“Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” bu belirleyici konudan bahsediyor:
Neden çok sayıda Siyahi insan (neredeyse 200.000 kadar) 1860’ların İç Savaş döneminde güney Konfederasyona karşı ABD Devlet Ordusuna katılmıştı?1
Kuzey Amerika’da yüzlerce yıldır sürmekte olan ve özellikle de ABD’nin kuruluşundan sonraki yaklaşık 100 yıl boyunca bu ülke içerisinde süren kölelik sürecinde köleleştirilenler tarafından küçük çaplı ayaklanmalar, organize ve spontane kaçışlar ve bazen büyük çaplı köle ayaklanmaları gibi çeşitli türlerde direniş mücadeleleri verilmekteydi. Ancak acımasız bir baskı karşısında kahramanca uğraşılmasına rağmen bu ayaklanmalar kölelerin büyük çoğunluğunu içermemiş ve köleliğe de son vermemiştir. Ancak “Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” içerisinde vurgulandığı üzere 1860’ların İç Savaş dönemi o zamanlarda büyük ve gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir değişimi mümkün hale getirdi:
Ülke ve onu yönetenler parçalanmış haldeydi ve Siyahi halk kitleleri bu durumda kendi köle durumlarına son vermek için gerçek bir olasılığın bulunduğunu hissedebilmişlerdi. Bu İç Savaş’ın sonunda da köleliğe son verilebilmişti.
Pek çok Siyahi insanın İç Savaş’a akın etmesinin ve kahramanca ve kendini feda edercesine savaşmasının temel sebebi budur.
Bunun önemini anlamak kritik önem taşımaktadır: Baskı ve sömürü altında yaşayan insanlar her zaman direniş ve ayaklanma olacaktır – ancak onları bastıran ve sömüren sistemin tamamını sarmalayan bir kriz durumu söz konusu olduğunda objektif olarak bu sisteme son verebilme olasılığı artacaktır.
Bağımsızlık Bildirisi üzerine son makalelerim de dahil olmak üzere birkaç eserde parmak bastığım üzere İç Savaş’ta köleliğe en nihayetinde son verilmiş olmasına rağmen şunlar da gerçekliğini korumaktadır:
1860’ların ortasında, İç Savaş’ın sona ermesinin ardından girilen Yeniden İnşa süreci Siyahi halka bazı temel hakları tanımış olsa da bu sadece on yıl sonra geri çevrilmiştir. Siyahi halk, pek çoğu eski köle sahipleri olan beyaz plantasyon sahiplerinin acımasız sömürüsü altında kalmış, Ku Klux Klan ve özellikle de Güney bölgelerdeki güç dengeleri tarafından terörize edilmiş ve hakim kapitalist sınıfların tamamı buna işbirlikçi olmuştur.2
Yine de bunların burada yeniden vurgulanmaya değecek kritik noktayı örtbas etmesine izin vermemeliyiz: halk kitlelerini bastıran ve sömüren sistemin tamamını sarmalayan bir kriz durumu söz konusu olduğunda objektif olarak onları bastıran ve sömüren bu sisteme son verebilme olasılığı artacaktır.
İç Savaş aleni kölelik şeklindeki korkunç baskı sistemine son vermenin mümkün hale geldiği nadir bir zamandı. Günümüzdeki durum da baskı ve sömürünün bütün çeşitlerini ortadan kaldırmaya ve kökünden sökmeye doğru güçlü bir sıçrayışın mümkün hale geldiği nadir bir zamanı içermektedir.
Bu makalede, farklı birkaç çalışmadan yola çıkarak bazı kritik tarihi dönüm noktalarının imzasını taşıyan bir süreç ile bu durumun nasıl oluştuğundan bahsedeceğim ve mümkün hale gelmiş olan büyük özgürleştirici sıçrayışı yapabilmek için gerçek bir şansımız olması adına şu anki durumu ele geçirmek için nelerin anlaşılması ve nelerin yapılması gerektiğini inceleyeceğim.
Sivil Haklar Hareketine Neden İmtiyazlar Tanındı – Neden Bu Değişiklikler Baskının Sonunu Getirmedi– Bunun Günümüz İle Alakası Ne?
