Gittikçe Kötüleşen İklim Krizi… Büyülü Düşüncelerin Zamanı Değil Sistemin Gezegeni Yok Etmekte Olduğu Gerçeği ile Yüzleşmek ve Neden Gerçek Bir Devrim Gezegeni Kurtarmanın Tek Mümkün Yoludur?
Editörün notu: Aşağıda çevirisini okurlarımıza sunduğumuz yazı Bob Avakian’ın yeni komünizminin önemli bir takipçisi olan Raymond Lotta tarafından yazılmıştır. Bu yazı, fosil yakıtların kapitalist-emperyalist sistemdeki kritik önemine, reformist “büyülü düşünce” tarzına bir eleştiri ve neden yaşanılabilir bir dünya istiyorsak gerçek bir devrimin zorunlu olduğuna değinmektedir. Yazıyı kaynağından okumak için tıklayın.
Dünyanın halkları olarak bizler artık bu emperyalistlerin dünyaya hükmetmesine ve insanlığın kaderini tayin etmesine izin vermeye devam edemeyiz. En hızlı şekilde alaşağı edilmeleri gerekmektedir. İnsanlığın böyle yaşamaya devam etmek zorunda olmadığı bilimsel bir gerçektir.
-Bob Avakian
I. Bölüm: Olası bir Yok Olma Durumunun Suç Ortağı Olmaya Doğru Yönlenen Bir Hareket, Hakikat ve Kapitalizm-Emperyalizmin Dinamikleri ile Yüzleşmeyi Reddetmek
GİRİŞ
İklim krizi ve daha geniş çapta çevre krizi hızlanmaya devam etmektedir. Dünyanın geniş kesimleri orman yangınları ile kavrulmaktadır. Kuzey Amerika, Afrika ve Asya kaydedilen tarihte görülen en sıcak Temmuz ayını yaşamıştır. Bu senenin Ağustos ayının sonlarında gezegenin okyanusları da kaydedilen en yüksek sıcaklığa ulaşmıştır.

2 Eylül’de Birleşmiş Milletler Dünya’nın küresel sıcaklığının “gelecek birkaç sene” içerisinde Endüstri Devriminin başına kıyasla 1,5 santigrat derece artmış olacağının neredeyse kesin olduğunu açıkladı. Bu sıcaklık artışı, gezegenimizin gidişatında geri döndürülemez hasar meydana gelmesinin kesinleşeceği bir dönüm noktasına işaret etmektedir ve dünyanın yaşanılamaz hale gelmesi olasılığını da arttırmaktadır.
Bu sırada küresel petrol ve doğalgaz üretimi ABD’nin önderliğinde 2025 yılında rekor seviyelere ulaştı. İklimbilimcilerin bütün uyarılarına ve ekosistem kayıplarının gerçekliğine rağmen fosil yakıtlar dünyanın enerji tüketiminin %80’e yakınını karşılamaya devam etmektedir.
Fosil yakıtların yakılması ile açığa çıkan karbon ısının atmosferde hapsedilmesine sebep olmaktadır. Bu küresel boyutta sıcaklık artışının temel sebebidir. Bu karbon emisyonları artmaya devam etmektedir, çünkü endüstriyel üretim, elektrik, ısıtma ve ulaşım dünya kapitalist sisteminde bu yakıtlara son derece bağımlı olmaya devam etmektedir. Artan sıcaklığın ısıttığı okyanuslar ve bununla birlikte ekonomik ve endüstriyel amaçlarla gezegenin ormanlarının pervasızca temizlenmesi, gezegenin karbonu çeken doğal sistemlerini daha da azaltmaktadır.
Dünyanın devletleri hızlı bir şekilde karbon emisyonlarını düşürmek ve daha kararlı bir biçimde fosil yakıtlardan uzaklaşmak için verdikleri sözlere açık bir biçimde ulaşamamakta veya bu sözleri tamamen bir kenara atmaktadır.
Bütün bunlara rağmen, ABD’de bir zamanlar var olan canlı iklim hareketinden eser kalmamıştır. Geçtiğimiz birkaç yılda bu hareket büyük ölçüde pasif ve dağılmış haldedir. Bu siyasi ve ahlaki açıdan kabul edilemez bir durumdur.
Bu durumun birden fazla sebebi bulunmaktadır. Ancak önde gelen bir sebep, geçtiğimiz yıllarda Bill McKibben, Naomi Klein, Rebecca Solnit gibi hareketin düşün önderlerinin ve onların ittifak halinde bulunduğu Alexandra Ocasio-Cortez gibi “siyasi önderlerin” iklim hareketini korkunç ve menfur bir yöne itmiş olmalarıdır.
Bu önderler, kapitalist-emperyalist sistemin doğası konusunda bir tür “büyülü düşünmeyi” teşvik etmişlerdir. İklim hareketinde yer alanların bu sistemin baskı ile mantıklı düşünmeye itilebileceğine ve ihtiyaç duyulan “yeşil enerji dönüşümü” yönünde reforme edilebileceğine inanmalarını istemektedirler.
