Bu Sistem Nasıl Tedavi Edilebilen Bir Hastalığın Her Sene Bir Milyondan Fazla İnsanı Öldürmesine İzin Veriyor

Editörün notu: Aşağıda yer almakta olan çeviri revcom.us sitesine gönderilen bir okur  mektubudur.


Yakın zamanda John Green’in Her Şey Tüberküloz: En Ölümcül Enfeksiyonumuzun Tarihi ve Direnci isimli yeni kitabını okudum ve bu Dev-Kom okuyucularına bir yazı yazmak için bana ilham kaynağı oldu. Acımasız eşitsizlikler karşısında güçlü bir adalet çağrısı olan bu kitabı gerçekten okumaya değer buldum.

Bu sistem uzun zaman önce sona erdirilmiş olması gereken hastalıkların büyük acılara ve ölümlere sebep olduğu bir dünya yaratmıştır. Tüberküloz (TB) bunun önemli bir örneğidir.

Geçmişte TB’ye tükenme denirdi çünkü mağdurunun vücudunu tüketip eriyip bitmelerine sebep olurdu. Avrupa’da 1800’lerde bütün ölümlerin dörtte biri bu hastalığa bağlıydı. Günümüzde ABD’de çoğu insan TB hakkında nadiren düşünmektedir, belki de sadece bir işe girdiklerinde TB için test olmaları söylendiğinde bu hastalık akıllarına gelir. Bunun sebebi 1950’lerde TB için bir tedavinin geliştirilmiş olması ve bu ülkedeki çoğu insanın gereken tedaviye erişimi olmasıdır.

Ancak TB hala dünyada, özellikle de Küresel Güney’in fakir ülkelerinde her sene toplam 250.000 insanın ölümüne sebep olmaktadır ve dünya çapında enfeksiyon hastalığı sebepli ölümlerinde 1. sıradadır. Green, tüberkülozu tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da temel sağlık desteği durumunda 1 kişinin dahi bu hastalıktan ölmesinin gerekmeyeceğini söyleyen doktor ve bilim insanlarından alıntılar sunmaktadır. Bunu bir daha okuyun. 75 yıl önce tedavisi keşfedilmiş bir hastalık sebebiyle aileleri, arkadaşları, umut ve hayalleri, potansiyelleri olan bir milyondan fazla insanın hayatı gereksizce sönmektedir!

TB bir vücutta pek çok sene ve hatta ömür boyu inaktif olarak kalabilir ve sadece vücudun bağışıklık sistemi yoksulluk, açlık veya başka hastalıklar sebebiyle zayıfladığında aktif hale geçer.

Kitabın tümü boyunca Green, Afrika’nın Sierra Leone ülkesinden gelen genç bir adamın TB ile mücadelesini takip eder. TB’nin bu ülkede yayılmasının sorumlusu olan yoksulluğu ve temel sağlık sistemlerinin yetersizliğini şekillendiren kolonileştirme ve sömürü tarihinin izini sürer. Green, kendisine Sierra Leoneli bir doktorun söylediği şu cümleleri aktarır: “Eğer Sierra Leone’nin neden yoksul olduğunu anlamak istiyorsanız demiryolu hatlarımızın bir haritasına bakmalısınız.” Green, Sierra Leone’de demiryollarının ABD’de olduğu gibi insanları bir araya getirmek ve ulusal bir ekonomi oluşturmak için inşa edilmediğini açıklar. Britanya İmparatorluğu Sierra Leone’de demiryollarını “öncelikle Sierra Leone’nin zenginliklerini en hızlı ve en verimli şekilde Sierra Leone’den çıkarmak için” inşa etmiştir.

Sierra Leone 1961 yılında bağımsızlığını elde etmiş olsa da yabancı güçler ülkenin zenginliklerini sömürmeye devam ettiler. Sierra Leone maden kaynakları bakımından zengindir ancak dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olmaya devam etmektedir. Ekonomisi hala kapitalist-emperyalist güçlere ihraç etmek için madencilik temelindedir. Bankalar ve diğer küresel büyük finans kuruluşları ülkeyi sömürmekte ve temel sağlık hizmetlerinin kesilmesi gibi acımasız politikaları ülkeye dikte etmektedir.

Bunun bir sonucu olarak Sierra Leone’deki insanların üçte birinin hala elektriğe erişimi yoktur. Ortalama gelir günde 2 doların biraz üzerindedir. Sierra Leone sağlık hizmetleri için insan başına senede 35 dolar harcamaktadır, bu sayı ABD’de 13.000 dolardır. Aynı zamanda TB tedavisi için gereken ilaçlar, ki eğer bulunabilirlerse, yoksul ülkelerdeki insanlara yardım etmesi amaçlanan programların desteği ile dahi senede 1.000 dolardan daha pahalı olabilir.

