Editörün notu: 19 Ocak 2026 tarihinde yazılan bu yazı revcom.us sitesinde yayınlanmıştır. Çevirisini okurlarımıza sunarız.
Cesetler üst üste sıralanmaktadır. Hayatta kalabilenler ceset dağları içerisinde sevdiklerinin vücutlarını bulmaya çalışmaktadır. Bu artık bir metafor değildir. Bu bir öykü değildir, bir film değildir. Gün be gün mermilerle dolup taşan bir gerçektir.
-Dünyaca ünlü film yapımcısı Jafar Panahi
28 Aralık tarihinde İran halkı nefret edilen liderlerine -İran İslam Cumhuriyeti’nin (İİC) teokratik faşistleri- karşı güçlü bir ayaklanma başlatmışlardır. Bu ayaklanma hızlıca İran’ın 31 ilinde yaklaşık 180 şehre yayılmış, on binlerce ve hatta belki milyonlarca İranlıyı kapsamıştır.
Bu kitle ayaklanması dalgasını ezmek içinse İİC karşı bir kitlesel katliam, tutuklama ve terör dalgası başlatmıştır. İran’ın her şehrinde ve her bölgesinde kan bir nehir gibi akmaktadır.
8 Ocak tarihinde protestoların boyut ve kapsam bakımından yükseğe sıçramasının ardından rejimin baskıcı güçleri topluluklara bazen yakın mesafeden de olacak şekilde gerçek mermilerle doğrudan ateş açmıştır. Çatılara konuşlanmış keskin nişancılar büyük ölçüde silahsız göstericilere suikast düzenlemiştir. Bazı raporlara göre protestoculara karşı makineli tüfekler kullanılmıştır. Güvenlik güçleri, bazen hastanelerde dahi olmak üzere yaralı protestocuları infaz ederken görüntülenmiştir.
İslami köktenci liderleri bu kan banyosunu başlatırken aynı zamanda protestoların daha da yayılmasını engellemek ve dünyanın işledikleri suçları görmesinin önüne geçmek için internet ve telefon ağlarını neredeyse tamamen kesmişlerdir.
Ancak buna rağmen rejimin iğrenç suçları ve bu katliam konusundaki öyküler ve görüntüler İran’ın ötesine yayılmıştır.
Öldürülen insan sayısı belirsizdir. Bazıları en az 3.400 protestocunun rejim tarafından katledildiğini ve binlerce yaralının olduğunu söylemektedir. Sunday Times of London gazetesi bu hafta sonu İran’daki doktorlardan 16.500 protestocunun öldürülmesi ve 330.000’inin de yaralanması ile ilişkili raporlar aldığını yazmıştır. Faşist teokrat başkan Hümeyni’nin bizzat kendisi “birkaç bin” protestocunun öldürüldüğünü itiraf etmiştir. En az 10.000 protestocu ve belki de bunun iki katı tutuklanıp hapse atılmıştır ve bunların 800 civarı idam tehdidi altındadır. Öldürülenlerin çoğunun 30 yaşının altında olması muhtemeldir.
İslam Cumhuriyeti’nin ahlak dışı cinayet ve terör dalgası hastanelere, evlere ve hatta öldürdüklerinin cenazelerine kadar uzanmaktadır. Bir doktor çalıştığı hastanenin başa çıkamayacak kadar dolduğunu bildirmiştir: “Bu toplu kayıpların olduğu bir durumdur. İmkanlarımız, alanımız ve personelimiz gelen yaralıların sayısının çok aşağısındadır. Gördüğüm travma durumları acımasızcaydı, öldürmek için ateş açılmış görünüyordu.” Tahran’daki bir göz doktoru The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada sadece bir hastanenin ateş açılması kaynaklı 400’den fazla göz yaralanması raporladığını belirtmiştir.
