25 Ekim tarihinde Sırbistan’da düzenlenen seçimler ve sonuçları pek çok çevrede yankı buldu ve tartışıldı. Buna bir “sandık devrimi” diyenler olduğu gibi taban hareketinin ve doğrudan demokrasinin otoriterliğe karşı zaferi olarak ilan edildi. Belki de en önemlisi bir yıllık mobilizasyon sonucu hükümeti istifa etmeye zorlamasının ardından iki yıllık mobilizasyon ve örgütlenme ile- şimdilik- 14 yıllık Vucic rejimini iktidardan indiren hareketin yarattığı heyecan ve sahte umutlar var.
Sırbistan’daki halk kitlelerinin rejim ve onun yoksullaştırmayla emperyalizme bağımlılık politikalarına olan öfkesi yeni olmasa da yaşanan seçim “zaferinin” tarihini Novi Sad’da yaşanan faciayla başlatmak doğru gözüküyor. 1 Kasım 2024’te Novi Sad garında beton sundurmanın çökmesi sonucu 16 kişi hayatını kaybetti. Kitleler nezdinde bu olay bir altyapı kazası olmanın ötesinde denetim eksikliği ve usulsüzlükleri içeren bir dizi sorunun bir sonucuydu. Sorumluların hesap vermesi talebiyle başlayan eylemler ülke çapına yayılarak rejim karşıtı bir eylemliliğe dönüştü.
Rejim Karşıtlığı: Ne Zemininde?
Demokratik kimi taleplerin akabinde genel bir rejim karşıtı mobilizasyon oluştu ancak toplumdaki baskın düşünüş biçimleri rejime karşı muhalefeti sandığa doğru ilerletti. Siyaseten yönelimsiz, merkeziyetsiz ve temelde yan yana durmasındaki neredeyse tek temel faktör Vucic’in gönderilmesi olan toplamın kapitalist sistem içerisinde parlamentoya yönelmesi neredeyse kaçınılmazdı. Grevler, sokak eylemleri, kampüs işgalleri ve boykot örgütlenmeleri öğrencilerin Sırbistan’ı baştan sona dolaştığı ve aday listelerini hazırladığı bir seçim karnavalına dönüştü. Faşist Vucic rejiminin ülkeyi 14 yıldır yönettiği, lityum madenlerini AB ve emperyalist tekellere peşkeş çektiği, Sırbistan’ın bir yanda AB emperyalizmi bir yanda Rusya ve Çin emperyalizmi arasında sıkışan bir ucuz emek rejimi haline geldiği, ekonominin klientalist bir biçimde örgütlenerek büyük altyapı projeleriyle yandaş ve destekçi burjuvaların cebini doldururken halkı yüksek enflasyon altında ezdiği yadsınamayacak gerçeklerdir.
Bu rejime karşı ayaklanmak meşrudur ancak çok önemli soru bu rejime karşı mücadelenin hangi temelde olacağıdır. Sırbistan’da Öğrenci Listesi ve genel olarak dünyada liberaller Vucic’i oluşturan koşulları ve faşizmi var eden kapitalist sistemi görmezden gelme eğilimindedir. Dolayısıyla sorunu burjuva anlamda bir demokratikleşmeye indirgemekte bir beis görmemekte şayet daha fazla kontrol ve yolsuzlukla sıkı mücadele olursa sorunların temel olarak çözülebileceğini düşünmektedirler. Öğrenci Listesinin adaylarından eski Merkez Bankası başkanı ve büyük ihtimalle yeni başbakan olacak Dejan Šoškić’in dediği gibi: “intikam veya devrim olmayacak”…
Faşist Rejimlere Karşı Kitle Mobilizasyonları
Öğrenci Listesi’nin seçimi kazanmasındaki ana etken seçime katılımın yüksek olmasının ötesinde kitlesel mobilizasyon ve sokağın aktif kullanımıdır. Her ne kadar bu enerji daha sonra sandığa gömülmüş ve burjuvazinin liberal kanadının altına girmiş olsa da nihayetinde gerçekleşen bir dizi olay bizlere bir gerçeği işaret etmektedir: Kararlı ve kitlesel mobilizasyon faşist bir rejimi ve hatta konsolide olmuş faşist bir rejimi iktidardan gönderebilmektedir. Ancak faşizme karşı mücadele yürütürken temel ve can alıcı olan nokta bu faşizmi neyin meydana getirdiği -kapitalist sistemin işleyişinin caniyane bir biçimi olduğu- ve bütün bunların temelden çözümünün ne olduğudur. Şayet bizler bu kapitalist sistemi köklerinden söküp atmazsak, kapitalist bünye faşizmi üretmeye devam edecektir.
