Editörün notu: Aşağıda yer almakta olan yazı revcom.us sitesinde 12 Ocak tarihinde yayınlanmıştır. Yazıyı kaleme alan C. Clark Kissinger 1960’lardan bu yana öne çıkan bir aktivist, yazar ve konuşmacıdır. 60’lı yılların başlarında Clark, Demokratik Bir Toplum İçin Öğrenciler’in ulusal sekreteriydi ve Vietnam’daki Savaşa Son Verin’in Washington’daki ilk yürüyüşünü örgütlemişti. Clark, devrimci bir komünist ve devrimci önder Bob Avakian’ın geliştirdiği yeni komünizmin bir savunucusudur.
65 yıllık siyasi aktivizmim boyunca pek çok şeye tanık oldum; bunlardan üçünü süresiz etkilerinden ötürü öne çıkarmak istiyorum. Bugün bu olayları takdir etmemin sebebi “orada bulunmuş olmak” ile ilgili değil ancak yoldaşlar ve dostların sayesinde zamanla bu olayların her birinin önemini kavramış olmak.
- 60’lar
Çokça yapılan bir hata “altmışların” bir Amerikan fenomeni olduğunun söylenmesidir. Bugün “altmışlar” olarak andığımız dönem aslında ellilerin sonlarıyla yetmilerin ortalarına kadar süren küresel direniş ve devrim dalgasıydı. Bu dönem hem gelişmiş kapitalist ülkelerdeki isyanları hem de Üçüncü Dünya’daki sosyalist ve sömürge karşıtı devrimleri içine alır. 1968 yılı tıpkı 1848 gibi küresel bir isyanın yılıydı. Fransa’da öğrenci-işçi ayaklanmasını, Vietnam’da Tet Saldırısını, Çin’de Kültür Devriminin patlak vermesini, Meksika’da eylemci öğrencilerin katledilmesini, Rusya’nın Çekoslavakya’yı işgalini, Karameh Savaşıyla Filistin direnişinin doğuşunu, Hindistan’da Naxalite direnişini, Tupamaros’lara karşı Uruguay’da sıkıyönetim ilanını, Martin Luther King Jr.’ın öldürülmesi sonrası ABD’de şehir ayaklanmalarını ve Kara Panter Partisi’nin yükselişini içeriyordu.
Buradan alınması gereken önemli bir nokta da özellikle ABD özgülündeki deneyimden bahsedeceksek; gelişmekte olan devrimci bir durumun neye benzediğidir. O gün orada olmayan insanların veya orada olup daha sonra hakim sınıflar tarafından yeniden hizalanan insanların o zaman insanların bir devrimin olabileceğini düşünmesinin çok aptalca olduğunu söylemeleri yaygın bir karalamadır. Gerçekten öyle midir? Buna bir bakalım.
Devrimci bir durumun birinci içeriği hakim sınıflar içerisinde ağır bir krizdir, bu kriz bir yarılmaya neden olur ve eskisi gibi yönetmeyi engeller. Böylesi bir siyasi kriz illa da ekonomik kriz sebebiyle çıkmayabilir. Hatta aslına bakılırsa 60’lardaki bu yoğun kabarmaların olduğu ve hakim sınıfların siyasal olarak savunma pozisyonuna çekildiği bu dönem ABD’nin küresel olarak ekonomik güç anlamında zirve yaptığı dönemle çakışır.
Aslında olan şey şuydu: Halk kitleleri devlete karşı olan batıl inançlı saygılarını bir kenara atarak hakim sınıflardansa kendileri siyasi inisiyatif kullanmaya başlamıştı. Vietnam’da askerler emirlere uymayı reddetmiş ve savaş heveslisi subayların çadırlarına el bombaları fırlatmışlardı. Öğrenciler Yedek Subay Eğitim Birliği binasını ateşe vermişlerdi. Kadınlar direkt olarak ataerkinin kurumlarını reddediyorlardı. ABD içerisinde şehir ayaklanmaları ve Siyah Özgürlük Hareketi büyüyordu. Milyonların gözünde devlet meşruluğunu yitirmişti.