Gerçeği söylemek gerekirse bu önderler sistemin kapasitesine sistemi yöneten kapitalist-emperyalistlerden bile daha fazla inanıyor gibi görünmektedir.
Ki bu hareket önderlerinin bazılarının hiç şüphesiz iyi niyetlerine rağmen bu önderlerin bilinçli olarak seçtikleri ve teşvik ettikleri düşünüş biçimleri ve siyasi programları insanlığın soyunun tükenmesi olasılığında suç ortağı olmaktadır… EĞER bu yok oluşa izin verirsek.
Bir alternatif bulunmaktadır. “Gezegeni kurtarmak” için tek şansımız olan son derece zor, ancak hakikat temelli ve mümkün bir alternatif. Bu alternatif bu sistemi ortadan kaldırmak ve yerine temel olarak farklı bir ekonomik sistemi ve insanlığın kurtuluşu ile gezegenin onarılmasını ve korunmasını birbirinden ayrılmaz şekilde bağlı olarak ele alacak siyasi yönetimi getirecek gerçek bir devrim yapmaktır.

Bu makale-polemiğin temel konularından biri budur. Eğer iklim değişikliği konusunda bilimsel olacaksak ve buna uygun biçimde hareket edeceksek sadece iklim değişikliği bilimini öğrenmemiz yeterli olmayacaktır. Toplum konusunda da bilimsel olmak ve içinde yaşadığımız ve bize hükmeden kapitalizm-emperyalizm sisteminin hakikati ile yüzleşmek gerekmektedir.
Bu bir epistemoloji meselesidir. Siyasi rahatlık için hakikati çarpıtarak kendini körleştirmenin aksine derin bir biçimde hakikate ulaşmaya çalışmak gerekmektedir. Bilimsel epistemolojinin üzerine inşa edilen bir ahlak ile hareket etme meselesidir, yani büyük zorluklar karşısında ihtiyaç duyulan radikal değişikliği yapabilmek için “doğru şeyi yapma” meselesidir. Bu yöntem için mücadele etmek insanları devrime kazanmanın tayin edici noktalarından biridir.
Eğer başınızı eğip hayatınızı insan türünün sonu ve doğanın büyük ölçüde yok edilmesine ilerlerken gittikçe korkunçlaşan hakikatin gölgesinde yaşamak istiyorsanız bu yazının kalanını okumayın. Ancak bu krizin tamamen sistemsel karakterini anlamak ve buna son vermek için ne yapılması gerektiğini öğrenmek istiyorsanız… okumaya devam edin.
II. ÜÇ BÖLÜMDE ZEHİRLİ BÜYÜLÜ DÜŞÜNME
Büyülü Düşünme Bölüm 1: Daha “İyi ve Umutlu” Bir Öykü Anlatmak İçin Gerçekliği Çarpıt

Donald Trump 2017 yılında iktidara geldiğinde küresel ısınmanın bir aldatmaca olduğunu ve iklim bilimcilerin ve iklim aktivistlerinin insanları korkutmayı amaçlayan felaket tellalları olduklarını iddia etmişti. Trump faşistleri, doğru bir biçimde alarm çanlarını çalan ve ekonomileri fosil yakıtlardan uzaklaştırarak yeniden düzenlemeyi amaçlayan acil önlemler ve cesur politikaların çağrısını yapan Birleşmiş Milletler Devlet Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından sunulan raporları ve diğer bilimsel araştırmaları reddediyor ve örtbas etmeyi amaçlıyordu!

Greta Thunberg gibi o zaman genç olan bir iklim savaşçısının önemli bir temsilcisi olduğu bir kısım aktivist haklı bir biçimde alarmın sesini yükseltmekteydi. Hâkim politikacıların, kurumların ve resmi iklim toplantılarının yalanlarını ve gözle görünür başarısızlıklarını açığa çıkarıyor ve daha toplu, daha radikal hamleler talep ediyorlardı.
Ancak iklim hareketinin bazı düşün önderleri tarafından da aynı zamanda tehlikeli bir başka görüş teşvik edilmekteydi. Bu görüşler hareketin fazla “alarmcı” olduğu, “gereğinden fazla negatif” davrandığı ve “pratik umut” sunmadığı için muhtemel müttefikleri kaybettiği ve daha fazla kişiyi içeren orta kuvvetleri hareketten soğuttuğu yönündeydi.
Bu sesler iklim krizinin varoluşsal tehdidini reddetmiyorlardı. Ancak kapitalizm-emperyalizmin altında yatan dinamikleri ve çevresel olarak sürdürülebilir ekonomiler ve toplumlar karşısında insanlığa hükmeden bu sistemin içine inşa edilmiş olan bariyerleri reddetmektelerdi. Anlatmak istedikleri (geçmişte ve şimdi de) yüksek notadan ve umutlandırıcı öykü, insanlığı ve gezegeni felakete sürükleyen bu sistemin kendisinin her nasılsa pozitif bir gidişata oturtulup olayları tersine çevirebileceği şeklindedir.