Bunun ilk kısmının cevabı (neden imtiyazlar tanındı) “Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” içerisinde bulunmaktadır:
İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan bu yana bu ülkenin ve genel olarak dünyanın değişen koşulları ışığında bu ülkede “düzen ve istikrarı” koruyabilmek adına hakim sınıfın beyaz üstünlenmeciliği, erkek üstünlenmeciliği ve diğer baskıcı ilişkilerin bazılarına karşı belirli imtiyazlar tanıması zorunlu hale gelmişti. Bunu yaparken bütün bunların “daha da mükemmel bir birlik oluşturmanın” ve “bu ülkede en başından beri var olan yüce demokrasiyi daha da mükemmelleştirmenin” bir parçası olduğu konusunda ısrar etmişlerdi. Bunlar aynı zamanda bu ülkenin yöneticilerinin dünyanın hakimi olarak kalmaya devam etmesi gerektiğini söyledikleri bu ülkeyi “özgür dünyanın lideri” olarak tanıtmaya devam edebilmeleri için de gerekli olmuştur. Ancak gerçeğe bakarsanız aslında bu ülke hem halk kitlelerini hem de dünyayı yağmalayan, dünyanın en baskıcı ve yıkıcı gücüdür.3
Toparlarsak:
Diğer eserlerimde de incelediğim üzere bu imtiyazlar -özellikle 1945 yılında İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini takip eden on yıllarda bazı hakların tanınması durumu- halk kitlelerin kahramanca mücadelesi ve fedakarlıkları sonucunda alınmış olsa da aynı zamanda uluslararası mücadele ve rekabet bağlamında kapitalist-emperyalist sistemin ekonomisinin ve hakimiyetinin istikrarının işleyişi bakımından bu ülkenin hakim sınıfının ihtiyaçları da gözetilerek verilmiştir.4
Ancak tekrardan söylemek gerekirse bu değişiklikler önemli olsalar da Siyahi halkın ve diğer beyaz olmayan halkların, kadınların ve LGBT bireylerin ve diğerlerinin genel olarak baskı altında tutulmasına son vermemiştir ve veremeyecektir çünkü bu baskı bu ülkeyi yöneten ve genel olarak dünyada da hakim durumda olan kapitalizm-emperyalizm sisteminin içine inşa edilmiştir.5
Aslına bakarsanız Bağımsızlık Bildirisi (ve ilişkili sorular) üzerine serinin 3. bölümünde gösterildiği gibi 1960’larda bazı insan hakları kanun ve politikaları benimsenmekteyken bunun yanında özellikle de “suça karşı savaş” adı altında genel olarak hakim sınıflar ve onların politik partileri (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler) tarafından tırmanan devlet baskısı ile bu benimsenen kanun ve politikalara karşı bir saldırı söz konusuydu.6
Şimdi de:
Bu hakim sınıfın bir kesimi –faşist bir kesimi- ortaya çıkmış ve iktidara gelmiştir ve özellikle de Çin gibi ciddi meydan okumalar karşısında bu ülkede bu sistemin devam edebilmesi ve ülkenin dünyadaki hakim pozisyonunun korunabilmesi için hem bu ülke içerisinde hem de uluslararası boyutta bu kazançların büyük çoğunluğunu tersine çevirmeye, temel haklar ve hukuki prensipleri ayaklar altında çiğnemeye kararlıdır. (1976’da Mao’nun ölümünden kısa bir süre sonra Çin’de sosyalizm devrilmiş ve kapitalizm restore edilmişti ve bunun üzerinden geçen onlarca yıl sonunda Çin artan bir güce sahip kapitalist-emperyalist bir ülke olacak şekilde gelişmiştir.)7
Bu Faşizm Nereden Çıktı?
Faşizmin iktidara gelişinin altında yatan dinamikler ve sebepler İnsanlık Uçurumun Eşiğinde: Uçurumun Eşiğine Mi İtileceğiz Yoksa Bu Delilikten Bir Çıkış Yolunu Mu Öreceğiz? eserinde açıklanmıştır:
Bu faşizm, bu kapitalizm-emperyalizm sisteminin kendi sınırlarına çarpmakta olduğunun yoğunlaşmış bir ifadesidir. Bu ülkede “herkes için özgürlük ve adalet” olduğu söylenir ancak Siyahi halkın ve diğer beyaz olmayan halkların gerçekten acımasızca katledildiği, barbarca bir eşitsizliğe maruz bırakıldığı bir tarih ve halen devam eden gerçeklik vardır. Cinsiyet ve toplumsal cinsiyete dayalı baskı halen devam etmektedir. Emperyalist güçler arasında topyekun savaşa varmadan dahi bu sistem özellikle Üçüncü Dünya ülkelerinde devam eden savaşların ve çevresel yıkım ve yağmanın temel sebebidir ve bütün bunlar ABD (ve diğer kapitalist-emperyalist ülkelere) büyük sayıda göçe sebep olmaktadır. Bütün bunlar bu sistemin temel ilişkileri, dinamikleri ve itkileri