Editörün Notu: Okumakta olduğunuz yazı, Bob Avakian’ın son majör yazısıdır. Yazının tamamını okumak için, tıklayarak indirebilirsiniz.
Problem: Kapitalizm Emperyalizm İnsanlığı Felakete Sürüklüyor
Komünist Manifesto’da Marks ve Engels çatışma halindeki sınıfların-toplumdaki ezen ve ezilen grupların- biri veya diğerinin zaferiyle sonuçlandığını ancak bazı zamanlar da çatışan sınıfların ortak yıkımına döndüğünü söyler.
(Luke Kemp’in yeni kitabı Goliath’ın Laneti- Goliath’s Curse– kitabı bunun çarpıcı örnekleriyle doludur.)
Bugün bu ortak yıkım ihtimali sadece çatışan sınıflar ve toplumsal güçler açısından değil, dünyayı egemenliği altına alan kapitalizm-emperyalizm sisteminin insanlığı korkunç dinamikler içerisine hapsetmesinin bir sonucu olarak bütün insanlık için çok gerçek ve korkunç bir ihtimaldir. Bu durum şu açıklamamın aciliyetine somut bir anlam kazandırır:
“Dünyanın halkları olarak bizler, bu emperyalistlerin dünyaya hükmetmesine ve insanlığın kaderini belirlemesine artık izin veremeyiz. En hızlı biçimde alaşağı edilmeleri gerekmektedir. Böyle yaşamak zorunda olmadığımız da bilimsel bir gerçektir.”
Binlerce yıl önce insanlar arasında sınıfsal ve sosyal ayrımların ve antagonizmaların ortaya çıkışından, güçlü baskıcı devletlerin ortaya çıkışından bu yana tarih imparatorlukların yükselişleri ve düşüşleriyle başka imparatorluklar tarafından değişmeleriyle şekillenmiştir. Ancak bugünün dünyası farklıdır.
Bugün nükleer savaş tehlikesi gerçek olduğu kadar giderek de artan bir tehlikedir; özellikle de bir tarafta ABD emperyalizmi ve diğer tarafta Rusya ve Çin emperyalizmi arasında.
Çevrenin gittikçe yükselen ve devam eden yıkımı bulunmaktadır.
Revcom.us sitesinde Raymond Lotta’nın ve diğerlerinin pek çok çalışmasında ve Markaz Review tarafından talep edilen röportajda (daha sonra bunu basmayı reddettiler) verdiğim cevaplarda kapitalist sistemin altında yatan dinamiklerin ve sistemin temel zorunluluklarının zaten inanılmaz ilerlemiş olan iklim felaketini nasıl hızlandırdığının bilimsel bir analizi bulunmaktadır. Ve şimdi faşist Trump rejiminin yönetiminde çevrenin uzun zamandır majör kirleticilerinden olan bu ülkede işler kötüden korkunca doğru hızla ilerlemektedir.
Trump seçim kampanyası boyunca “daha fazla sondaj!” kampanyası yürüttü ve iktidara geldiğinden bu yana kamu arazileri de dahil olmak üzere yeni bölgeleri petrol ve ağırlıklı olarak fosil yakıtların keşfi ve sömürülmesi için açmaya başladı. Birleşmiş Milletler’de yaptığı konuşmasında iklim krizi gerçekliğini reddederek bunun bir “sahtekarlık” olduğunu söyledi: “Bu bir sahtekarlık sadece ezikler buna inanıyor…” Ve Brezilya’da gerçekleşen son COP30 konferansında yaşanan her şey tam bir maskaralıktı. Fosil yakıtların azaltılması noktasında hiçbir anlamı olmayan sözde bir taahhüt vermekte bile anlaşamadılar. Aslında daha önce de söylediğim gibi ortadan kaldırılması bir kenara fosil yakıtların yağmalanması azalmanın ötesinde artıyor.
Gezegenin ısınmasının sonuçlarından biri olan kutup buzullarının erimesi durumu var. Ve işte çok çarpıcı bir nokta: Kutup buzullarının erimesi karşısında bu emperyalistler ne yapıyorlar? “Bu gerçekten korkunç ve iklim krizini daha da hızlandıracak majör bir gelişme” mi diyorlar? HAYIR. Bunu eriyen buzulların açtığı önemli deniz yollarının kontrolü için stratejik bir çekişme meselesi olarak görüyorlar. Bu durumun Trump’ın “öyle ya da böyle” Grönland’ın kontrolünü ele geçireceğini ilan etmesiyle çok ilgisi var çünkü bu az önce bahsettiğim stratejik çekişme açısından bahsettiğim her şeyle ilgili. Emperyalist sistem ve bu sistemin liderleri iklim krizindeki bu majör gelişmelere işte böyle cevap veriyorlar.
Aynı zamanda Trump, pek çok kişinin yeni Monroe Doktrini olarak adlandırdığı Amerikaların ABD’nin “arka bahçesi” olduğunu ilan ediyor. Meksika Körfezinin ismini “Amerika Körfezi” olarak değiştirmesi ve buna verilen tepkiler de bunun bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Venezuela’ya karşı açık askeri saldırganlığa girişerek ülkenin kontrolünü eline alıp petrol rezervlerini “yönetme” niyetini ortaya koydu. Küba’yı ve Kolombiya ile Meksika başkanlarını tehdit etti, Brezilya, Arjantin ve Honduras’ın iç işlerine müdahale etti. Bunların hepsi Amerika kıtasını ABD’nin arka bahçesi ve emperyalizminin hakimiyetinde etki alanı olduğu fikrini ısrarla savunmak ve bunu pekiştirmek amacıyla yapıldı.
Trump, klasik emperyalist zorba rolünü agresif bir şekilde yeniden canlandırıyor. Özellikle de Orta ve Güney Amerika’daki uzun ve çirkin Yankee askeri müdahale geleneğine uygun olarak daha zayıf ülkelere karşı daha fazla saldırganlık ve savaş suçu işliyor.
Ancak günümüz dünyası 19. veya 20. yüzyılın dünyası değil dolayısıyla Trump’ın bu büyük güç zorbalığı ve eski usül kolonyal askeri saldırılarının sonuçlarının ne olacağı da kesin değil.
Daha büyük bir açıdan bakıldığında Trump’ın Latin Amerika’ya karşı giriştiği bu agresif eylemleri özellikle de Venezuela olmak üzere Latin Amerika ülkeleriyle ticari ilişkilerde önemli bir güç haline gelen Çin ile stratejik büyük emperyalist güç çekişmesinin bir parçasıdır: Çin bir süredir Venezuela petrolünün ihracatının önemli bir kaynağı olmuştur. (Trump ve ona bağlı diğer faşistler ABD’nin küresel hakimiyetine karşı ana rakip ve tehdit olarak Rusya’yı değil Çin’i görmekteler. Trump’ın Rusya’ya ve Ukrayna’daki savaşa yaklaşımı dahi kısmen Rusya’nın Çin ile bağlarını koparmak veya en azından zayıflatmak amacıyla yapılmaktadır.)
Trump’ın Latin Amerika’ya karşı ve genel olarak bu agresif askeri duruşu ve eylemleri; bu ülkede ve dünyada daha geniş bir fenomen olarak bu sistemin yırtıcı ve ölmekte olan doğasının aşırı bir ifadesi olan faşizmi ortaya çıkaran kapitalizm-emperyalizmin canavarca sisteminin bir ifadesidir.
Refuse Fascism (Faşizmi Reddet) tarafından yayınlanan açıklamada Trump rejiminin devrilmesi için şiddet içermeyen ancak kararlı mobilizasyon çağrısında bu faşist rejimin kapsamlı doğası ve eylemleri önemli bir şekilde tarifleniyor:
“Trump faşist rejimi hukukun üstünlüğünü parçalıyor. Yasal süreçleri hiçe sayıyor. ABD topraklarında yasadışı olarak orduyu konuşlandırıyor. Göçmenleri ve kahverengi tenli insanları acımasız toplama kamplarına gönderiyor. Soykırımcı beyaz üstünlüğünü agresif bir şekilde yeniden canlandırıyor. Sadece 1960’ların kazanımlarını değil, İç Savaş ve Yeniden Yapılanma döneminin kazanımlarını da tersine çeviriyor. Kadınları, zorunlu anneliğin korkunç dayatmasıyla boğuyor ve LGBT bireyleri siliyor. Demokratik hakları ayaklar altına alıyor. Uluslararası hukuku ihlal ediyor. Siyasetçilere ve hakimlere saldırıyor onları tehdit ediyor. Halkın üzerine kontrolsüz bir terörü serbest bırakmanın yolunu döşüyor. İklimsel yok oluşu hızlandırıyor. Bilim ve ilaç harcamalarını keserek milyonlarca hayata kast ediyor. İnsanlığın bilgi haznesini emiyor. Hakikati yok ediyor. Mantığı kurutuyor. Sanatı, faşist zulme ve tekdüzeliğe boyun eğdiriyor. İyi, ahlaklı ve güzel olan her şeyi hedef alıyor. Ve bunların hepsini ahlaksız bir deli tiranın insafıyla yürütüyor.”
Kısaca: Bu şudur, Beyaz üstünlüğünü savunan, “eril”, kadınlardan nefret eden, Amerikan üstünlenmecisi, bilim karşıtı Hristiyan köktendinci faşist bir rejimdir. Bu rejim, gerçek veya hayali “düşmanlara” karşı ve barbarca yönetimine fiilen veya potansiyel olarak direnen, engel olan herkese karşı kasıtlı terör ve zulümle iktidarını kullanmaktadır.