Bu büyülü düşünme “Yeni Yeşil Anlaşma” çağrılarının gelişmesine sebep oldu: Devlet tarafından şu an var olan sistemin çerçevesi altında ekonomiyi yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüştürmek için sponsorluk sağlanması. O zamanki yazılarında yazar ve aktivist Naomi Klein, ABD’nin 2. Dünya Savaşı sırasındaki endüstriyel mobilizasyonunu ve savaş sonrası Marshall Planı’nı (ABD’nin Batı Avrupa’nın yeniden inşası için kaynak ayırması) kitle çapında acil devlet hamleleri için kayda değer modeller olarak sunmaktaydı –bütün bunların ABD’nin dünyaya emperyalist egemenlik kurmasına hizmet eden şeyler olduklarını boş verin!
“Çevresel umut” mesajı 2019 yılındaki çizgi film “Alexandra Ocasio-Cortez ile Gelecekten Bir Mesaj” içerisinde ön planda gösteriliyordu. Naomi Klein ve The Intercept internet sitesi bu filmin popülerleştirilmesine rol oynuyordu (film Meclis’te Yeni Yeşil Anlaşma’nın önde gelen savunucularından Ocasio-Cortez tarafından seslendirilmiş ve kendisi yazarlardan biri olmuştur).
Film, eğer ABD Yeni Yeşil Anlaşma’yı uygularsa nasıl görüneceği üzerine bir “düşün deneyi” olarak sunulmaktaydı. Aktivizmin büyük çaplı toplumsal ve ekolojik dönüşüme büyük kaynak ayrılmasına yol açtığı bir öyküyü anlatmaktaydı, bu da net sıfır karbon emisyonuna erişecek şekilde enerji sistemlerinin tamamen yeniden düzenlenmesini, federal hükümet tarafından iş garantisi verilmesini ve herkese sağlık hizmetlerinin sunulmasını içeriyordu.
Kendi inkarcılığından doğan bir fantezi dünyasıydı: Kapitalizmin temel doğasını inkâr etmenin yanında ABD toplumun her bölümünde faşizmin artan güç ve inisiyatifini de inkâr ediyordu. Bu inkarcılık insanları teorik ve politik olarak silahsız bırakmaktadır ve kapitalizm ile iç içe geçmiş olan varoluşsal tehdit teşkil eden iklim sorununu anlamalarını ve buna karşı mücadele etmelerini engelleyerek bunlara karşı çalışmaktadır.
Şu an kimse çaresizliğe kapılmamalıdır. Ancak yanlış yere bağlanan umut bir panzehir değildir. Bu da bizi 2022 yılında Biden’ın iklim yasalarına getirir.
Büyülü Düşünme Bölüm 2: Bizim Yaşam Süremizin İklim Çözümü Olarak Enflasyonu Düşürme Hareketi
Biden hükümetinin imzalarından olan iklim yasasının resmi adı Enflasyonu Düşürme Yasası idi. Bill McKibben bunun istekli bir destekçisiydi ve eğer bu yasayı geçirmek için mücadele etmezsek “başka bir şansımız olmayacağını” söyleyerek uyarı yapmıştı.
Biden iklim yasası iklim hareketinin büyük çoğunluğu için bir birleştirici çağrı ve organizasyon mekanizması haline gelmişti. Önde gelen güçlerin “doğru olanı yapmasının” (eğer baskı ve destek mevcutsa) çekiciliği büyük boyutta enerjiyi toparladı ve emdi. Üniversite kampüslerinde genç aktivistlerin oluşturduğu Sunrise Hareketinin fosil yakıtlardan dışarı yatırım yapılması için yaptığı kampanyaların yerini bu yasayı geçirmek için lobicilik yapmaya ve protestolar organize etmeye adadı, hem eyalet hem de federal seviyede mobilize oldu. Kısa bir süre sonra Sunrise Hareketi Demokratik Parti’nin bir uzvu haline geldi.
Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA – Inflation Reduction Act) 2022 yılında meclisten geçti. Ancak bu hareket iklim değişikliği ile baş etmek için gerçek gereksinimlerle tamamen uyumsuzdu ve özellikle ABD’nin iklim krizine sebep olmakta ve onu yaygınlaştırmaktaki ağır rolünü de yok sayıyordu. İlgili yasa tamamen ABD emperyalizminin çıkarlarının damgasını taşıyordu. IRA geçtiği zaman yazılmış olan tam kapsamlı bir analiz burada İngilizce olarak bulunmaktadır. Bazı önemli noktalarının altını çizersek:
- IRA içerisinde fosil yakıtların kullanımını durdurmak veya hızlıca azaltmak konusunda hiçbir kanun veya kurumsal değişiklik yer almıyordu. Bunlar konu dahi değildi! IRA içerisindeki temel konu yenilenebilir enerjinin sınırlı gelişimi ve uygulanması için finansal “teşvikler” sunmaktı (devlet ödenekleri, kredi sağlanması, vergi indirimleri). Biden’ın programının temel stratejisi yenilenebilir enerjiyi ABD ekonomisindeki fosil yakıtların temelinde inşa etmekti.