içerisine inşa edilmiş ve bunlar sonucunda oluşmuştur, bu sistemin bunlara herhangi bir pozitif yanıtı yoktur. Aynı zamanda da baskının olduğu yerde direnişin de olacağı sözü gerçek olmaya devam etmektedir ve bu sistemin baskıcı ilişkilerine ve hamlelerine karşı haklı direniş ve ayaklanmalar da sadece temel baskıcı ilişkilerin değil, bunun en aşırı ve taşkın ifadelerinin de acımasızca dayatılması gerektiğine inanan halkın bazı kesimlerinde ve hakim sınıf içerisinde faşizmin çekiciliğini arttırmıştır. (Bu ülkede “Amerikayı Yeniden Yüce Kıl” [Make America Great Again] sloganında bütün bunlar yoğunlaşmıştır. Aynı zamanda Avrupa ülkelerinde ve diğerlerinde de bu temel çelişkilerin korkunç bir ifadesi olarak çeşitli güçlü faşist kuvvetler gelişmiştir. @BobAvakianOfficial hesabında yayımlanan 118 numaralı sosyal medya mesajımda bunun bazı kilit boyutlarını inceledim).8
İktidardaki faşist rejimin suçlarına karşı protesto ve direnişler olmaktaysa da günümüzdeki durum gerçekten kötüdür ve olan şeylere yüzeysel seviyede bakılırsa bu kötü durum devam edecek ve hatta daha kötü hale gelecek gibi görünebilir. Ancak bu sadece resmin bir parçasıdır ve şu kritik noktayı değerlendirmek gereklidir:
Niçin bu durumla karşı karşıya olduğumuzu anlamak için sadece yüzeyde olup bitenleri ele alarak yanıt vermemek gerekir -bu aslında meselenin etrafında dolaşmak demektir- yüzeyin altını kazmak, şeylerin altında yatan ana kaynakları ve nedenleri keşfetmek ve temel problem ve gerçek çözüme dair bir anlayışa ulaşmak gerekir. Bu da, nasıl bir sistem altında yaşadığımızı ve bu sistemin gerçekte ne olduğunun (kapitalizm-emperyalizm sisteminin) bilimsel şekilde kavranmasına ulaşmak anlamına gelir. Bu sistemin daha derin ilişkilerini, dinamiklerini ve bunun toplumun farklı kesimlerinin kendiliğinden düşünmesini, ayrıca toplumdaki ve dünyadaki olaylara verdikleri tepkileri nasıl belirlediğini kavramaya çalışmak gerekir; tüm bunları halk kitlelerinin ve nihayetinde bir bütün olarak insanlığın çıkarlarına dönüştürmek için ileriye dönük olası yolları saptamak için yapmak gerekir.9
Bu deliliğin ortasında ileriye gitmenin esas yolu, bu sistemi tamamen ortadan kaldırıp kökünden sökecek ve yerine temel olarak farklı, gerçekten özgürleştirici bir sistemi getirecek gerçek bir devrimdir. Yüzeysel olarak baktığımızda bu devrim için gerçek bir imkan yokmuş gibi görünebilir. Ancak yüzeyin altına inmemiz gerekmektedir ve bunu yapmak şunu anlamamıza imkan tanır: tam da bu sistem sınırlarını zorlamakta olduğu için gerçek bir devrimin daha mümkün hale geldiği nadir zamanların birinde bulunmaktayız, çünkü bu sistemin temel baskı ve sömürü ilişkilerinin aşırı, faşist bir versiyonunun yükselişine alan verilmesi aynı zamanda da hakim sınıf içerisinde bu sistemin yönetiminin istikrarı için kritik önem taşıyan birliğin kırmaktadır ve bütün bunlar da pek çok kişinin “her şey hep böyleydi ve hep böyle olmaya devam edecek” şeklindeki inancını sarsmaktadır. Karşı karşıya olduğumuz gerçek hakikati, onun tarihsel köklerini ve özellikle de onun içerisindeki keskinleşmekte olan çelişkileri görmek için diyalektik ve tarihsel materyalizm ile bilimsel bir biçimde yaklaşıldığında Donald Trump tarafından önderlik edilen faşist bir rejimin iktidara gelmesinin kendisinin bu sistemin eşsiz ve akut çelişkilerinin bir göstergesi olduğu ve aşağıdaki kritik hakikati de belirttiğini görmeyi mümkün kılar:
Bu ülkenin içinde aslında “iki ülke” vardır.
Bu durum, Amerika “Birleşik Devletleri” içerisinde kölelik ve soykırım temelindeki kuruluşundan beri var olan temel bir ayrımın bir uzantısıdır. Bu ayrım, 1860’ların İç Savaş’ı da, 1960’larda ve onu takip eden yıllarda gerçekleştirilen değişikliklerle de bu ülkenin tarihi boyunca çözümlenememiştir.
Daha önceden de söylemiş olduğum üzere, İç Savaş döneminde var olan köle destekçisi Konfederasyon ile Amerika’yı tekrardan aleni ve agresif biçimde beyaz üstünlenmeci, erkek üstünlenmeci ve LGBT karşıtı yapmaya kararlı olan günümüzün faşizmi arasında direkt bir bağlantı vardır.