Bunun bir sonucu da hakim sınıflar içerisinde amansız bir tartışma konusu olarak durumun nasıl ele alınması ve kontrolün nasıl geri sağlanacağı üzerineydi. Baskıcı bir şekilde aman verilmemeli miydi yoksa insanlar geçici tavizlerle satın mı alınmalıydı? Mücadelenin yoğunluğu sonuç olarak başkanın ve başkan yardımcısının istifa etmek zorunda kalmasına ve dolayısıyla ülkenin başkan ve başkan yardımcılarının seçilmiş değil atanmış kişiler olmasına neden oldu. Hakim sınıflar arasındaki kriz böyle görülebilir. (Hafif bir eğlence için insanlara eski başkan yardımcısı Spiro Agnew’in anı kitabı olan Go Quietly…or Else’yi önerebilirim.)
Devrimci bir durumun ikinci gerekliliği ise devrimci zihne sahip insanlardır. Çoğunluk olmalarına gerek yok fakat kayda değer bir güç olmaları gereklidir. 60’larda “Amerikan Rüyası” denen şeyin aslında dünyanın etrafındaki pek çok insan için Amerikan kabusu olduğunun anlaşılması noktasında büyük bir aydınlanma yaşanıyordu. Her ne kadar gerçek bir devrimin ne gerektirdiği noktasında derin bir anlayış olmasada kelimenin tam anlamıyla milyonlarca insan mevcut sistemin umutsuz bir şekilde kusurlu olduğunu ve bir “devrimin” gerekli olduğunu düşünüyordu. Sosyal bir stigma olmanın ötesinde insanlar kendilerine devrimci demekten övünç duyarlardı.
İnsanlar aynı zamanda bu yeni öz kimliklerine göre davranmaya başlamışlardır. Pasif bir gözlemci olarak kalmak ahlak dışı görülüyordu. Washington’da eylemler o kadar militanlaşmıştı ki Nixon hükümeti halkın yürütme erkini basacağından korkarak Beyaz Saray’ın etrafına otobüslerden bir duvar örmüşlerdi. 1971 Mayısında Washington’ı devre dışı bırakma çağrısı öylesi taşmaya neden olmuştu ki başkenti savunması için ordu çağrılmış ve 12.000 kişi tutuklanmıştı-ABD tarihindeki en büyük kitlesel tutuklamadır bu.
Devrimci durumun ilk iki gerekliliği noktasında bazı şeylerin en azından başlangıcına sahiptik ancak sahip olmadığımız şey üçüncü noktaydı: Kararlı, planlı, önderliği olan, halk arasında örgütlenmiş ve devrim sonrası topluma ilişkin bir programı olan, iktidarı ele geçirebilecek bir devrimci parti. O günün en ileri gücü olan Kara Panter Partisi dahi hiçbir zaman oturup devleti gerçekten alaşağı ederek yeni bir devrimci topluma önderlik etmenin ne olacağı meselesini ciddi bir şekilde ele almamıştı.
- Büyük Proleter Kültür Devrimi
Bugün çoğu insan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) anahatlarını dahi bilmiyor ve bu dünya tarihinde en çok yalan söylenmiş olay olabilir. Bu zaman, Çin’de Mao Zedong önderliğinde Sovyetler Birliği’nin yolunu yani son tahlilde kapitalizmin restorasyonuna giden (ve gitti de) yolu izlemek isteyen revizyonist “komünistlere” karşı kitlesel bir mücadeleydi
Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin ikinci yarısı sırasında Çin’i iki kez ziyaret edebilmek benim ayrıcalığım olmuştur. Altmışlar sırasında olup bitenler ve dünyanın bu önemli parçası hakkındaki anlayışım büyük ölçüde çalışmalarımdan ve başkalarının bilgilerinden geliyordu ancak yine de bütün bunları kendi gözlerimle görmek inanılmazdı!
