savaşa tırmanma tehlikesini giderek artan bir şekilde ortaya koyuyor.

Ve son başkanlık seçimiyle ilgili olarak Trump/Cumhuriyetçiler tarafından yapılan darbe girişimine ilişkin kongre oturumlarına rağmen, Demokratlar -ve özellikle Biden ve Demokrat Parti liderliği- sadece başarısız olmakla kalmıyorlar, aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’nin tırmanan faşist hamlelerine ciddi şekilde karşı çıkmayı da reddediyorlar. Görünüşe göre Biden’ın bu faşizme karşı çıkmak ve “ülkedeki bölünmeleri aşmak” için “stratejisi” (eğer varsa), Ukrayna’daki savaşla insanları emperyalist hedeflerinin arkasında toplamaktır. Ne yazık ki, en azından şimdiye kadar çok fazla başarıya sahip olmuştur. Ve faşist Cumhuriyetçi Parti’nin politikacıları çoğunlukla Ukrayna’daki savaşta ABD’nin emperyalist amaçlarını desteklemekten son derece mutluyken, buna hiçbir şekilde saldırgan faşist saldırılarının azalması eşlik etmemiştir. Bu durum tam tersine, birçok boyutta tekrar tekrar yoğunlaştırılıyor ve hızlandırılıyor.

Ukrayna’daki savaş hakkında analiz ettiğim şeylerle bu anlaşmazlıkları dile getiren eski SDS üyeleri gibi insanlar, eğer çok gerçek ve sürekli yoğunlaşan bir faşizm tehdidine karşı savaşmak istiyorlarsa, bu durumda kendi ülkelerinden başka bir yere bakmalarına gerek yok. Ve eğer gerçekten daha adil bir toplum ve dünya yaratmak istiyorlarsa, bu durumda mevcut kapitalizm-emperyalizm sisteminin temel doğasına ve korkunç şimdiki zamandan daha derine inmeleri gerekiyor. “Kendi” emperyalist egemen sınıflarına karşı özel bir vurgu yaparak, tüm emperyalizme karşı, evet çok zor ama acilen gerekli ve mümkün olan devrimci mücadelenin bir parçası olmaları, sonunda tüm insanlığı bu sistemden kurtarmak ve çok daha iyi bir şeyi meydana getirmek temel amacı ile hareket etmeleri gerekiyor: Tüm sömürü ve baskılardan, tüm savaşlardan ve insanlar arasındaki diğer düşmanca çatışmalardan arınmış, nihai bir komünist dünya hedefini hedefleyen sosyalist bir sistem için çalışmaları gerekiyor.

Bu bağlamda, söz konusu makalemin teşvik ettiği argümanlardan birinde yer alan aşağıdaki sözlere kesinlikle katılmıyorum:

“Başkan Bob ve ben o sırada lisedeydik ve ikimizin de [Martin Luther] King’inkinden daha tutarlı veya kullanışlı bir siyasi strateji geliştirmediğimizi söylemeye cüret ediyorum. Demokratların olmaya meyilli olduğu düzen ile ilişkilendirmek nahoş bir şey, bunu kabul etmemde bir sorun görmüyorum.”

Şunu açıkça belirtmeme izin verin ki, eğer bir kişi bugün olduğu gibi (ve bugün tehdit olarak kendini gösterdiği gibi) dünyadaki derin adaletsizlikleri ve gerçek tehlikeleri gerçekten ele alacak bir değişim getirme konusunda ciddiyse, yüzleşmesi gereken büyük, gerçekten de göz korkutucu zorlukları olacağının kesinlikle farkındayım. Ve içtenlikle daha adil bir dünya yaratmaya çalışan herkesin, bunu gerçekleştirmek için bu radikal değişime kesinlikle ve umutsuzca ihtiyaç duyanların direnişi de dahil olmak üzere çalışırken karşılaşacağı aşılmaz görünen engeller karşısında düşünmeden edemeyecekleri hayal kırıklıkları olacağını kesinlikle paylaşıyorum. İşte tam da bu sebeplerden dolayı kendimi işlemeye devam ettim ve çok gerçek sorunlarla yüzleşebilecek ve acilen ihtiyaç duyulanlara karşı mevzilenen son derece kuvvetli güçlerin gerçekten üstesinden gelebilecek özgürleştirici ve radikal bir değişim getirecek bir yaklaşımı tam olarak geliştirmeye ve uygulamaya devam etmek için toplu bir çabaya öncülük ettim.

