ABD ve İsrail’in İran’a Saldırısı Üzerine

  1. Beyaz Saray’daki Trump ve onun faşist rejimi uzun zamandır İran’da bir rejim değişikliğini istediğini açıkça dile getirmişti. İran’da bir rejim değişimi ABD’deki tüm hakim sınıfların ortak talebidir. ABD hakim sınıfları kendi siyasi emelleri için “sorunsuz” ya da neredeyse “sorunsuz” bir Ortadoğu’yu uzun zamandır dillendiriyorlardı.
  2. Trump, ABD’nin saldırısını “büyük çaplı ve devam eden bir operasyon” olarak tanımlarken sadece İran’ın nükleer çalışmalarını değil “Müttefikler ve ABD üslerinin korunmasını” da bahane etti. Sanki 2003 Irak işgalinden beri bölgedeki esas saldırgan güç ABD ve onun ittifakı olan İsrail değilmiş gibi İran’ı suçlu bularak, yürüttüğü savaşa “meşru” bir kılıf bulmak istiyor.
  3. İran, ABD ve İsrail’in saldırıları sonrasında “Tüm ABD ve İsrail varlıklarının meşru hedef” olduğunu belirterek misilleme yaptı. Birçok Körfez ülkesinde ABD üslerini vurdu ve “şimdiye kadar kullandığımız silahlar eski olanlarıydı, daha yeni ve etkili olanları kullanmaktan çekinmeyeceğiz” tehdidinde bulundu.
  4. ABD’nin başını çektiği bu savaş İran’da uzun süredir devam eden meşru halk ayaklanmasını da baskılamış durumda. Teokratik faşist rejim ABD’nin saldırılarını da işaret ederek içerideki halk ayaklanmasını esasta “dış mihrakların” oyunu olarak göstermekte. ABD’nin bu yeni saldırısıyla birlikte İran, halk kitleleri üzerindeki militarist baskısını artırmakta, kendi kitlesini de daha aktif harekete geçirebilecek bir siyasi ortama sahip olabilmekte.
  5. ABD’nin İran’a yönelik hamlesi bir rejim değişikliğini talep etse de, en kötü ihtimalle etkisiz hale getirilmiş bir İran’ı hedeflemekte ve böylece “müzakerelerle” birlikte Ortadoğu’daki yeni parametreleri belirlemek istemekte. ABD’nin “müttefiklerini” -İsrail- korumaya yönelik temennisi olmakla birlikte, esas hedefi İran’ın Çin’le olan ilişkilerini sekteye uğratmaktır. İran’ın ham petrolünün %90’nı Çin’e ihraç edilmektedir. Çin’in dünyada ikinci büyük ekonomik güç olması ve ABD’yi yakalar pozisyona gelmesi için fosil enerjilerine olan ihtiyacı bir zorunluluktur. Açıkçası Trump’ın İran’a müdahelesi, Çin’e yönelik savaşının bir parçası olarak gündeme gelmiştir -her ne kadar bölgesel sorunları içeriyor olsa bile.
  6. Tartışma götürmez olan hakikat şu ki ABD emperyalizmi, şimdiden sayıları yüzleri bulan sivillerin öldüğü bu kanlı saldırıların baş müsebbibidir. Ve Ayetullah Ali Hamaney’in de öldürüldüğü bu saldırlar, Ortadoğu’yu daha büyük bir kan deryasına çekecek olan bir savaşa dönüşebilir ve yeni bir dünya savaşının dinamiklerini daha fazla güçlendirecektir. O yüzden ABD saldırganlığına karşı olunmalı ve amansız bir mücadele yürütülmelidir. Bu vicdanı olan her insanın sorumluluğudur.
  7. ABD’nin saldırılarına karşı olmak, İran’daki teokratik faşist rejimi kerhen destekleyen pozisyonda olmamalıdır. ABD’nin İran’a saldırılarının meşruluğu olmadığı gibi, İran’daki teokratik faşist rejimin de meşruluğu yoktur. Bu iki miadı dolmuşlar -bir yanda ABD’nin başını çektiği Batı emperyalizmi diğer yanda İslamcı teokratik güçler- birbirine karşı mücadele içerisindeyken bile, birbirlerini güçlendirmektedir. Bu iki miadı dolmuşlardan birini desteklerseniz, diğerini de desteklemiş olursunuz.
  8. Bir kez daha tekrar etmek gerekir ki, ABD’nin İran’a müdahelesi gayri meşrudur ve daha büyük bir savaşa dönüşmeden durdurulması gerekir. İran’da ve Ortadoğu’da ezilen hakların meşru mücadelesinin yanında olmak, emperyalizmin ve yerel gerici güçlerin siyasi emellerini bozguna uğratmak günün acil ihtiyaçları açısından önemli olduğu gibi kurtuluşu sağlayacak olan gerçek bir devrim için de gerekli siyasi atmosferi oluşturacaktır.