Yeni Parti ve Hakim Sınıfların Yeni Konfigürasyonuna Dair Bazı Notlar

21 Mayıs itibariyle, CHP’ye tedbirli mutlak butlan kararı verilmişti. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti’nin “seçimler” tarihinde bir ilk. İlk defa “yargı” eliyle bir partinin olağanüstü kurultayı “hukuksuz” değerlendirilip, tüm idare eski yönetime bırakıldı. Üstelik “kurultayın yenilenmesi” yerine “tedbir” yoluyla eski yönetim iş başına getirildi. Göreve gelen Kılıçdaroğlu ve ekibi Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel ekibini, “yargının gücünü” arkasına alarak etkisiz hale getirdi. Böylece 2023 seçimlerinde “sırtından hançerlendim” mottosunun rövanşını alabilmiş oldu. CHP’nin neredeyse tüm il yönetimlerini değiştirerek, aslında yeni bir kurultaya hazırlık yapmaktan öte, CHP’nin fiili olarak bölünmesine doğru yol aldı.

Bölünmeye giden zemin

Şüphesiz ki bu bölünmenin zeminini Erdoğan’ın önderlik ettiği AKP hazırlamıştır. AKP bir yandan 19 Mart süreciyle birlikte CHP’nin “yolsuzluklara bulaşmış parti” imajını vermek için onlarca yüzlerce insanı tutuklamış, onlarca belediye başkanını görevden uzaklaştırmış ve tutuklamıştı. Diğer yandan ise Özgür Özel ekibinin elini zayıflatmak ve CHP’yi hareket edemez hale getirmek için mutlak butlan atadı. Böylece hem kitleler gözünde İmamoğlu/Özel ekibi teşhir edilmeye çalışılacak hem de ellerindeki en önemli araç olan CHP işlevsiz hale getirilerek, muhalif cephede bir destabilizasyon sağlanabilecekti.

Yeni Parti ve “yeni” “muhalefet”

İmamoğlu/Özel ekibi, Kılıçdaroğlunun açıktan tasfiyeye başlamasının ardından Yeni Parti’yi kurmak zorunda bırakıldılar. CHP uzun zamandan beri, AKP’ye karşı “muhalefetin” lokomotif gücü olarak ön plana çıkıyordu. 2024 yerel yönetim seçimlerinde birinci parti olarak çıkması ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde demoralize olan AKP karşıtları için yeniden bir “umut” olma yönelimine, AKP’nin girişimi ve Kılıçdaroğlu’nun rövanşist tutumuyla adate bypass yapıldı.

Yeni Parti’nin bir gün içerisinde 91 milletvekili ve onlarca belediyeyi kendi bünyesine katması aslında, siyasi arenada “yeni” olmadığı eskinin devamlılığının bir göstergesidir. Zira Özel’in biz “Türkiye ittifakını kuracağız” sözü, aslında Kılıçdaroğlunun 2023 seçimlerinde izlediği çizginin başka bir biçimde hareket etmesidir. Gerek Özel olsun gerekse Kılıçdaroğlu, Türkiye’de AKP karşıtlarını bir “millet ittifakıyla”, kendi potasında eritmek için can atıyorlar. Bu ülkede yaşanan derin problemleri, bu sistemin yapısının bir parçası olan bu rejimin suçları olarak görmekten bağımsız, Erdoğan ile ilişkilendiriyorlar. Ve böylece, insanların yaşadığı dehşetlerin nedenleri yerine zaten hatırı sayılır bir kesim tarafından istenmeyen Erdoğan’ı hedef göstererek, “yeni” bir “muhalefet” yaratmak istiyorlar. Açıkça söylemek gerekir ki burada ne yeni bir şey var ne de bu rejimin suçlarına açık ve cesur bir muhalefet!

Yeni Parti ve yeni hakim sınıf konfigürasyonu

Açıkça söylemek gerekir ki, demokrasi denilen burjuva diktatörlüğünün en büyük numarası, iktidarın seçim yoluyla aktarımıdır. Bu yapılmadığı taktirde burjuva demokrasisi işlemez  ve burjuva klikleri bir arada tutan tutkal tutmaz hale gelir. Bizimkisi gibi ülkelerde ise faşizm, ezilen halk kitleleri üzerinde aleni diktatörlüğünü uygularken hala “seçimler” sürecini sürdürmekte fayda görür. Faşistlerin halkın hatırı sayılır bir kesiminden aldığı destekle yaptığı şeyler daha fazla “meşrulaşır”. Böylesi rejimler altında parlamento, faşizmin varlığını gizleyen bir biçim alır. Bununla birlikte, burjuvazinin nispeten liberal olan kanadı ise, “hür seçimler” ve parlamentonun bağımsızlığı için çabalaması, “demokrasi” için değil, esasta kendi dünya vizyonlarının hakim hale gelmesi üzerinedir. Akılda sürekli tutulması gereken husus, demokrasinin burjuvazinin bir diktatörlük biçimi olduğudur.