(102 numaralı sosyal medya mesajımdan alınmıştır, @BobAvakianOfficial)
“Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” içerisinde yer alan kritik analize göre bu ayrımlar:
köleliğin ortadan kaldırılması ile sonuçlanan İç Savaş’ın bitiminden kısa bir süre sonrasından bu yana geçen yaklaşık 150 yıldır var olan ve her şeyi bir arada tutan çerçeve içerisinde, uzunca süredir kapitalist hükmün (diktatörlüğün) “normal” yöntemi olan kapitalist “demokrasi” temelinde çözümlenemez.
102 numaralı sosyal medya mesajımdan bir başka alıntı yapmam gerekirse:
Bu sistem altında hiçbir iyi çözüm bulunamaz çünkü bu sistemin hakim sınıflarının Demokrat Parti tarafından temsil edilen “ana akım kesiminin” sahte sözleri ve yalanlarının aksine bu sistem tümüyle acımasız sömürüye ve ırka, cinsiyete ve toplumsa cinsiyete dayalı baskıya, dünyanın her yerinde çevrenin ve halkların talanına ve aynı zamanda da savaşın yıkımına dayanmaktadır. Bütün bunlar kapitalizm-emperyalizmin yönetim sisteminin içine inşa edilmiştir.
Şu An Devrimin Mümkün Hale Geldiği Nadir Zamanlardandır: Neden Böyledir ve Nasıl Bu Nadir Fırsattan Yararlanabiliriz (This Is a Rare Time When Revolution Becomes Possible: Why That is So, and How to Seize on this Rare Opportunity) içerisinden:
Hakim güçler içerisinde ve genel olarak toplumda derinleşen ve keskinleşen çatışmalar ile bu nadir durum, bu sistemin halk kitleleri üzerindeki tahakkümünü kırmak için daha güçlü bir temel ve daha büyük açıklıklar sağlamaktadır.
Bu “nadir zaman” durumunun kritik boyutlarından biri de hakim sınıflar içerisindeki eşsiz ve akut ayrımların özellikle de bir kitlesel devrimci ayaklanma bağlamında şiddetli baskı kurumları da dahil olmak üzere bu sistemin hakim kurumlarının ciddi derecede bölünüp parçalanması potansiyelini taşımakta olmasıdır. Bu özellikle doğrudur çünkü devletin büyük şiddetli baskı kurumları içerisinde toplumun en acı biçimde bastırılan kesimlerinden çok sayıda insan içermektedir.
Gerçek Bir Devrim Yapmak İçin Zorunlu Koşullar ve Zorluklar
İnsanlık Uçurumun Eşiğinde içerisinde devrim için gereken koşullar somut bir biçimde ifade edilmiştir.
Böylesi güçlü bir ülkede bile, üç ana faktör meydana getirildiğinde bir devrim mümkün hale gelir:
Toplumda ve hükümette o kadar derin, “olağan gidişatı” o kadar bozan bir kriz olmalı ki, bizleri bu kadar uzun bir süredir yönetenler artık insanların kabul etmeye şartlandıkları “normal” şekillerde bunu yapamaz duruma gelmeliler.
Milyonlardan oluşan devrimci bir halk, bu sisteme “bağlılıkları” kırılmış, bu sistemin şiddetle bastırılmasından duydukları korkudan kopmuş, daha adil bir toplum için savaşma kararlılığı olan bir devrimci halkın varlığı.
Örgütlü bir devrimci güç. Sürekli artan sayıda insandan, en çok ezilenlerden ve aynı zamanda toplumun diğer birçok kesiminden oluşacak devrimi inşa edecek ve daha sonra da devrimi gerçekleştirmek için en bilimsel yaklaşımı temel alacak, sistematik olarak bunu uygulamak için çalışacak ve acilen ihtiyaç duyulan radikal değişimi gerçekleştirmeye yönlendirmek için halk kitleleri tarafından giderek daha fazla aranacak bir güç.
İnsanlık Uçurumun Eşiğinde bu önemli analize devam eder:
Devrim için gerekli olan bu faktörler açıktır ki şu anda mevcut değildir-ancak yine tekrar edeyim içerisinden geçtiğimiz nadir zamanlar devrim için böylesi koşulların ortaya çıkartılabileceği zamanlardır.
Bu meselede mekanik olmadan, devrimin mümkünlüğü bağlamında bu üç koşulun rolünü ve bunların karşılıklı bağlantılarını yani bizim deyişimizle diyalektik ilişkisini canlı bir şekilde kavramanın keskin bir önemi vardır. İlk koşul temel olarak şu an da mevcuttur ve bu durum özellikle Trump faşist rejiminin önüne gelen her şeyi yıkan gücüyle sürekli olarak yoğunlaşmaktadır.