İİC’nin silahlı haydutları hastaneleri abluka altına alıp yaralı protestocuları bulmak için arama yapmakta, bulduklarını da bazen tedavileri dahi tamamlanmadan tutuklamaktadır. Sevdiklerinin cesetlerini almak için morglara veya hastanelere gelen aileler, sevdiklerini alabilmek için onların rejimin nefret ettiği Basij milislerinden olduklarını veya “teröristler” (yani protestocular) tarafından öldürüldüklerini beyan etmeye zorlanmışlardır. Aileler ayrıca bazı durumlarda cinayette kullanılan mermi sayısına göre değişen bir meblağ para da ödemek zorunda bırakılmışlardır.
Haklı Bir Ayaklanma ve İslam Cumhuriyeti’nin Alçakça Suçlamaları
Bu ayaklanma 28 Aralık 2025 tarihinde ekonomik kriz sebebiyle Tahran’daki tüccarların grev ve protestoları ile başladı. Ancak özellikle de “Diktatörü indirin, Hümeyni’yi indirin” ve “özgürlük, özgürlük, özgürlük” sloganları atan öğrencilerin itici gücüyle hızlıca İran’ın her tarafına yayıldı.
Ancak bu ayaklanma sadece ekonomik değildir. Osyan’ın Instagram sayfasında paylaşılan Arash Seyfi’nin paylaşımının da dediği gibi “Bu ayaklanmanın ilk kıvılcımı ekonomik talepler olsa da … sonrasında açığa çıktı ki bu ayaklanma yaşanabilir gelir düzeyi ve sistemle bir çeşit pazarlık gibi sınırlı taleplerin ötesine geçmekte. Şu anki devrimci ayaklanma İslami faşist rejimin -yaşanabilir bir hayatı da, toplum için anlamlı bir geleceği de sunamayacak bir sistemin- tamamını hedef almaktadır.”
İslam Cumhuriyeti protestocuların ABD veya İsrail tarafından ilham verilen veya yönetilen “teröristler” olarak nitelendirerek kitlesel katliamını meşrulaştırmaya çalışmaktadır. İran protestocuları arasında pek çok farklı kuvvet yer alsa ve bunların bir kısmı da ABD yanlısı gericiler olsa da ayaklanmanın kalbinde özgürlük ve kurtuluş için bir açlık ve cesur bir kararlılık yatmaktadır.
Bu sırada ABD emperyalizminin baş faşisti Donald Trump ise “yardım yolda” diyerek ve protestoculara “yapabiliyorsanız kurumlarınızı elinize geçirin” çağrısında bulunarak duruma dahil olma tehdidinde bulunmaktadır.
Trump’ın tehdidini yaptığı herhangi çeşit bir saldırı İran halkına hiçbir şekilde “yardımcı” olmayacaktır, aksine ABD’nin Ortadoğu’daki emperyalist egemenliğini sağlamlaştırmayı amaçlayacaktır (ABD, diğer şeylerin yanı sıra en önde gelen emperyalist düşmanı, İran’ın en büyük ticari partneri ve İran’ın petrolünün %90’ını satın alan Çin’e bir darbe vurmak istemektedir).
Kendisini devrimci lider Bob Avakian’ın geliştirdiği yeni komünizmde temellendiren İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist) tarafından 7 Ocak 2026’da yapılan bir bildiride halka bu aynı kapitalizm-emperyalizm sisteminin baskıcıları arasında seçim yapmaması, hem İslami faşist rejime hem de ABD emperyalizmine karşı duran özgürleştirici bir devrim için savaşmaları için çağrı yapmıştır:
Katil Hümeyni ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bütün teokratik, yağmacı, kadın düşmanı, özgürlük katili sistemini toprağa gömeceğiz!
Hapislerin kapılarını kıracağız! Hapishaneler halk kitlelerinin yeri değildir. Aksine Yüce Lideri ve İslam Cumhuriyeti’nin politik, güvenlik, askeri önderlerini ve ekonomik yağmacılarını bu hapishanelere tıkacağız!
Faşist Trump, soykırımcı Netanyahu ve onların İranlı kuklalarının İran’ın geleceği üzerine projelerini yok edeceğiz!
Dünya halkları ile birlikte insanlığı, insanlığın ve doğanın bütün bu düşmanlarından kurtarmak için savaşacağız!
Bu faşist tiranlık ve işkence odalarına, acımasız baskı ve fakirliğe, kadınlara orta çağ dönemi gibi yapılan baskıya, dini, etnik ve ulusal azınlıklara karşı sistematik ayrımcılığa, ifade, düşünce ve sanatın bastırılmasına karşı bir ayaklanmadır.
Bunun bir boyutunu alırsak, milyonlarca İranlı artık kadınların hem toplumsal hem de aile hayatında İran İslam Cumhuriyeti’nin cinsiyet ayrımcılığı tarafından köleleştirilmediği ve patriyarkanın emirleri altında kapana kısılmadığı bir ülkenin özlemini duymaktadır. Protestolardan gelen videolar giymeye zorlandıkları tesettürleri yırtıp atan ve sigaralarını Hümeyni’nin yanan resimleri ile yakan kadınlarla doludur (sokakta kadınların sigara içmesine çok ayıp muamelesi yapılmaktadır). İran’da kadın düşmanlığı bir kanundur: Kadınların şahitliği erkeklerden daha az önem taşır, erkekler eşlerini bir işte çalışmaktan veya ülke dışına çıkmaktan alıkoyabilir, kadınların sokaklarda tek başlarına şarkı söylemesi ve erkeklerin bulunduğu pek çok spor aktivitesine gitmesi yasaktır, kadına şiddet de çoğu zaman cezasız kalır. Bütün bunların üstüne, LGBT birey olmak yasaktır ve aynı cinsiyet arası ilişkiler kırbaç ve hatta idam cezası da dahil çeşitli cezalara mahkûm edilir.
Trump Saldırı Tehdidinden Geri Çekiliyor Görünmektedir Ancak Tehlike Devam Etmektedir
Geçtiğimiz hafta, İran’daki ayaklanma ilk patlak verdiğinde de bahsetmiş olduğumuz üzere Trump, eğer protestocular öldürülürse ABD’nin saldıracağını söyleyerek İran’ın liderlerini tehdit etmiştir: “Teçhizatımız tamam ve harekete geçmeye hazırız.”
Sonrasında İran İslam Cumhuriyeti hiçbir protestocuyu idam etmeyeceğini (en azından şimdilik) açıkladıktan sonra Trump geri adım atmış görünmektedir. İslam Cumhuriyeti’nin kitlesel protestocu katliamının ışığında Trump yapmış olduğu tehdit doğrultusunda rejimi halka açık idamları durdurduğu için tebrik etmiş, bunun kendi “zorbalığının” bir zaferi olduğunu söylemiştir. “İran 800’den fazla insanın idamını iptal etmiştir. Dün 800 kişiyi idam edeceklerdi” demiştir. “Bunu iptal etmelerine büyük saygı duyuyorum.” Ayrıca protestocuların rejim güçlerine ateş açtığı ve yüzlerce kişiyi öldürdüklerini söyleyerek İİC’nin bahanelerinden bazılarını da tekrar etti – yani onlar “terörist” olduğundan İİC’nin saldırmakta haklı olduğunu ima etmiştir.
Trump’ın gerçekten de tehditlerinden geri adım atıp atmadığı son derece belirsizdir. 15 Ocak’ta Trump’ın basın sekreteri İran konusunda “bütün olasılıkların masada durduğunu” söylemiştir. Bu sırada da ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve onun saldırı timi Basra Körfezine doğru ilerlemekte ve fazladan bir düzine ABD savaşçı uçağı da geçtiğimiz 24 saat içerisinde Ürdün’e gelmiş durumdadır. Trump’ın tehditleri karşısında İran Başkanı Mesud Pezeşkiyan Hümeyni’ye karşı yapılacak bir saldırının İran ile tam kapsamlı bir savaşa girmek anlamına geleceği tehdidini Twitter üzerinden paylaşmıştır.
Eğer Trump İran’a karşı saldırıyı başlatırsa bu sadece İran halkı için inanılmaz acıları beraberinde getirmekle kalmayacak, aynı zamanda bütün Ortadoğu bölgesi için de daha da fazla tehlikeye yol açacaktır. İran’ın nükleer silahlı süper güçler olan ABD, Rusya ve Çin arasında tırmanmakta olan bir savaşın ödülü niteliğinde olacağı bambaşka bir boyut bulunmaktadır. Bu güçlerden biri veya diğeri hayati çıkarlarını tehlike altında görerek hiç geri adım atmayabilir. Bu şekilde de Trump’ın bu saldırısı ortaya çıktıktan sonra bilinçli veya bilinçsiz olarak çok daha geniş, çok daha ölümcül ve çok daha kapsamlı bir çarpışmaya dönüşebilir.
Böyle bir savaş sadece insanlığın çıkarlarına karşı olmakla kalmaz, aynı zamanda insanlığın neslinin tükenmesi tehlikesini de taşır. Trump, bu egoist faşist manyak, bir parmağı nükleer silah butonunda etrafta gezmektedir.
Gelecek Belirsiz Olsa da Protestolar Çatılarda Devam Ediyor
İran’da şu an tam olarak ne olduğunu bilmek kasap rejimin medya, telefon ve interneti kesmesi sebebiyle çok zordur. New York Times 11 Ocak’tan bu yana hiçbir büyük çaplı protesto olmadığını bildirmektedir. Yani anlık olarak ayaklanmanın bastırılmış olması mümkündür. Ancak karanlıkta dahi gece boyunca protestoların patlak vermesi söz konusudur. İran’ın siyasi tutsaklarını serbest bırakmak için kurulan Burn The Cage (Kafesi Yak) tarafından Instagram’da paylaşılan 15 Ocak tarihli video çatılardan gelen seslerle bir gece protestosunu göstermektedir: “Diktatöre ölüm. Hümeyni bir kasaptır. Seni toprağa gömeceğiz ve süründüreceğiz. Tıpkı Şah döneminde halkın yaptığı gibi.” (İran Şah’ı 1979 yılında devrilmiş ABD destekli bir tirandı.)
ABD halkının durumu takip etmekte özel bir sorumluluğu vardır: Trump’ın İran’a ve dünyaya karşı faşist saldırganlığına karşı çıkmak ve cesurca ayaklanan İran halkı ile birlikte durmak. ABD halkının ve dünyanın her yerinden halkların İran Komünist Partisi (Marksist-Leninist-Maoist) ile birlikte yeni komünistlerin sorduğu bu sorular üzerine düşünme sorumluluğu vardır:
Halkın yaralı vücutlarının üstünde bir baskıcı rejimin yerini bir başkası mı alacaktır? Yoksa gerçek bir devrimin ne olduğu konusunda toplumsal anlayışın yayılması ile İİC’nin devrilmesi başka bir baskıcı ve sömürücü rejim yerine yeni bir sosyalist cumhuriyeti doğuracak gerçek bir devrimin yolunu mu döşeyecektir? Şu anda İİC’nin devrilmesi en önde gelen gündemlerdendir – ama daha da can alıcı olan nokta bu soruya nasıl yanıt verileceğidir.
İran İslam Cumhuriyetini Devirin!
ABD/İsrail’in İran’a Saldırısına Hayır!
İnsanlık adına faşist bir ABD’yi kabul etmiyoruz!
Bu sistem tamamen çürümüş ve gayrimeşrudur! Tamamen yeni bir yaşam biçimine ve temelden farklı bir sisteme ihtiyacımız var ve bunu talep ediyoruz!