BPKD ile ilgili olan kitaplar ve filmler doğru bir şekilde odaklarını eylemlere, kitlesel toplantılara ve “büyük karakter posterlerin” dayandırıyor ki bunlar iktidar mücadelesinin kalbiydi. Ancak BPKD ile ilgili az bilinen bir mesele de insanlık tarihinin en büyük kitlesel politik eğitim programını hayata geçirmesiydi. Her ne noktada bütün ülke aynı majör teorik çalışmayı okuyup tartışmak için mobilize olabiliyordu. 1972 yılında ben oradayken halk Engels’in Anti-Dühring’i üzerine çalışıyordu ve 1975 yılında da Marks’ın Gotha Programının Eleştirisi üzerineydi. Bir noktada çok safça onlara herkese yetecek kadar Anti-Dühring kitabı olup olmadığını sormuştum. Ve aslına bakılırsa devlet yayınevinin 50 milyon daha baskıyı bitirdiğini söylemişlerdi. İşte eğitim böyle ciddiye alınmalı!
BPKD’nin unutulan ve beni çok etkileyen bir noktası da “sosyalist yeni şeylerdi”. O zaman bunlarla ilgili yazmıştım. Bunlar, alttan gelen deneylerdi; yerel seviyede yeni toplumsal ve ekonomik ilişkileri örüyor ve gelecekte komünist toplumun neye benzeyebileceği üzerine bir öngörüde bulunuyorlardı. Lokal seviyede topluluklar daha önce meta olan şeyleri toplumsallaştırmışlardı. Bu servislerin kullanımı artık bu servisi veren kişiyle para karşılığı bir takas olarak gerçekleşmiyordu. İnsanlar ihtiyacı olanı kullanıyor ve kamu yararına başka şekillerde katkıda bulunuyorlardı.
1972 yılında Mançurya’da Daqinq petrol tarlalarının yakınında ufak bir köyü ziyaret etmiştim. Bu köydeki bütün kadınlar sosyalist ekonominin farklı sektörlerinde istihdam ediliyorlardı. Bazı kadınlar tarlalarda yerel tarım komünlerinin parçası olarak çalışıyorlardı. Genelde ödemeler ayni olarak mahsul şeklinde veriliyordu. Bazı kadınlar ise yerel kooperatif fabrikasında teyel üretiminde çalışıyorlardı. Maaşlar ise teyellerin devlet tarafından satın alınmasıyla ödeniyordu. Son olarak bazı kadınlar da petrol sahalarında çalışıyorlar onların maaşlarıysa nakit olarak devlet tarafından karşılanıyordu.
Burada enteresan olan şuydu: Bütün kadınlar çok ciddi emek veriyorlardı ancak emeğin ekonomik verimliliğine göre değişen farklı ücretler alıyorlardı. En düşük ücreti tarlalardakiler alırken teyel fabrikasındakiler ortada yer alıyordu. En yüksek verimlilik devletin sahibi olduğu petrol sahalarında olduğu için buradaki kadınlar en yüksek maaşı alıyordu.
Köydeki bütün kadınlar Marks çalışmalarına dahil olmuşlardı ve teorik bir meseleyle boğuşuyorlardı: Neden bazılarının daha fazla kazandığını anlıyorlardı. Ama böyle olmak zorunda mıydı? Kadınlar bunun öyle olması gerektiğini düşünmüyorlardı. Dolayısıyla üç farklı kaynaktan gelen bir gelir havuzu oluşturdular ve parayı daha adil bir şekilde bölüşmeye başladılar. Bu açıkçası piyasa temelli ekonominin yasalarından şaşırtıcı bir kopuştu. Hatta devrimciydi! Bu, insanların bilinçli bir şekilde “peşin değerden” ve özel mülkiyetin doğal ve değişmez olarak görülmesinden bir kopuştu, komünizme doğru bir adımdı.