2016’da darbe girişimi sonrasında “Allahın lütfuyla” rejimini konsolide eden Erdoğan, 2020’lerin başında kan kaybetmeye başladı. Kürtlerin bastırılması, ilerici güçlerin hedef alınması, kadınlara yönelik saldırganlığın yükselişi, burjuva “muhalefetini” dahi açık düşmanlaştırma ve AKP’nin kendi mahallesinde bile “rejime daha sadık” insanlara yönelik yapılan dayatmalar, Erdoğan’ın popülaritesini düşürmüş ve AKP’ye karşı güvenin açık ara azalmasına neden olmuştur. 2023 seçimlerini, devletin tüm olanaklarını kullanarak binbir türlü hileye başvurarak -Erdoğan’ın ‘montajsa montaj’ demesini hatırlayalım- az bir farkla kazanması, Erdoğan’ın rejimininin geleceği açısından bir dizi problemi doğurdu. Rejimin yaşadığı siyasi ve ekonomik çelişkiler, kendi kitlesinin bir kısmının da uzaklaşmasıyla birlikte gözlenen zayıflama -Erdoğan son 10 senedir ittifak yapmaksızın seçimleri kazanamıyor-, klasik bir yöntemin devreye konulmasını gündeme getirdi; “muhalefeti parçala ve etkin muhalefet yapamayacak düzeyde ilerle”. Rejim ilk önce Kürt hareketinin önderliği ile yeniden bir “sürece” başlamış ve böylece Kürt hareketini nispi olarak pasifize etmiş ve ardından CHP’ye saldırarak, bölünmesiyle sonuç veren bir zemini güçlü bir şekilde ortaya koymuştur.

Gelinen aşamada CHP fiilen tükenme noktasına gelmiştir. Yeni Parti’nin önderliği ise “yeni bir yola” koyulmuş olmasına rağmen birçok açıdan yıpranmış durumdadır. Hala belli başlı büyükşehir belediyeleri Yeni Parti’ye geçmemiş ve bazıları ise açıktan kendilerine başka ajanda -AKP de dahil olmak üzere- bakmaktalar. Erdoğan karşıtı cephe neredeyse yarılmış durumdadır. Evet Erdoğan eskisi gibi güçlü değildir ama Erdoğan karşıtı cephe de hiç olmadığı kadar parçalanmış ve yıpranmış durumdadır. Hakim sınıflar arasındaki bu yeni konfigürasyon, seçim yoluyla Erdoğan’ın gönderilebileceği “umudundan” haylice uzaklaşmıştır. 

Bölünen “muhalefetin” kirlileri bize neyi gösteriyor

İmamoğlu/Özel kliği, CHP’den ayrdıldıktan sonra haklı olarak “butlancı” olarak nitelendirdikleri Kılıçdaroğlu’nu yerini dibine sokmaktan çekinmiyor. Özel daha dün televizyonlarda “Kılıçdaroğlu aday olunca sevinçten ağladım” diyorken, “babam” diye metiyeler düzüyorken, seçim başarısızlığını Kılıçdaroğlu’nun sırtına vurup, bu kaostan kazançla çıkmaya çalışmış ve CHP’nin başına geçmişti. Kılıçdaroğlu ise AKP’nin açtığı yolda tereddütsüz ilerleyerek, İmamoğlu/Özel’den partisini geri alabilmiş ve yeniden kadrolaşmaya gitmekten çekinmemiştir. Halbuki Kılıçdaroğlu daha dün İmamoğlu için “oğlum” diye bahsediyordu. Tüm bu yaşananlar, burjuvazinin ister sözde “liberal” kanadı olsun isterse faşist, klikler arasındaki çatışma ve mücadelenin halkın davası için olmadığı egemenler için olduğu ve bu özden ötürü baş dönderecek seviyede kesif ve keskin pislik koktuğunu bir kere daha göstermektedir.

Yukarıdaki tabloya ek olarak “muhalefetten” AKP’ye geçen belediyeler ve vekilleri de eklemek gerekir. Daha düne kadar Erdoğan’a büyük hakaret edenler, bugün Erdoğan’ın kanatları altında buluşmuşlardır. Bunda AKP’nin izlediği tehdit ve bastırmanın da payı oldukça yüksektir. Ama yerel yönetimlerin birer “arpalık” olarak gören CHP’nin de izlediği geleneksel kokuşmuş siyasette işin “doğasının” parçasıdır. Aslında AKP’ye geçen  kadro ve belediye başkanlarının bir kısmı, ya ailesinin ya da kendisinin yaptığı yolsuzlukların ifşa sonrasında gerçekleşmiştir. Bununla birlikte unutulmaması gereken bir diğer husus ise, yoldaş Kaypakkaya’nın da işaret ettiği üzere kriz dönemlerinde hakim sınıflar arasında birbirine geçişin daha fazla olmasıyla ilişkilidir. Çünkü bu klikler arasında burjuva diktatörlüğünün nasıl vuku bulacağına -rejimine- yönelik derin bir ayrılık olmasına rağmen aynı özden beslendikleri için, birbirleri arasındaki ayrım Çin Seddiyle ayrılmış gibi değildir.

Yegane yol gerçek bir devrimdir

Şimdi insanlar Yeni Parti’nin kitle nezdinde yüzde bilmem kaç oy alıp almayacağınına odaklanmak yerine, yaşadığımız ızdırapların kökeni olan bu sistemi ve onun hali hazırdaki rejimini silip atmak için, gerçek bir devrim için örgütlenmelidir. Ancak bilimsel kararlılık ve süreklilikle hareket eden, ciddi ve yürekli bir devrim hareketi,  yaşamaya maruz bırakıldığımız bu pislikleri bir daha geri dönmemecesine temizleyebilir. Son onbeş yıldır Erdoğan’ı “bir sonraki seçimlerde yenmeye” davet eden burjuva tuzaklardan, “bir nefes alalımcı” reformist yolculardan bıkıp usanan ve gerçek bir çıkış yolu arayan herkesin tek alternatifi, baskının ve sömürünün olmadığı bir dünyayı hedefleyen gerçek bir devrimden daha azı değildir!