İkinci ve üçüncü koşullara gelecek olursak, bunlar hali hazırda birinci koşula kıyasla çok “geride kalmışlardır”. Örneğin ikinci koşula bakıldığında Trump/faşist rejimin giderek artan zulümlerinden derin bir rahatsızlık ve öfke duyan milyonlarca, hatta on milyonlarca insan olsa da, bugüne kadar mevcut sistemin çerçevesi dışında radikal bir çözüm bulma arzusu ve arayışı neredeyse hiç görülmemiştir. İkinci koşulla yakından bağlantılı olarak şu tespiti yapmalıyız: Yeni komünizme dayanmakta olan devrimci komünist güçler mevcut olsa da şu an da hem niceliksel (sayıları çok az) hem de niteliksel (yeni komünizmin kavranması ve uygulanması düzeyleri çok dengesiz) acil olarak olmaları gereken düzeyden çok uzaktalar.
Birinci koşulla ilgili durumun gittikçe derinleşmesi ve yoğunlaşması bağlamında rejimin zulümleri ve buna karşı direniş arasındaki diyalektik ilişki içerisinde ikinci ve üçüncü koşulları dönüştürmek için inisiyatif alınmalıdır. Bu, hem baskıcı sisteme karşı mücadelede hem de Trump faşist rejimi altında zulmün şiddetlenmesi karşısında, ve halkın bakış açısını bu sistemin dar sınırlarının ötesine taşımak için amansız bir ideolojik mücadele yoluyla, hızla artan sayıda insanı (şu anda harekete geçmemiş olanlar da dahil) kazanarak, bu sistemi bir bütün olarak ortadan kaldıracak gerçek bir devrimin zorunluluğunu ve mümkünlüğünü fark etmelerini ve bu fırsatı değerlendirmelerini sağlamak gerekir — ki bu sistem, hali hazırdaki devam eden zulümlerinin yanı sıra, Trump faşist rejiminin ortaya çıkmasına da neden olmuştur.
Tekrardan söylemek gerekirse, eğer hızla artan sayıda insan bu nadir zamanı ele geçirip devrimci bir yolda ilerlemenin gerekliliğine ve mümkünlüğüne uyanırsa ve uyandıkça bu sistemin hakim kurumlarının içlerinde güçlü bir yankı yaparak bu kurumların saflarında büyük etkilere sebep olacak önemli nüfuz ve dalgalara sahip olabilir, bu da beraberinde devrimin mümkünlüğünü ve koşullarını “normal zamanlarda” olmadığı şekliyle daha olası hale getirebilir.
Yine tekrarlamak gerekirse, bu kritik nokta da incelenmelidir: Bütün bunların olasılığı sadece olaylara yüzeysel bakarak fark edilemez, ancak yüzeyin altına inmeye, durumun daha derininde yatan hakikate ve itici dinamiklerine ve özellikle de bu hakikat içerisindeki derin ve akut çelişkilere bilimsel bir yaklaşım uygulayarak anlaşılabilir.
Köle Sahiplerinin ve Kapitalist Sömürücülerin Zamanının Sona Ermesi Gerekmektedir – Şu An Radikal Boyutta Farklı, Temel Olarak Özgürleştirici Bir Devrimin Zamanıdır
Bütün bunlarla ilişkili olarak “Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey” içerisinde üzerine keskince parmak basılan temel ve esas anlayış söz konusudur:
Şu an adaletsizliğe karşı savaşanların hedefinin köleliğin kaldırılması olduğu ve toplumu yönetenler açısından tek olası pozitif sonucun Kuzey’i merkez edinen yükselmekte olan kapitalist sınıfın hakimiyetinin konsolidasyonu ve güçlenmesi olabileceği 1860’ların İç Savaş döneminde değiliz. Bu zaman çoktan geçmiştir. Dünya çapında baskı ve sömürüyü içererek kapitalizm-emperyalizme evrilmiş olan bu kapitalizm sisteminin miadı çoktan dolmuştur. Bu sistem son kullanma tarihini çoktan geride bırakmış, herhangi bir pozitif rol oynayabileceği durumlar çoktan geride kalmıştır. Şimdiki hedefimiz tam da bu tüm kapitalizm-emperyalizm sisteminden kurtulmak olmalıdır.
Bağımsızlık Bildirisi üzerine serinin üçüncü bölümünde vurgulandığı üzere:
Trump faşist rejiminin yenilmesi ve iktidardan sürülmesi için kitlesel şiddet içermeyen mobilizasyon kritik önem taşımaya devam etse de daha da kritik önem taşıyan şey halk kitlelerinin bütün bunların temel çözümünün sadece bu miadı uzun süredir dolmuş ve gerçekten ucube kapitalist-emperyalist baskı ve sömürü sisteminin “ana akım” diktatörlük yolunun restore edilmesi olmadığı yönündeki bilimsel anlayışı içselleştirmesi ve bu anlayış ile kararlı bir biçimde hareket etmesidir. 250 yıl önce köle sahipleri ve kapitalistlerin Bildirisine ve Devrimine kulak asmak yerine şunu dinlemeleri: Şimdi radikal derecede farklı olan şey, acil ihtiyaç duyulan ve mümkün hale gelmiş olan devrimin gerçek bir devrim – her yerde bütün baskı ve sömürüyü ortadan kaldırmayı temel hedefi olarak belirleyen komünist devrim olmasıdır.
En Sonunda Yüzlerce Yıldır Süregelen Baskıdan Kurtulmak Üzerine Derinden, En Derinden Hissedilen Arzu
Bağımsızlık Bildirisi üzerine serinin üçüncü bölümünde vurgulandığı üzere:
Siyahi küçük burjuvaların (orta sınıf) sayısındaki önemli artışa ve daha küçük çapta süper zengin Siyahi burjuvazinin oluşmuş olmasına rağmen “hakikat (günlük hayatta durmak bilmeden gösterildiği ve sayısız bilimsel araştırma ve incelemenin de doğruladığı üzere) segregasyonun, ayrımcılığın ve genel olarak ırkçı baskının devam ettiği ve bu sistemin sistemsel ve çoğu zaman katil ırkçılığı tarafından hedef alınan Siyahi halk ve diğerleri için korkunç sonuçlar doğurmaya devam ettiğidir. Barınmada, eğitimde, iş gücüne katılmada, sağlık hizmetlerine ulaşmada, polis içerisinde, hukuk önünde, hapishanelerde, toplumun her yerinde bu böyledir.”
Devam edersek:
1970’lerden Günümüze ABD’de Emperyalist Asalaklık ve Sınıf-Toplumsal Yeniden Düzenleme: Eğilimlerin ve Değişiklerin Keşfi içerisinde Raymond Lotta ABD ekonomisi içerisindeki değişikliklerin -ABD ekonomisinde üretimin büyük kısmının halkın sermaye tarafından aşırı sömürüye karşı daha zayıf olduğu daha yoksul ülkelere kayması ile artan asalaklık bağlamında- diğer kayda değer gelişmelerin yanında aynı zamanda da ABD’nin iç şehirlerindeki çok sayıda gencin pratikte resmi ekonominin dışına itilmesine sebep olduğunu analiz etmiştir. Bu durum, “muhafazakar” yazar Edward Luttwak’ın Turbo Kapitalizm: Küresel Ekonominin Kazananları ve Kaybedenleri kitabında açıkça söylediği üzere iç şehirlerdeki çok sayıda genç için suçun mantıklı bir tercih haline geldiği hakikate yol açmıştır. Luttwak’ın buradaki amacı ne olursa olsun, bu objektif olarak kapitalizm-emperyalizm sisteminin iğrençliğinin ve tamamen miadı dolmuşluğunun bir başka eşsiz ithamıdır!
Polis tarafından kitlesel tutuklamalar ve katliamların ve Durdur ve Ara gibi baskıcı tedbirlerin yanı sıra geçtiğimiz on yıllarda iç şehirlerde yaşayan gençlerin tedbiri suçlanma (suç işlenmeden suçlu gibi davranılması) anlamına gelen kanunlar geçirilmiş ve polis tarafından bu yönde prensipler benimsenmiştir – örneğin, gençlerin bir çete üyesi “olabilecekleri” ve suç işleyebilecekleri sebebiyle çok az sayıda olmak dışında kamusal alanlarda bir araya gelmelerinin engellenmesi! Ayrıca üçüncü suçun daha küçük bir suç olabileceği durumlarda dahi bir suç tarafından üçüncü kez mahkum edilme durumunda bu suç için son derece aşırı cezalandırmayı zorunlu kılan “üç hak” kanunları da söz konusudur. Elizabeth Hinton tarafından kitabında gösterilmiş olduğu üzere, 1960’ların ortasından sonra artan bir biçimde suç içeren aktivitelere bir çekim ve çoğu zaman son derece gerçek bir zorunluluk getiren çaresiz koşulları düzenleyeceğini iddia dahi eden önlemlerin yerini suça karşı baskı ve cezalandırmanın artışı almıştır.10
Kısa vadede bütün bunlar tabi ki Siyahi gençlerin bu koşullara -kendileri tarafından oluşturulmamış, halk kitlelerine hükmeden sistemin temel, tarihsel olarak evrimleşmiş ilişkileri ve altında yatan dinamiklerinin sonucu olan koşullara- maruz kalan ve bu koşulların içine hapsolmuş kısımları üzerinde negatif bir etki ve nüfuza sahip olmuştur.
Aynı zamanda da, İnsanlık Uçurumun Eşiğinde (ve diğer çalışmalarda) gözlemlemiş olduğum üzere, geçtiğimiz on yıllarda değişen koşullarına yanıt olarak Siyahi halkın farklı kesimleri içerisinde başka negatif eğilimler de söz konusu olmuştur, buna bu gerçek dünyada pozitif ve özgürleştirici değişimlerin mümkünlüğü karşısında dini kaderciliğe ve çaresizliğe çekilmek ve Siyahi halkın en korkunç baskının altında bırakıldıkları dönemlerde dahi tarihsel olarak kendilerini tanımlayan zihnin genişliği ve ruhun cömertliği haline rağmen uğradıkları baskıya karşı bir halk olarak kolektif mücadele etme çizgisinin altının oyulması da dahildir.