Son tahlilde sosyalizmden komünizme geçiş hem Sovyetler Birliğinde hem de Çin’de yenildi ve her iki ülkede de kapitalizm restore edildi. “Canlı emek” bir kez daha “ölü emeğe” (akümüle emek olarak sermaye) tabi oldu. “Halka hizmet et” sloganı “Zengin olmak şanlıdır” sloganı ile değiştirildi. Mao’nun önderliğinde çok önemli dersler öğrenildi, iktidarın devrimci el konulmasının sadece başlangıç olduğu nihai amaç olmadığı ve maddi bolluk seviyesini arttırmak için “üreterek komünizme” geçemeyeceğimiz öğrenildi. Sosyalist geçiş çok daha fazla değişen ekonomik ve sosyal ilişkilere bağlı yoğun sınıf mücadelesiyle karakterize oluyordu ve bu süreç de sınıfsız bir topluma gitmek isteyen bilinçli bir öncü çekirdeğe ihtiyaç duyuyordu.
- Bob Avakian’ın Yeni Komünizminin Doğuşu
Altmışlardan gelen, en önemli ve kalıcı şey Bob Avakian’ın yeni komünizmi oldu. Avakian insanlığın özgürleşmesinin yeni bir çerçevesinin mimarıdır ve günümüzün Karl Marks’ıdır.
Sovyetler Birliğinde ve Çin’de sosyalizmin yenilgileri “60’lar insanların” için büyük bir sorun doğurdu. Ancak Avakian kapitalizmin propagandacılarının zafer sonuçlarını kabul etmeyi reddetti. Rusya ve Çin devrimlerinde gerçekten ne olduğunu ve bu devrimlerin inanılmaz başarılarını 50 yılı aşkın bir süre inceledi. Ama sadece doğru yapılan şeylerin değil aynı zamanda neden hataların (bazıları çok ağır) yapıldığının da derinlerine indi. Bu devrimlerin önderleri karşı karşıya kaldıkları özgürlük ve zorunluluklara hangi yöntem ve yaklaşımla yanıt vermişlerdi? Ve bugün bunu nasıl daha farklı ve daha iyi yapabiliriz?
Avakian’ın önemli gördüğüm sonuçları ve fikirlerini ortaya koymaya çalışacağım ancak bu konuda beni bir tür “otorite” olarak görmek veya söylediklerimi Avakian’ın temel eserlerini okumak yerine koymak doğru olmayacaktır.
Avakian’ın altını çizdiği önemli bir nokta sonuna kadar bilimsel olunmasındaki başarısızlık yani kişinin fikirlerinin gerçekliğe tekabül etmesi temennilere değil. Pek çok kez 20. Yüzyıl komünizmi neredeyse dinsel bir yaklaşıma düşerek inancı gerçekliğe ikame etmiştir. Bunun çarpıcı bir örneği komünizmin kaçınılmaz olduğu yönündeki teleolojik iddiadır. Komünizm kaçınılmaz değildir; mümkündür ve bunun için maddi bir temel vardır ancak bu kaçınılmaz değildir.
Açıkçası beni Avakian’ın eserlerinde en çok etkileyen şey sosyalizme ilişkin yeni kavramsallaştırmasıydı. Bugün pek çok insanın aklındaki sosyalist devlet kapitalizmin temsili demokrasi ile sınırlandırıldığı ve devletin herkese temel yaşam standartlarıyla sağlık hizmeti vadettiği bir tür “karışık ekonomi”.
Buna zıt olarak Avakian Marks’ın kapitalist sınıfın sınıf diktatörlüğünün mülkiyetsiz işçiler ve müttefiklerinin sınıf diktatörlüğü olan bir geçiş süreci diye tanımladığı sosyalizm konsepti üzerine inşa ediyor. Bu geçiş sürecinin bilinçli hedefleri, meta piyasası için değil toplumsal ihtiyaçlar tarafından yönetilen bir ekonomi ve toplumun bir kesiminin kalan hepsi üzerinde uyguladığı kurumsallaşmış iktidara bir son verilmesi.
Bu hedefleri karakterize etmenin bir diğer yolu da Marks’ın şu alıntısına başvurmaktır: Bütün sınıf farklılıklarının, bu sınıf farklılıklarının dayandığı bütün üretim ilişkilerinin bu üretim ilişkilerine tekabül eden bütün sosyal ilişkilerin ve bu sosyal ilişkilere tekabül eden bütün fikirlerin devrimcileştirilmesi.