- Biden’ın IRA’sında yenilenebilir enerjinin teşviki Obama’nın başkanlık döneminde güneş enerjisine verilen destekte olduğu gibi kapitalist-emperyalist Çin ile ABD arasındaki emperyalist büyük güç rekabetinin yoğunlaşmasıyla iç içe geçmişti. Biden iktidarı dünya emperyalist ekonomisinde güneş enerjisinin artan öneminin farkındaydı ve ABD’nin bu konudaki yetkinliğini arttırmanın yanı sıra Çin’in yakın zamanda üzerinde hegemonya kurmakta olduğu küresel elektrikli araba pazarında da ABD otomotiv endüstrisinin elektrikli araç üretimi ve satışında rekabet gücünü arttırmayı amaçlıyordu.
Çin hâkim sınıfı güneş enerjisini bir ekonomik motor ve aynı zamanda da uzun vadeli küresel stratejik bir kazanım olarak görmektedir. Çin günümüzde küresel güneş enerjisi tedarik zincirinin %80’inden fazlasını kontrol altında tutmaktadır. Bu Çin’e küresel Güney’in büyümekte olan enerji altyapılarını şekillendirmekte çok büyük bir güç tahsis etmektedir. Bu ülkeler parçalar, teknik destek ve finans olarak Çin’e bağımlı hale gelmekte ve bu da Çin’e jeopolitik nüfuz sağlamaktadır. Örneğin bu küresel tedarik zincirinden koparılmaktan korkan ülkeler ABD ile askeri ve güvenlik bağlantılarını derinleştirmeye daha az istekli hale gelebilirler.1
IRA bir nebze bu gelişmelere bir yanıt niteliğindeydi, yani fosil yakıtların egemen olmaya devam ettiği bir çerçevede güneş ve rüzgâr enerjisini teşvik ediyordu. Aynı zamanda da emperyalist rakip Çin ile ekonomik, teknolojik ve askeri rekabete hizmet etmesi ve savaş verme kapasitesini arttırması için ABD’de yerel yarı iletken üretimini sübvanse ederek tedarik zincirlerini kısaltmayı amaçlıyordu.
- Biden’ın iklim yasası hakkında bu büyülü düşünmeler ABD toplumunda faşizmin gücünü örtbas etmiştir. ABD hâkim sınıflarının Donald Trump tarafından önderlik edilen güçlü faşist kesimi tam gaz fosil yakıt kullanımının önünde engel olan her şeyi kaldırmayı hedeflemektedir.
Trump’ın ikinci iktidar dönemi rüzgâr ve güneş enerjisi ve elektrikli araçlara verilen devlet desteklerini azaltmakta ve ortadan kaldırmaktadır, deniz aşırı rüzgâr enerjisi santrallerinin kiralama kontratlarını geri satın almakta, yeni petrol sahaları açmakta, en kirli fosil yakıt olan kömürün üretimini arttırmaktadır ve bu süreçte çevresel düzenlemeleri yok saymaktadır. Ayrıca bilgisizliği kurumsallaştırma yönündeki ideolojik programının ve bilime karşı savaşının bir parçası olarak iklim araştırması konusundaki devlet desteklerini de kesmektedir.

Bu polemikte bahsi geçen “düşün önderleri” 10 yıl önce muhalif genç protestocular ile şehirleri dolduran bir hareketin enerjisini reform edilemez bir sistemi reform etmeye çalışacak şekilde kullanmaya geçmesinde büyük bir rol oynamıştır. 10 yıl sonra baktığımızda üzerine konuşulacak pek bir hareket kalmamış, dünya sonu görünmeyen bir çukura daha da derinlemesine dalmıştır ancak bu “liderler” hala delüzyonel şaraplarını yeni biçimlerde şişelemeye devam etmektedir.
Büyülü Düşünme Bölüm 3: Kapitalist Pazarların Yeşil Enerji Dönüşümünü İlerletmesi ve Sözde Daha Ucuz ve Erişilebilir Yenilenebilir Enerjinin Fosil Yakıtları Yenmesi Şeklindeki Aldatmacalar
ABD – İsrail’in İran’a karşı acımasız ve suç teşkil eden savaşı 2026 yılının ilkbaharında Ortadoğu’dan çıkan petrol ve doğal gaz sevkiyatını ciddi derecede tahrip etmekteyken Bill McKibben çokça alıntılanan şu cümleleri yazmıştır: “güneş ışığı dünyaya ulaşmak için 93 milyon mil yol kat etmektedir ancak bunların hiçbiri Hürmüz Boğazından geçmez.”
Son derece inanılır ve basit görünüyor. Ancak görünümler aldatmacalı olabilir. Çünkü görünen o ki güneş ışığı güneş enerjisine dönüştürülürken geniş çapta etki yapabilmek için kapitalizmin ekonomik ve meta ilişkilerinden “geçmek” zorundadır.
A.Kapitalist Üretimin Anarşisi ve Kârlılığın Sınırları
Bill McKibben, Rebecca Solnit ve diğer nüfuz sahibi iklim sesleri yıllar boyunca güneş ve rüzgâr enerjisinin hızla ucuzlamasının fosil yakıtlardan tamamen yenilenebilir enerjiye dönüşümü teknolojik ve ekonomik olarak gittikçe daha da mümkün ve yatırımcılar için cazip hale getirdiği şeklindeki “iyi haberlerin” söylemcisi olmuşlardır.
2021’de Londra’da The Guardian’a verdiği bir demeçte Solnit, “petrolün sonunun yakın olduğu” teşhisini koyacak kadar ileri gitmiştir. McKibben 2025 tarihinde yayınladığı kitabı Here Comes the Sun: A Last Chance for the Climate and A Fresh Chance for Civilization [Güneş Geliyor: İklim İçin Son Şans ve Uygarlık İçin Taze Bir Fırsat] içerisinde güneş enerjisinin karşı konulamaz yükselişi üzerine en komple tezi sunmuştur. Güneş enerjisini destekleyen ekonomik söylemlerin yanına ayrıca çoğu zaman yerel, pratik ve âdem-i merkeziyetçi olan karakteri sebebiyle güneş enerjisinin aynı zamanda da “demokratize eden” bir güç olduğunu eklemiştir. Bu, büyülü düşünmenin daha da delice seviyelere çıkarılmasının bariz bir örneğidir.
Bu sebeple biz gerçekte neler olduğunu bir inceleyelim. Güneş enerjisinin son 15 yılda son derece ucuzladığı kesinlikle doğrudur. Güneş ve rüzgâr enerjisi için parçaların üretim maliyetlerinin yanı sıra kurulum ve operasyonel ücretler de azalmıştır. Ancak şu ayıltıcı sayılara bir göz atın:
2000 yılında fosil yakıtlar (kömür, petrol, doğal gaz) ABD’nin toplam enerji harcamasının (elektrik, ısı, ulaşım, ağır endüstri) %85’ini karşılıyordu. 2025 yılında fosil yakıtlar ABD’nin toplam enerji harcamasının %82’sini karşılamaktadır. Dağları denizleri aşan bir değişiklik değil. (Buradaki ve aşağıdaki paragraflarda geçen veriler ABD Enerji Yönetimi ve Uluslararası Enerji Ajansından alınmıştır)
Başka bir deyişle güneş ve rüzgâr enerjisinin ucuzlamasına ve yenilenebilir enerji kapasitesinin büyük genişlemesine rağmen son 25 yılda yenilenebilir enerjinin küresel elektriğin toplam enerji harcamasını karşılamaktaki payı büyük ölçüde aynı kalmıştır.
Büyük ölçüde değişen şey -McKibben bu konuda doğruyu söylemektedir- özellikle de güneş ve rüzgâr olarak yenilenebilir enerjinin ABD’de üretilen elektrikteki payı 2000 yılında %9 iken 2025 yılında %24’e çıkarak ciddi derecede artmıştır. Ancak yine de bu üretilen elektriğin sadece dörtte biridir ve elektrik de ABD’deki toplam enerji tüketiminin sadece %35’inden biraz fazlasıdır. Endüstriyel üretim, ulaşım, havacılık vb. alanlar da hala fosil yakıtların egemenliğindedir.
Kesin konuşmak gerekirse hem fosil yakıt üretimi hem de yenilebilir enerji kapasitesi büyümektedir. Ancak küresel bazda fosil yakıtlar hala toplam enerji tüketiminin %80’inden fazlasını karşılamaktadır! Isıyı hapseden sera gazı emisyonları kabul edilemeyecek kadar yüksek seviyelerde devam etmektedir. Gezegenimizin yaşanılabilirliği de gittikçe daha çok tehlike altında kalmaktadır.
Pazarın Büyüsü Yoktur
Fosil yakıtların geniş çapta terk edilmesi veya yenilenebilir enerjinin fosil yakıtların yerini alması ile karşı karşıya değiliz, bu yönde işleyen bir tür “pazarın büyüsü” söz konusu değildir. İklim değişikliği ile sadece yüzleşmeye başlayabilmek için bile iklim bilimciler tekrar tekrar bunun çağrısını yapmıştır ve buna acilen ihtiyaç duymaktayız. Ancak aksine… güneş ve rüzgâr enerjisi sadece ABD’nin hala fosil yakıtların egemenliğindeki enerji temeline eklenmektedir!

Şimdi ise başka bir şey durumu kötüleştirmektedir: Yapay zeka veri merkezleri. Son 5 yılda ABD’de hızlı, kontrolsüz ve çevresel bakımdan delice ilerleyen bir yatırım cümbüşü söz konuş olmuştur. Bunu bir düşünün. Yapay zekanın gelişimini yönetmek konusunda hiçbir bilinçli ve mantıklı plan yoktur. Yapay zekanın gelişiminin uzun vadeli çevresel sonuçları hakkında hiçbir değerlendirme yoktur. Sermayenin rekabetçi, anarşik itici gücü ilerleyişin şeklini belirlemektedir.

Bu veri merkezlerinin kullandığı elektriğin temel kaynağı, elektrik üretiminin %40’ını sağlayan doğal gazdır. Ancak bu sadece bir başlangıçtır. Şu an doğal gaz altyapısı inşasında ciddi bir büyüme söz konusudur. Yapay zeka ve YZ veri merkezlerinin şu anki büyüme hızına bakıldığında Bloomberg yatırım araştırmalarına göre 2035 yılına geldiğimizde ABD’deki YZ veri merkezleri dünyanın 5. En büyük doğal gaz tüketicisi haline gelecektir (ki önündekiler sırasıyla Çin, Rusya, İran ve ABD’nin kendisidir)!
Dahası, fosil yakıtlar ABD emperyalizminin küresel tedarik zincirleri ve küresel sömürüsünün içine derinden işlemiştir: Bangladeş’teki kıyafet fabrikalarından telefonların üretiminde kullanılan parçaların Güney Asya’daki taşeron firmalarca yapılmasına, oradan da Kongo ve Afrika’nın diğer taraflarında cehennem koşullarındaki madenlerden çıkarılan ham madde ve minerallere kadar her şey. Bunlar ABD’nin standart resmi sera gazı raporlamalarında yer almazlar.
Sistemin Mantığı
Kapitalizm altında üretim kâr için yapılır – toplumsal ihtiyaç veya gezegenin korunması için değil. Ekonomik aktivitenin farklı kesimlerinde verilen yatırım kararları da şu veya bu yatırımın rekabetçi bir geri dönüşü olup olmayacağı üzerinedir.
Bariz bir biçimde, eğer gezegenin hala fosil yakıtlar temelinde işleyen enerji altyapısına bakarsak sadece daha üstün veya daha iklim dostu bir teknolojinin var olması kapitalist dünya sisteminde yatırım kararlarını veren şey değildir. Özel, birbiri ile rekabet eden sermaye blokları da sadece bir teknolojinin ne kadar ucuz olduğuna bakarak yatırım kararları vermemektedirler. Maliyet ve fiyat kendi başlarına kapitalist üretim biçiminde yatırım kararlarını veren şeyler DEĞİLDİR.
Temel kriter kârlılıktır, yatırımın beklenen geri dönüşüdür. Ham gerçek de yenilenebilir enerjinin fosil yakıtlar kadar kârlı olmadığıdır.2
Fosil yakıt sektörü, bu enerjiyi topraktan çıkarmak, rafine etmek ve dağıtmak için uzunca süredir var olan bir altyapı ve boru sistemine sahip olmanın “rekabetçi avantajını” elinde tutmaktadır. Petrol ve doğal gazın çok büyük çapta üretiminin temelinde işlemektedir ve bu da bu yatırımların maliyetlerini dağıtmaktadır. Aynı zamanda da bu yatırımların maliyetini çıkarmak için daha fazla üretip satmak ve rekabetlere karşı pazar payını korumak veya pazar payı kazanmak üzerine bir kâr-bazlı dürtü bulunmaktadır.
Sorun petrol milyarderlerinin “açgözlülüğü” veya büyük petrol şirketleri ile önde gelen politikacılar arasındaki yozlaşmış bağlar değildir. Sorun kapitalizmin doğası ve işleyiş mantığıdır.
B. Petrol sadece üretime eklenen bir başka girdi değildir. Petrol stratejik öneme sahip bir metadır.

Kapitalizm-emperyalizm ücretli emek sömürüsüne dayanan uluslararası bir üretim sistemidir. Devasa sermaye gruplaşmalarının pazar payı için rekabet içerisinde olduğu bir sistemdir. Büyük emperyalist güçlerin bölgeler ve ham madde kaynakları üzerinde kontrol sağlamak, diğerlerinin önünü kesmek ve yeni teknolojilerde hâkim konuma gelmek üzerine birbirleri ile çatıştıkları bir sistemdir.
ABD küresel imparatorluğunun devamlılığında doğal gaz ve petrol kaynakları ve üretimi, rafine etme kapasitesi ve petrol ve doğal gazın dağıtımı için kullanılan deniz aşırı hatların kontrol edilmesi kritik bir rol oynamaktadır. Dahası, dolar dünya finans sektöründe ve küresel petrol pazarında özel bir role sahiptir ve bu da Amerikan imparatorluğu için çok önemli bir destekçidir. ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığı ve saldırganlığı bir dayatma mekanizmasıdır. Bütün bunlar ABD emperyalizminin dünya ekonomisinde çok büyük bir güç göstermesini mümkün kılmaktadır.
Unutmayın ki ABD ordusu petrol tüketiminde dünyanın bir numaralı kurumudur.
Bir adım geri atarsak, Kapitalizm-emperyalizm ve özellikle de ABD emperyalizmi 2. Dünya Savaşı sonrasında tarihsel olarak belirli bir şekilde gelişmiştir ve belirli bir enerji yönünde ilerlemiştir. Bu da ABD emperyalizminin kârlı işleyişi ve stratejik gereksinimleri üzerinde fosil yakıtların temel öneme sahip olduğu bir ekonomik çerçevenin oluşmasını sağlamıştır.
Ancak bu sırada da Dünya gittikçe daha hızlı ısınmaktadır!
3.Kapitalist Sistemin Sınırları İçerisinde İklim Krizi ve Çevre Sorununa Etkili Bir Çözüm Bulamazsınız…Radikal Derecede Farklı Bir Sisteme İhtiyaç Vardır
Bu polemikte vurguladığımız üzere eğer iklim değişikliği konusunda bilimsel olacaksak ve buna uygun hareket edeceksek sadece iklim değişikliğinin bilimini anlamamız yeterli olmayacaktır. Bunun üzerine içerisinde yaşadığımız ve bize hükmeden kapitalizm-emperyalizm sistemi ve toplum hakkında da bilimsel bir anlayışa ihtiyacımız bulunmaktadır.
Bu sistemin temel bir doğası bulunmaktadır ve sistem belirli dinamikler tarafından yönetilmektedir. Küresel ısınmayı ve çevresel felaketi ilerletmekte olan şey de budur. Bu sistem de olmadığı bir şeye doğru reforme edilemez.
Kapitalist ekonomik sistemin temeli dünya çapında işçileri sömüren özel mülkiyete dayanan ve birbiri ile rekabet içerisindeki sermaye bloklarıdır.
- Müteşebislerin-rekabette ayakta kalmanın bir gereği olarak- kâr ve daha fazla kâr elde etmesi amacıyla ilerleyen bir ekonomik sistemdir.
- Doğa ile onu kâr amaçlı üretimde “maliyetsiz” bir girdi olarak kullanarak ilişki içerisine giren bir sistemdir.
- Bu rekabet içerisindeki semaye blokları için kâr amaçlı üretimin geniş çapta toplumsal ve çevresel etkileri “maliyet hesaplarının” bir parçası olamaz.
Kapitalizm-emperyalizm altında mantıklı öncelikler belirlemek, toplumsal ihtiyaç ve çevresel sürdürülebilirlik doğrultusunda kaynak dağıtımı yapmak ve ekonomik ve toplumsal gelişime rehberlik etmek için hiçbir toplumsal boyutta imkân, direkt mekanizma veya iktidar gücü bulunmamaktadır.
Bu sistemin politik araçları ve süreçleri onun halkı ve doğayı acımasız sömürüsünü, kanlı baskısını ve devasa katlini desteklemekte ve dayatmaktadır. Başka bir deyişle, kapitalizm-emperyalizm sadece iklim krizinin ana sebebi olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlığın çıkarları ve gezegenin korunması için hareket etmenin önündeki engel de sistemin kendisidir.
Ancak Bill McKibben, Rebecca Solnit, Naomi Klein ve iklim hareketinin diğer “düşün önderleri” insanları bu sistemin sınırları içerisinde hapsetmeye devam eden reformist programlar ve düşünüş biçimlerini yaygınlaştırmaktadır. İklim biliminden bahsetmektedirler ancak bu sistemin doğası ve işleyiş biçimleri ve ileri giden yolun mecburen ilk adımda kapitalist-emperyalist sistemin alaşağı edilmesini gerektirdiğini anlamak konusunda tamamen bilim dışı ve bilim karşıtı davranmaktadırlar.
Burada eleştirdiğimiz, iklim hareketi içerisinde yer alan “büyülü düşünme” şekli insanların hakikati olduğu şekkiyle anlaması ve dönüştürülmesinin zorunlu ve mümkün olduğunu fark etmesinin önünde büyük bir engeldir. Bu düşünüş biçimi pragmatiktir – görünürde “pratik” olarak gözüken IRA gibi çözümleri öne sürmekte ve methetmektedir veya “anlatıyı değiştirirsek” ve güneş enerjisinin pazara hükmetmesi konusunda “umutlu” yüzlerle bakarsak yasal ve seçimlere dayalı çözümler için gittikçe daha büyük bir destek tabanına ulaşabiliriz. Görüyoruz ki bu çözümler bizi sadece çıkmaz yollara götürecektir.
Onların yönteminin temel parçalarından biri de güneş enerjisinin yapabileceklerini gösterdiği, sadece kendi işlerine gelen örnekleri seçmektir. Örneğin Kaliforniya eyaletinde elektriğin yarısını güneş enerjisinin sağladığı bir ay veya Avustralya’nın evlere her gün üç saat ücretsiz güneş enerjisi sağlaması gibi. Çok çekici veriler ancak burada bahsettiğimiz şekliyle kapitalizmin derin yapısı ve dinamiklerinin hakikati ile alakaları yoktur.
Bu sistemin hakikatiyle yüzleşmeyi reddetmek McKibben’ın şunun gibi saçma beyanlarda bulunmasına sebep olmaktadır: “Her bir güneş paneli kurulduğunda, her bir elektrikli araba galeriden dışarı sürüldüğünde… bunlar her olduğunda fosil yakıt endüstrisinin politik gücü azalmaya devam etmektedir. Bir noktada onların politik gücünün kırıldığı bir yere varacağız.” Ne?!
Ancak bu hatalı düşünceden daha kötüdür. Bu yanlış teselliden daha kötüdür. Bu, insanlığı ve Dünya gezegeninin felakete zorla sürükleyen bir sisteme suç ortaklığı yapmaktır. Bu “büyülü düşünme” ve pragmatizm “ortalarda olmayan” ve dağılmış bir iklim hareketinin oluşmasını sağlamıştır.
Fosil yakıtlar ve küresel ısınma konusundaki net gerçek şudur: İklim değişikliği ile ciddi bir biçimde başa çıkmak istiyorsanız petrol ve doğal gaz şirketlerini ve tüm kapitalist-emperyalist sınıfı “işten çıkarmanız” gereklidir. Siyasi ve ekonomik güçlerini ellerinden almalı ve kaynaklarını ele geçirmelisiniz. Bu kadar basittir.
Bunun olabilmesi için ve doğa ile sürdürülebilir bir ilişkiye giren bir toplum için sosyalist devrime ihtiyacınız vardır: Bu sistemi devirmek, temel üretim araçlarını toplumsallaştırmak ve planlı sosyalist bir ekonomiyi oluşturmak için yeni bir devlet iktidarı oluşturmak için yapılacak bir devrim.
Bu sistemin deliliğine ve yok ediciliğine karşı hakikat temelli bir alternatif VARDIR. İnsanlığı bütün baskı ve sömürüden kurtaracak ve doğa ile mantıklı ve sürdürülebilir bir ilişkiye girilmesini mümkün kılacak radikal derecede farklı ve çok daha iyi bir sistem ve yaşam biçimi VARDIR. Devrimci lider Bob Avakian tarafından yazılmış olan, Kuzey Amerika’da Yeni Sosyalist Cumhuriyet İçin Anayasa (Tasarı Önerisi) eserinde öne sürülen şablon ve vizyon. Bu kapitalist-emperyalist sistemin neden halkı uçuruma sürüklediği ve ne yapmamız gerektiğine gelirsek, Bob Avakian’ın “İNSANLIK UÇURUM EŞİĞİNDE: Uçurumun Eşiğine Mi İtileceğiz Yoksa Bu Delilikten Bir Çıkış Yolunu Mu Öreceğiz?” eserine bakınız.
Yeni devrimci sosyalist toplumun çevresel kriz ile nasıl yüzleşeceği, karşılaşacağı büyük zorluklar ve bu sistemin önünü açacağı eşsiz dönüşüm imkanları Ekim ayında gelecek 2. Bölümün konusudur.
Açıklayıcı Notlar:
- Çin’in “yeşil enerji” yeteneği tarafından kandırılanlar unutmamalıdır ki Çin’in son 30 yıldaki “endüstriyel mucizesi” kömür enerjisi tarafından beslenmiştir ve Çin dünyanın en büyük petrol ithalatçısı ve dünyanın en büyük kömür üreticisi ve tüketicisi olmaya devam etmektedir. Çin’in fosil yakıtlara ve özellikle de kömüre hala bağımlı olması ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşında Hürmüz Boğazı’ndan petrol çıkışının sekteye uğramasına karşı temel dayanağı olmuştur. ↩︎
- Güneş ve rüzgâr enerjisinin neden fosil yakıtlara kıyasla daha az kârlı olduğu ve neden yenilenebilir enerjiye yatırımın önünde bunun bir engel oluşturduğu üzerine Brett Christophers tarafından yazılmış olan The Price Is Wrong: Why Capitalism Won’t Save the Planet [Fiyat Hatalıdır: Neden Kapitalizm Gezegeni Kurtarmayacak?] eserinde kayda değer derinlikte bir analiz yer almaktadır. ↩︎