Mao Zedong’un Ölümünün ve Çin’de Sosyalizmin Yenilgisinin 50. Yılı

Mao’nun Büyük Atılımından Öğrenmek ve Bob Avakian’ın Yeni Komünizmiyle Bunun Ötesine Geçmek

Editörün Notu: Okumakta olduğunuz yazı revcom.us sitesinde yayınlanmıştır. Kaynak metin için tıklayın.


Giriş

50 yıl önce 9 Eylül 1976’da Mao Zedong öldü. Mao, 1949-1976 boyunca muazzam derecede özgürleştirici Çin Devrimine önderlik etti. Bu devrim, ezilen insanlık ve daha iyi bir dünya isteyen herkes için bir atılımdı. Ancak Mao’nun ölümünden kısa süre sonra Çin’deki yeni burjuva güçler şiddetli bir darbe gerçekleştirdiler ve kapitalizmin restorasyonu sürecini başlattılar. Bugün hala sosyalist olduğu iddialarına rağmen bugün Çin aslında majör bir kapitalist-emperyalist güç ve ABD’nin esas rakibidir.

1976 yılında Çin’de sosyalizmin yenilgisi komünist devrimlerin birinci aşamasının bitişiydi. Birinci aşama, 1871 yılında kısa süreli Paris Komünüyle başlayarak 1917-1956 arasında Rus Devrimi ve Çin Devrimiyle devam etti. Çin ve Rusya’da gerçekleşen devrimler modern tarihin sömürü ve baskının olmadığı toplumların kurulması denemesi anlamında ilk ve tarihiydiler. Çok zor koşullar altında inanılmaz ve dönüştürücü değişimler yaşandı. Kimisi çok ağır hatalar olmak üzere ciddi problemler ve başarısızlıklar da oldu.

Mao Zedong’un en büyük katkısı devrimi sosyalizm altında devam ettirmenin ve kapitalizmin restorasyonunu önlemenin teori ve pratiğiydi. Bu, ifadesini 1966-1976 arası Kültür Devrimi sırasında buldu. Sürekli olarak atılan iftiralara ve akıl almaz yalanlara rağmen Kültür Devrimi gerçekte Mao ve takipçileri tarafından yürütülen Kültür Devrimi toplumu sömürü ve baskının olmadığı bir şekilde yeniden oluşturmaya ve düşünceleri devrimcileştirmeye yönelik eşi benzeri görülmemiş bir mücadeleydi. Ve bunun gerçekleştirilebilmesi yüz milyonlarca insanın bilinçli katılımına dayanıyordu.

Çin’deki yenilginin ardından dünyadaki komünistlerin kafa karışıklıkları, yönelimsizlikleri ve dünyada mütemadiyen devam eden komünizm karşıtlığı karşısında Bob Avakian komünist devrimlerin birinci aşamasını özetledi. Bu özet; bütün bu değerli tecrübeleri savunmayı, bunlardan derin bir şekilde öğrenmeyi ve aynı zamanda devrimlere nasıl önderlik edildiği, özgül politika ve oryantasyon anlamında yöntem ve yaklaşımda yapılan önemli problemleri tespit etmeyi de içeriyordu.

On yıllar süren teorik çalışma ve mücadele sonrasında Bob Avakian yeni komünizmi sentezledi. Sanat, bilim, felsefe ve geniş olarak tarih gibi insan anlayışının çok çeşitli alanları ve uğraşlarından öğrendi. Dünyadaki büyük değişimleri analiz etti. Yeni komünizm, komünist devrimlerin birinci aşamasının üzerine inşa edildi ancak aynı zamanda önemli noktalarda daha önce geliştirilen komünist teoriden bir kopuştur.

Yeni komünizmin kalbi realiteye derinlemesine ve sürekli olarak bilimsel yaklaşımdır.

İnsanlığın bugün komünist devrimlerin yeni aşamasını yönlendirecek radikal olarak farklı ve çok daha iyi bir çerçevesi vardır. Bu devrim sonuna kadar özgürleştirici; tüm sömürü ve toplumsal baskı ve bunlara tekabül eden düşünüş biçimlerini aşacak bir devrimdir. İnsanların gerçekten serpilebilecekleri bir dünyayı yaratmak için buna ihtiyacımız var. Dolayısıyla bugün komünist olmak demek Bob Avakian’ı takip etmek demektir.