Ancak halk kitlelerinin bu kavrayışa sahip olabilmeleri kimi zaman eleştirel düşüncenin bastırıldığı geçmiş tecrübelerde bir bariyer oluyordu. Buna zıt olarak Avakian sosyalist toplumun fikir ayrılıklarına alan açması ve insanların “nefes” alabilmesi çağrısı yapıyor. Kapitalizmin şiddet yoluyla restore edilmesine karşı sosyalist devlet gücünü korurken yeni sosyalist devlet bu noktada en iyi şu şekilde ifade edilebilir: Sağlam çekirdek temelinde bir hayli esneklik. Komünistler hakikatten asla korkmamalı ve muhalefeti teşvik etmelidir çünkü bütün hakikatler öğrenilebilir.
Avakian halk ve sosyalist devlet arasında da çelişkilerin ortaya çıkabileceği noktasına işaret eder. Sosyalist devlet halkı dış düşmanlardan ve kapitalizmin zorla restorasyonundan korumalıdır ancak aynı zamanda halkın haklarını kendisinden de korumalıdır. Burada önemli bir nokta da Avakian’ın komünistlerin devlet önderliğini örgütsel kontrolle değil ağırlıklı olarak ideolojik ve siyasi etkiye dayanarak yapmaları noktasındaki ısrarıdır. Komünist parti üyeleri de sosyalist devletin hukuğu ve anayasasına tabi olmalı ve komünist parti üyesi oldukları için herhangi bir ayrıcalığa sahip olmamalıdırlar.
Avakian, insanların devleti eleştirmeye hakları olduğu ve hatta kapitalizmin restorasyonunu savunmaya da hakları olduğunu söylemekle yetinmez daha da ileri gider ve devletin böylesi eleştirilere belirli bir oranda kaynak ayırması gerektiğini ve devlet tarafından suçlanan insanların yasal savunmalarının devletin suçlama için ayırdığı ödenekle aynı olması gerektiğini söyler. Böylesi bir yasal hak konseptini şimdiye kadar hiçbir kapitalist devlet benimsemeyi göze alamamıştır.
Avakian aynı zamanda hakikatin bir sınıf temeli olduğu fikrini (objektif hakikat yerine) keskin bir şekilde eleştirmiş ve işçi sınıfıyla ezilen insanların sömürülme ve ezilmelerinden gelen özel bir hakikat kavrayışları olduğunu da reddetmiştir. Bu düşünüş biçiminden, sınıfsız topluma gidebilmenin yolunun anlaşılabilmesi için bütün toplumun mücadele etmesi yerine iktidar pozisyonlarına proleterlerin geçirilmesinin sorunları çözeceği yanlış fikri çıkmıştır.
Eski komünizmdeki bir diğer yanlış analiz örneği ise komünizmin temelinin maddi bolluk olduğu ve burdan hareketle sosyalist devletin “komünizme üreterek varabileceği” fikriydi. Evet komünist bir ekonomi için belirli bir seviyede bolluk gerekir ancak esas zorunluluk insanların düşünüş biçimlerini ve sosyal ilişkileri değiştirmektir ne kadar maddi varlığın dağıtılacağını değil.
Eski komünizm enternasyonalizm meselesinde de her zaman çok başarılı olamamıştı. Komünist devrimin amacı verili bir ülkedeki halkın hayatını iyileştirmektense insanlığın küresel olarak sermayenin boyunduruğundan özgürleşebilmesidir. Avakian’ın önemli bir şekilde belirttiği gibi komünist ülkenin esas görevi dünya devriminin üssü olmaktır. Ancak yine de pek çok kez komünist önderler milliyetçiliğe düşmüş ve kendi ülkelerinin çıkarlarına konsantre olmuşlardır.
Ayrıca komünizmin ahlaki temelleri ve ulaşmanın yolları noktasında da ciddi hatalar bulunur. Bob Avakian’ın yeni komünizmi çok keskin bir şekilde amacın araçları meşrulaştırmasını reddeder. Bizi komünizmi yakınlaştırabileceği zemininde suç işlenemez. Bunun aksine komünistlerin araçları her zaman komünizm hedefinden gelmeli ve bununla uyumlu olmalıdır.
Tıpkı Marks gibi Avakian’da güncel olayların üretken bir yorumcusu olmuş ve eşsiz bir rehberlik sunmuştur. Özellikle de son kırk yıldır bu ülkede yükselen Hristiyan milliyetçiliği ve faşizmi belgelemiş ve bununla ilgili uyarılarda bulunmuştur. Belki Almanya’da insanların “bunun geleceğini kimse göremedi” gibi bir bahaneleri olabilirdi ancak bu ülkede kimse bu bahaneyi ileri süremez.
Aynı zamanda Avakian gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimin yolu meselesine çok daha derinlemesine eğildiği gibi en iyi niyetli insanları bile zorunluluğun gücünü abartmaya ve bu zorunluluğu dönüştürmek için var olan özgürlüğü küçümsemeye, nihai olarak da onları devrimin olasılığını inkar etmeye ya da sadece oturup devrimi beklemeye yönlendiren ölümcül çekimi de incelemiştir. Avakian bunun yerine mevcut toplumsal fay hatlarının aktif bir analizi ve somut bir hedef göz önünde bulundurularak mümkün olanın sınırlarını sürekli zorlamanın yani devrimci bir durumun hızlandırılmasından söz eder.
Şunu anlamak önemlidir. Avakian’ın çalışmaları Marksizmin özgül bir uygulaması, eklemesi veya geliştirilmesi değildir. Aksine bu bilimin kendisinde niteliksel bir sıçramadır Marks’ın yaptığına benzer bir biçimde. Marks’ın döneminde kapitalizm Amerika ve Avrupa’nın majör devletlerinde devlet iktidarını konsolide etmiş ve dünyanın kalanına metastatik bir kanser gibi yayılıyordu. İnsanlığın elinde burjuva demokrasisi, sendikacılık ve çoğunlukla dine dayanan sosyalizmin ütopyacı konseptleri vardı yani aslında ellerinde buna karşı koyabilecek bir şey yoktu. Marks bütün bunları kapitalist sistemin ve bunu ortadan kaldırmak için ne yapılması gerektiğinin bilimsel analizini yaparak bütün bunları değiştirdi.
Bugün 20. Yüzyılın büyük devrimlerinin yenilgileri sonrası, kapitalist üretimin bir hayli küreselleşmesi, gezegenin üzerinde bulunan iklim kaynaklı varoluşsal tehlike, dünya çapında faşist hareketlerin yayılmasıyla burjuva liberalizminin, sosyal demokratik işçi hareketinin ve hatta geçmişin komünist düşüncesinin bugün insanlığın karşı karşıya olduğu zorluklara yeterli bir cevabı yok. İşte tam da bu noktada Bob Avakian, niteliksel olarak dönüştürülmüş ve daha bilimsel bir yöntem ve yaklaşımla ne yapmalı sorusuna cevap vererek öne çıkıyor. Avakian insanlığın yeni ileri atılımı için gerekli araçları sağlamış oluyor.
Tıpkı Marks gibi Avakian’da tartışmalı bir figür. Kendi döneminde Marks dönemin reformistleri tarafından dogmatik ve sekter olmakla suçlanıyordu. Bunu biraz yakalayabilmek için Raoul Peck’in Genç Karl Marx filmini izleyebilirsiniz. Tıpkı kendisinden önceki büyük bilim insanları gibi Marks’ın düşüncelerinin doğru olduğu kanıtlandı ve bugün gerçek dünyanın anlaşılması ve tarihin seyrini değiştirmek noktalarında anlayışımızı şekillendiriyor.