Ve gerçek şu ki, bu süreç boyunca ve on yıllarca süren kararlı çalışmanın bir sonucu olarak (tam anlamıyla liseye kadar geriye gitmese de!), (Martin Luther King’in o zamanki başkan Lyndon Johnson ile ilgili yaptığı gibi) bu sistemin vahşetlerinden bazılarını en fazla geçici olarak hafifletebilecek ama asla sona erdiremeyecek ve temellerini kökünden sökemeyecek yönetici sınıf politikacılarına başvurmak ve onlardan reformist tavizler almak için değil, fakat bunun yerine, tüm bunları ortadan kaldırmak için gerçekten gerekli olan -evet, bu sistemin güçlü yönetici sınıfına karşı- aynı zamanda, komünist bir dünyaya giden yolda, kökten yeni, özgürleştirici bir sosyalist sistem için bir çerçeve ve somut yönergelerle stratejik bir yönelim ve yaklaşım geliştirdim: Gerçek bir devrimin nasıl yapılacağına dair bir strateji geliştirdim.

Bu stratejiden, en son ve kapsamlı olarak “Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” (6) başlıklı bir dizi konuşma ve yazımda bahsediliyor. (Bu eser, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce yazılmıştır, ancak bu güçlü ülkede fiilen devrim yapmak açısından temel analiz ve stratejik yönü içermektedir; ayrıca bahsettiği temel ilke ve yöntemler, bundan sonra Rus işgali ve onunla bağlantılı olarak gelişen olaylarla kesinlikle mevcut duruma uygulanabilir) Bununla birlikte, kökten yeni ve özgürleştirici bir toplum için kapsamlı bir vizyon ve somut bir plan, kaleme almış olduğum “Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa” (7) içinde yer almaktadır.

Tüm gerçek ve derin zorluklarla birlikte, bu kapitalizm-emperyalizm sisteminin gerçekleri ve dinamikleri içinde hapsolduğu ve zincirlendiği müddetçe insanlığın kaderi olacak gerçekten korkunç şimdiki zamana ve potansiyel olarak feci geleceğe yönelik tek “gerçekçi” alternatifi temsil eden bu devrimci yaklaşımdır. Devleti ve insanlığın kaderini gerçekten önemseyen herkesin ciddi şekilde meşgul olması gereken, bu gerçekten özgürleştirici devrimci “alternatif”tir. Ve temelden farklı ve çok daha iyi bir şeyi meydana getirmenin tek gerçek ve “gerçekçi” olasılığını temsil ettiğini kabul edebilen herkes tarafından aktif olarak ele alınması gerekir.


Dipnotlar:

1)Ukrayna: İkinci Dünya Savaşı’nın Tekrarı Değil, 3.Dünya Savaşı Gerçek Bir Tehlikedir | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

2)“Yasal Gangsterler” – Nükleer Silahlı Gangsterler | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

3)3. Dünya Savaşı ve Tehlikeli Aptallık | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

4)Emperyalist Asalaklık ve “Demokrasi”: Neden Pek Çok Liberal ve İlerici “Kendi” Emperyalistlerinin Utanmaz Destekçileri? | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

5)Ukrayna: İkinci Dünya Savaşı’nın Tekrarı Değil, 3.Dünya Savaşı Gerçek Bir Tehlikedir | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

6)Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey: Derin Kriz, Derinleşen Bölünmeler, Yaklaşan İç Savaş Olasılığı – Ve Acilen İhtiyaç Duyulan Devrim | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

7)Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa (Tasarı Önerisi) | Yeni Komünizm (yenikomunizm.com)

Kaynak için bkz: THE WAR IN UKRAINE AND THE INTERESTS OF HUMANITY: A SCIENTIFIC REVOLUTIONARY APPROACH VS. HARMFUL CONFUSION AND CHAUVINIST DELUSION Bob Avakian Responds To People Who Should Know Better (and Maybe Once Did) | revcom.us

Yeni Komünizm

Bizler, devrimin önderi Bob Avakian'ın mimarı olduğu Yeni Komünizm‘in takipçileriyiz. Bob Avakian'ın devrimci önderliğini takip eden ve Yeni Komünizm temelinde dünyayı gerçekte olduğu haliyle anlama ve onu değiştirme sorumluluğunu üstlenenleriz. Detaylı bilgi için bkz: Biz Kimiz?

Dünyada devamlı olarak yaşanan dehşetlerin ve son derece gereksiz acıların ortadan kaldırılması hem mümkün hem de son derece gereklidir. Bob Avakian'ın devrimci önderliğini ve geliştirmiş olduğu Yeni Komünizm'i öğrenerek kazanma şansı olacak gerçek bir devrim hareketini birlikte inşa ediyoruz. Yeni Komünizm'in teorik çerçevesine ilk kez giriş yapacaklar başlangıç noktası için web sitemizde bu bölümde yer alan makaleleri inceleyebilir, ayrıca Bob Avakian'ın Türkçeye çevrilmiş eserlerine buradan ulaşabilirler. Görüş, katkı ve desteklerinizi bekliyoruz.

#DevrimDahaAzıDeğil

Görüşlerinizi Paylaşın

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER