Yeni Komünizm

Erdoğan’ın “Rahatsızlığı”, Faşist Rejimin Aleni Saldırıları, Devrim İçin İhtiyaç Duyduğumuz Kutuplaşma

Geçtiğimiz günlerde “Covid-19 kısıtlamaları” altında Erdoğan, “Müzikle ilgili sınırlamayı 24.00’e çekiyoruz. Kusura bakmasınlar, gece kimsenin kimseyi rahatsız etmeye hakkı yok” açıklamasında bulundu. Bu “kısıtlamanın” pandemi nedeniyle olmadığı çok açıktır, çünkü  cümlenin de söylediği gibi sorun “insan sağlığı” değil, tamamen “rahatsızlıktır”.

Peki Erdoğan ve temsil ettiği İslamcı faşist rejim neden rahatsız oluyor: Bilimden, bilimsel bakış açısından, özellikle de evrim biliminden rahatsız oluyor; kadınların “geleneksel aile” normlarına uymamalarından, kamusal alanda “kahkaha atmalarından”, kürtaj hakkını istemelerinden ve “5 çocuk” yapmamalarından rahatsız oluyor; LGBTQ+ bireylerin toplumsal cinsiyet eşitliği taleplerinden ve onların “sapkın arayışlarından” rahatsız oluyor; ezilen Kürt ulusunun Türk şovenizmini yani üstün, temel ve kurucu ulus anlayışını kabul etmemesinden rahatsız oluyor; dindar olan ama rejimin inandığı gibi inanmayan Müslümanlardan, seküler olan her şeyden, inanç temelli azınlıklardan rahatsız oluyor; işin özü, Erdoğan temsil ettiği gerici rejimin normlarına uymayan herkesten ve her şeyden rahatsız oluyor.

Erdoğan’ın “Rahatsızlığı” Hangi Temelde Gerçekleşiyor, Neyi Hedefliyor ve Neyin Zeminini Hazırlıyor?

Erdoğan’ın remsil ettiği rejim -İslamcı Türkçü ideoloji temelinde, burjuvazinin açık şiddetine dayalı faşist diktatörlüğü- her şeyi “mükemmel bir plan” çerçevesinde yapamamak/yapmamakla birlikte, bu rejimin açık bir gerici ajandası olduğu kesindir. Hakim sınıfların bu gerici kliği topluma aleni ve agresif bir şekilde kendi ideolojilerini dayatmakta ve bunu yaparken, devlet aygıtı gücünü elinde bulundurmanın avantajlarını kullanmaktadır. Onlar, kapitalist-emperyalist dünya sistemi içerisinde İslam yasalarına uygun bir Türkiye istiyorlar.

Rejimin etrafında bulunan bütün kesimler her ne kadar Kuran Anayasası temelli bir “cumhuriyet” istemeseler de, buradaki esas itici gücün rejimin içerisindeki bu İslamcı Faşistler olduğu söylenmelidir. Ve şayet “Kuran Allah’ın Kelamı” ise, onun yolladığı ayetler, insanların kesinlikle uygulaması gereken kurallarıdır. Bunun dışına çıkmak “Allah’a şirk koşmaktır”.

Boynukalın’ın Açıklamalarından Süzülenler

“Ayasofya İmamı” olarak da bilinen Mehmet Boynukalın, rejimin nasıl bir Türkiye istediğinin bir nevi “örnek modelidir”. Boynukalın aynı zamanda Kuran’ın literal -yani kelimesi kelimesine- uygulanması gerektiğini savunan biridir. Sosyal medya mecralarında büyük tepkilere neden olan ve “Kusura Bakıyoruz” haykırışı ile kendini gösteren “rahatsızlık” tartışmasında, insanların “Bizler de günde 5 kez ezan duyuyoruz, bu durum da bizi rahatsız ediyor” çıkışları üzerine bu kez Boynukalın, İslamcı-faşist karakterdeki milli marştan da alıntılar yaparak “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. Ezandan rahatsız olan haydi Yunanistan’a, Ermenistan’a” diyerek cevap vermesi önemli bir gerçekliğe işaret etmektedir. Bu gerici dinci köktenciliğin ve Kuran edebiyatçılığının, mevcut faşist rejimin toplumun tümüne dayatmak istedikleri dünya görüşlerinin temel bir saç ayağını oluşturmaktadır. Bu yüzden Boynukalın gibi “örnek model” kişiler ve cemaatler seslerini agresif ve aleni bir şekilde yükseltebilmektedir ve açıkça “rahatsız olana bu ülkede yaşam izni” yok denilmektedir. Yine geçtiğimiz hafta azılı bir faşist tarafından İzmir HDP binasına yapılan saldırı sonucunda gerçekleşen Deniz Poyraz’ın korkunç bir şekilde katledilmesi de bu köktenci faşistlerin “rahatsızlığı” üzerinden vuku bulmuştur.