ABD’de kimin tüberküloz olduğu konusundaki tarihi ve günümüzdeki gerçek ABD toplumunun köklerinde yer alan ırkçılığı reddeden ve örtbas eden veya onun geçmişte kaldığı iddiasında bulunan Trump faşistleri (ve diğerlerinin) utanmaz yalanlarını açığa çıkarmaktadır. 1900’lerde Tennessee eyaletinden bir doktor o zamanki yaygın görüş olan “zencilerin tüberküloza yatkınlığı onların kendi suçudur” söyleminde bulunmuştur. Başka bir deyişle, zaten onun suçu o yüzden bırakın ölsünler. Günümüzde dahi ABD’de doğan beyaz olmayan halklar arasında tüberküloz, ABD’de doğan beyaz halk içerisine kıyasla 14 kat daha fazladır.

Tüberkülozun en çok insanı öldürdüğü Küresel Güney’de hastalar çoğu zaman ilaç alırken gözetim altında olmaları için kliniklere doğru uzun ve çoğu zaman imkânsız yolculuklar yapmaya zorlanmaktadır. Araştırmalar bunun doğru olmadığını göstermiş olsa dahi onlara ilaçlarını kullanmakta güvenilmez oldukları söylenmektedir. İlaçlar, özellikle de ilaca dayanıklı varyantların tedavisinde kullanılanlar halkın ve hatta devletlerinin ödeyebileceklerinden daha yüksek fiyatlarda tutulmaktadır veya bu ilaçlar bir anda ulaşılmaz hale gelmektedir.

Green şöyle yazar, “Hindistan’dan Bolivya’ya, oradan Kamboçya’ya, Etiyopya’ya, düşük ve orta gelirli ülkelerde ABD’de tedavi öncesi döneme kıyasla bile daha yüksek tüberküloz ölüm oranları görülmektedir… Sanki ilaç keşfedilmemiş gibidir.” Etiyopya’daki tüberkülozdan ölüm oranları ABD’de 1882 yılındakinden (hastalığa sebep olan bakterinin ilk keşfedildiği seneden) daha yüksektir.

Küresel güçlerin TB konusundaki yanıtları korkunç olsa da faşist Trump rejiminin yanıtı bunun da ötesindedir, tamamen iğrenç ve soykırım seviyesindedir. Trump yoksul ülkeleri herhangi bir destek sağlayan tüm programların fonlanmasını kesmiştir ve ABD’yi Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkarmıştır. Harvard T.H. Chan Kamu Sağlık Okulu ve Boston University Kamu Sağlık Okulunun ortak bir çalışmasına göre Trump’ın bu bütçe kesintileri gelecek 10 yıl içerisinde 8,9 milyon çocuk tüberküloz vakasına ve 1,5 milyondan fazla çocuğun ölümüne sebep olacaktır.

Green artık gerçek katilin bakterinin kendisi değil, ekonomik ve siyasi ilişkiler olduğunu savunmaktadır: sömürü, kolonicilik, ırkçılık, yoksulluk. Ancak o çözümü Sınır Tanımayan Doktorlar ve Partners In Health gibi uluslararası yardım örgütlerinin yoksul ülkelerdeki halka sağlık desteği vermeleri, devlet kurumları ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların tıbbi yardımları ve insanların daha adil bir dünya için istekli olmalarında aramaktadır.

Bunun gibi hamleler halkın içinde yaşadığı koşulları sınırlı biçimlerde daha iyi hale getirebilecekse de gerçek şudur ki uluslararası sömürü ve yağmaya dayanan, kâr için acımasız bir çatışma tarafından itilen bir sistem ile karşı karşıyayız. Neyin üretildiğine karar veren halk değil, ekonomik sistem ve onun “maliyet etkinliği” ve “kârlılık” hesaplarıdır.

John Green gibi kişilerden öğrenilecek çok şey olsa da bu sistemin sonu gelmeksizin üretmeye devam ettiği çok sayıda korkunçluğu kökünden sökmek ve tamamen farklı bir yaşam biçimini mümkün hale getirmek için yüzeyselden daha derine inmeli ve gerçek sorunun kapitalizm-emperyalizm sistemi olduğunu ve çözümün ise Yeni Komünizm temelinde gerçekleştirilen bir devrim olduğunu görmeliyiz.

Bob Avakian’ın 2025 Yeni Yıl Mesajında söylemiş olduğu gibi:

Bu sistem tamamen absürt -suçlu ve canavarca absürt- ve tamamen miadı dolmuştur: tarihi çoktan geçmiş halde, insanlık için herhangi pozitif bir ilerlemeye sebep olabileceği zamanın çok ötesindedir ve aksine insanlığın bütün bu delilikten, suçtan ve gereksiz acılardan kurtarılmasının önünde direkt bir engeldir.

TAMAMEN YENİ BİR YAŞAM BİÇİMİNE VE TEMELDEN FARKLI BİR SİSTEME İHTİYACIMIZ VAR VE BUNU TALEP EDİYORUZ!