Mao’nun ölümünün 50. yılında Bob Avakian’ın son eseri İnsanlık Uçurumun Eşiğinde içerisinden bir pasajı paylaşıyoruz. Bu pasja, Çin Devrimi ve Mao’nun önderliğine ilişkin kritik bir anlayış sağlıyor.

Bob Avakian’ın İnsanlık Uçurumun Eşiğinde Eserinden: Mao ve Çin Devrimi Üzerine

Şimdi Çin’e bakalım. Mao ile ilgili, Çin Devrimi ve özellikle de Kültür Devrimi ile ilgili çok fazla iftira duyuyoruz, bir kez daha, bunların bir kısmı bilinçli bir kısmı ise cahilce aptallıklar. Günün sonunda Mao’nun ve Çinli komünistlerin devrimi başlatmaktaki hedefleri nelerdi? Çin’deki halk kitlelerinin durumu neydi ki, devrimin zorunluluğunu ortaya çıkardı ve halk kitlelerini devrime destek vermeye itti? Kırsal kesimdeki korkunç koşullar; milyonlarca insanın düzenli olarak açlık çektiği; ailelerin, ailenin geri kalanının kıt kanaat geçinebilmesi için çocuklarını, özellikle de genç kızlarını, toprak sahiplerine ve başkalarına satmak zorunda kaldığı; ülkenin geri kalmışlığı nedeniyle Çin’i düzenli olarak vuran korkunç hastalıklar ve salgınların yaşandığı bir durumdu.

Şehirlerdeyse halk kitleleri proleterler olarak sömürülüyorlardı. Sömürülen işçilerin ve fabrikalardaki proleterlerin durumları korkunçtu. Sendikal örgütlenme kurma girişimleri dahi emperyalistlerin desteklediği Şan-Kay Şek yönetimindeki rejim tarafından vahşice bastırılıyordu.

Bu durum emperyalizmin Çin üzerindeki genel hakimiyeti bağlamında gerçekleşiyordu. Bu hakimiyetin, kültürel alan da dahil olmak üzere her türlü alanda etkisi vardı. Mao bir keresinde emperyalist boyunduruğun Çin halkının boyun eğdirilmesinde aşırı bir duruma ulaştığını anlatmak için şayet bir yabancı osursa kokusunun güzel olduğunu söyleyecek bir Çinli her zaman bulunabileceğini söyleyen çarpıcı bir açıklama yapmıştı. Bu durumun daha yoğunlaşmış haliyse Çin’in büyük bir şehri olan Şangay’daki bir parkta asılı olan tabelaydı: “Köpekler ve Çinliler Giremez.”

Devrimin üstesinden gelmeyi amaçladığı ve harika yollarla üstesinden gelmeyi de başardığı durumlar ülkeyi on ve hatta yüzyıllardır etkisi altına almış olan kitlesel uyuşturucu bağımlılığı, hastalıklar, epidemikler gibi büyük belalardı. Bahsettiğim durumları görmek için Pearl Buck’ın Çin ile ilgili kitaplarını okuyabilirsiniz.

Mao Zedong 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyetini ilan ediyor.

Ekonominin geliştirilmesinde muazzam ilerlemeler yapıldı. Mao’nun öldürdüğü iddia edilen insan sayısından sürekli söz edilir; bu sayıyı milyonlardan milyonların katlarından, hatta milyonların katlarının katlarından daha da yukarıya çıkarmak için tartışmalar sürer durur. Bu tartışmaların ötesinde Çin Komünist Partisi ve Mao’nun önderlik ettiği sosyalizm periyodu boyunca kurtarılan hayatları düşünün. Çok anlamlı bir istatistik vermek gerekirse: 1949 yılında devrim iktidara geldiğinde ortalama yaşam süresi 32 yıldı. Mao öldüğünde otuz seneden az bir zaman diliminde bu 65’e çıkartılmıştı. Şangay’da -evet Köpekler ve Çinliler giremez Şangay- bebek ölüm oranı New York’tan daha düşüktü.

Bunlar majör kazanımların bazılarıydı ve bu kazanımlara kadınların kurtuluşu da dahildir. Örneğin demir ayakkabılar yasaklanmıştı. Demir ayakkabılar Çin’de daha küçük kız çocuklarıyken giydirilen ayakların fazla büyümesini engelleyen ve yürürken sallanmalarına neden olan bir uygulamaydı. Bu uygulama sözüm ona kadınların erkekler için daha çekici olması için yapılıyordu. Bu uygulama tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Bütün bunlar devlet baskısıyla değil ama halk kitlelerinin mobilize olmalarıyla yok edilmiştir: Hastalıklara, uyuşturucu bağımlılığına, fuhuşa karşı yürütülen kitlesel kampanyalarda bunların içerisine düşenler kurbanlaştırılmamış, zulme uğramamıştır. Ancak eğitim ve mücadeleyle insanların toplumun üretken birer parçası olması sağlanarak yeni bir hayatın olanakları açılmıştır. Böylesi büyük kazanımların olduğu yerde böylesi bir iftira ve cehalet dalgasıyla karşılaşmak mide bulandırıcıdır.

Çin’de bir fabrikanın duvarındaki büyük karakter posterleri kitlelere sosyalizm altında devrimci mücadelenin ve kapitalizmin restorasyonunu engellemenin yeni bir biçimini kazandırdı.

Şangay’da devrimci işçiler Maoist önderlik ile birlikte nüfusun geniş kesimini birleştirdi. Buna Ocak Fırtınası deniyordu.

Kültür Devrimi de benzer şekildedir. Aslına bakarsanız Çin ve Mao hakkında böylesi çöp fikirleri yaygınlaştıran insanlarla bir dereceye kadar çok eğlenebilirsiniz: Kültür Devriminin gerçek amacı neydi? Mao, Kültür Devrimi boyunca hangi politikayı benimsedi ve sürdürdü? Kültür Devriminin gerçek gidişatı neydi?  “Kem küm de kem küm”. Çin Devrimini ve özellikle de Kültür Devrimini kaba bir şekilde karalayan tüm bu insanlardan alacağınız cevabın içeriği ve özü budur. Kültür Devrimi kitlesel bir ayaklanmaydı evet Mao Ve Çin Komünist Partisi’nin devrimci yoldaki unsurları buna önderlik ediyordu. Bu, ezici çoğunluğu şiddet içermeyen bir tartışma ve mücadele girdabını da içeriyordu: Şiddetin ortaya çıktığı durumlarda Mao buna karşı çıktı ve karşı koymak için talimatlar yayınlandı, işleri kitlesel tartışma sürecine geri döndürmek için adımlar atıldı. Ve evet aşırılıklar oldu ki dünya tarihinde aşırılıkların olmadığı tek bir gerçek kitlesel ayaklanma olmamıştır. Ancak bu Mao bunları kışkırtıyor ve teşvik ediyordu anlamına gelmez. Mao aksine kitleleri bu aşırılıklardan uzaklaştırmak ve işleri olması gereken yöne geri döndürmek için harekete geçiyordu.

Büyük şehirlerde yüzlerce kelimenin tam anlamıyla yüzlerce kitlesel gazete çıkıyordu. Ayaklanan halk kitleleri tarafından çıkartılan bu gazeteler sosyalizmin sorunlarını ve Çin’in hangi yolda ilerleyeceği gibi meseleleri tartışıyordu. Kültür Devrimi’nin özü buydu.

Kültür Devrimi’nin gerçek ironisiyse -ki bu aptallar bununla ilgili ya hiçbir şey bilmezler ya da görmezden gelmeyi seçerler- şudur: Kültür Devrimi’nin önemli bir yönü, Mao’nun sosyalizme yönelik tehdidi ele almaya, Parti ve devletin içinden gelen sosyalizmi devirip kapitalizmi yeniden kurmaya yönelik hamlelerle başa çıkmaya, bunlara karşı koymaya ve bunları, Stalin’in Sovyetler Birliği’nde gerçekleştirdiği türden kitlesel tasfiyelerden ziyade, başka yollarla yenilgiye uğratmaya yönelik bir girişim olmasıdır. Mao’nun özetlediği mesele, Kültür Devrimi’nin kitlesel mücadelesiyle yani devletin baskı aygıtlarından farklı yollarla kapitalizmi restore etmeye çalışan güçlerle mücadele etme, halkı ve temel değerlerini dönüştürme meselesiydi. Kültür Devrimi’ne yöneltilen acımasız saldırıların en büyük ironilerinden birisi budur.

Kültür Devrimi esnasında yeni bir devrimci kültür yaratıldı: Baleler ve operalarda yeni bir dünyayı hayata geçirmenin ve özgürlük için halkı uyanışa geçirmenin hikayeleri anlatılıyordu.

Kültür Devriminin süreci boyunca elde edilen önemli kazanımlardan biri de devrimci sanatın ve kültürün yaratımıydı. Gerçekten de tarihte ilk kez bu boyutta ve devletin desteğiyle olan en olağanüstü şeylerden biri de kadınların erkeklerin oyuncakları olarak değil devrimciler olarak öncü roller oynamasıydı.

Çin’de hangi yolun izleneceği-sosyalist yol mu kapitalist yol mu?- meselesinin doruk noktasına ulaşmış gerçek bir mücadeleydi ve dediğim gibi Çin Komünist Partisi içerisinde ülkeyi kapitalist yola sokmaya kararlı güçlü güçler vardı: Bu güçlerin, Komünist Parti içerisindeki katılımı her zaman fazlaydı -çoğunluk olmasalar bile- ve bu güçler sömürü ve baskıyı ortadan kaldırarak toplumu sosyalizm yolunda ve nihayetinde dünyayı komünizme doğru ilerletmekten ziyade, esas olarak Çin’i büyük ve güçlü bir ülke haline getirmeye odaklanmışlardı.

Bir süre boyunca, komünist devrimin belirli aşamalarında devrimin önderliği içerisinde bu dünya görüşleri birlikte var olabilmişti ancak bir kez yabancı boyunduruğundan çıkıldığında şimdi ekonomiyi ve ülkeyi nasıl geliştireceğiz sorusu gündeme geldikçe bu dünya görüşleri birbirleriyle bir çatışma haline ulaştılar. Deng Xiaoping gibilerinin “Kedinin fare tuttuğu müddetçe siyah mı beyaz mı olduğu fark etmez” derken söylemek istedikleri sosyalist metotlar mı kapitalist metotlar mı fark etmez şayet ülkeyi kapitalist metotlar geliştirecekse onlar da uygundurdu.

Mao’ya sıkça atılan iftiralarda sözde totalitarizm ve otoritaryanizm hocaları tarafından sıkça tekrar edilen ironilerden biri de Mao’nun bütün bu kapitalist restorasyon meselesini kendisinin “icat ettiği” böylece herkesi tasfiye edip baskı uygulayarak kendisini sorgulanamaz lider yapmak istediğiydi.

Şimdi bazı hakikatler: Mao, Çin Komünist Partisi içerisinde kapitalizmi restore etmek isteyen güçler olduğunu ve bunları yenerek insanların düşünüş biçimleri de dahil olmak üzere şeylerin dönüşümünü devrimci bir yolda sürdürmek için bir kültür devrimine ihtiyaç duyulduğunu söylemişti. Buradaki siyasi amaç, parti ve devlet içerisindeki kapitalizmi restore etmek isteyen bu güçlü hareketi yenilgiye uğratmaktı. Totalitarizm hocalarına göre Mao bu tehlikeyi “icat” etmişti böylece daha güçlü bir tiran olabilecekti. Şimdi basit hakikat şudur: Mao öldükten sonra Deng Xiaoping başta olmak üzere bunların yaptıkları şey tam da Mao’nun yapacaklarını söylediği şey oldu: Çin’de kapitalizmi restore etmek. Burada bir kez daha iki farklı yolun ortaya çıktığını görebiliyoruz. Bir tür soyutlama olarak değil-hangi yöntemlerle hangi yolla- örneğin devrimin çok önemli hedeflerinden biri olan ekonominin nasıl geliştirileceği, halkın büyük çoğunluğunu etkisi altına almış olan yoksulluktan kurtarmak için ne yapılması gerektiği üzerine iki yol vardı.