(İnsanlık Uçurumun Eşiğinde geçtiğimiz on yıllarda Siyahi halk içerisindeki negatif etkilerin ve eğilimlerin ve bunun altında yatan maddi temelin üzerine daha derinden inceleme içermektedir.)
Bütün bunlar, farklı dönemlerde değişik biçimler almış olsa ve Siyahi halkın farklı kesimlerinin farklı şekillerde ve boyutlarda etkile miş olmasına rağmen en barbarca şekiller de dahil olmak üzere Siyahi halkın bir halk olarak bastırılmasının 250 yıl önce kökleri kölelik ve soykırıma dayanarak kurulan bu ülkenin günümüze kadar gelişinin süregelen ve tanımlayıcı bir özelliği olduğu gerçeğinin objektif bir devamıdır.
Ancak şimdi eşsiz biçimde farklı olan şey, bu görünüşte sonu gelmez korkunçluğa bir devrim ile son vermek için gereken temelin artık var olmasıdır: nihai hedefi köleliğin sadece bir şekline son verip yerine baskının başka bir korkunç şeklini getirmek değil, her yerde her halk için bütün baskı ve sömürü biçimlerinin en nihayetinde sonunu getirmek olan ve benim geliştirmiş olduğum yeni komünizmi temel alan bir devrim.
Tekrardan söylemek gerekirse burada bahsetmiş olduğumuz ve alıntı yaptığımız ve revcom.us sitesinde bulunan (Türkçe çevirileri de yenikomunizm.com sitesinde yer alan) çalışmalarda daha derinden incelenmiş olan sebeplerle devrimin mümkün hale geldiği nadir zamanlardan birindeyiz. Bu kritik noktayı yeniden vurgularsak: Bu nadir zaman bu sistemin korkunç şartları etrafında hareket etmeye devam ederek, insanları aşağı çekip kendi temel çıkarlarına karşı hareket etmeye zorlamasına, daha iyi ve daha yüce isteklerini boğmasına izin vererek boşa harcanmamalıdır, bir kenara atılmamalıdır. Bu nadir zaman, en geniş ve en özgürleştirici biçimde kazanmak için gerçek bir şansı olabilecek konuma gelmek için acilen ve hızlıca büyümesi gereken yeni komünist devrimin saflarına katılan insanlar tarafından aktif ve cesurca ele geçirilmelidir.
Radikal derecede farklı, çok sayıda insanın gereksiz yere maruz bırakıldığı bütün deliliklerden ve acılardan kurtulmuş bir dünyaya açlık duyan (ve hatta sadece bunun hayalini kurmuş olan) herkes için acil ihtiyaç, bu nadir zamanı ıskalamak, görmezden gelmek ve bir kenara atmak değil, ELE GEÇİRMEKTİR!
Önceden de yazmış olduğum gibi: Bu eşi benzeri görülmemiş, gerçekten tarihi önem taşıyan devrimde kritik ve büyük bir güç olma potansiyeli taşıyan Siyahi halk için bu, Siyahi halkın bütün maruz bırakıldığı korkunçluklara rağmen doğruluğunu koruyan şu hakikate en anlamlı biçimde hayat vermektir:
Siyahi halk kitleleri arasında “Siyahi halkın maruz bırakıldığı yüzlerce yıldır devam eden baskıdan en sonunda kurtulmak için bazı zamanlarda açıkça söylenen, bazı zamanlarda üstü kapalı olarak belirtilen ve kimi zaman yanlış biçimlerde ifade edilen ancak derinden, en derinden gelen bir his var olmaya devam etmektedir.”
Bir kez daha:
Ağza alınmayacak iğrençliklerin içerisinde eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir şeyin ortaya çıkması potansiyeli vardır: Siyahi halkın, uzun zamanlardır kendilerini binlerce yıldır sadece sömürmekle kalmayıp insandan aşağı görmüş, terörize etmiş ve işkence etmiş olan bu sisteme nihayet son vermekte kritik bir rol oynaması ve bunu olabileceği tek şekliyle yapması: insanlığın kurtuluşu için, insanlığın efendiler ve köleler olarak ikiye ayrıldığı ve halk kitlelerinin kırbaçlandığı, dövüldüğü, tecavüze uğradığı, katledildiği, zincirlendiği ve cehaletle acıya terk edildiği uzun gecenin sonunu getirmek için mücadele etmesi.