Yükselen Haklı Tepkilerde Dikkat Çeken Unsurlar

Toplumda muhalif olanlar ve burjuva muhalefet müzik yasağına haklı tepkiyi salt bir “özgürlük kısıtlaması” temeline indirgemektedir -ki rejim 2016’dan beridir sürekli olarak kişisel hak ve özgürlükleri sürekli olarak kısıtladığı, “anayasal” sürecin işletilmediği ve her türlü hak mücadelesine bariz bir şekilde saldırdığı yakıcı bir gerçektir. Geride kalan süreçte özellikle pandemiye bağlı kısıtlılıkların yarattığı objektif elverişsizliğe ilaveten, esas olarak bütün bu süreci siyasi-ideolojik temelde ele alan rejimin uygulamalarından kaynaklı, müzisyenler başta olmak üzere toplumda sanatçıların ve güvencesiz koşullarda çalışan kesimlerin son derece zor koşullar altında kaldıklarını, yaşanan intiharları, dağılan aileleri ve derin yıkımları sarsıcı bir şekilde yaşıyoruz.

Lakin burada dikkat çekilmesi gereken husus, meselenin salt bir “yaşam tarzı” ya da “özgürlükler” meselesi olmadığıdır. Erdoğan, kendi siyasi emellerini muzaffer kılabilmek için “toplumsal rızalık” almak istemektedir. Bu “rızalığın” inşası için, siyasi-ideolojik kutuplaştırma elzemdir ve Erdoğan’ın yaptığı tam da budur; “Yeni Türkiye’nin” “toplumsal” temeli için ihtiyaç duyduğu gerici temelde bir kutuplaştırma.

Bütün Gereksiz Acılardan Kurtulabilmek İçin Pozitif Bir Ahlakın ve Devrim için Yeniden Kutuplaştırmanın Önemi

Halkın ve ezilen kitlelerin ihtiyaç duyduğumuz devrimi, tüm dünyada insanlığın kurtuluşu temeli ve hedefiyle sürdürebilmek için, bugün gereksinim duyduğumuz siyasi ve ideolojik mücadeleyi kararlılıkla ve bilimsel temelde sürdürebilmek gerekiyor. Rejimin anti-bilimsel, hurafeye dayalı ve rasyonel düşünme yetisini ortadan kaldırmak isteyen köktenci faşist ideolojisine karşı ivedilikle amansız bir mücadele yürütmek gerekiyor.

Diğer yandan, bu İslamcı-Türkçü faşistlere karşı kararlı mücadele yürütürken, dine inanan ve yine bu rejimin acımasız suçlarından rahatsızlık duyan, insan onuruna layık yeni değerlerle yeni bir toplumda yaşamak isteyen samimi insanlarla doğru bir temelde ve geniş kollarla birleşebilmek gerekiyor. Buradaki birlik bir “kuyruk” olma hali değildir; bu tamamen ideolojik mücadele temelinde bir birliktir. Dine inanan insanlarla mücadele etmeli, onların bu sisteme ve rejime dair olan öfkelerini materyalist temelde ele almalı ve karmaşık çelişkilerle baş edebilmelerinde onlara önderlik ederek, kitlelerin görüşlerini her seferinde daha da yükseltebilmeliyiz.

Bu insanlar, toplumun çeşitli katmanlarından gelirler ve özellikle belirli bir kısmı düşünceler alanında aktif olarak çalışma yürütürler; o yüzden bu insanların bilgi, yaşantı ve deneyimlerinden öğrenebilmeliyiz. Tüm bunları yapabilmek için Bob Avakian’ın da söylediği üzere “pozitif bir ahlakı öne çıkarmak, popülerleştirmek ve insanları daha geniş bir şekilde birleştirmek gerekiyor”. Bu pozitif ahlakın, toplumu devamlı olarak geriye çeken ve gereksiz acıların yaşanmasına neden olan geleneksel ahlakın kadın ve LGBTQ düşmanı, ötekileştirici, büyük ulus üstünlenmecisi, kaderci ve edilgen konseptinden; ayrıca kapitalist-emperyalist sistemin tüketim-metalaştırma mantığından ve her şeyi rekabete indirgeyen düşünme ve uygulama biçimlerinden koparak, gezegenin ve tüm türlerin sorumluluğunu taşıyacak, dünyanın bakıcıları sıfatına layık bir temelde yapılandırılması gerekmektedir.

Sokağa Çıkmayın Çağrıları Ne Anlama Geliyor?

Bu aşamada dikkat çekilmesi gereken ve kitlelerin düşünme biçimi üzerinde etkisini gösteren bir diğer önemli unsura da değinmek gerekiyor. Sedat Peker’in videolarından çokça dillendirilen “kardeşlerim, sokağa çıkmayın, büyük oyun oynanıyor, kaos yaratmayın” çağrıları toplumun bir kesiminde hızla cevap bulmuş durumda. İnsanlar “eğer sokağa inersek Erdoğan yeni bir Allah’ın lütfu bulacak” diyorlar. Egemen sınıfların muhalif kesimleri başta olmak üzere, toplumdaki farklı muhalefet çevrelerinden insanlar “kaos planı” şeklinde çeşitli önbelirlenimli konseptlerle Sedat Peker’in bu çağrısını yalnızca olumlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu çağrıları kendi siyasetleri ve ideolojileriyle de kolaylıkla uyumlu hale getiriyorlar.