Burada kısa bir hikaye anlatabilirim. 1971 yılında Çin’i ziyaret ettiğimde dahil olduğum delegasyonla Şangay’da yemeğe götürülmüştük. Oradaki önder kadrolardan biri bu yemeği bizler için örgütlemişti. Yemekten önce neredeyse bir saat boyunca bize istatistiklerle Şangay ve bir bütün olarak Çin ekonomisinin gelişimine nasıl katkıda bulunduklarını anlattı. Ancak bu kişi ruhsuz bir bürokrat değildi. Örneğin yemeği yediğimiz sırada aynı kişi -mantar yiyorduk- mizah dolu bir şekilde “mantarı icat eden kişi bir dahi olmalı!” dedi. Bu tipik suratsız bir bürokrattan, dogmatik bir komünistten çok farklıydı. Bize ekonominin geliştirilmesi ile ilgili bu kadar çok bilgi verilmesinin temel sebebi o sırada Mao ve devrimci yolda kalmak isteyen diğerlerine ki Şangay onların merkeziydi, ekonomiyi umursamadıkları sadece insanlara zulmederek “sınıf savaşı” vermek istedikleri gibi iftiralar atılmasıydı.

Devrimci Çin’de Kızıl Muhafızlar Mao’nun Kızıl Kitabını fabrikalara götürüyorlar. Ocak 1967

Yani mesele ekonomiyi geliştirip geliştirmemek değildi. Mesele bunun hangi yolla ve ne amaçla yapılacağıydı? Ekonomiyi, kapitalizmi ve onun gelişme ilkelerini yeniden tesis etmek ve canlandırmak temelinde mi geliştiriyorsunuz—ki bu, temelde kendi ülkenizdeki ve nihayetinde uluslararası düzeyde insanları sömürmek anlamına gelir? Yoksa bunu, sömürüyü ve sömürüye eşlik eden derin çelişkileri aşmaya yönelik bir yaklaşım temelinde mi yapıyorsunuz? Örneğin, kır ve kent arasındaki çelişki; kentin kırsal alanı domine etme eğilimi, daha ayrıcalıklı olması ve bu iki alanda yaşayan insanlar arasındaki çelişki; zihinsel ve fiziksel emek arasındaki çelişki; esas olarak fikirler alanında çalışanlarla, esas olarak bedenleriyle çalışanlar arasındaki çelişki gibi. Bunu, bu büyük farklılıkların yanı sıra, bu genel tablonun bir parçası olan gelir farklılıkları ve benzeri farklılıkları aşmak amacıyla mı yapıyorsunuz? Yoksa tüm bu çelişkileri tam anlamıyla serbest bırakarak mı yapıyorsunuz? Bu, Mao’nun ölümünden sonra ve 1976’nın sonlarında başlayan kapitalizmin yeniden kurulmasıyla Çin’in izlediği yoldur.

“Sosyalizm, komünizm hiç işe yaramadı” diyen bu lafazanlarla ilgili işte bir ironi daha: Bunlar, bu lafı söylerken öte yandan Çin’in yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtardığını kabul ediyorlar ve bu durum bu aptalların “komünizm” dedikleri bir sistem altında gerçekleşiyor. Oysa ki değil, Çin Komünist Partisi iktidarda olmayı sürdürse de toplumu ve dünyayı komünizme doğru dönüştürmeye devam etme hedeflerinden çoktan vazgeçmişlerdir. “Komünizm ve sosyalizm hiçbir zaman işe yaramadı” diyenlerin büyük ironisi budur, Çin’deki bu Komünist Parti liderliğindeki ülke yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtarmıştır.

Burada yine başka bir ironi bulunur. Mao’nun ölümünden sonra 1976 itibariyle Çin’de iktidara gelen hakim sınıf kesinlikle “komünist” değildir ve kapitalist olmakla birlikte ekonominin gelişimini sağladıkları temel Mao’nun önderliği döneminde kurulmuş sosyalist bir temeldir. Şayet bu olmasaydı Çin oldukça yoksullaştırılmış bir ülke olacaktı. Bununla beraber Çin’de kapitalizmin restorasyonu bir yanda da derinleşmiş eşitsizlikler ve fuhuş gibi sosyal problemleri de tekrar canlandırmıştır. Ve bütün bunlara ideoloji ve kültür alanında sosyalist Çin’de Mao’nun önderliği altında ön plana çıkan “halka hizmet et” sloganı yerini “zengin olmak şanlıdır” sloganına bırakmıştır.

Şimdi bunu biraz konuşalım. Şayet Mao’nun ördüğü devrimci yol takip edilseydi insanlar yoksulluktan çıkamayacaklar mıydı? Büyük ihtimalle daha uzun sürecek. Ancak zaten Çin’in ekonomisi çok hızlı bir şekilde gelişiyordu. Yaşam beklentisiyle ilgili verdiğim bilgi bunun iyi bir örneğidir çünkü bu ekonominin gelişimini yansıtır aksi halde bu rakamları yakalayamazsınız. Tabi bu sırada nüfus düşmüyor artıyordu. İstatistikleri yükseltmek için gidip yoksul insanları öldürmediler. Yaşam süresi iki katına çıkarken nüfus artıyordu. Yani şayet Mao’nun ve yanında duranların savaştığı yolda yürümeye devam etseydiler başka bir yolda milyonları, yüz milyonları yoksulluktan çıkarabilirlerdi. Böyle olsaydı Çin bu sahte komünist-aslında kapitalist- yöneticilerin iktidarı altında yaptığı gibi Afrika’da ve dünyanın diğer bölgelerinde insanları sömüren bir süper güç olma yoluna gitmezdi.

Burada sadece kısaca özetleyebildiğim bu gerçek deneyimlere bakarsanız-Raymond Lotta ve benimle yapılan röportajlar da dahil olmak üzere alıntı yaptığım eserlerde bu konuyu daha ayrıntılı olarak incelemeli ve bu tecrübelerin gerçekte neyle karşı karşıya kaldığını ve neyi başardıklarına bakabilmelisiniz- şunu tam anlamıyla görebilirsiniz: Bu sistemde altında yaşamının ağırlığını hisseden ve daha iyi bir şey arzulayan insanların bütün bunların gerçek bir alternatifi olduğu anlayışını edinmelerini engellemek, bunu inkar etmek için bilinçli veya bilinçsizce bir sürü aptallığın ve cehaletin yayıldığını görebilirsiniz.

Aynı zamanda, komünistlerin önderlik ettiği sosyalist toplumların genel deneyimlerindeki bazı eksikliklerden ve hatta çok ciddi hatalardan bahsettim-özellikle Stalin’in hatalarından söz ederken “ağır” kelimesini kullandım ancak aynı zamanda Mao’nun önderliğiyle ilgili bazı önemli sorunlardan ve Mao’nun yöntem ve yaklaşımındaki bazı eksikliklerden de bahsettim. Örneğin, Kültür Devrimi boyunca (burada kısaca anlattığım gibi) büyük ölçekli yürütülen bu süreçte mayalanma ve tartışmanın önemi kabul edildi. Ancak bunun ölçeği hala çok sınırlıydı. İşler hala biraz şöyle yürüyordu: Şayet bu tartışmalarda bir yere varabilmek istiyorsanız tartışmaları Mao’un önderliğine ve sosyalist yola dayandırmalıydınız aksi halde pek yol alamıyordunuz. Olması gerektiği gibi açık ve geniş tabanlı bir tartışma değildi bu.

Kısaca bahsettiğim muazzam kazanımlar ve çok önemli atılımlara rağmen bu durum kültür ve sanat alanında da kendisini yansıtıyordu. Kültür sanat alanının devrimci temalarla sınırlandırılması söz konusuydu; farklı sanatsal akımların yeterince gelişememesi ve ironik bir şekilde yeterince çiçek açamaması ve hatta doğrudan politik olmayan sanata yeterince destek verilmemesi de bu durumun bir parçasıydı. Tabii ki devrimi doğrudan destekleyen, en sanatsal biçimleri de dahil olmak üzere devrimci sanatın çok önemli olduğu bir gerçek. Ancak en azından hangi tür sanatın destek göreceği konusunda belirli bir sınırlama ve daralma vardı.