Bu gelişmelere uzun yıllardır tanıklık etmiş biri olarak şunu söyleyebilirim: Şayet insanlığın özgürleşmesi noktasında ciddiysniz o halde Bob Avakian’ın bir öğrencisi olmalısınız. Avakian’ın bir öğrencisi olarak şunu itiraf etmeliyim ki genelde derslere geç kaldım ve notlarım pek iyi değildi. Ama okulu hiçbir zaman bırakmadım. Bugün genç devrimcilerin elinde dünyanın en ileri devrimci düşünceleri ve önlerinde bir ömür var ve benim de haal 15 yılım var! O halde bu yolu beraber yürüyelim!
Çok çok daha fazla şey var ancak insanları bu noktada Avakian’ın eserlerini örneğin Yeni Komünizm, Atılımlar ve Kuzey Amerika Yeni Sosyalist Cumhuriyeti Anayasası’nı okumaya teşvik etmek istiyorum.
Ek
2020 Aralığında COVİD krizinin pik noktasında New York’ta Brooklyn’e çok yakın büyük bir hastanenin oralarda yaşıyordum. Hastanenin acili önünde günlük kuyruk oluşuyordu ve arka tarafta hastane morgunda yer kalmadığı için ölüleri almak için oluşan bir havalandırmalı kamyon kuyruğu vardı.
Pandemi krizi azaltılmış gözükse de küresel iklim krizi azalmadı. Artık büyük ölçüde geri dönüş olmayan noktaya geldik. Yaklaşık üç milyar yıl boyunca; bitkiler, algler ve siyanobakteriler sabırlı bir şekilde atmosferden karbon dioksidi ayıkladı, güneş enerjisini kullanarak karbonhidratlarla sentezledi ve atmosfere oksijen salınımı yaptı. Son üç yüz yıldır ise bütün bu süreç fosil yakıtların yakılarak karbondioksitin büyük miktarlarda atmosfere geri salınması ve güneş ışınlarının ısı şeklinde hapsolmasıyla dramatik seviyelerde tersine döndü.
Bugün ticaretle hareket eden her şey (tırlar, uçaklar, trenler) fosil yakıt (kömür, petrol, doğal gaz) yakılmasına dayanıyor. Ancak aynı zamanda, güneş ışınımından yeryüzüne düşen enerji miktarı, insanlığın öngörülebilir ihtiyaçlarını karşılamak için fazlasıyla yeterlidir. Öyleyse fosil yakıtların yerine güneş enerjisine geçmeyi engelleyen nedir? Kapitalist sistem.
Fosil yakıtla çalışan ekipmanlara ve fosil yakıtların çıkarılması ve dağıtımına trilyonlarca dolarlık sermaye yatırılmış durumda. Bundan vazgeçmek, tüm bu sermayenin tam anlamıyla yok edilmesini gerektirecektir. Sermaye sahiplerinin bu büyük zararı göze alma konusunda tabii ki hiçbir motivasyonu yok ve rakip sermayenin güçlü baskısı altında yaptıkları işe devam etmek zorundalar. Sadece yeni komünist devrim bunu değiştirebilir ve insanlığı ön plana çıkarabilir. Bu temel bir gerçektir, ancak çoğu insan kapitalizmin sonunu hayal etmektense dünyanın sonunu hayal etmeyi daha kolay bulmakta.
ABD’de gerçekleşen demografik değişiklik, ABD’nin küresel rekabet içerisinde ekonomik bir güç olarak yaşadığı düşüş; kadın ve beyaz olmayan halk hareketleri gerici kapitalistlerin faşist bir hareket örgütlemesine bir temel sağladı. Beyaz, erkek ve Hristiyan Amerikalıların kendileriene hak olarak gördükleri ekonomik refah ve sosyal üstünlüğün korunmasını cazip kılan bir hareket. Bütün bunlar “Amerikayı Yeniden Yüce Kılma” faşist hareketinin ortaya çıkmasını sağladı.
Konsolide bir faşizmin bu ülkeye ve dünyaya getireceği korkunçlukların haddi hesabı yoktur. Trump, çok geç olmadan, ŞİMDİ iktidardan defedilmelidir.