Dipnotlar:
- Felaket Bir Şey Ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey: Derin Kriz, Derinleşen Bölünmeler, Yaklaşan İç Savaş Olasılığı – Ve Acilen İhtiyaç Duyulan Devrim ↩︎
- İç Savaşın sonunda kısa bir süre sonra Yeniden İnşa’nın tersine çevrilmesine ilişkin bu ifade Bağımsızlık Bildirgesine ilişkin yazdığım seride bulunabilir. ↩︎
- 2021 Yeni Yıl Açıklaması bu önemli analizi içerir: 2. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana (75 yıl önce), Siyahilerin durumu önemli ölçüde değişmiştir. Bu değişiklikler başlangıçta artan mekanizasyona ve tarımsal üretimdeki diğer dönüşümlere ve genel olarak ekonomiye dayanıyordu; Siyahi halkın güçlü bir mücadele dalgasıyla yönlendirildiler, ve özellikle de 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ile on yıllarca süren çatışma döneminde bu ülkede “demokrasinin şampiyonu” ve “özgür dünyanın lideri” imajını korumak isteyen yönetici sınıfları taviz vermek zorunda bıraktılar. Bu ve diğer faktörlerin bir sonucu olarak, Siyahi halka karşı baskı artık Ku Klux Klan terörü tarafından desteklenen güney kırsalındaki köleliğe yakın koşullarda (ve bazı durumlarda gerçek kölelik) ve vahşi sömürü etrafında toplanmıyor; fakat bunun yerine, siyahi halk kitlelerinin ülke çapında kentsel alanlarda yoğunlaştığı ve sistematik ayrımcılığa ve polis tarafından sürekli vahşete ve cinayete maruz kaldığı bir durumu içeriyor.
Siyah halkın 2. Dünya Savaşının bitiminden on yıllar içerisinde neden ve nasıl değişiklikler yaşandığına ilişkin derinlemesine bir analiz Yeni Komünizm kitabımda özellikle de “Giriş ve Yönelim” bölümünde bulunabilir. ↩︎ - 2. Dünya Savaşı bittikten sonra bazı hakların neden genişletildiğini Bağımsızlık Bildirgesi yazı dizisinin ikincisinde inceledim. ↩︎
- Felaket Bir Şey ya da Gerçekten Özgürleştirici Bir Şey de, Irksal Baskı Bitirilebilir Ama Bu Sistem Altında Değil de dahil olmak üzere pek çok eserde; ırk, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet üzerindeki baskının kapitalist-emperyalist sistem altında sona erdirilemeyeceğini ve radikal olarak farklı, sosyalist bir sistemin nihai olarak bütün bu baskı ve sömürü türlerinin kökünü kazıyacağını inceledim. (Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa’da böylesi özgürleştirici bir toplum için yol haritasını ortaya koydum. Aynı zamanda Dev-Kom’ların İhtiyacımız Var ve Talep Ediyoruz bildirisi de bu Anayasada yer alan temel prensiplerin ve hükümlerin önemli bir özetini içerir. ↩︎
- Bağımsızlık Bildirgesi yazı dizisinin üçüncü yazısında iki kitaba gönderme yapılır. Michelle Alexander’ın kitabı Yeni Jim Crow, Toplu Hapsetmeler ve Renk Körlüğü. Diğeriyse Elizabeth Hinton’un kitabı Yoksulluğa Karşı Savaştan Suça Karşı Savaşa, Amerika’da Toplu Hapsetmelerin Ortaya Çıkışı. Her iki kitapta başlıklarından belli olacağı üzere sürmekte olan korkunç gerçekliği güçlü bir şekilde belgeleyerek buna ilişkin önemli analizler barındırır. Irksal baskının yeni biçimlerinin neden “Amerikan demokrasisinin” temel bir parçası olduğunu ve Obama’nın seçilmesinin bu ülkenin artık “renk körü” olduğunun kanıtı olduğu gibi saçma düşünceleri çürütür.
Üçüncü yazının yedinci dipnotu aynı zamanda “suçun” nasıl kapitalist-emperyalist sistemin dinamikleri tarafından beslendiğinin önemli kısımlarını detaylandırır. Aynı zamanda hem Alexander hem de Hinton’un kitaplarında referans verdikleri şiddetli baskının nasıl rasyonalize edildiğini açıklar. ↩︎ - Faşist rejimin iktidara gelişine ilişkin bu açıklama da Bağımsızlık Bildirgesi yazı dizisinin üçüncü yazısında bulunabilir.. ↩︎
- İnsanlık Uçurumun Eşiğinde: Uçurumun Eşiğine Mi İtileceğiz Yoksa Bu Delilikten Bir Çıkış Yolunu Mu Öreceğiz?. ↩︎
- Yüzeyin altına inmeye ilişkin bu açıklamam 2021 Yeni Yıl Açıklamasındadır ve İnsanlık Uçurumun Eşiğinde içerisinde de bulunur. ↩︎
- Şehirlerin iç kısımlarındaki gençlerin formal ekonominın dışında kalmasıyla bu gençlerin çoğu için “suçun mantıklı bir seçime” dönüşmesi meselesinin analizi Bağımsızlık Bildirgesi yazı dizisi üçüncü yazıda yer almaktadır. ↩︎