Daha felsefi boyutta ise tabiri caizse ezilen kitlelerin “şeyleştirilmesi” durumu vardı. Yaygın olarak kabul gören görüş olarak ezilen kitlelerin konumlarının doğası gereği, günümüzün tabiriyle; hakikate özel bir erişimi oldukları ya da en azından devrim için mücadele etmeye kendiliğinden daha yatkın olacakları yönünde bir eğilim vardı. Şimdi, baskının olacağı yerde direnişin olacağı doğrudur ancak bu kendiliğinden bir şekilde; insanların direnişin nereye doğru gitmesi, devrime doğru nasıl geliştirileceği, bu devrimin niteliğinin ne olması gerektiği ve devrimin problemleriyle nasıl ilgilenebileceği noktasında gelişmez. Bütün bunlar bilim gerektirir, ezilen halk kitlelerinin ezilen durumlarından ötürü kendiliğinden bir şekilde gelişmez.

Aynı zamanda objektif hakikatin karşısında “sınıf hakikati” fikrine eğilim söz konusuydu. Yani proletaryanın ve diğer ezilen halkların çıkarlarına denk gelen bir hakikat olduğu ve bunun karşısında da onları sömüren ve ezenlerin çıkarlarına hizmet eden “hakikatler” olduğu fikri. Dolayısıyla “burjuva hakikati” karşısında “proleter hakikati” tercih etmelisiniz anlayışıdır bu. Bu, hakikatin herhangi bir sınıf karakterine sahip olmadığı bilimsel anlayışının karşısında yer alır. Evet, hakikat bir sınıfın çıkarlarına hizmet edebilir ancak hakikatin kendisinin bir sınıfsal niteliği yoktur-objektif bir niteliği vardır. Hakikat, objektif realitenin yoğunlaşması ve doğru bir yansımasıdır ya da bunu temsil eder. Burjuva veya proletaryanın, o veya bu sınıfın sübjektif bakış açısını yansıtmaz.

Bunlarla birlikte, Mao ve Çin Devriminde esas yönlendiren yöntem ve yaklaşım komünizm olmasına rağmen tali olarak ancak kayda değer ölçüde milliyetçilikle iç içe geçerek eklektik bir karışım oluşmuştu. Açıkçası bu, Çin’in bütün bir baskı altındaki tarihi düşünüldüğünde (Mao’nun keskin yorumu ve Şangay’daki park örneği gibi) anlaşılabilir bir durum. Ancak her halükarda komünistler enternasyonal olmalıdır milliyetçi değil. Evet yöntem ve yaklaşım özgül durumlara uygulanır ancak bu yöntemin milliyetçi değil enternasyonalist olması gerekiyor, buna rağmen Mao’da eklektik bir durum söz konusuydu. Bu durum kültür alanında da kendisini gösterdi. Öne sürülen ilke ise “yabancı unsurlar Çin’e hizmet etmeli idi. Ve bu durum o dönemde (1960’lar ve 1970’lerin başında) ABD’deki caz ve rock and roll gibi aslında oldukça pozitif olan bazı “yabancı kültürlerin” reddedilmesiyle gerçekten kötü bir noktaya vardı. Bu kültürler o dönem egemen olan çizgi tarafından yozlaşmış olarak eleştiriliyordu.

Bu negatif milliyetçi eğilim erken 1970’lerde çok dramatik bir şekilde kendisini gösterdi; Mao’nun önderliğinde Çin, Batıya açılma politikası benimsemiş ve Sovyetler Birliğini başlıca düşman olarak tayin etmişti (tekrar belirteyim Sovyetler Birliği 1950’lerin ortasından itibaren kapitalist bir ülke ve daha sonra da komünizm maskesi altında güçlü kapitalist-emperyalist güce dönüşmüştü). Sovyetler Birliği 1960’lı yıllarda özellikle de 1960’ların sonlarında Çin’i işgal etmek ve nükleer silah da kullanmak dahil olmak üzere ciddi bir tehdit oluşturuyordu. Bunun ışığında, 1970’lerin başlarında Mao ve Komünist Partisi “Batıya açılma” politikasını benimsedi. Yani başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, özellikle de Sovyetler Birliği tehdidine karşı ABD ile ilişkilerin başka türlü ilerletilmesi ve hatta bir çeşit ittifak hali. Ancak bu durum Filipinlerde ABD emperyalizminin yönetimindeki korkunç Marcos yönetiminin desteklenmesi de dahil olmak üzere çok ağır politikalara ve Çin devletinin hatalarına neden oldu. Buradaki ironi ise o dönem Marcos rejimine karşı silahlı mücadele yürüten Maoist devrimci bir gücün olmasıydı. Ancak buna rağmen ÇKP, Batıya açılmanın parçası olarak Marcos yönetimini destekledi.