Erdoğan’ın her bir fırsatı kendi lehine çevirdiği ve iktidarını bu ivmelerle istikrarlı kılmaya çalıştığı şüphesiz doğrudur. Ve şunu da belirtmek gerekiyor, eğer insanlar bu rejimi devirecek durumda olmadan -bu rejimin yapısını, neye dayandığını, neyi temsil ettiğini, içindeki gerçek çelişkileri ve zorlukları doğru bir yöntem ve yaklaşımla ele almadan, bu rejimi devirecek gerçek bir devrim hareketi için gerekli olan kuvvetleri doğru bir metodoloji ve önderlik altında organize etmeden- hareket ederlerse, bu büyük bir ihtimalle rejimin güçlenmesine ve çok daha negatif sonuçlara neden olabilecektir. Dolayısıyla bu konuya dair kestirme ve mutlak yanıtlardan ziyade asıl sorulması gereken soru, bu rejime ve onun bütün olarak temsil ettiklerine karşı “nasıl, hangi zeminde ve ne doğrultuda” hareket edilmesi gerektiğidir. Sahayı belirleyen ve devamlı olarak birbirleri üzerinde canlı etkileşimler içinde olan çok yönlü dinamiklerin önceden de belirttiğimiz gibi negatif olmayan, devrim için gerekli ve elverişli pozitif bir kutuplaşma sürecinde dikkatle ele alınması ve yönetilmesi gerekmektedir.

İsyan etmek meşrudur, isyan etmek hakdır. İnsanların bu sistemin bütün caniliklerine karşı haklarını ve özgürlüklerini koruması, bunun için mücadele etmesi önemlidir. Baskılar karşısında  on binlerce ve yüz binlerce insanın ivedelikle sokağa çıkması ve rejimin suçlarına karşı başkaldırmaları kesinlikle pozitif bir siyasi hava yaratacaktır. Fakat, bu sistemin ve onun caniyane sonuçlarının ötesine geçebilmek için yeterli değildir. İnsanlarla mümkün olduğunca birleşmeli ve onların görüşlerini nihai hedefi komünizm olan bir devrim hareketinin inşası için yükseltmeliyiz.

Bu rejimi ve bu rejimin üzerinde yükseldiği kapitalist-emperyalist sistemi alaşağı edebilmek için, gerçek bir devrim yapabilmek için hiç kuşku yok ki sayıları milyonları bulan bir devrimci halkın yaratılması gerekiyor. Devrimin ve onun yepyeni vizyon ve değerlerinin toplumun en geniş gözeneklerine dahi nüfus edebilmesi, buralarda cisimleşmesi ve toplumdaki egemen atmosfer üzerinde yapıcı bir etkide bulunması gerekiyor. Bununla birlikte karşı kutuptan insanların bir kısmının etkisiz ve bir kısmının da kararsız bırakılarak mobilize edilmesi ve gerçek bir devrim anı geldiğinde bu sisteme ve onun mevcuttaki rejimine son verilmesi gerekiyor.

Böylesi bir mücadeleyi gerçekleştirebilmek ve gerçek bir devrim hareketi inşa edebilmek için bugün ACİL ve KESİN olarak yapılması gereken, bu toplumdan ve işlerin gittiği yönden rahatsızlık duyan herkesin Bob Avakian’ın mimarı olduğu ve hali hazırda önderlik ettiği yeni komünizmi ciddi şekilde analiz etmeleri, bunu doğru ve derinlikli bir şekilde öğrenmeleri ve şüphesiz tüm insanlığın kurtuluşunu sağlayacak bu kritik önderliğin ateşli ve cüretkâr birer savunucuları olabilmeleri gerekmektedir.


Bu dosyada ele alınan meselelere ilişkin ayrıca aşağıdaki makaleleri inceleyebilirsiniz:

Yeni Komünizm

Bizler, devrimin önderi Bob Avakian'ın mimarı olduğu Yeni Komünizm‘in takipçileriyiz. Bob Avakian'ın devrimci önderliğini takip eden, Yeni Komünizm temelinde dünyayı anlama ve değiştirme sorumluluğunu üstlenenleriz.

"Enternasyonalizm - Önce Tüm Dünya Gelir" - Bob Avakian

0 0 oy
Makaleye Oy Ver
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorum
Satıriçi Geribildirim
Bütün yorumları gör

YENİ KOMÜNİZM HAKKINDA GÖRÜŞLER

ACİL DURUM KAMPANYASI