Sahte Umutlara Değil Devrimci Umutlara ve Devrime İhtiyacımız Var
Vucic rejiminin ve rejimin türlü faşist, gerici ortaklarının iktidardan düşürülmesi geniş kitleler nezdinde sevinçle karşılanırken farklı siyasi gruplar bundan farklı anlamlar çıkardılar. Örneğin Avrupa’daki en geniş lityum rezervleri üzerinde daha fazla kontrole erişebileceğini düşünen AB emperyalistleri seçim sonuçlarını büyük bir memnuniyetle karşılarken Türkiye’de ise burjuva muhalefetin önemli aktörlerinden Özgür Özel “hiçbir güç halkın iradesinden büyük değildir, hiçbir güç yenilmez değildir” diyerek İslamcı-Türkçü faşist rejim ile hesaplaşmayı kendi hakim sınıf çıkarlarıyla uyumlu bir şekilde sandığı tekrardan işaret etmiştir. Öncelikle şunu söylemek gerekir; seçimler yoluyla halkın iradesinin gerçekleştiğini söylemek zehirli bir düşüncedir. Seçimler yoluyla alınan rızalık egemenlerin bütün canilikleri ve suçlarını meşrulaştırmak için temelde kullandıkları bir yalandır. İkinci ve bir diğer önemli nokta ise Özel’in seçim sonuçlarını göstererek hiçbir güç yenilmez değildir demesi iki yıllık kitle mobilizasyonu ve mücadeleyi basit bir şekilde sandığa indirgemesidir. Ancak unutulmamalıdır ki dün CHP olarak var olan bugünün Yeni Parti kadroları 19 Mart’ta oluşan toplumsal kabarmayı dar miting alanlarına hapsederek ve ısrarla sandığı işaret ederek sadece bitirmekle kalmamış rejimin yeni bir faşist saldırı dalgasını başlatmasının da önünü açmıştır. Sırbistan’da anaakım muhalefetin aynı rolü oynaması, Öğrenci Listesini anaakım muhalefetle işbirliğinden uzaklaştırsa da, plenumlar aracılığıyla belirledikleri adayların siyasi muhtevası belirleyici ölçüde burjuva muhalefetin görüşlerini yansıtmaktadır.
Dün Macaristan’da Orban’ın bugün Sırbistan’da Vucic’in seçim yenilgisinin henüz bir rejim değişikliğine neden olup olmayacağı bile tartışmalı bir konuyken bizlere “tabandan, doğrudan demokrasi” şeklinde yeniden ve yeniden pazarlanmaya çalışan ama aslında üretim ilişkilerinde ve bunlara bağlı olarak toplumun örgütlenmesinde radikal hiçbir alternatif sunmayan bu sistemin açtığı yaralara yara bandı takmaya çalışan sözde alternatiflere ihtiyacımız yok. Evet, faşist rejimlere karşı kararlı ve kitlesel mobilizasyon hayati önemdedir ve örgütlenmesi gerekir ancak bizim siyasi yönelimimiz bir gericilik yerine başka türlü bir gericiliği iktidara getirmek değildir. Görevimiz faşizme karşı mücadeleyi devrim temelinde örgütleyebilmektir.