Buna benzer çok örnek vardır. Ve açık konuşacağım bunların bazıları iğrençtir. Mao ve Henry Kissinger arasında geçen tartışmaların redakte edilmiş hallerinin bazılarını okudum. Ve 1970’lerde bu Batıya açılma sırasında ABD devletini temsil eden Kissinger ile konuşmalarında kabaca söylemek gerekirse Mao’nun konuşmalarında komünist olup olmadığı ayrımını yapmak bile güçleşiyor. Şimdi bu, Sovyetler Birliği tehdidiyle başa çıkabilmek için manevra yapmanız gerektiği görüşünün bir uzatmasıdır. Burada amacım dogmatik olmak değil. Taktik ittifaklar yapmak bir şeydir -bazen emperyalistlerle bile- ancak temel ilkelerinizden vazgeçemezsiniz. Ancak maalesef bu süreçte çok fazla temel ilkeden vazgeçildi. Burada bu meseleye daha fazla giremeyeceğim ancak bu yüzleşmemiz ve bilimsel olarak başa çıkmamız gereken çok önemli bir örnektir.

Bunlar komünizmin tarihsel tecrübeleriyle, özellikle de Sovyetler Birliği ve Çin’de komünistler önderliğindeki sosyalist toplumlar ile ilgili önemli tartışmalardır. Majör bir çalışmam olan Atılımlar: Marks’ın Tarihsel Atılımı ve Yeni Komünizm İle Daha İleriye Bir Atılım, Temel Bir Özet1 eserinde gerçek anlamda komünist hareketin tarihsel tecrübesinden yeni komünizmin sentezine doğru bir köprü vardır. (Bu sunumda daha sonra, yeni komünizmin daha önce geliştirilen komünist teorinin neden hem bir devamı ama aynı zamanda da pek çok yönden niteliksel olarak bir kopuş olduğu üzerine daha fazla tartışma yürüteceğim. Benimle 2025 yılında yapılan iki parçadan oluşan röportajda2 yeni komünizmin temel prensipleri ve yöntemi üzerine daha fazla tartışma yürütülmüştür, bunlara revcom.us ve Bob Avakian Enstitüsünden3 erişebilirsiniz.)

Ancak şimdi şu temel noktaya gelmek önemlidir: Komünist devrimin temsil ettiği gerçekten radikal ve gerçek anlamda özgürleştirici bir alternatifin yani temelden farklı bir sistem ve yaşam biçiminin olasılığı bir kez hem gerçek hayatta hem de insanların zihinlerinde ortadan kalktığında bütün bu dehşetler devam ederken er ya da geç zihinleri bu özgürleştirici alternatife kapalı olanlar bir şekilde ya bu dehşetlerin suç ortağı olacaklardır ya da en azından bunlara uyum sağlayacaklardır. Burada bahsettiğim bu sistemin sınırlarına ulaşmaya başladığı bu zamanda bu durum kendisini daha da akut bir şekilde ortaya koymaktadır (bu meseleyle ilgili daha fazla tartışma için sosyal medya mesajım 118’e bakılabilir).


Dipnotlar:

  1. Bob Avakian, Atılımlar: Marks’ın Tarihsel Atılımı ve Yeni Komünizm ile Daha İleriye Bir Atılım, Temel Bir Özet (İstanbul: El Yayınları, 2021). ↩︎
  2. Bob Avakian, “The Bob Avakian Interviews, 2025, Part 1: Fascism, Capitalism, & the Way Out of the Madness,” revcom.us, 16 Şubat 2025, revcom.us ↩︎
  3. Bob Avakian Enstitüsü Bob Avakian’ın fikirlerini ve eserlerini tanıtmayı ve korumayı görev edinen ABD merkezli bir vakıftır. (ç.n). ↩︎